Yol Boyunca:

  • Filipinler’de Oslob’da dünyanın en büyük memelilerinden sayılan balina köpekbalıkları ile yüzdüm. Yaklaşık 6-7 tanesi ile aynı suyun içinde bulunmak ifade edilemeyecek bir deneyimdi. Suya girmeden önce bize 376035_10151564731921211_1773646359_nverilen brifingde hayvanlara dört metreden fazla yaklaşmamamız konusunda uyarılsak da, suyun içerisindeki yoğunluk nedeniyle neredeyse birkaçıyla burun buruna geldim. Yaklaşık bir saatlik bu deneyim hayatım boyunca unutamayacağım anların başındaki yerini aldı.
  • Japonya’da Tokyo’da ilk dövmemi yaptırdım. Babama tekrar tekrar bu konuda bilgi vermeme rağmen, konusu her açıldığında durumu kabullenmek istemeyip ciddi ciddi “Geçiçi mi?” diye sordu. Sonuçta yaptırdığım dövme konusunda onayını aldım yine de. Yaptırdığım kuş şeklindeki dövmenin hem beni, hem de yolculuğumu temsil etmesini istedim.
  • Filipinler’de Pamilacan Adası’nda deniz suyunun sifon, yağmur suyunun duş almak için kullanıldığı, sadece 100-150 kişinin yaşadığı, neredeyse iki kilometrelik çapı bulunan bir adada konakladım. Adaya ulaşabilmek için yerel halkın pazar alışverişi için kullandığı motorlara, pazar eşyaları arasına sıkışarak yolculuk yaptım. Motorun kalkmasına dakikalar kala bütün motor halkının dondurma aldığını görüp şaşırınca ben, yerellerden birinin adada günde sadece beş saat elektrik olduğu için buzdolabı bulunmadığı, dolayısıyla dondurma yiyemedikleri açıklaması ile iyice şaşırdım.
  • Hindistan’da Jodhpur’da sokaklarda fotoğraflar çekerken evinin önünde oyalandığım bir aile tarafından içeriye davet edildim. Evde bulunduğum üç saat boyunca beni kendilerinden biri gibi görüp son derece ilginen, yardımcı olan, kollarıma bilezikler dizip bana hediyeler veren, yemeklerini benimle paylaşan bu aile bireylerinin her birine teker teker hayran kaldım.
  • Sri Lanka’da uzun bir yolculuktan sonra tüm günümü ayırıp ziyaret etmeyi planladığım Sigiriya isimli kaya tapınak / saray alanından içeri adımımı atmamla sağanak yağmurun başlaması bir oldu. Çoktan 35 dolarlık giriş ücretini ödediğim için günün geri kalan beş saatini vücudumda tek bir kuru nokta kalmayana kadar gezerek geçirdim. Kayanın tepesinde aralıksız yağan yağmurdan dolayı kimse yoktu. Yağmurla mücadelem dönüş yolunda bindiğim otobüste bana bakan ve gülüşen yerellerle doruk noktasına ulaştı. Üstüm ıslak olduğu için bir buçuk saatlik yol boyunca otobüsteki koltuklara oturamadım.
  • Myanmar’da Pa-auk’ta orman içerisinde yer alan bir meditasyon manastırında rahibelerin arasına karışıp üç gün geçirdim. Her güne sabah 3.30’da başladım. Günde 7-8 saate yakın meditasyon yapmaya çalıştım. Manastırın kurallarına uyup tahta yataklarda uyudum, günde sadece iki öğün yemek yedim. (birisi sabah 5.00’de, diğeri saat 10.00’da, sonrasında yemek yemek yasak)
  • Endonezya’nın Komodo ejderleri ile ünlü adaları etrafında daldık. Üçüncü dalışımızdan sonra, dalış okulunun botu, bir saat kadar bizi bulamadı.  Yoğun akıntı yüzünden bir kilometre kadar sürüklenmiştik. Beş kişilik bir ekip olarak bir saat boyunca çığlıklar attık, ıslıklar çaldık, bağırdık. Sesimizi duyuramadık. “Açık Deniz” isimli filmden sahneler gözümün önünde, suyun üzerinde ağlamamak için sürekli olarak dilimi ısırdım. Yoğun dalgalar tarafından farklı yönlere sürüklenmemek için mücadele ederken yolculuk boyunca en korktuğum anlardan bir tanesini yaşadım. Bir saat sonunda ekipten birinin akıntıya ve dalgalara karşı yüzüp botun olduğu bölgede kendisini belli etmesi sonucunda fark edildik.
  • Endonezya’da aktif yanardağların yer aldığı kraterlere çıktım. Kraterin ağzından tüten dumanlarla aramda sadece kaygan kumlar vardı. Kalbimin atışını hissedebiliyordum.
  • Yine Endonezya’da Loboc adasından, Flores adasına giden bir teknede dört gün geçirdim. Hiç tanımadığım yirmi beş insanla beraber. Bir gece çok fena fırtınaya yakalandık. Küçücük tekne bizi öyle bir sarstı ki, yirmi beş cengaver gibi genç grubu olarak hepimiz yerlere serildik. Kimse mide bulantısından dolayı gözünü bile açamadı. Bir sonraki gecelerde sakinleşen deniz, yıldızlarla dolu gökyüzü ve yakamozla kendisini bize affetirmeyi başardı. El değmemiş adalarda uyandık, kimsesiz denizlerde kristal suyun tenimizi serinletmesine izin verdik.
  • Dünyanın en güzel dalış noktaları listesinde en tepelerde yer alan Malezya’nın Sipadan adasında doğum günümde tüm gün boyunca dalış yapma şansı yakaladım. Adaya dalışlar her gün 120 kişi ile sınırlı olduğundan bu fırsatın tadını sonuna kadar çıkardım. Dalış boyunca onlarca köpekbalığı, devasa kaplumbağalar, binlerce balıktan oluşan balık sürüleri etrafımızı çevreledi. Suyun altında bir insanın nefesinin kesilmesi mümkün olabilir mi? Olurmuş, onu öğrendim.
  • Malezya’da üç gün boyunca bir yağmur ormanının içinde konakladım. Filleri, orangutanları, maymunları doğal ortamlarında görme fırsatı yakaladım.
  • ABD’nin bir başından bir başına tren ile yolculuk ettim. Yol üzerinde cazın kalbi New Orleans, Elvis Presley’in memleketi Memphis, Mormonların merkezi Salt Lake City gibi şehirlere uğramayı ihmal etmedim. San Francisco’ya vardığımda ise dünyanın en güzel rotalarından bir tanesi olan California kıyılarını, Los Angeles’a kadar büyüleyici manzaralar eşliğinde, minicik okyanus kıyısı kasabalarda durarak geçtim.
  • Meksika’nın en büyük festivallerinden biri olan  “Ölülerin Günü “nü, Meksika’nın Merida şehrinde bir mezarlıkta gece düzenlenen törenlere katılarak kutladım.
  • Yine Meksika’nın Yucatan Bölgesi’nde hayatımın en enteresan deneyimlerinden bir tanesi olan yer altı tatlı su mağaralarında dalış yaptım. Işık oyunları bir an dünya üzerinde bir yerde olduğumu unutturacak derece etkileyiciydi.
  • Guatemala’nın küçücük bir şehrinde iki ay kadar yaşayarak her gün düzenli olarak günde altı saat İspanyolca dersi aldım. Evimden bu kadar uzak bir yerde, tamamen farklı bir kültürde kısa bir süreliğine de olsa yerleşim hayata geçmek tarif edilemeyecek kadar farklı bir deneyim oldu benim için.
  • Bir grup arkadaş Guatemala’nın çok küçük bir köyünü yılbaşı sonrasında ellerimizde poşet poşet hediyelerle ziyarete gittik. Burada bulunan okul öncesi eğitim merkezindeki her yaştan çocuklara hediyeleri Noel Baba kıyafeti giymiş bir arkadaşımız verdi. Çocukların birçoğu daha önce Noel Baba görmemişlerdi. Ağlayanlar, kahkahalar atanlar, heyecandan zıplayanlar oldu. Ben ise bir köşede durup durup bize sarılmaya gelen fakir; ama gönlü zengin bu küçücük çocukları izlerken ağlamamak için dilimi ısırdım.
  • Yine Guatemala’da Quetzaltenango ve Atitlan Gölü arasında üç gün süren bir yürüyüşe katıldım. Hayatımdaki ilk ciddi ‘trek’ deneyimim olan bu zorlu rota boyunca mısır tarlalarından, bulut ormanlarından, gözün alabileceği en güzel manzaralardan geçtik. Son gün, gün doğumuna Atitlan Gölü’nü çevreleyen yanardağlara bakan harika bir tepeden ellerimizde sıcak çikolatalarımız eşliğinde tanık olduk.
  • Dünyanın en güzel ve önemli dalış noktalarından bir tanesi olan Belize’deki ‘The Great Blue Hole’ yani ‘Büyük Kara Delik’de sayısız köpekbalığı ile 42 metreye kadar daldık. Dalış süresi sadece 35 dakika olmasına rağmen buz gibi suyu vücudumuzda hissetmek, etrafımızı süsleyen sarkıtlar ve dikitler arasında süzülmek harikaydı.
  • Kosta Rika’nın bulut ormanları ile meşhur yemyeşil şehri Monteverde’de ziplining yaptım. Toplam uzunluğu dört kilometreyi bulan, toplamda 14 kablo ile birbirine bağlanmış çeşitli platformlar arasında dört saat boyunca bir platformdan bir diğerine vadiler üzerinden, çelik kablolar aracılığıyla kayarak bol bol adrenalin pompaladım. Kapanışı ise uzun zamandır istediğim ve tam tamına 140 metre yüksekliği olan ‘bungee jumping’i yaparak tamamladım.
  • Kolombiya’da yer alan ve aslında kurumuş bir tropik orman olan Tatacoa Çölü’nde etrafta tek bir adet ışık belirtisi yokken geceyi astronomik gözlemevinde düzenlenen tura katılarak geçirdim. Burada rehberimiz bize supernovalardan, çeşitli yıldızlardan, kara deliklerden ve gökyüzünden bahsederken dünyanın unuttuğu bu küçük çölde sessiz gecede bizden başka kimse yokmuş gibi hissettim.
  • Ekvador ana karasından yaklaşık 1000 kilometre uzakta bulunan, doğal hayatın en korunmuş halinin yer aldığı Galapagos Adaları’nda eşi benzeri bulunmayan bir on iki gün geçirdim. Bu süre boyunca daha önce hiç görmediğim hayvanlara tanık oldum, çekiç köpekbalıkları ile daldım, resif köpekbalıkları ve kaplumbağalarla yüzdüm. El değmemiş kilometrelerce uzun bembeyaz kumlu, kristal sulu plajlarda saatler geçirdim.
  • Peru’ya giden turistlerin sadece %1’inin ziyaret ettiği kuzey bölgesindeki kalıntıları ziyaret edip Kolomb öncesi döneme ait harika tarihi kalıntılara tanık oldum.
  • Yine Peru’da dünyaca ünlü Nasca çizgileri üzerinde pırpır uçaklarla yarım saatlik bir tur gerçekleştirdim. Bazıları 100-150 metre arasında olan çizimlere hayran kaldım.
  • Dünyanın en meşhur tarihi kalıntılarından bir tanesi olan Machu Picchu’da gün doğumu ve gün batımına tanık oldum. Güneş bulutlar arasındaki bu harika kalıntıları pembenin her tonuna boyarken gördüğüm güzelliğe inanamadım.
  • Bolivya’da yer alan ve dünyanın en tehlikeli yolu olarak bilinen ‘Ölüm Yolu’nda 67 kilometrelik bir bisiklet turuna katıldım.
  • Dünyanın en büyük tuz gölü olan Uyuni’de üç gün boyunca geyzerleri, farklı renklerdeki gölleri, Dali’nin de ilham aldığı düşünülen çölleri, yanardağları ziyaret ettim.
  • Bolivya’da bulunan ve dünyanın en büyük gümüş madenlerinden biri olan ‘Cerro Rico’daki madenleri ziyaret ettim. Madencilerin gece gündüz yemek yemeden sadece koka yaprağı çiğneyerek enerji buldukları ve çok cüzi ücretlere çalıştıkları bu madenlerde bizzat dinamitle taş yığınlarını nasıl patlattıklarına tanık oldum.
  • Bolivya’nın başkenti Sucre yakınlarında bulunan milyon yıllık dinazor ayakizlerini görebilme şansı elde ettim.

Daha Önceki Yolculuklarımdan:

  • 17 günde Rusya’yı bir başından bir başına (Vladivostok’tan Moskova’ya) Trans-Sibirya Ekspresi adı verilen tren yolu ile geçtim. Trenden inmeden yolculuk yaptığım en uzun süre Khabarovsk ve Ulan Ude arasındaki yaklaşık üç günlük yol oldu. Üçüncü sınıf trenlerde 56 kişi ile tek bir vagonu paylaştım. Dokuz farklı şehirde durakladım. 9289 kilometrelik tren yolu boyunca sekiz farklı saat dilimini aştım. Öyle ki bütün trenler Moskova saatine göre çalıştığı için belli noktalarda saat karmaşasından nerenin saatini takip ettiğimizi şaşırdım.
  • Fas’ta Sahra Çölü’nde tüm gün develer ile yolculuk yaptıktan sonra; iki üç Bedevi çadırının bulunduğu bir bölgede kumlar üzerinde, yıldızlar altında, yakılan ateşin etrafında en güzel uykulardan birine daldım. Yağmur hafif atıştırıyordu. Yanımdaki Amerikalı çocuk Binbir Gece Masalları’ndan bahsediyordu. Çadırın içinden bize göz kulak olan Bedevi’nin mırıldandığı şarkının tınıları bize kadar ulaşıyordu.314_73535065555_3026_n
  • Mısır’da Sharm El-Sheik’te boyum kadar rengarenk balıklarla, canlı mercanlarla beraber yüzdüm. Sadece şnorkel ile yüzmeme rağmen, deniz altı o kadar renkli, deniz canlıları o kadar gerçek ve yakındı ki bir an için nerede olduğumu unuttum.
  • Dünyanın en iyi dalış mekanlarından biri sayılan Avustralya’da Büyük Bariyer Resifi’nde hayatımın ilk dalış deneyimini gerçekleştirdim. En başta scuba’ya alışık olmadığım için paniklesem de, Avustralyalı hoca elimi tuttu, beni sakileştirdi ve dalış yaptığımız iki noktada da hayatım boyunca daha önce hiç görmediği kadar canlı türüne tanık olmama aracı oldu.
  • İspanya’da düzenlenen Avrupa’nın en büyük müzik festivallerinden biri kabul edilen Benicassim Müzik Festivali’ne katıldım. Konaklayacak çadırım ya da otelim yoktu. Üstelik bunlara harcayacak param da yoktu. Bütün festival boyunca disko sahnesi, park, kumsal da dahil olmak üzere çeşitli yerlerde uyukladım. İlk gün lensimi yırttım, ikinci gün gözlüğümü kaybettim. En güzel konserleri 5.5 numara gözlerle sadece dinleyerek geçirdim.
  • 5769_232080295555_1639152_nGürcistan’ın kuzeyinde yer alan Kazbegi bölgesinde krater gölünü görmek adına atlar ile dağlara çıktım. Atların bizi sarp kayalıklarda ve uçurumların kenarında son derece korkusuz şekilde taşımasına izin verdim. Attan düştüm. Yürüme yolumuz olan yeşillik alanda sayısız kere ayağımı burkup kaydım ve yere kapaklandım. İlk defa bir insanın poposunun tamamınının morarabileceğine bizzat şahit oldum.
  • Suriye’de Şam’da bulunan bir kahvehanede ülkenin tarihini, yerel masallardan öğeler de katarak anlatan son masal anlatıcı tarafından dinledim. Hikayelerinden tek kelime bile anlamasam da ikram edilen nargile eşliğinde kalabalığa karıştım.
  • Karadağ’da masal diyarlarını ziyaret ettim. Dışarıdan kocaman dağ gibi gözüken; fakat içine açılan daracık geçitten geçtikten sonra sevimli bir şehir ile karşılaşılan Kotor’a tek kelimeyle vuruldum.
  • Ürdün’de Ölüdeniz’de hiç hareket etmeden suyun bütün kuvveti ile beni yüzeyine atmasına izin verdim. Uzaktan bakınca sisler altında büyülü gibi duran bu denizin zengin mineral yapısı ile oyalanmak, henüz ilkokula başlamamışken annemin doldurduğu leğenden saatlerce çıkmadığım günleri hatırlattı bana. Sudan bir türlü çıkasım gelmedi.
Reklamlar

7 responses »

  1. Merhabalar,

    Sizi ve yolculuğunuzu yakın bir arkadaşımdan daha önce duymuştum lakin böyle bir sayfa ile karşılacağımı ummuyordum. Sonunu merak ettiğim bir kitabı 1 saatte okur gibi nerden nereye gitmiş heyecanı ile okudum bloğunuzu. Tebrik ederim, hep hayal edip asla fırsat bulamayacağım yerlere gitmişsiniz. Şu an Varlıbaş Holding’de çalışıyorum, maddi olarak herhangi bir sıkıntım yok ama 1 hafta bile iş dışında bir yere gitme lüksüm de yok. O yüzden cesaretinize ve emeğinize saygı duydum. Çok radikal ve asil bir karar. Umarım döndüğünüzde kendi alanınızda çok daha ileri gitme şansınız olur, istikbaliniz açık olsun.

    K.F. Varlıbaş

  2. ben imkanlar ancak elverdiğinden gezme işine geç başladım o yüzden sizin gibi gençlerin yaptıklarıyla gurur duyuyorum . Ne kadar genç yegenim, kuzenim varsa sitenizi gezmelerini önerdim.Sizin gibi örnekler lazım ülkemize netice de ..Bravo , yüreğinize sağlık ayaklarınıza sağlık … hergün takipteyim artık gidemeyeceğim yerlere gitmiş olurum böylece …

  3. Küba’ya gideceğimiz için blog okumaya çalışıyorum, ancak sizinkine takıldım kaldım. Bravo diyorum. Şimdi ne yapıyorsunuz, iş hayatına dönüp para mı biriktiyorsunuz, tekrar turlamak için. Anneniz ve babanız sizinle gurur duysun. Çok tebrik ediyorum sizi.

    • Merhabalar, çok teşekkür ederim nazik yorumunuz için. An itibariyle uluslararası bir yardım kuruluşunda çalışıyorum Türkiye’de. Ve evet tekrar para biriktiriyorum. Ama an itibariyle sahip olduğum yerleşik hayattan da oldukça memnunum. İyi yolculuklar şimdiden, Küba’nın çok keyifli geçeceğine eminim.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s