Category Archives: Tissamaharama

Yala Milli Parkı, Sri Lanka.

Standard

14 Ocak 2013, Pazartesi.

DSC01659

Safari araçları kızıl topraklarda.

DSC01657

Araçlardan bir tanesinin lastiği bozuk yollara dayanamıyor da patlıyor.

DSC01656

_MG_3087

Gölün tadını çıkaran buffalolar.

IMG_3062

_MG_3040

Safarinin en güzel tarafı bu yalıçapkını kuşlarıydı.

IMG_1596

_MG_3117

Sabah telefonun alarmı 04:45’i gösterdiğinde ben de zor da olsa uyanıyorum. Hazırlanıp dışarı çıkıyorum. Gökyüzü berrak ve yıldızlar o kadar çoklar ki. Şehir hayatında görmeye alışmadığımız manzaralar. Saat 05:00 olunca altı kişilik safari aracı bizi Yala Milli Parkı’na götürmek için otelimizden alıyor. Karanlık ve soğuk gecenin içinde ilerliyoruz. Gün ağarmaya yakın, milli parka varıyoruz ve yedi saat sürecek safari maceramız da böylece başlamış oluyor.

Araba, uçak ve tren gibi ulaşım araçlarına biner binmez uykusu gelen bir insan olarak ben, safarinin çok da bana göre bir şey olmadığını bu yolculuk sırasında anlıyorum. Parkın birbiri içine geçen bozuk yolları arasında saatlerce değişik bir hayvan görme umuduyla dolaşıyoruz. Buffalolar, timsahlar, ejderler, domuzlar, maymunlar, rengarenk kuşlar ve ara sıra rastladığımız filler; benim Hindistan sokaklarından alışık olduğum simalar olduklarından çok da ilgimi çekmiyorlar. Şans eseri rastladığımız hayvanların peşine sıra sıra toplanan safari araçlarının genel tutumu da çok hoşuma gitmiyor. Yedi saat böyle geçiyor ve ne yazık ki şansımıza safarinin yıldızı leoparları göremiyoruz.

Öğlene doğru kaldığım yere beni bırakıyorlar, ben de nihayet güneye deniz kenarına inebilmek için çetrefilli yolculuğuma başlıyorum. Önce Matara’ya gitmek için bir otobüse atlıyorum, Matara’dan da Mirissa adlı küçük kasabaya gidebilmek için bir başka otobüse biniyorum. Sri Lanka’nın en güzel yanlarından biri gitmek istediğiniz her yere otobüsleri kullanarak çok kolay şekilde ulaşabilmeniz. Güneş batmadan Mirissa’ya varıp bir otel ayarladıktan sonra koşa koşa kendimi denize atıyorum. Beyaz kumlar ve berrak deniz bünyeme o kadar iyi geliyor ki; gün batana kadar da denizden çıkmıyorum. Artık hava kararınca kendime mavi balina turu ayarlamak ve bir şeyler yemek için otelin yolunu tutuyorum. Ayarladığım mavi balina turu sabah  06:30’da başlıyor, yani yine erkenden başlayan bir gün bekliyor.

Reklamlar

Tissamaharama, Deberawewa, Sri Lanka.

Standard

13 Ocak 2013, Pazar.

DSC01609

Tissa Wewa Gölü ve güneşin tadını çıkaran timsahlar.

DSC01622

Tahta elmalar arasındaki yılanlar yol kenarını süslüyor.

DSC01631

Yatala Wehera isimli beyaz dagoba.

DSC01647

Pirinç tarlaları.

Sabah uyanıp çok güzel bir kahvaltı yapıyoruz James’le. Onun yolu Kegalle’e kadar uzun, bense Tissa olarak da anılan Tissamaharama’ya gideceğim. Tissa’dan bir sonraki gün Yala Milli Parkı’na yarım günlük bir safari ayarlayıp Sri Lanka’nın vahşi yaşamına yakından tanık olacağım. James’le vedalaştıktan sonra Wellawaya’ya gidecek otobüse atlıyorum. Wellawaya’da otobüs değiştirip Tissa’ya kadar beni götürecek başka bir otobüse biniyorum. Otobüse biner binmez, benimle ilgilenip çantamı koyabileceğim bir yer açıyorlar. Sonrasında da ilk boşalan yere, ayaktaki o kadar insana rağmen beni oturtuyorlar. Bütün otobüs yolculuğu boyunca aklıma bir önceki gün James’le yaptığımız espriler geldiği için kendi kendime gülüyorum.

Tissa’ya vardığımda Tissa ve Deberawewa arasında yer alan bir otelde makul bir fiyata yer ayarlıyorum. Ertesi günün safari turunu da bu otel aracılığıyla ayırtıyorum. Ücret her şey dahil kişi başı 7000 RS. Tek başıma olmasam bu fiyat bana daha farklı yansırdı tabi; ama buna değeceğini umuyorum. Safari sabah 05:00’te başlayacak, ben de hızlıca bir şehir merkezinde görülecekleri (dagoba, dagoba ve daha fazla dagoba) gezip odaya dönmeye karar veriyorum.

Odada biraz oyalandıktan sonra önce Tissa Wewa gölünü görmek için pirinç tarlalarının arasındaki yolu takip ediyorum. O sırada oteldeki görevli yanımdan motosikletiyle geçerken beni gölün etrafında motoru ile gezdirmeyi teklif ediyor. Kabul ediyorum. Böylece yolculuğumun ikinci motosiklet deneyimi de başlıyor. Göl etrafında ilerlerken kocaman timsahları kayaların üzerinde güneşlenirken ya da suların kıyıya yakın yerlerinde yüzerken görmek mümkün. Göl turundan sonra ben Tissa’nın mekezine doğru ilerleyip Yatala Wehera isimli beyaz dagobayı ve yanındaki küçük ve yıkık müzeyi ziyaret ediyorum. Çimenlerin arasında yılanlar dolanıyor. Bu beni biraz korkutuyor. Sonrasında restore edilmiş Tissa Dagoba’yı ziyaret edip kaldığım bölgeye doğru geri yürüyorum. Gün batıyor. Ayağımın bastığı toprak kızıl. Sağımda ve solumda uzanan pirinç tarlaları. Yolda göz göze geldiğim herkes selam veriyor ya da el sallıyor. İçimde huzur ve durduk yere gülme hissi. Her şey olması gerektiği gibi. Ne eksik, ne fazla.