Category Archives: Lima

Lima, Peru.

Standard

 

 27 Nisan 2014, Pazar.

IMG_7276

DSC08566

Miraflores’ten.

DSC08567

DSC08569

DSC08570

DSC08572

DSC08586

DSC08587

DSC08589

DSC08593

 

IMG_7258

IMG_7259

IMG_7264

IMG_7266

IMG_7272

DSC08596

Lima’nın Pasifik Okyanusu kıyısından manzaralar.

DSC08599

DSC08600

Miraflores bölgesi oldukça lüks evleri ve siteleri barındırıyor.

DSC08607

Larcomar alışveriş merkezi.
DSC08614

DSC08616

DSC08620

DSC08621

Barranco’dan manzaralar.

DSC08630

Aşıkların buluşma noktası: Puento de los Suspiros.

IMG_7296

IMG_7297

IMG_7299

IMG_7300

IMG_7301

IMG_7302

IMG_7303

IMG_7304

 

IMG_7292

IMG_7294

IMG_7279

IMG_7307

IMG_7308

Barranco’nun rengarenk sokakları ve tarihi malikaneleri.

Sabah uyanıp kendime geldikten sonra günü şehrin modern yüzünü yani Miraflores ve Barranco bölgelerini dolanarak geçirmeye karar veriyorum. Kahvaltımı günün her saati önünde uzanan kuyruklardan kolayca tanıyabileceğiniz “Malecon Balta”da yer alan sandviç dükkanı “La Lucha”nın efsane sandviçleri ile yaptıktan sonra bu geniş cadde üzerinden denize Pasifik Okyanusu’na doğru yavaş yavaş ilerliyorum. Pazar gününün erken saatleri olmasına rağmen şehir o kadar hareketli ve canlı ki. Bölgede yer alan lüks ve butik cafe ve restoranlar aileleri ve arkadaşları ile kahvaltı yapmaya gelmiş Perulularla dolup taşıyor. Köpeklerini yürüyüşe çıkarmış insanlar, koşanlar, bisiklete binenler ya da sadece yürüyüş yapnlar yanımdan geçip gidiyorlar.

Okyanus kenarına vardığımda ise ilk olarak “Parque del Amor” yani Aşk Parkı’na denk düşüyorum. Okyanus kenarından yüksekçe bir uçuruma yapılmış yürüyüş yolu okyanusa paralel şekilde ilerliyor; üstelik yol üzerinde insanların vakit geçirebilmesi için sayısız küçüklü büyüklü park, tenis kortları, futbol sahaları yer alıyor. Hava biraz puslu ve kapalı da olsa bölge oldukça kalabalık, yürüyüş rotası da bir o kadar keyifli. Uçuruma taşlarla yazılmış isimler ve kalpler ise ortama ayrı bir romantiklik katıyor. İşin enteresan tarafı hava oldukça serin olsa da okyanus üzerinde ellerinde sörf tahtaları dalgalar ile boğuşan insanları görebiliyorsunuz. Uzaktan minicik sayısız nokta düşe kalka pazar sabahlarını Pasifik Okyanusu’nun dalgaları arasında geçiriyor.

Biraz ilerledikten sonra “Larcomar” isimli alışveriş merkezine geliyorum. Mimari açıdan biraz “Kanyon”u andıran bu mekanda çeşitli mağazalara ek olarak bol bol restoran ve cafe bulunuyor. Okyanus kenarından ilerleye ilerleye sonunda “Barranco” bölgesine vardığımda aradan rahat iki üç saat geçmiş oluyor.

Barranco, 20. yüzyıldan itibaren popüler olmaya başlamış, Miraflores bölgesinin güneyinde yer alan ve özellikle de Lima’da yaşayan öğrenciler arasında popüler olmuş bir mahalle. Şehrin en iyi restoranlarına ev sahipliği yapması, şehrin en iyi gece hayatını barındırması bir yana, sokaklarını süsleyen yan yana dizili tarihi malikaneleri ve sanat galerileri ile de bu bölge adından oldukça söz ettiriyor. Ben de uzunca bir süre bu bölgenin iç içe geçen sevimli sokaklarında kendimi kaybediyorum. “Puento de los Suspiros” isimli birçok yerel şarkıya söz konusu olmuş, aşıkların mekanı olarak anılan küçük tahta köprüye uğramayı da ihmal etmiyorum. Akşama doğru karnımı güzel bir restoranda doyurduktan sonra Miraflores bölgesine geri dönüyorum ve iki gündür gözüme kestirdiğim sinemaya girip uzun zamandır merak ettiğim Wes Anderson’ın “The Grand Budapest Hotel” filmine bir bilet alıyorum.

Film çıkışında keyfim son derece yerinde hostelin yolunu tutuyorum.

26 Nisan 2014, Cumartesi.

DSC08491

Miraflores bölgesi şehrin lüks apartmanlarına ev sahipliği yapıyor.

DSC08493

DSC08495

DSC08496

DSC08497

IMG_7225

Miraflores civarında denk geldiğim pazardan.

IMG_7234

Plaza de Armas’da rastladığım tarz sahibi köpek.

IMG_7239

IMG_7240

Lima’nın duvar resimleri.

DSC08499

DSC08500

DSC08502

DSC08504

DSC08505

Lima’nın tarihi merkezinden görüntüler.

DSC08508

DSC08511

Hükümet Sarayı’ndaki muhafız değiştirme töreninden.

DSC08519

DSC08514

Plaza de Armas.

DSC08516

DSC08520

DSC08525

DSC08531

DSC08533

DSC08537

DSC08540

DSC08542

DSC08544

Rimac bölgesi.

DSC08549

DSC08554

DSC08564

Lima sokakları.

Peru’daki gece otobüsleri ile yıldızım bir türlü barışmıyor. Tekrar tekrar varış saatini ve yolculuk süresini görevlilere sormama rağmen, saatler 05:30’u gösterirken Peru’nun başkenti Lima’ya varıyorum. Hava biraz aydınlansın, şehir biraz canlansın diye otobüs istasyonunda bir süre oturup beklemeye karar veriyorum. Lima’da da Peru’nun geri kalanında olduğu gibi her otobüs firmasının kendisine ayrı bir terminali bulunuyor. Bu terminaller genelde eski şehir (Centro Historico) ve yeni şehir (Miraflores) ortasında sayılabilecek bir bölgede yer alıyor. Avenida Paseo de la Republica üzerindeki istasyonda bir süre beklemeye koyuluyorum.

Ben uyuklamamaya çalışırken bir anda “Bu ne şans!” diyerek birisi koşarak bana geliyor. Bir bakıyorum, daha bir hafta öncesine kadar beraber yolculuk yaptığım Gallerli Simon karşımda. O da Lima’nın güneyine geçip bölgedeki son günlerini Paracas Milli Parkı’nda geçireceğinden bahsediyor. Biz iki kafadar 3-4 saat kadar otobüs terminalinin kötü kahveleri eşliğinde sohbet ediyoruz. Gün ağardıktan sonra da Simon beni taksiye kadar bırakıyor ve kendi yoluna devam ediyor.

Lima, birkaç farklı bölgeden oluşuyor. Ben ise şehrin modern bölgesi olarak bilinen “Miraflores” mahallesinde kendime bir hostel ayarlıyorum. “Condor’s House” isimli hostelde altı kişilik odada konaklamanın fiyatı 30 PEN. Hostele girdiğimde herkesi uyuklarken buluyorum, odaların hazırlanmasının biraz vakit alacağını söylüyorlar. Bir saat kadar hostelin ortak odasında oyalandıktan sonra, beklemenin çok da manası olmadığına kanaat getirip eşyalarımı bırakıp şehri turlamaya çıkıyorum.

Lima, Peru’nun başkenti olmasının yanı sıra aynı zamanda da en büyük şehri olarak biliniyor. 1535 yılında İspanyol Francisco Pizarro tarafından kurulan şehir, 300 yıl boyunca İspanyolların bölgeyi kontrol ettiği merkez olduğu için koloniyel mimarinin ve zengin bir kültürün harika örneklerine de ev sahipliği yapıyor. Şehir aynı zamanda “Kralların Şehri” olarak da anılıyor.

Lima’nın Miraflores bölgesi şehrin şık binalarına, pahalı evlerine ve lüks butiklerine ev sahipliği yapıyor. Peru’nun geri kalanından oldukça farklı bir profil çizen insanları, her adımda modernliği yeniden tanımlıyor. Bir süre bölgenin sokaklarında dolanıp Avenida Jose Pardo üzerinde ilerliyorum. Avenida Paseo de la Republica ile bu ana caddenin kesişiminde yer alan pazarı ziyaret ediyorum. Sonrasında da “BRT Metropolitano” olarak bilinen bizdeki Metrobüs’ü anımsatan otobüse atlayıp Lima’nın eski kalbi olan “Centro Historico”nun yolunu tutuyorum.

UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde de yer alan bu bölgenin kalbi “Plaza de Armas” isimli meydanda atıyor. 140 metre karelik bu meydan, Lima’nın doğduğu nokta olarak biliniyor ve aynı zamanda “Plaza Mayor” onalar da anılıyor. Meydanı çevreleyen yapıların çoğu restore edilmiş, bu nedenle orijinal yapı bulunmuyor; fakat meydanın tam ortasında yer alan bronz havuzun 1650 yılında meydana dikildiği söyleniyor. Meydanın etrafında ise tarihi öneme sahip birbirinden güzel yapılar yer alıyor. Pizarro’nun şehrin ilk kilisesini 1535 yılında inşa ettiği bölgede bulunan Katedral, günümüze ulaşana kadar tekrar tekrar yıkılmış ve inşa edilmiş. Katedral’in son büyük restorasyonu ise 1940 yılında tamamlanmış. Yine meydanda yer alan “Palacio Arzobispal” yani Başpiskopos’un Sarayı 1924 yılında, “Palacio de Gobierno” yani Hükümet Sarayı ise 1937’de inşa edilmiş. Her gün öğlen saatlerinde Hükümet Sarayı’nın demir parmaklıkları arkasında orkestra eşliğinde muhafızların değişim töreni gerçekleşiyor. Benim şansıma meydanda bulunduğum süre boyunca bu töreni izleme fırsatı yakalıyorum.

Şehrin bu tarihi mahallesinde onlarca kilise ve müze bulunuyor. Önemli Peru azizlerinin mezarlarının bulunduğu “Iglesia de Santo Domingo”, 70.000 civarında bedenin yer aldığı düşünülen kemiklerle dolu yer altı mezarları (catacombs) ile meşhur “Monasterio de San Francisco”, etkileyici barok mihrabları ile “Iglesia de la Merced” görülmeye değer kiliseler arasında yer alıyor. Bunlara ek olarak sayıları çok fazla olmayan ve doğal afetlerden fazlasıyla etkilenmiş “casonas” yani malikaneler de ziyaretçileri bekliyor. 1735 yılında tamamlanmış “Palacio Torre Tagle”, özellikle seramik döşemeleri ile meşhur “Casa Aliaga”, etkileyici ahşap balkonlara sahip “Casa de la Riva” bunlardan sadece bazıları. “Museo Banco Central de Reserva del Peru”, Lima’nın en çarpıcı sanat koleksiyonlarından birini barındırıyor. “Mueso Postal y Filatélico”da Peru posta tarihine ilişkin enteresan detaylar sergileniyor. “Museo de la Inquisición” sadece sergilediği öğelerle değil; fakat 1800’lerden kalma harika binası ile de dikkat çekiyor.

Bir süre tarihi merkezin sokakları arasında dolanıp bol bol zigzaglar çiziyorum. Plaza de Armas’tan Paza San Martin’e uzanan “Jirón de la Unión” isimli meşhur sokak etrafında dolanıyorum. Rimac Nehri’nin öbür yakasında kalan Rimac mahallesinin yıkık dökük binaları arasında dolaşıyorum.

Artık ayaklarımda hal ve derman kalmayınca bölgenin en eski ve meşhur restoranlarından biri olan “Bar Cordano”ya oturup yerel yemekler ile karnımı doyuruyorum. Hava kararmaya başlamışken de günün kapanışını restore edilmiş “Gran Hotel Bolivar” içerisinde yer alan “El Bolivarcito” isimli barda pisco sour’ları mideye indirerek yapıyorum.

Hostelime geri döndüğümde ise güzel bir grubu hostelin bahçesinde muhabbet ederken buluyorum. Uyuyana kadar onlara eşlik ediyorum.