Category Archives: Nepal

Nepal.

Standard

Nepal: Genel Bilgiler

Her ne kadar Hindistan – Nepal sınır geçişi sancılı bir süreç olsa da; Nepal, Hindistan’dan sonra benim için yolculuk etmesi çok kolay bir ülke oldu. Kültür olarak Hindistan ile birbirlerine çok benzeseler de Nepal’de apayrı bir dünya ile karşılaştım. Bütün karmaşasının içerisinde birbirini tekrar eden düzenleri ile Nepal şehirleri bana beklediğimden çok daha fazlasını sundu. Bu anlamda Nepal, yolculuğum sırasında hem dinlenmem için iyi bir fırsat yaratırken, hem de fiziksel koşulları ile (ulaşım imkanları, konaklamalar, yiyecek seçenekleri) kendime iyi bakabilmeme yardımcı oldu.

Yolculuğumun Katmandu kısmına, Güney Koreli arkadaşım Jeong Min; Pokhara kısmına da otobüs yolculuğu sırasında tanıştığım Tayvanlı Frank eşlik etti.

Thamel Bölgesi’nde, dondurucu soğuklara karşı kat kat giyinmişken.

Foto 2

Boudhanath’ın meşhur stupa’sının önünde.

Foto 3

Jeong Min, Bhaktapur’un Durbar Meydanı’nda.

Foto 4

Himalayalara karşı gün doğumu.

Ne kadar süre ayrılmalı ve ne zaman gitmeli?

Nepal küçük bir ülke, eğer sadece şehirleri görmek ve kültürel bir tur yapmak istiyorsanız 1-2 hafta bile fazla gelecektir; fakat Nepal’i asıl doğa sporları ile keşfetmeyi amaçlıyorsanız (doğa yürüyüşleri, rafting vs.) seçeceğiniz rotaya göre 3-4 haftalık bir süre uygun olacaktır.

Ben Nepal’i Ocak ayında ziyaret ettim. Hava gündüzleri ılık, geceleri ise dondurucu şekilde soğuktu. Birçok otelde ısıtma sistemi de olmadığı için kat kat battaniyelere sarılarak uyumak durumunda kaldık. Özellikle Katmandu’yu ikinci ziyaretim sırasında çok kapalı ve yağmurlu bir hava beni karşıladı. Ocak ayı, su seviyesinin de düşük olduğu bir döneme denk geldiğinden günlük 14 saat süren elektrik kesintileri yaşadık. Bu nedenlerden dolayı rahatlıkla söyleyebilirim ki, Nepal’in ideal dönemi Eylül – Kasım (ya da Şubat – Nisan). Bu dönem, hem muson yağmurları sonrasına denk düştüğü için açık ve temiz bir hava ile karşılaşıyorsunuz, hem de elektrik sıkıntısını fazla hissetmiyorsunuz.

Vize

Nepal vizesini ülkeye girişte beş dakika içerisinde sorunsuz alabiliyorsunuz. Doldurduğunuz tek sayfalık form ile beraber iki adet vesikalık fotoğraf sunmanız gerekiyor. Vize ücreti on beş günlük ziyaretler için 25 USD. Ücreti USD olarak ödemeniz gerekiyor.

Rota

Ben Nepal’e Hindistan üzerinden giriş yaptım (Varanasi’den Sunuali’ye, Sunuali üzerinden Katmandu’ya). Yolculuğum biraz problemli oldu, Varanasi’den Katmandu’ya varmam neredeyse otuz beş saatimi aldı. Katmandu’da Nepal kültürünün en güzel örneklerini gördüm. Katmandu’dan Patan’a, Boudhanath’a ve Bhaktapur’a günübirlik yolculuklarla geçtim. Katmandu’dan geçtiğim Pokhara’da ise göl ve Himalaya manzaraları eşliğinde doğanın tadını çıkarabildim. Nepal’de kaldığım 11 gün boyunca aşağıdaki rotayı takip ettim.

26.01.2013, Belahiya
27-30.01.2013, Katmandu (Patan, Boudhanath, Bhaktapur)
31.01-03.02.2013, Pokhara
04.02.2013, Katmandu

Bu bölgelere ek olarak Hindistan – Nepal sınırındayken bir saatlik mesafede olan Buddha’nın doğduğu Lumbini kentine Katmandu’da arkadaşımla buluşacağım için gidemedim. Ayrıca tek başıma olduğum için de doğa yürüyüşlerini (özellikle de Annapurna bölgesi) es geçmek durumunda kaldım.

Ulaşım

Ülke içerisinde yolculuk etmek kolay; fakat ülkede tren ağı olmadığı için tek alternatifiniz otobüsler ya da taksiler. Şehirler arasında giden rengarenk halk otobüslerine binerseniz ilk duraklarda önce davranıp yer kapmadıysanız uzun ve sancılı bir yolculuk sizi bekliyor demektir. Bu otobüslerde bavullarınızın otobüsün üzerindeki açık bölmeye konmasına hazırlıklı olun. Daracık ve sıkışık otobüs koltuklarında şans eseri yer bulursanız da bozuk ve tek şeritli yollarda çılgın şoförlere karşı dayanıklı olun.

Birçok şehir arasında “turist” otobüsü adı verilen, daha rahat ve daha hızlı giden otobüslerle yolculuk etmek en mantıklı seçenek. Bu otobüslerin biletlerini her şehirde rahatça bulabileceğiniz turizm firmaları aracılığıyla satın alabilirsiniz.

Konaklama

Nepal’de konaklamalar Hindistan’a göre daha ucuz, üstelik odalar da daha geniş ve temiz. Birçok otelde sıcak su ve çalışır kablosuz internet bağlantısı mevcut. Küçük çapta otellerde konaklayacaksanız, konaklamadan önce jeneratörleri olup olmadığını sormayı unutmayın, yoksa gün sonunda odaya döndüğünüzde huzursuz bir gece sizi bekliyor olabilir.

Benim yolculuk boyunca konakladığım oteller ve fiyatları aşağıdaki gibi:

New Cottage Lodge, Belahiya – 700 RS (iki kişi konakladık)
Dolphin Guest House, Katmandu – 1100 RS (iki kişi konakladık)
Hotel Yambu, Katmandu – 1300 RS (iki kişi konakladık)
Yeti Guesthouse, Pokhara – 600 RS
Hotel Backpackers, Katmandu – 600 RS

Hotel Yambu, Katmandu.

Yeti Guesthouse, Pokhara.

Yiyecek içecek

Nepal yemekleri Hindistan yemeklerine çok benziyor, tek bir farkla, Nepal’de bu yemeklere ek olarak her türlü farklı mutfağını da bulabiliyorsunuz. İtalyan, Çin, Amerikan, Tibet bunlardan sadece bazıları. Nepal’de bulunduğunuz süre boyunca tatmanızı önereceğim üç çeşit farklı mutfak mevcut. Bunlardan ilki Nepal mutfağı. Özellikle adı içerisinde “Thakali” olan Nepal restoranlarını tercih etmelisiniz; çünkü Nepalliler bu etnik grubun yemek konusunda çok iyi olduğunu düşünüyor. Nepal’in en bilindik yerel yemeği “daal bhaat” adı verilen yemek türü. Hintlilerin Thali’sine benzeyen bu yemekte de benzer şekilde pirinç, mercimekten yapılmış birkaç tür yemek ve turşular tek bir demir tepside size sunuluyor. İkincisi Newari mutfağı. Nepal mutfağına göre daha zengin olan bu mutfakta çeşitli baharatlarla hazırlanmış et ve sebze yemeklerini tadabilirsiniz. Özellikle buffalo eti ve sütünün kullanıldığı yemekler çok leziz ve denemeye değer. Üçüncü ve son olarak da, ülkedeki yoğun Tibetli nüfusunun da etkisiyle Tibet mutfağı. Nepal’in her yerinde bulabileceğiniz en basit Tibet yemeği momos adı verilen içine isteğe göre et veya sebze konulan haşlanmış hamur işleri mutlaka tatmanız gereken yiyeceklerden.

Foto 8

Meşhur “daal bhaat”.

Foto 9

Tibet yemekler, momos ile beraber.

Foto 10 

Pokhara’nın doyurucu biftekleri.

Bhaktapur’un ünlü “kral yoğurdu”.

Reklamlar

Pokhara, Nepal.

Standard

5 Şubat 2013, Salı.

Uyandığımda yağmurun sesini duyabiliyorum. Elektrikler kesik, yağmur da tüm şiddeti ile Katmandu sokaklarını ıslatıyor. Upuzun uykum bedenime gereken enerjiyi vermiş bile. Eşyalarımı toparladıktan sonra kahvaltı yapmak için daha önce de gittiğim Chikusa Cafe’nin yolunu tutuyorum. Bu karanlık, küçük ve loş mekan ucuz fiyatları ve ortamı ile Katmandu’da en sevdiğim yerlerden bir tanesi oluyor. Güzel ve doyurucu bir kahvaltıdan sonra yağmurdan ıslanmamaya çalışarak otelime geri dönüyorum, eşyalarımı alıp bir taksiye atlayıp havaalanının yolunu tutuyorum. Sonrası yine benim “airport blues” olarak adlandırdığım duygu karmaşası. Havaalanlarında saatler geçirmek bende hep çok garip duygular doğuruyor. Sanırım hiçbir yere ait olmama hissinin en çok kendisini gösterdiği yerler havaalanları. Herkes dünyanın farklı yerlerine dağılırken saatlerce aynı yerde beklemenin getirdiği anlamsız his. İşin garip tarafı ise istesem en fazla on – on beş saat içinde geldiğim yere, evime dönebilirim; fakat önümde uzun bir yol var. Gece ikide Hong Kong’a olan uçuşum için önce Delhi’ye uçacağım, yedi saatlik bir beklemeden sonra da Hong Kong için altı saatlik bir uçuş beni bekliyor olacak.

4 Şubat 2013, Pazartesi.

Sabah 07:30’daki otobüsüm için otobüs garına gidiyorum. Sonrasını çok hatırlamıyorum açıkçası. İlk gözümü açışımda mola vermişiz, ikinci gözümü açışımda da saat öğlen ikiye geliyor ve Katmandu sınırlarına girmişiz bile. Katmandu’ya varınca otobüsün durduğu yerden Thamel bölgesine kadar yürüyorum. Bir otele eşyalarımı yerleştirip kendimi direk dışarı atıyorum. Ertesi gün Hong Kong’a Delhi aktarmalı uçağım var ve Karen’ın yanında kalacağım. Nepal’den birkaç parça hediyenin onun hoşuna gideceğini düşünüyorum. Biraz alışverişten sonra odanın yolunu tutuyorum; ama ne işse sedatif almışım gibi yoğun uyku peşimi bir türlü bırakmıyor. Elli gündür bölük pörçük uykulardan sonra benim de çok şikayet edecek halim yok açıkçası. Onbeş saatlik bir uykuya merhaba diyorum.

3 Şubat 2013, Pazar.

Artık şehrin temposuna kendimi alıştırdığımdan mıdır bilinmez, yine geç uyanıyorum ve yataktan çıkmamak için her türlü numaraya başvuruyorum. Günü olabildiğince ağırdan alıyorum. Dizilerimi izliyorum, kitaplarımı okuyorum, çantamı toparlıyorum, sıcak suyun tadına vara vara duşumu alıyorum… Akşamüzeri sadece yemek yemek için odadan çıkıyorum.

Bu şehir bedenime ve ruhuma iyi geliyor. Güzel yemekler, samimi insanlar, sakin ve sessiz ortam tam da aradığım huzuru bana veriyor ve bir sonraki koşturma maratonum öncesi ilaç gibi geliyor.

2 Şubat 2013, Cumartesi.

IMG_3513

DSC02645

Gündoğumunda Himalayalar.

DSC02657

Devi’s Falls.

IMG_2164

DSC02675

Phewa Tal Gölü.

Sabah 05:30’da bizi almaya gelecek taksicinin kapımı çalması ile aşağıya iniyorum. Hava buz gibi. Üşüyeceğime garanti gözüyle baktığım için akan burnumun da alarmı ile iki battaniyemi, Katmandu ganimeti eldivenleri ve şapkamı da yanıma alıyorum. On – on beş dakikalık bir yolculuktan sonra Sarangkot’un tepesine varıyoruz. Bölge yabancı kaynıyor. Ellerimizi sıcak çay ile ısıtıp izleme tepesinin bir kenarına konuşlanıyoruz. Güneş kendisini tepelerin arkasından yavaş yavaş gösteriyor. Pembe ışınlar karlı tepelerin üzerini boyuyor ve sonunda Himalayalar da tüm görkemi ile güzelliğini sergiliyor. İki saat kadar tepede manzarayı izliyoruz. Gördüğümüz manzara karşısında soğuk hava bana mısın demiyor. Güneş artık iyiden iyiye tepeye çıktığında biz de otele dönüp uykularımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Ben tekrardan öğlene doğru uyanıyorum. Kendime geldikten sonra şehir merkezine yürüyüşe çıkıyorum. Göl kenarında dalmış ilerlerken yine Frank’in “Hello” diyen sesi ben canlandırıyor. Bisiklet kiralamış şehri turluyormuş, ona katılmamı öneriyor. Bisikleti kiraladığı yerden bana da sepetli bir bisiklet kiralıyoruz. Bisikletin markası “Candy”. Şehrin gölden uzak tarafına gitmeye karar veriyoruz, on beş dakikalık bir yolculuk sonrasında yabancılarla çok da alakası olmayan yüzünü gösteriyor bize Pokhara. Birkaç tur attıktan sonra kendimizi meşhur Devi’s Falls’da buluyoruz. Bisikletlerimizi park edip içeri giriyoruz. Bu küçücük şelale Pokhara’nın görülmeye değer güzellikleri arasında yer alıyor; fakat su seviyesi çok düşük olduğu için bizi çok da etkileyemiyor. Hikayeye göre şelale, 1961 yılında burada erkek arkadaşıyla beraber çıplak olarak yüzmeye gelen İsviçreli Devin’ın boğulması sonrasında bu adı almış.

Minik şelaleyi gördükten sonra gölün öbür tarafına gitmek için başladığımız noktaya geri dönüyoruz. Yolda ilerlerken hemen arkamda çok ciddi bir trafik kazası oluyor. İki motor yanlış sollamadan dolayı çok gürültülü bir şekilde birbirine çarpıyor da şoförlerden biri köprüden nehre düşüyor. Bu olay iki metre arkamda gerçekleştiği için ben çok korkuyorum. Sonrasında geri kalan yol boyunca, yolun bisiklet sürmesi zor toprak kısmından kenardan kenardan ilerliyorum. Merkeze geldikten sonra henüz turizme yeni yeni açılmaya başlanan gölün batı tarafına gidiyoruz. Bu bölgede yol çalışmaları ve otellerin inşaatları devam ediyor. Ufak bir turdan sonra bisikletlerimizi teslim edip otele geri dönüyoruz. Elektriklerin kesilmesine 1-2 saat varken, yemek öncesi bu durumdan yararlanmak günlük ritüelimiz haline geliyor.

Hava karardıktan sonra bir İtalyan restoranına gidip karnımızı doyuruyoruz. Ertesi gün Frank’in erkenden Katmandu’ya otobüsü var, bense bir gün daha kalıp hem biraz daha dinlenmeyi düşünüyorum, hem de bilgisayarda birikmiş işlerimi halletmeyi planlıyorum.

1 Şubat 2013, Cuma.

DSC02551

DSC02667

Göl kenarı manzaraları.

DSC02566

Tekne gezisinden.

Sabah uyandıktan sonra odada olabildiğince oyalanıyorum. “That 70’s Show” bölümlerini izliyorum. Sonrasında okuduğum kitapları daha fazla taşımamak ve eve göndermek adına postanenin yolunu tutuyorum. Daracık sokaklardan ve nehir kenarlarından geçtikten sonra sonunda tek odalı postaneyi buluyorum. Odanın içinde üç tane apaçi kılıklı genç (saçları garip bir şekilde dikilmiş, kapalı mekanda oturmalarına rağmen gözlerde güneş gözlükleri) beni selamlıyor. Ne postane, ne de ortam bende çok güven uyandırmasa da başka şansım olmadığından, beraber benim kitapları paketlemeye girişiyoruz. Arada ben kartpostallarımı yazıyorum. Yarım saat süren bir uğraştan sonra, postane işlemlerini tamamlayıp gölün kenarına geri dönüyorum.

Gölün yanı başında yer alan Basundhara Parkı’na gidip banklardan birine oturuyorum ve insanları izlemeye koyuluyorum. Göl olabildiğince geniş ve sıra sıra dizili tepelerin renkleri uzaklıklarına göre bir ton değişiyor. Göl kenarına dizilmiş rengarenk tekneler, tekne gezintisine çıkmış yabancılar, balık tutan yereller, çamaşır yıkayan kadınlar… Manzaraya dalmış otururken Frank’in “Hello” diyen sesi ile dünyaya tekrar dönüş yapıyorum. O da sabah için ayarladığı yamaç paraşütü turunu bitirmiş, çok keyif almış. Başından geçenleri ve gördüklerini anlatıyor. Biraz muhabbet ettikten sonra tekne kiralamaya karar veriyoruz. İlk amacımız küreklere kendimiz asılmakken, bir görevliyle beraber kiralamanın sadece 50 RS fark ettiğini görünce hemen görevliyi de beraberinde rica ediyoruz. Amacımız gölün ortasında yer alan Tal Barahi tapınağına kadar gidip geri dönmek. Tekne yolculuğu çok huzurlu. Yavaş yavaş süzüle süzüle yarım saatte tapınağa varıyoruz. Küçük adacığı kaplamış tapınakta bir on dakika mola verip tekrar tekneye bindiğimiz kıyıya dönüyoruz. Teknedeyken güneş dağların arkasına saklanıyor. Gölün üzerine hafif pembemsi gökyüzünün gölgesi düşüyor.

Otele dönüp elektriğin olduğu son bir iki saati değerlendirip yemek yemek için çıkıyoruz. Gittiğimiz biftek restoranı fazlasıyla doyurucu kocaman biftekleri ile keyfimizi yerine getiriyor. Uzun süredir kırmızı et yememiş ben için adeta bir şölene dönüşüyor karşıma gelen 300 gram’lık biftek. Güzel yemek ve sohbet bu şehri güzel yapan öğeler oluyor benim için her gece, her gece. Bundan sonra yavaştan otelimizin yolunu tutuyoruz. Otele dönünce ilk işimiz sabah gündoğumu için bir araç ayarlamak oluyor. Amacımız Himalayalar’ı gün doğumunda 1590 metre yüksekliğindeki Sarangkot tepesinden görmek.

31 Ocak 2013, Perşembe.

DSC02530

DSC02533

Phewa Tol Gölü.

DSC02537

Pokhara’nın turistik ana caddesi.

Sabah erkenden uyanıp otobüsümün kalkacağı sokağa yürümek için hazırlanıyorum. Bir önceki günden Jeong Min ile yürüme mesafelerini saat tutarak hesapladığımız için geç kalırım korkusu yok bu sefer. Hava henüz aydınlanmamış; fakat şehir erkenden uyanmış. Sokaklarda satıcılar, taksi şoförleri, insanlar yerlerini almışlar bile. Yarım saat öncesinden otobüsüme ulaşıyorum. İsminden dolayı tereddüt etsem de, “Open Heart Travels” yani “Açık Kalp Turizm” beni gayet konforlu bir otobüsle karşılıyor. Pokhara’ya yolculuğum sözde altı, uygulamada yedi buçuk saat sürüyor.

Yolculuk sırasında yanıma Frank oturuyor, biraz uyuklamadan sonra Pokhara’ya varana kadar muhabbet ediyoruz. Frank, Hong Kong’da çevre mühendisliği ve hava kirliliği üzerine bir üniversitede profesörlük yapıyor. Nepal’e de işi dolayısıyla gelmiş. Katmandu’da öğrencilerini araştırma yapsınlar diye bırakmış ve kendisi Pokhara’yı görmeye gidiyormuş. Yolculuk boyunca dik yamaçlardan, pirinç tarlalarından, daracık tek araçlık yollardan ilerliyoruz. Arada bir çay molası, bir de yemek molası veriyoruz ve öğleden sonra Himalayalar’ın  karlı tepelerinin bizi selamladığı Pokhara’ya varıyoruz.

Otobüs garında Frank’i karşılayacak otel görevlisinden eser yok. Zaten çok pahalıya kalacağı oteli boşverip o da benim gibi Yeti Guesthouse’a yerleşmeye karar veriyor. Bir taksi tutup konukevine gidiyoruz. Küçücük bir bahçe etrafına konuşlanmış bu güzel ve temiz konukevine oda başına 600 RS veriyoruz da Frank ikide bir durup “8 dolara kaldığımıza inanamıyorum.” diye tekrar ediyor. Bir iki saat otelin bahçesinde oturup dinleniyoruz. Ben bu sırada bir sonraki durağım olan Hong Kong için uçak biletimi alıyorum.

Günbatımına doğru şehri dolaşmaya çıkıyoruz. Şehir Phewa Tal gölünün etrafına kurulmuş. Oteller, cafe ve restoranlar, hediyelik eşya dükkanları ve kitapçılardan oluşan bir ana sokağı var. Eğer şehrin daha da iç bölgelerine girerseniz yerellerin mahallelerini görebiliyorsunuz. Bu şehrin özelliği genelde Himalayalar’a trekking yapmak için gelen birçok insanın başlangıç noktası olması. Bu yüzden turistik imkanları da oldukça geniş. Her türden, her bütçeden yemek alternatifi var. Buna ek olarak sokak boyunca yan yana dizilmiş süpermarketlerde de her türlü abur cubur elinizin altında. Özellikle Hindistan ve Sri Lanka sonrasında ben abur cubur açığımı bu marketlerden fazlasıyla kapatıyorum. Frank’le her günümüzü farklı bir mutfak deneyerek geçirmeye karar veriyoruz. Sokakları baştan başa yürüyüp gölün etrafında yarım bir tur atıyoruz. Hava kararmaya yakınken de yerel restoranlardan birine girip ilk Nepal yemeği denememizi yapıyoruz. Sonuç, şaşırtıcı derecede başarılı. Biralarımız eşliğinde yoldan geçen insanları izliyoruz. Yemekleri Frank ısmarlıyor, otel konusunda onu kara geçirdiğim için. Sonrasında yavaş yavaş yürüyerek otele geri dönüyoruz.

Otelimizde elektrikler kesilmiş bile. Nepal’in geri kalanında olduğu gibi, burada da elektrik sıkıntısı baki. Elektrik üretimi, hidroelektriğe dayalı. Yüksek sezonda, yani yağmurlardan sonra barajlar dolduğu için elektrik kesintisi adına bir problem yaşamadıklarını söylüyor restorandaki görevli; ama bugünlerde su seviyeleri çok düşük olduğu için kesintiler devam ediyormuş. Günde 14 saat elektrik kesintisi artık yerel halkın hayatının bir parçası olmuş bile. Yeni yapılan elektrik satın alım anlaşmaları ile 1-2 seneye bu problemin de ortadan kalkacağını umduklarını söylüyor görevli.

Katmandu, Nepal.

Standard

30 Ocak 2013, Çarşamba.

DSC02457

Bhaktapur Durbar Meydanı’nda öğrenciler oyun oynarken.

DSC02449

Saraydan geriye sadece iki üç meydancık kalmış.

DSC02442

55 Pencereli Saray olarak da anılan tahta işlemeciliğinin doruk noktalarından bir tanesi.

_MG_3467

DSC02477

Taumadhi Tol.

_MG_3468

DSC02501

Çömlekçiler Meydanı’nda kurumaya bırakılmış çömlekler güneşin etkisiyle griden turuncuya dönüyor.

DSC02508

Meşhur “Tavuskuşu Penceresi”.

DSC02515

Bhaktapur sokakları.

Sabah uyandıktan sonra kahvaltımızı yapmak için Chikusa isimli küçücük bir mekanın yolunu tutuyoruz. Aynı yolları tekrar tekrar yürüyüp kaybolduktan sonra şans eseri bulduğumuz mekanda kahvaltılar son derece leziz. Kahvaltı sonrası görmek istediğimiz ve şehrin biraz dışarısında yer alan Bhaktapur’a gidebilmek için yerel otobüslerden bir tanesine atlayıp sonsuz dur kalk’lar sonrasında tarihi kasabaya varıyoruz.

Bhaktapur, Katmandu ve Patan’da olduğu gibi Durbar Meydanı adı verilen ana meydanda toplanmış saray ve tapınakların etrafına kurulmuş küçücük bir kasaba. Ayrıca Bernardo Bertolucci, “Küçük Buddha”sının bir kısmını da burada çekmiş. Bu kasabada da daha önce gördüğümüz tapınaklara benzer tapınakları ziyaret ediyoruz. Bu kasabayı diğerlerinden farklı yapansa bozulmamış yerel yapısı. Kırmızı tuğladan binaların süslediği sokaklarında saatlerce yürümek huzur veriyor. Her yerde sokak satıcıları, ibadet edenler, muhabbet edenler… İki tane düğün alayına denk geliyoruz üstelik. Çiçeklerle süslenmiş gelin arabalarının üzerine gelin ve damadın isimleri ya da baş harfleri yazılmış. Bantlarla yapıştırılmış çiçekler arabaları renklendirirken, daracık sokaklardan bando eşliğinde geçmeye çalışan arabaları kırmızılar giymiş yoğun bir akraba kalabalığı takip ediyor.

Kasabada bizden başka akın akın gelmiş ilkokul öğrencileri etrafı geziyor. Hatta bunlardan bir kısmı geniş meydanı fırsat bilip futbol oynuyor. Biz aralarında kalıyoruz bir noktada. Küçük çocuklar sürekli fotoğraf makinelerimizi döndürdüğümüz yerlerden çıkıp el sallıyor bize. Durbar Meydanı’ndan sonra benzer şekilde Taumadhi Tol adı verilen ikinci meydana geçiyoruz. Bu meydanda Nepal’in en uzun tapınağı yer alıyor. Tapınağın merdivenlerinde tapınak koruyucuları olarak bilinen hayvanların ve tanrıların heykelleri kendilerini gösteriyor. İşin ilginç yanı bu tapınak koruyucularının her birinin bir önceki basamaktaki koruyucuya göre on kat güçlü olması. Yakınlardaki Potter’s Square yani Çömlekçiler Meydanı’nda kurutulmak üzere bırakılmış domuz kumbaraları ve su testilerine göz attıktan sonra üçüncü meydan olan Dattatreya Meydanı’na yürüyoruz. Bu meydan özellikle tahta işlemeciliği ile göz dolduruyor. Ara sokaklardan bir tanesinde yer alan tavuskuşu şeklindeki tahta işlemeli pencere, bölgenin ününe ün katıyor. Her hediyelik eşya dükkanında bu tavuskuşunun bir taklidini görebiliyorsunuz. Zaten bölgedeki restoran ve dükkanların çoğunun adı da “tavuskuşu”. Daha sonra tekrardan ana meydana dönüp burada bir tapınağın içerisine konuşlandırılmış turistik restoranda bölgeye özgü “juju dhau” yani “kral yoğurdumuzu” yiyoruz. İçine katılan baharatlar sayesinde tatlı bir aroma alan bu yoğurt, bölgenin en meşhur yiyeceği.

Gün batımını Bhaktapur’da izledikten sonra tekrar Katmandu’ya dönüyoruz. Biraz alışveriş yapıyoruz. Benim kuzeye gittikçe artan soğuklara karşı giyecek kıyafetim olmadığı için hemen eldivenlere, şapkalara, yün çoraplara saldırıyorum. Birkaç parça kıyafet aldıktan sonra otelin yolunu tutuyoruz. Ertesi gün benim Katmandu’dan Pokhara’ya erkenden otobüsüm var, Jeong Min’in de Güney Kore’ye uçağı.

29 Ocak 2013, Salı.

_MG_3449

IMG_2039

Görkemli Stupa’sı ile Boudhanath.

DSC02364

Pashupatinath’taki su kirliliği çok bariz şekilde kendisini belli ediyor.

DSC02297

Katmandu sokakları. (hava kirliliğine dikkat)

DSC02368

Katmandu’nun ana caddelerinde bir caminin duvarına yazılmış, “para çözümünüz değil!”

_MG_3463

_MG_3461

Swayambhunath, nam-ı diğer Maymunlar Tapınağı.

DSC02404

Güne erkenden başlıyoruz. Çok doyurucu bir kahvaltı sonrasında ilk işimiz Katmandu’nun birazcık dışarısında yer alan Boudhanath’ı ziyaret etmek. Micro-bus adı verilen küçücük minibüslere binip beş kilometre uzaktaki bu kasabaya gidiyoruz. Boudhanath’ı bu kadar özel yapan, dünyanın en büyük Stupa’sının burada yer alıyor olması. Tibetliler için çok kutsal sayılan bu mekanda saat yönünde iki üç tur atıyoruz. Stupa etrafında ibadet eden batılı turistler de yer alıyor. İbadet etmek için stupa’nın üzerinden aşağı suyla karıştırılmış safran atıldığını görebiliyorsunuz. Budha’nın arayış içerisindeki mavi gözleri Stupa’nın tepesinde dört köşede kendisini gösteriyor. Bu gözlerin yer aldığı bölmenin üzerinde de nirvanaya ulaşan 13 altın basamak yer alıyor.

Boudhanath’taki kısa turumuzdan sonra kasabaların arasındaki dar sokaklardan yürüyerek bir başka kutsal alan olan Pashupatinath’a ilerliyoruz. Pashupatinath, Nepal’in en önemli ibadet merkezlerinden biri sayılıyor. Birbiri ardına dizilmiş tapınaklara ek olarak burada ölülerin vücutlarını artık neredeyse suyu akmayan kirli bir nehir kenarında yakıyorlar. Katmandu’da her kutsal yere girişte olduğu gibi yabancılardan para alınıyor; ama biz fark etmeden yan girişlerden birinden girdiğimiz için bu ücreti ödemiyoruz. Saat daha yeni biri gösterirken önümüzde neredeyse koca bir günün daha olduğunu fark ediyoruz ve şehrin batısında yer alan Maymunlar Tapınağı olarak da bilinen Swayambhunath’a gidiyoruz. 1959 yılında Çin’in Tibet’i işgalinden sonra bu tapınağın etrafındaki mahalleler bölgeye gelen Tibetlilere ev sahipliği yapmaya başlamış. Günümüzde yoğun bir Tibetli nüfusu bu bölgede yaşıyor. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen inanılmaz diklikteki merdivenleri tırmandıktan sonra stupa’ya varıyoruz. Şehrin manzarası bu tepeden önümüze seriliyor. Maymunlar bütün tapınağı işgal etmiş durumda, en beklemediğiniz anda yolunuzu kesiyorlar ya da son sürat yanınızdan koşarak geçiyorlar. Stupa etrafında birkaç turdan sonra on kişilik bir micro-bus’a otuz kişi kadar binip şehir merkezine geri dönüyoruz.

Dinlenmek için Garden of Dreams adı verilen bahçeye giriyoruz. Bu küçük ve hala inşaat aşamasında olan bahçe Avusturya’nın bağışladığı paralar ile restore edilmiş. Şehrin karmaşasında sakin ve huzurlu bir ortam sunuyor. Nepalli erkeklerin sevgililerini getirdiği bu ortamda biraz oturduktan sonra yol üzerindeki bir İtalyan restoranında yemeğimizi yiyip odamıza geri dönüyoruz. Farkına varmasak da çok yorulmuşuz. Odada biraz dinleniyoruz. Hava karardıktan sonra Thamel üzerine tekrar çıkıp New Orleans Bar’da sıcak şaraplarımızı yudumluyoruz. Katmandu’nun buz kesen gecelerine karşı en iyi ilaç. Sonrasında tekrar odaya dönüp günü sonlandırıyoruz.

28 Ocak 2013, Pazartesi.

DSC02206

IMG_2002

IMG_2007

DSC02211

Katmandu’nun Durbar Meydanı’ndan manzaralar.

DSC02227

Kasthamandap’tan ibadet manzaraları.

DSC02272

Patan’da ihtiyarlar heyeti toplanmış, başlarında yerel şapkaları.

DSC02246

Patan’ın tahta işlemeciliği örnekleri.

Sabah erkenden uyanıp daha düzgün bir otel aramaya girişiyoruz. 3-4 tane otel gezdikten sonra geceliği 1350 Nepal Rupee’sine saray yavrusundan bozma, sıcak suyu olan (hatta küveti olan), tertemiz bir odayı Yambu Otel’den ayarlıyoruz. Eşyalarımızı otele getirip yerleştikten sonra ilk iş sıcak bir duş almak oluyor. Ben yolculuğa ilk çıktığım günden beri en güzel duşumu alıyorum, öyle ki suyun altından çıkmak çok zor geliyor. Saçımı bile en az on kere yıkıyorum. Sonrasında güzel bir kahvaltı için kendimizi Thamel sokaklarına atıyoruz. Konakladığımız Thamel bölgesi, şehrin en turistik bölgelerinde bir tanesi. Birbirini kesen ve birbirine paralel dizilen caddeler üzerinde restoranlar, cafe’ler, barlar, hediyelik eşya dükkanları, turizm acenteleri ve oteller yer alıyor. Buranın en ilginç yanlarından bir tanesi de özellikle Nepal’e gelen birçok insan trekking yapma amacıyla geldiği için, outdoor spor aktivitelerine yönelik markaların her türlü taklit ürününü iyi kalitede ve çok ucuza bu caddelerde bulabilmeniz. Her iki dükkandan bir tanesi mutlaka North Face montları, ayakkabıları, uyku tulumları, çantaları ve çadırları satıyor.

Kahvaltı için yol üzerindeki batı tarzı restoranlardan birine giriyoruz. Sıcak ekmek, leziz peynirler ve kaliteli kahve sonrasında midemiz bayram etmiş şekilde Thamel bölgesinin etrafını saran çarşıları gezerek şehrin kalbi olan Durbar Meydanı’na doğru ilerliyoruz. Yol üzerinde eskiden Tibet’e uzanan ticaret yolunun kullandığı rotayı takip ediyoruz. Buralar şimdi yerel halkın alışveriş yaptığı küçük küçük dükkanlar ve tezgahlar ile dolmuş.

Durbar Meydanı’na geldiğimizde yüksek tapınak çatıları bizi selamlıyor. Meydana girebilmek için 750 RS ödeyerek biletlerimizi alıyoruz. Meydanda irili ufaklı birbirinden farklı tapınaklar yer alıyor. Bu tapınakların yüksek merdivenlerinde öğrenciler, sevgililer, yaşlı amcalar ve teyzeler, dilenciler, satıcılar yerlerini almış etrafı izliyor. Teker teker tapınakları geziyoruz. Tapınakların birçoğu kapalı olsa da merdivenlerinden yukarı çıkıp manzarayı izlemeye değiyor. Sonrasında meydanda bulunan eski sarayı ziyaret ediyoruz. Sarayın birbirine açılan odalarında üç dört krala adanmış (Tribhuwan, Mahendra ve Birendra) müzeler yer alıyor. Bu müzelerde genelde krallara ait birbirini tekrar eden fotoğraflardan tutun da, kralların kişisel eşyalarına kadar çeşitli sergilemeler mevcut. Hatta müzelerden bir tanesinde kralın avladığı hayvanların doldurulmuş versiyonları bir odayı süslüyor. Buradan Kumari Chowk’a geçiyoruz. Yani “yaşayan Tanrıça” Kumari’nin yaşadığı mütevazi saraya. Kumari’ler Budist Shakya klanına ait üç ve beş yaşları arasındaki küçük kız çocuklarından seçiliyor. Bu Tanrıçalarda aranan fiziksel özellikler arasında deniz kabuğuna benzeyen bir boyun, banyan ağacına benzeyen bir vücut, inek kirpiklerine benzeyen kirpikler gibi garip betimlemeler yer alıyor. Bunun yanı sıra bu küçük kız çocuklarının yıldız fallarının krallarınki ile uyumlu olmasına bakılıyor. Bu Tanrıçalar ergenliğe girdiklerinde, Tanrısal özelliklerinin bedenlerini terk ettiğine inanıldığı için Tanrıçalıktan emekli oluyorlar. Sonrasındaki yaşam kendileri için zorlu geçiyor; çünkü kendileri ile evlenecek erkeklerin erken öldüğü inancı hakim. Şu anki Kumari 2008 yılında daha üç yaşındayken seçilmiş. O tarihten sonra krallık sistemi kalktığı için, bir sonraki Kumari’nin nasıl seçileceği bir muamma.

Buradan Katmandu’ya adını veren Kasthamandap adlı Katmandu’nun en eski binasına gidiyoruz. Aynı zamanda dünyadaki en eski odun binalardan biri olan bu yapının tek bir ağacın gövdesinden inşa edildiğine inanılıyor. Eski zamanlarda Tibet ticaret yolu sırasında dinlenme yeri olarak kullanılan bu bina, günümüzde daha dini bir özellik kazanmış durumunda ve içerisi ibadet eden insanlarla kaynıyor. Dumbar meydanının her yerine yayılmış hediyelik eşya satan tezgahlara da biraz baktıktan sonra Freak Street olarak da anılan Jhochhe isimli sokağa ilerliyoruz. Bu kısacık sokak 1960 ve 1970lerde hippilere ev sahipliği yapmış; ama bugün her yeri hediyelik eşya dükkanları ile dolu. Burada bir mola vererek bölgede 1965’ten beri varlığını koruyan Snowman isimli küçük cafe’de tatlılarımızı yiyip kahvemizi içiyoruz. Loş ortamı ve orijinalliğini koruyan iç dekorasyonu ile görülmeye değer bu küçük mekan, 1965’ten beri aynı aile tarafından işletiliyor.

Kısa molamızdan sonra Patan bölgesine ilerlemeye karar veriyoruz. Lalitpur olarak da anılan Patan bölgesi bir zamanlar krallığın başkentliğini yapmış küçük bir kasaba. Günümüzde Katmandu sınırları içerisinde yer alsa da bölgenin kimliğini koruduğunu görüyorsunuz. Patan bölgesinde yer alan Durbar Meydanı (durbar meydanı saray meydanı anlamına geldiği için her bölgede bir tane var), Katmandu Durbar Meydanı’na çok benziyor; ama daha iyi korunmuş ve turist açılımı çok yapılmamış. Gün batımını burada karşılıyoruz. Tapınaklar ve müzeler kapanmaya yakınken etrafta dolanıp fotoğraf çekiyoruz ve hava kararırken Thamel bölgesine geri dönüyoruz. Akşam yemeği için seçimimiz Yak isimli bir Tibet restoranından yana oluyor. Burada yerel Tibet yemeklerimizi sıcak biralarımız ile tamamlıyoruz. Yemekleri yedikten sonra bölgede yer alan Tom and Jerry isimli bir bara gidip güzel batı müziği eşliğinde bir şeyler içiyoruz. Şöminenin etrafında günün yorgunluğu ateşe karışıyor. Bu kadar uzun süreden sonra bünyeme giren alkol uykumu getiriyor. Yürümekten su toplamış ayaklarımızı dinlendirmek adına odamıza geri dönüyoruz.

27 Ocak 2013, Pazar.

DSC02171

Otelimizin resepsiyonunda asılı olan, Thamel bölgesindeki elektrik kesintisi saatlerini gösteren tablo. Nepal’de günde toplamda 14 saat elektrik kesintisi yaşanıyor.

Sabah erkenden otel görevlisinin sesi ile uyanıyorum. Meğersem Hindistan ve Nepal arasındaki on beş dakikalık saat farkını unutmuşum! Hızlıca hazırlanıp otel lobisinde otobüsümü beklemeye başlıyorum. 08:30 civarında rengarenk bir otobüs bozuk yol üzerinden beni almaya geliyor. Sunuali’nin Nepal tarafı olan Belahiya kasabası gündüz gözü ile bile korkunç. Benimle beraber binen yolcuların bavulları, otobüsün üzerindeki bölmeye yerleştiriliyor. Bana ise yabancı torpili geçiliyor ve benim bavulum aracın daha güvenli olan bagajında yerini alıyor. Yolun bundan sonraki Katmandu’ya kadar olan on saatlik kısmı hayal gibi. Bir kere her şeyden önce yol boyunca kazak ve hırka giymiş keçiler görüyorum. Bir noktada acaba ben mi keçileri kaçırıyorum diye sorgulasam da, fotoğraf çektim, kanıtlarım var! Yol bozuk, uzun, tehlikeli ve sıkıcı. Daracık koltuk arasına bacaklarım sığmıyor ve bütün sıkıştırmalar ertesi gün kendini bölgesel morluklar olarak belli ediyor. Otobüs yola çıktığının ilk saatinde küçük bir yol kenarı tapınağının önünde durup korna çalıyor. İçeriden yaşlı bir amca çıkıp elindeki renkli tozlar ile otobüsümüzü kutsuyor, dualar ediyor. Bunun karşılığında otobüs şoförü bağış veriyor. Bu kutsama bizi bundan sonraki deli sollamalardan koruyor yanlış anlamadıysam. Yol boyunca Nepal müzikleri dinliyoruz. Bana kalırsa on saat boyunca sadece tek bir şarkı dinliyoruz hissi baki. Uyuklaya uyuklaya on saati geçiriyorum. Bu sırada Jeong Min’in uçağı Katmandu’ya varıyor; fakat mesajları bana ulaşmadığı için bir türlü buluşma konusunda anlaşamıyoruz.

Ben otobüs garına geldiğimde bir taksi ile anlaşıyorum ve Katmandu’nun turist bölgesi olan Thamel’e gidiyorum. Burada sırayla otelleri araştırırken Jeong Min’in bir başkasının telefonundan bana attığı mesaj elime ulaşıyor. Thamel bölgesine gelmiş ve bir otel ayarlamış bile! On dakika içerisinde mesajdaki oteli buluyorum ve altı sene sonunda Jeong Min ile tekrar birbirimize kavuşuyoruz. Eşyaları odaya yerleştirip bir şeyler yemeye çıkıyoruz. Sonrasında bir kahve içip odaya geri dönüyoruz. Katmandu’da günlük 14 saat elektrik kesintisi yaşanıyor her gün. Bizim otelimiz de küçük bir pansiyon olduğu için ve jeneratörü olmadığı için bu kesintilerden nasibini alıyor. Elektriğin kesik olduğu saatler resepsiyonda bir tablo ile belirtiliyor. Karanlık odamızı küçük bir ışık aydınlatıyor. Oda çok soğuk. Kat kat giyinip yataklara giriyoruz. Uzun süreden sonra düz bir yerde yatacak olmak bile beni mutlu ediyor.