Category Archives: Kuala Lumpur

Kuala Lumpur, Malezya.

Standard

24 Ağustos 2013, Cumartesi.

DSC04583

Kuala Lumpur Uluslararası Havaalanı’nda.

Resmi olarak Asya’daki son günüm. Akşam 22:00 itibariyle New York’a uzanan upuzun bir yolculuğa çıkıyorum ve 8,5 aydır beni ağırlamış olan Asya’ya güle güle diyorum. Gece yine bölük pörçük uyuyorum. İşin komik tarafı bu kadar aydır yolda olmama rağmen, hala her yeni ülke öncesinde, her yolculuk öncesinde oldukça heyecanlanmam. Sabah saatin alarmından önce erkenden uyanıyorum. Kahvaltı sonrasında son kez sokaklara çıkıp Çin ve Hint Mahallelerinin kaotik sokakları arasında dolaşıyorum. Asya’nın karmaşasını ve kalabalığını son kez içime çekiyorum.

Hostelden çıkış saati yaklaşırken odaya dönüp eşyalarımı yükleniyorum ve havaalanının yolunu tutuyorum. Biraz yürüyüş, LRT ile Pasar Seni istasyonundan KL Sentral istasyonuna geçiş, KL Sentral’dan otobüs ile havaalanı derken bir buçuk saat içinde havaalanına varıyorum. Havaalanlarında beklemeyi seven bir insan olarak, günün geri kalanını havaalanında film izleyerek, günlük yazarak, internet üzerinden aile ve arkadaşlarla görüşerek geçiriyorum.

Saat 19:00 olduğunda check – in işlemlerimi tamamlayıp kapıların olduğu bölgeye geçiyorum. İlk defa 2011 yılında geldiğim bu havaalanında her şey aynı hissettiriyor, yıllar içerisinde tek değişen benim sanki. Bir süre havaalanı mağazaları arasında dolandıktan sonra tam iki sene önce oturduğum cafe’ye gidip aynı masaya oturuyorum. Tarih tekerrürden ibarettir ya.

Uçuş saatim yaklaştığında da uçağa doğru ilerliyorum. 27 saat sürecek Tokyo aktarmalı New York uçuşum beni bekliyor.

23 Ağustos 2013, Cuma.

DSC04570

Kuala Lumpur’da şehir içi ulaşım yöntemlerinden bir tanesi de monorail adı verilen şehrin üzerinden giden trenler.

DSC04571

Pavillion Alışveriş Merkezi.

DSC04574

Çin Mahallesi’nden manzaralar.

DSC04573

DSC04575

Konakladığım hostelin en kötü tarafı altında yer alan reagge bar. İsminde reagge geçtiğine bakmayın, gece geç saatlere kadar kötü disko müziği bu bardan üst katlarda yer alan hostel odalarına kadar bangır bangır yükseliyor. Bu nedenle resepsiyondakiler bana özellikle hostelin üst katlarından oda verdiklerini söylüyorlar. Yine de gece uyurken bas tınılarını bastırmak adına kulak tıkaçsız uyumuyorum.

Sabah uyanıp kahvaltımı yaptıktan sonra Golden Triangle olarak bilinen alışveriş merkezleri ile ünlü bölgeye gidiyorum. Buradaki alışveriş merkezlerinde Apple ürünlerini satan elektronik mağazalar bulunuyor ve dünyadaki en ucuz Apple ürünlerinin Malezya’da olduğu biliniyor. Bu nedenle buradan hem kendime, hem de kız kardeşime yeni bir bilgisayar almayı planlıyorum. Bilgisayarlar neredeyse 100’er USD daha ucuza geliyor. Böylece bir süredir bana sınırsız işkence çektiren ve işlev olarak bir tuğladan farkı olmayan notebook bilgisayarımdan da kurtulmayı umut ediyorum.

Birkaç alışveriş merkezi gezdikten sonra Pavillion isimli alışveriş merkezinden bilgisayarları alıyorum. Buradaki görevliler benimle fazlasıyla ilgileniyorlar. Bilgisayarların kurulumunu beraber yapıyoruz, üstelik bilgisayarlara ek olarak bana ücretsiz klavye koruyucu, bilgisayar kılıfı ve de USB hediye ediyorlar. Benim bütün işleri halledip hostele dönmem neredeyse akşam üzerini buluyor. Hostele döndüğümde de bir sonraki gün için eşyalarımı hazırlıyorum. Bu sırada konakladığım odaya üç İngiliz kız geliyor. Liseden yeni mezun olduklarından, bir süredir Asya’yı gezdiklerinden ve Myanmar’dan daha yeni geldiklerinden bahsediyorlar. Hep beraber yemeğe çıkmaya karar veriyoruz. Bütün akşam boyunca onlarla yolculuklardan, Malezya’da gidebilecekleri şehirlerden bahsediyoruz. Kızlar yemek sonrasında bölgedeki barları denemeye karar veriyorlar, ben de ertesi gün beni çok uzun bir yolculuk beklediği için çok geç olmadan odaya geri dönüyorum.

22 Ağustos 2013, Perşembe.

DSC04563

DSC04564

DSC04565

Singapur Changi Havaalanı içerisinde yer alan Kelebek bahçesi.

DSC04567

Kaktüs bahçesi.

DSC04566

Ücretsiz sinema.

Sabah uyanıp kahvaltımı yapıyorum. Eşyalarımı topladıktan sonra Anni Teyze ile vedalaşıp erkenden havaalanının yolunu tutuyorum. Singapur’un gelişmiş metro sistemi sayesinde şehir merkezinden havaalanına kolayca ulaşılabiliyor. Metro yolculuğu bir saate yakın sürüyor.

Birkaç ay önce Osaka’dan Manila’ya uçuşum sırasında bana yaşattıkları problemlerden dolayı Jetstar Havayolları’na yazdığım şikayet mektubu sayesinde elde ettiğim 50 Singapur doları, bana bu yolculuğumda Kuala Lumpur uçuşu olarak dönüyor. Uçuşum akşam üzeri saat 17:00’de olmasına rağmen erkenden havaalanına gidip günü dünyaca ünlü Changi Havaalanı’nda geçirmeyi planlyorum.

Havaalanına vardıktan sonra ilk işim check-in işlemlerini tamamlamak oluyor. Diğer havaalanınlarından farklı olarak, Changi Havaalanı birçok havayolu aracılığıyla erken check-in imkanı sağlıyor. Yani uçuşunuza saatler de olsa erkenden işlemlerinizi tamamlayıp havaalanı içerisindeki etkinliklere katılabiliyorsunuz ya da alışveriş yapabiliyorsunuz. Havaalanında toplamda üç adet terminal bulunuyor. Her terminalde farklı ilgi çekici öğeler yer alıyor. Terminaller arasında yer alan trenler ile kolayca geçiş yapabiliyorsunuz. Örneğin Terminal 1’de kaktüs bahçeleri ve belli bir ücret karşılığında kullanabileceğiniz açık teras havuzu bulunuyor. Terminal 2’de ayçiçeği bahçesi ve orkide bahçesi yer alıyor. Terminal 3’te ise kelebek bahçesi, dünyanın bir havaalanı içerisinde yer alan en büyük kaydırağı ve bir adet sinema bulunuyor.

Benim uçuşum Terminal 1’den olmasına rağmen sırayla terminalleri geziyorum. En sonunda Terminal 3’teki sinema salonunda gösterilen filmlerden bir tanesini yakalayıp üç saatimi de burada geçiriyorum. Uçuşuma yakın tekrardan Terminal 1’e dönüyorum. Uçuşum bir saate yakın sürüyor.

Kuala Lumpur’a indiğimde sıcak ve nemli bir hava beni karşılıyor. Daha önceden öğrendiğim şekilde hızlı hızlı otobüslerin kalktığı durağa gidip şehir merkezine gidecek bir otobüse atlıyorum. Otobüs beni KL Sentral’e kadar taşıyor, sonrasında da LRT sistemi ile Çin Mahallesi’ne en yakın durak olan Pasar Seni’ye gidiyorum. Bir önceki sefer konakladığım ve büyük sırt çantamı bıraktığım hostele gidip kendime bir oda ayarlıyorum. Şansıma dört kişilik odada benden başka sadece Koreli bir kız konaklıyor. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra Çin Mahallesi’nin karışık ve kabalık sokaklarına çıkıp karnımı doyuruyorum ve ara sokaklarda biraz dolanıyorum. Sonrasında da da hostele dönüp kalabalık bir grupla ortak odada uyku vaktim gelene kadar DVD izliyorum.

Reklamlar

Kuala Lumpur, Malezya.

Standard

11 Ağustos 2013, Pazar.

DSC03803

DSC03805

DSC03819

DSC03825

DSC03861

DSC03866

DSC03874

DSC03878

DSC03880

DSC03881

DSC03892

Batu Mağaraları’ndan manzaralar.

DSC03899

DSC03900

DSC03904

Kuala Lumpur sokakları.

DSC03909

Monorail adı verilen raylı sistem şehrin üzerinden ilerliyor.

DSC03910

DSC03912

Şehrin modern yüzü.

DSC03914

DSC03920

DSC03926

DSC03927

Alışveriş merkezlerinden manzaralar.

Sabah uyandığımda ne yapmak istediğime ilişkin hiçbir fikrim yok. Daha önce Kuala Lumpur’u iki kere ziyaret ettiğim ve görmek istediğim her şeyi halihazırda gördüğüm için, içimden çok da turistik yerleri gezmek gelmiyor. Yine de şehrin biraz dışarısında yer alan ünlü Batu Mağaraları’nı görmediğim için günü buraya giderek değerlendirmeye karar veriyorum. Sabah uyanıp hostel içerisinde kahvaltımı Malezya’ya özgü “kaya” yani hindistan cevizi reçeli ile yaptıktan sonra, bir süre ana salonda oyalanıp interneti kontrol ediyorum, öğlene doğru da kendimi dışarı atıyorum.

Pasar Seni istasyonuna çok yakın bulunan yerel trenlerin kalktığı Kuala Lumpur istasyonundan Batu Mağaraları’nın bulunduğu bölgeye tek bir tren hattı ile ulaşmak mümkün. Kuala Lumpur istasyonuna vardığımda, uzun bilet sırasına girip sadece 1 RM ödeyerek biletimi alıyorum. Tek başıma olduğumu gören bilet gişesindeki görevli elindeki bilet koçanını bırakıp mağaralara kadar bana eşlik etmeyi önerse de, gülerek teklifini reddediyorum.

Mağaralara kadar olan 13 kilometrelik yol yarım saatten biraz daha fazla sürüyor. Mağara kompleksi üç adet mağaradan oluşuyor. Bunlardan Temple Cave yani Tapınak Mağarası olarak bilinen mağaraya giriş ücretsiz. Türünün en uzunu olan, 43 metrelik altın bir Murga heykelinin yanından uzanan 272 basamak ile bu mağaraya ulaşılabiliniyor. Mağaranın içerisinde bir adet Hindu Tapınağı bulunuyor. Beni bu tapınakta en çok etkileyen atmosfer oluyor. Tapınağın bulunduğu bölmeye girdiğinizde üstü açık bir mağara sizi karşılıyor. Ağaçlar burada mağaranın gökyüzüne ulaşan kısımlarını süslüyor, arada güvercinler mağaranın girintileri ve çıkıntılarında uçuşuyorlar. Ben burada bir saate yakın vakit geçiriyorum. Boyun felci geçirme riski pahasına dakikalarca istediğim fotoğraf karesini yakalamak için uğraşıyorum.

Bölgede yer alan ikinci mağara Dark Cave yani Karanlık Mağara olarak biliniyor. Buraya turlarla giriş yapabiliyorsunuz ve giriş ücreti olarak 35 RM ödemeniz gerekiyor. Maymunların cirit attığı bu mağarayı ben es geçiyorum. Üçüncü mağara ise daha çok Hindu resimlerinin yer aldığı ve her yarım saatte bir gürültülü müzik eşliğinde dans gösterilerinin sergilendiği, giriş ücreti 15 RM olan Cave Villa. Ben burayı da es geçiyorum.

Tapınaklarda bir iki saat geçirdikten sonra tekrardan trene atlayarak şehir merkezine geri dönüyorum. Bu sefer tren biletine anlayamadığım bir şekilde 2 RM ödüyorum. Şehir merkezine varınca hostele gidip eşyalarımı bırakıyorum ve sonrasında tekrardan sokaklara çıkıyorum. Bu seferki rotam Golden Triangle olarak bilinen, Kuala Lumpur’un modern yüzü olarak anılan ünlü Petronas Kuleleri’nin ve mantar gibi birbiri ardına sıralanan alışveriş merkezlerinin yer aldığı bölge oluyor. Buraya Çin Mahallesi’ne yürüme mesafesinde bulunan Maharajelaka durağından monorail olarak bilinen ve şehrin üzerinden giden raylı sistemle çok kolay bir şekilde ulaşılabiliyor. Bölgeye vardığımda yan yana dizili Pavilion KL, elektronik ürünleri ile meşhur Plaza Lowyat, Fahrenheit88 ve Malezya’nın en büyük alışveriş merkezi olan, 600’den fazla mağazadan oluşan Berjaya Times Square’i ziyaret ediyorum. Amerika’ya kıyasla daha ucuz bilgisayarlara burada satıldığı ve ben de yola çıkmadan bilgisayarımı yenilemeyi planladığım için piyasa araştırmasına girişiyorum biraz da.

Akşama kadar alışveriş merkezlerinin klimalı koridorlarında oyalandıktan sonra hostelimin yolunu tutuyorum. Direk odaya geçmeyip ana salonda oturuyorum. Bu sırada Amerikalı Austin ve İngiliz Ben ile tanışıyorum. Austin, son bir senesini Avustralya’da çalışma ve tatil vizesi ile geçirmiş, şimdi de Asya’da birkaç yeri gezip Avrupa üzerinden ülkesine dönmeyi planlıyormuş. Tam bir araba meraklısı olan Ben ise İngiltere’den Güneydoğu Asya’ya arabası ile gelmiş. Daha önce de benzer çılgınlıkta yolculuklar yapan (araba ile İngiltere’den Moğolistan’a, İngiltere’den Afrika’ya) Ben hedefinin Vietnam’a kadar gelmek olduğunu, bunu tamamladığını, şimdi de arabasını Singapur üzerinden İngiltere’ye geri göndermeyi planladığı için Malezya’dan güneye indiğini anlatıyor. Biraz muhabbetten sonra hep beraber dışarı çıkıp bir şeyler içmeye karar veriyoruz. Çin mahallesinin biraz dışarısında yer alan otellerden birinin girişinde yer alan bir bara oturuyoruz. Son derece kötü müzikler arasında saatlerce burada kalıp sohbetin dibine vuruyoruz. Herkes kendi maceralarını, yapmayı planladıklarını anlatıyor. Bir noktada kötü müziğe daha fazla tahammül edemeyen Austin gidip müzik seçimine el koyuyor. Mekan kapanana kadar burada kalıyoruz. Ben ertesi gün Kuala Lumpur’un güneyinde yer alan Melaka isimli şehre inmeyi planlıyorum, Ben’in de aynı planda olduğunu duyunca, bu yolu beraber arabası ile gitme konusunda anlaşıyoruz.

Hostele dönüyoruz. Austin ile vedalaşıyoruz, bir sonraki sabah Ben ile lobide buluşmak üzere sözleşip odalara geçiyoruz.

10 Ağustos 2013, Cumartesi.

DSC03722

Pasar Seni, yani merkez pazar.

DSC03723

DSC03726

DSC03731

DSC03732

Yerel tezgahlar.

DSC03733

Hindistan’da olduğu gibi işlemeli kına Kuala Lumpur’da da çok popüler. Minik bir el kınasını yaptırmış bile.

DSC03737

DSC03739

DSC03743

Rengarenk sokaklar.

DSC03747

DSC03756

Merdeka Meydanı.

DSC03757

DSC03763

DSC03766

Sömürge dönemi binaları.

DSC03769

DSC03773

DSC03775

DSC03776

Çin ve Hint Mahallelerinin gündüzü.

DSC03783

DSC03784

DSC03788

Çin Mahallesi’nin gecesi.

Sabah 05:30 gibi odadaki İspanyol grubun toparlanma sesine uyanıyorum. Onlar havaalanının yolunu tutarken, ben de yavaştan kendime gelmeye uğraşıp hazırlanmaya koyuluyorum. Saat 06:00’yı gösterdiğinde de bir gün önceden ayarladığım taksi aracılığıyla havaalanının yolunu tutuyorum. Kota Kinabalu yine yağmurlu bir sabaha merhaba diyor.

On beş dakika içerisinde havaalanına varıp hızlıca işlemlerimi hallediyorum ve uzun zaman sonra ilk defa bir bütçe havayolu ile değil de, adam gibi Malezya Havayolları ile uçmanın keyfini çıkarıyorum. Yol iki buçuk saat sürüyor. Öğlene doğru Kuala Lumpur’un lüks uluslararası havaalanına vardığımda okları takip ederek, beni şehir merkezine götürecek otobüslerin bulunduğu bölgeye giriyorum. 10 RM ödediğim kalabalık otobüs palmiye ağaçları ile çevrelenmiş otoyollardan geçerek bir saat içerisinde KL Sentral merkez istasyonuna varıyorum. Buradan LRT isimli hatta binerek Çin Mahallesi’nin bulunduğu Pasar Seni istasyonunda iniyorum. Sonrasında da konaklayacak bir yer bulma arayışına girişiyorum. Oda sorduğum iki yer dolu olduklarını belirtiyor; ama üçüncü mekanda şansım yaver gidiyor. Banyosu içerisinde bulunan klimalı dört kişilik bir yatakhanede cüzi bir miktara kendime bir yatak ayarlamayı başarıyorum.

Oda içerisinde biraz oyalandıktan sonra yine Çin Mahallesi’nin kalabalık sokaklarına kendimi atıp tezgahlarda satılan doyurucu meyveler, taze hazırlanan krepler ile karnımı doyuruyorum. Sonrasında da sokaklar Çin Mahallesi ve Hint Mahallesi’nin kesişen sokakları arasında haritaya bakmadan kendimi kaybediyorum. Rengarenk iç içe geçmiş sokaklar hayatla dolu dolu. Birçok dükkan Ramazan bayramı nedeniyle kepenkleri kapatmış olsa da, şehrin her köşesinde kalabalıklara denk gelmek mümkün. İnce işlenmiş çeşitli renklerdeki seramikleri, farklı renklere boyanmış kepenkleri, bir diğerinin içerisinde büyüyen sütunları ile Kuala Lumpur’un farklı tonlardaki yıpranmış binaları arasında dolanıyorum. İkinci ziyaretimde bana yabancı gelen sokaklar, daha da tanıdık gelmeye başlıyorlar. İki buçuk sene önce Arjantli Nicolas ile yürüdüğüm sokaklar tanıdık öğeler ile kendilerini hatırlatıyorlar.

Bir süre yürüdükten sonra kendimi Merkez Pazar’da yani Pasar Seni’de buluyorum. Bu pazarın içerisinde Çin malı ürünler satan dükkanlar, antika mağazaları, el işi ürün tezgahları yer alıyor. İki katlı Pazar içerisinde bir tur attıktan sonra tekrardan sokaklara, kalabalıklar arasına dönüyorum. Yavaş yavaş ilerleyerek 1957 yılında Malezya’nın bağımsızlığının ilan edildiği Merdeka Meydanı’na kadar yürüyorum. Meydanın etrafını çevreleyen tarihi sömürge dönemi binaları tur grupları ile dolup taşıyor. Günbatımına kadar bu kalabalık sokaklarda zigzaglar çiziyorum. Bir süredir Kota Kinabalu’nun yarattığı tembelliği üzerimden atana kadar konakladığım bölgeye dönmüyorum.

Hava karardığında tekrardan konakladığım sokağa vardığımda yol üzerindeki yerel restoranlardan birinde karnımı doyuruyorum ve otelin yolunu tutuyorum. Otele vardığımda kalabalık bir grup ana salonda film izliyor, ben de aralarında yerimi alıyorum. Biraz muhabbet ettikten sonra odama çıkıyorum. Bir süre sonra benimle aynı odada konaklayan Amerikalı Rose de odaya geliyor. Bir süredir Avustralya’da olduğunda, çalışma tatil vizesine başvurabilmek için Kuala Lumpur’a geldiğinden bahsediyor. Günü benim de sonralarda gitmeyi planladığım Melaka isimli şehre günübirlik giderek geçirdiğini anlatıyor. Bir saat kadar konuştuktan sonra, çok da geç olmadan kendimizi yatakların emin ellerine bırakıyoruz.

Kuala Lumpur, Malezya.

Standard

26 Haziran 2013, Çarşamba.

Sabah uyanıp Çin Mahallesi’nde kahvaltımı yaptıktan sonra çıkış saati olan on ikiye kadar otel içerisinde oyalanıyorum. Özellikle dün geceden yerimi belirlediğim, ana caddeye bakan balkondaki yüksek sandalyelerde oturup insanları izlemek çok hoşuma gidiyor. Şehrin karmaşası ve hareketliliği tepeden daha belli oluyor. Saat on ikiyi gösterdiğinde de Ana ile vedalaşıp havaalanına doğru yola çıkıyorum.

Kuala Lumpur’un merkezinden havaalanına toplu taşıma ile gitmenin en kolay yolu, şehrin göbeğinde yer alan KL Sentral isimli istasyona gidip istasyonun alt katından havaalanına kalkan otobüslere binmek. Üstelik bilet fiyatı da sadece 8 Ringitt. KL Sentral’a gidebilmek içinse Çin Mahallesi’nin yakınlarında bulunan Paser Seni isimli istasyona kadar yürüyorum. Buradan KL Sentral sadece tek durak.

Havaalanı yolu bir saat sürüyor. AirAsia uçaklarının kalktığı düşük bütçe havaalanından aynı akşam için Bali Endonezya’ya uçağım var. Üstelik Cihan da öğleden sonra Osaka’dan Kuala Lumpur’a gelecek ve Endonezya’yı beraber gezeceğiz.

Cihan’ın uçağı rötarlı geliyor. Ben de o sırada havaalanının üç saatlik ücretsiz kablosuz internet bağlantısını sömürüyorum. Cihan ile havaalanında buluşunca da önce karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında da uçağımızı beklemeye başlıyoruz. Bu sırada görüşmediğimiz zamanda gezdiğimiz ülkelerden bahsediyoruz.

Bali’ye uçuşumuz üç saatten fazla sürüyor. Bali’ye vardığımızda gümrük işlemleri öncesi bize sürpriz olan 25 USD’lik vize ücretini ödeyip sıraya giriyoruz. Pasaport sırası o kadar uzun ki, bir saatten daha fazla sırada bekliyoruz. Sıra bize geldiğinde vize ücreti fişlerimizi verip bir aylık vizemizi iki dakikadan kısa bir sürede temin ediyoruz. Havaalanından çıktıktan sonra da Bali’nin turistik bölgelerinden biri olan Kuta’ya gitmek için bir taksi ile anlaşıyoruz. Yarım saat içerisinde Kuta’dayız. Ara sokaklardan bir tanesinde bir gece konaklamak için bir otel ayarlıyoruz. Kuta, gecenin bir saati olmasına rağmen kalabalık mekanları, şık barları, otelleri ve restoranları ile dolu dolu.

Karnımızı doyurmak için dışarı çıktığımızda gittiğimiz McDonalds’daki tek ayık da biziz. Bizden başka sarhoş yabancılar bağırarak konuşmalarından, kayık gözlerinden, dönmeyen dillerinden kendilerini iyiden iyiye belli ediyorlar. Yolun hemen diğer kenarında yer alan kumsalda biraz oturuyoruz. Dalgalar o kadar kuvvetli ki, karanlıkta bile etkileri anlaşılıyor. Bu plajın neden sörfçüler arasında favori mekanlardan bir tanesi olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorum. Neredeyse tamamı yollarda geçen uzun bir gün olmuş, çok oyalanmadan odaya geri dönüyoruz.

25 Haziran 2013, Salı.

DSC01509

IMG_8133

Çin Mahallesi’nden manzaralar.

DSC01518

DSC01520

DSC01515

DSC01514

Konakladığım otelin balkonundan görüntüler.

Sabah erkenden uyanıp kahvaltımı yapıp duşumu aldıktan sonra hostelden çıkışımı yapıyorum ve otobüse bineceğim alışveriş merkezlerinin yer aldığı bölgeye kadar yürüyorum. Otobüs yarım saat rötarla geliyor. Son derece rahat geçen otobüs yolculuğu boyunca uyuyorum. Kuala Lumpur’a beş saatlik bir yolculuk sonrasında varıyorum. İki sene önce ziyaret ettiğim bu şehir, hiç de hatırladığım gibi gelmiyor gözüme. Son derece büyük, karışık ve karmaşık bir şehir bu sefer beni karşılayan. Otobüs beni Chinatown yani Çin Mahallesi’ne yürüme mesafesinde bırakıyor. Beş dakikalık bir yürüyüş sonrasında Çin Mahallesi’nin girişinde kendimi buluyorum.

İsmini daha önce rehber kitapta gördüğüm hostellerden bir tanesinin tabelasına rastlamam ile de bir gece konaklayacağım mekanı da bulmuş oluyorum. Eski ve görece döküntü bir binanın içerisinde yer alan odama eşyaları yerleştirdikten sonra Çin Mahallesi’nin etrafını dolanmaya çıkıyorum. Yolda rastladığım tezgahlardan taze meyve ve fıstıklı hamur işi yiyecekler alıyorum. Sonrasında da birbirini kesen kalabalık tezgahlar arasında kayboluyorum. Çin Mahallesi’nin genel rengi her zaman olduğu gibi kırmızı. Etrafta biraz dolanıp ertesi gün Bali’ye olan yolculuğum için ihtiyaçlarımı tamamlıyorum. Yolda uğradığım kliması ve interneti olan otellerden bir tanesinde akşam yemeğimi yedikten sonra da hostelime geri dönüyorum.

Hostelin ana sokağa bakan genişçe bir balkonu bulunuyor. Balkona oturup saatlerce gelen geçeni izliyorum, internette dolanıyorum, bir şeyler okuyorum. Her şehrin gecesi ve gündüzü birbirinden farklı oluyor ya, bu farklılığı izlemek her seferinde hoşuma gidiyor. Bir noktada aynı odada kaldığım Şilili Ana ile muhabbete başlıyorum. O da işinden istifa ettikten sonra Yeni Zelanda’ya çalışma ve tatil vizesi ile gidip bir süre çalışmış. Sonrasında da ülkesine dönmeden önce Güney Asya’yı kısa bir süreliğine ziyaret ediyormuş. Yolculuğumun ilerleyen zamanlarında Şili’yi de ziyaret edeceğimi duyunca çok heyecanlanıyor. Ülkelerimizden, benzerliklerimizden, farklılıklarımızdan bahsediyoruz. Biraz muhabbet ettikten sonra erkenden yataklara dağılıyoruz.