Category Archives: Kosta Rika

Kosta Rika.

Standard

Kosta Rika: Genel Bilgiler.

Kosta Rika’ya gidenler, hep Orta Amerika’nın en pahalı ve en turist ülkesi olduğundan şikayet ederler; ama buna rağmen ülkenin güzelliklerini de öve öve bitiremezler. Benim ülke hakkındaki düşüncelerim de benzer oldu. Harika plajları, koruma altındaki doğası, her türden ekstrem spor severleri bekleyen maceraları ile bu ülkeye ayırdığım zaman bana bir türlü yetmedi. Topraklarının %25’inden fazlası devlet tarafından milli parklar olarak koruma altına alınmış bu ülkenin yeşiline, doğasına, vahşi yaşamasına hayran kaldım.

DSC04398

Marius ve gülen ağaç Monteverde Bulut Ormanı’nda.

DSC04444

 

DSC04554

Monteverde Bulut Ormanı’nda.

Ne kadar süre ayırmalı ve ne zaman gitmeli?

Kosta Rika küçük bir ülke olsa da gezilecek, görülecek yerleri oldukça fazla ve de bir bölgeden bir diğerine geçiş oldukça çetrefilli. Ben ülkeye batıdaki Nikaragua sınırından girip gezip görmek istediğim yerleri tamamladıktan sonra ülkenin doğusundan Panama’ya geçiş yaptım. Plajlara ayıracak vakit bulamasam da, doğasına ve barındırdığı biyoçeşitliliğe hayran kaldım. Ülkeyi hakkıyla gezebilmek adına en az 2 hafta ayrılması gerektiğine inanıyorum.

Kosta Rika’da da bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi iki mevsim bulunuyor: Kuru mevsim ve yağışlı mevsim. Ülke genelinde kuru mevsim genelde Aralık ve Nisan ayları arasında, yağmurlu mevsim ise Mayıs ve Kasım döneminde etkili oluyor. Kosta Rika’da yüksek sezon genelde Aralık – Şubat ayları arasına denk geliyor. Eğer sörfle ilgileniyorsanız, ülkeye yağmurlu sezonda gitmeniz daha büyük dalgalara denk gelmeniz anlamına geleceğinden daha mantıklı bir hareket olabilir. Kaplumbağalarla ilgileniyorsanız ise Şubat ve Ekim dönemi okyanus kıyılarında bu sevimli hayvanlara denk geleceğiniz dönemler.

Vize

Kosta Rika’ya yolculuk eden Türk vatandaşlarının vizeye ihtiyaçları yok. Ülkeye girişte 90 günlük kalış hakkına sahip olabiliyorsunuz.

Rota

Kosta Rika’daki yolculuğuma ülkenin batısından başlayıp doğusuna doğru devam ettim.

Kosta Rika’da kaldığım 6 gün boyunca aşağıdaki rotayı takip ettim.

map_of_costa-rica

24-27.2.2014, Santa Elena, Monteverde
27-28.2.2014, La Fortuna
28.2-1.3.2014, San Jose

Ulaşım

Kosta Rika’da şehirler arası ulaşımda otobüs saatlerini önceden kontrol etmekte fayda var; lakin genelde şehirler arası otobüsler sadece belirli saatler işliyorlar. Eğer saatleri önceden bilmezseniz gitmek istediğiniz yere istediğiniz zamanda ulaşamayabilirsiniz. Şehirler arası otobüsler görece rahat ve Orta Amerika’daki tavuk otobüslere kıyasla da oldukça hızlılar; ama ülke genelinde trafik ciddi bir problem olarak ortaya çıkıyor. Eğer şehirler arasında daha hızlı ve güvenilir şekilde yolculuk etmek isterseniz shuttle servislerini tercih edebilirsiniz. Bunun için en çok tercih edilen iki firma: Graylines Fantasy Bus (www.graylinecostrarica.com) ve Interbus (www.interbusonline.com).

Şehirler içi ulaşımda birçok şehir küçük olduğu için kolayca yürümeniz mümkün. Eğer gideceğiniz mesafeler uzaksa mutlaka resmi taksileri kullanın ve taksi şoförlerinin taksimetreyi açtığından emin olun.

Konaklama

Kosta Rika’da konaklama ücretleri bölgedeki diğer ülkelere kıyasla biraz daha yüksek olmasına rağmen son derece uygun. Neredeyse bütün turistik şehirlerde ve kasabalarda son derece rahat ve ihtiyaçlarınıza hitap edecek hostelleri ve düşük bütçeli otelleri bulmanız mümkün. Hatta bazı hosteller işi abartarak yüzme havuzu, klima vb. sırtçantalı hostellerinde göremeyeceğiniz hizmetleri de sunuyorlar.

Yolculuk boyunca konakladığım oteller ve fiyatlar aşağıdaki gibi:

Pension Santa Elena, Monteverde – 12 USD
Arenal Backpackers Resort, La Fortuna – 15 USD
Costa Rica Backpaackers, San Jose – 12 USD

IMG_1288

IMG_1291

Arenal Backpackers Resort, La Fortuna.

Yiyecek içecek

Kosta Rika mutfağında da bölgedeki diğer ülkelerde olduğu gibi taze meyve, sebze, pirinç ve fasulye büyük yer tutuyor. Pirinç ve fasulyelelerin, “natilla” adı verilen süt kreması, yumurta, soğan ve biber ile karıştırılması ile hazırlanan “gallo pinto” ülkenin en bilindik yemeği olarak geçiyor ve genelde kahvaltılarda servis edilse de gün içerisinde üç öğünde de karşınıza çıkabiliyor.

Öğle ve akşam yemeklerinde “casado” adı verilen et, balık veya tavuğun fasulye, pilav, salata, kızartılmış muz ve beyaz peynir ile servis edilmesi ile ortaya çıkan tabaklar oldukça tercih ediliyor. Pilav ve tavuk akşam yemeklerinde fazlasıyla tüketiliyor. Deniz ürünleri, ülkenin Pasifik ve Karayip Okyanuslarına kıyısı olması nedeniyle oldukça lezzetli ve taze olarak hazırlanıyor.

Ara öğün olarak “bocas” adı verilen domates ve soğanın limon suyunda hazırlanıp tortilla ekmeği ile sunulmasına deniyor. (Eğer balık ya da karides eklerseniz “ceviche” adını alıyor.)

“Pozol” mısır çorbasına, “chorreadas” ise mısır kreplerine deniyor. “Olla de carne” ismi verilen çorba et, patates, havuç, mısır ve diğer sebzelerin karıştırılması ile hazırlanıyor.

Bizdeki sütlaca benzer “arroz con leche” yani sütlü pirinç bol şeker ve tarçın ile servis ediliyor.

Kahve ve muz ülkenin en temel tarım ürünleri oldukları için bolca tüketiliyor.

IMG_1191

Kahvaltı tacos’ları.

IMG_1186

Sebzeli casado.

IMG_1123

Tavuklu casado.

Reklamlar

San Jose, Kosta Rika.

Standard

1 Mart 2014, Cumartesi.

DSC04712

San Joseliler satranç için rakiplerini bekliyorlar.

DSC04711

DSC04715

DSC04718

DSC04722

DSC04725

DSC04730

DSC04732

DSC04735

DSC04736

 

San Jose sokakları.

DSC04743

DSC04737

IMG_1339

DSC04741

DSC04742

“Mercado Central” yani merkez çarşıdan.

DSC04744

DSC04745

San Jose sokaklarından manzaralar.

Sabah erkenden uyanıyorum ve ilk işim bir taksiye atlayıp Ticabus istasyonuna gitmek oluyor. İstasyon şehir merkezine oldukça yakın bulunuyor. Panama City’ye günde sadece bir otobüs olduğunu ve şansıma o otobüste tek kişilik bir yer olduğunu (üstelik cam kenarı!) öğrenince derin bir oh çekiyorum ve hemen bileti ayırttırıyorum. Bu sırada Hint kökenli Kanadalı bir amca ile tanışıyorum. Yıllardır bu bölgede yaşadığından bahsediyor bana. Bir süre muhabbet ettikten sonra eşyalarımı otobüs istasyonuna bırakıp gündüz gözüyle San Jose’yi görmek adına dışarı çıkıyorum.

Şehir merkezine kadar yirmi dakika içerisinde yürüyorum. Sonrasında da Parque Central ve yanı başında yer alan Catedral Metropolitana’yı, Mercado Central’i, Plaza de la Cultura’yı, Parque Nacional’i, merkezinde yer alan Monumento Nacional’i, Parque Espana’yı görüyorum. Gündüzün erken saatleri olmasının da etkisi ile şehir yeni yeni uyanırken sokaklarda dolanıyorum. Açık bulduğum cafe’lerden birinde kahvaltımı yapıyorum. 2-3 saat boyunca şehir merkezinde bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra da çevresi kovboy eşyaları satan mağazalarla dolu Ticabus ofisine geri dönüyorum.

Asgari 16 saat sürmesi beklenen yolculuk görece rahat geçiyor. Akşama doğru 19:00 gibi Panama sınırına geldiğimizde sınır kontrolleri oldukça sıkı yapılıyor. Kosta Rika’dan çıkışta sorun yaşamıyoruz; ama Panama’ya girerken ilk olarak görevliler ülkeden çıkış bileti soruyorlar, sonrasında da ülkeye giriş için en az 500 USD kaynak göstermemizi istiyorlar. Bu noktada benimle beraber otobüste olan herkes şaşırıyor. Kredi kartlarını, banka ekstrelerini gösterenler oluyor. Zaten sınır görevlileri de çok fazla takılmıyorlar. Sonrasında bütün otobüsü bir odaya alıyorlar ve sırayla çantalarımızı ve bavullarımızı arıyorlar. Sınır geçiş işlemleri bir saatten daha uzun sürüyor. Sonunda Panama tarafına geçtiğimizde ise tekrardan otobüse atlayıp çetrefilli yolumuza devam ediyoruz. Panama City’ye sabaha karşı varmamız bekleniyor.

28 Şubat 2014, Cuma.

IMG_1324

IMG_1327

 

La Fortuna – San Jose arası otobüsle küçük kasabaları geçiyoruz.

DSC04707

 

San Jose sokakları duvar resimleri ile dolu.

DSC04709

 

1897 yılında inşa edilmiş Ulusal Tiyatro binası.

 

Bir önceki gece etkisini oldukça hissettiren klima sayesinde buz gibi bir sabaha oldukça erken uyanıyorum ve olabildiğince erken kendimi odadan dışarı atıyorum. Planım gün içerisinde başkent San Jose’ye ulaşmak ve ertesi gün için Panama City’ye gidecek bir otobüs ayarlamak. Hostelden aldığım bilgiler doğrultusunda San Jose’ye giden gün içerisinde iki otobüs bulunuyor. Bir tanesi 12:45, diğeri ise 14:45’te. Ben de 12:45’dekine binmeye karar veriyorum.

Öğlene kadar hostelde oyalandıktan sonra hostelden on dakika yürüme mesafesinde bulunan otobüs istasyonuna gidip San Jose’ye gidecek otobüse atlıyorum. Bu sırada da Honduras’ta tanıştığım ve San Jose’de yaşayan Melvin ile iletişim halinde kalıyorum. Melvin beni San Jose’de konaklayacağım hostelde karşılamayı ve beraber yemek yemeye gitmeyi teklif ediyor. La Fortuna’dan San Jose’ye olan otobüs yolculuğu oldukça rahat geçiyor. Normalde dört buçuk saat sürmesi gerekirken altı buçuk saat sürmesi dışında. San Jose’ye vardığımda tam da iş çıkışı akşam trafiğine denk geliyorum. Atladığım taksi ile hostele ulaştığımda saat çoktan 20:00’yi gösteriyor. Melvin’le bir türlü denk getiremiyoruz buluşmayı; ama bana türkçe çat pat bir not bırakmış buluyorum. Bu da yüzümü gülümsetmeye yetiyor.

Hostele yerleştikten sonra akşam yemeği yemek üzere dışarı çıkıyorum. Duvar resimleri ile dolu San Jose sokakları cıvıl cıvıl. Avenida Central üzerinden Plaza de la Democracia, Plaza de la Cultura gibi hareketli meydanları geçip Parque Central’e ulaşıyorum. Dönüş yolunda da sadece trafiğe kapalı iki tarafı mağazalarla dolu cadde üzerinden yapıyorum. Elimdeki rehber eski olduğu için Ticabus isimli firmanın otobüs istasyonunu bir türlü bulamıyorum. Bu da ertesi gün Panama’ya gitmek için erkenden otobüs istasyonunun yolunu tutup bileti bizzat sormam anlamına geliyor. Erkenden uyuyorum.

La Fortuna, Kosta Rika.

Standard

27 Şubat 2014, Perşembe.

DSC04667

143 metreden aşağı bir “bungee jumping” macerası.

IMG_1256

IMG_1285

 

DSC04694

 

Arenal Gölü’nde yer alan Arenal Yanardağı bölgenin en aktif yanardağlarından bir tanesi.

DSC04702

DSC04706

La Fortuna oldukça küçük ve sevimli bir şehir.

IMG_1293

DSC04700

DSC04701

Baldi Kaplıcaları.

 

Sabah erkenden uyanıyorum. Eşyalarımı hazırlayıp otele bırakıyorum. Sonrasında da hızlıca kahvaltımı yapıyorum. Günün en merakla beklediğim aktivitesi: “bungee jumping”. Yıllardır hep yapmak istediğim; ama bir türlü doğru zamanı, doğru mekanı bulamadığım bu aktivite için yine bir önceki günün ziplining aktivitelerini ayarladığım “Monteverde Extremo” ile anlaşıyorum. Saat 07:30’da beni almaya geliyorlar. O kadar heyecanlıyım ki, midem düğümleniyor, elim ayağım titriyor resmen. Otobüste benimle beraber bungee jumping yapacak 3 tane Avusturyalı bulunuyor. Herkesin korkusu ve heyecanı yüzünden anlaşılıyor.

Tesislere vardığımızda bir süre bekliyoruz, bekleme süresi bizi iyice geriyor. Sonrasında da görevliler bizi bungee jumping’e başlayacağımız bölgeye alıyorlar. İkişer ikişer bungee jumping yapacağımızı belirtiyorlar. Ben son gruba kalırsam kalbimin durumu kaldırmayacağından emin, ilk iki kişi arasında olmaya gönüllü oluyorum. Benimle beraber Avusturyalı çocuklardan biri, balkonu andıran kırmızı bir bölmeye geçiyoruz. Bu bölme hatlar üzerinden vadinin ortasına kadar hareket ediyor. Sonrasında da en ortada duruyor. Görevliler ilgili kabloları birbine bağlıyorlar. Bize gerekli ekipmanları takıyorlar. Beşe kadar sayacaklarını, aşağıya hiç bakmadan atlamamız gerektiğini, yoksa korkudan bunu hiç beceremeyebileceğimizi ifade ediyorlar. İlk olarak Avusturyalı çocuk atlıyor. Her şey o kadar hızlı oluyor ki. Beş dakika içerisinde atlıyor ve yukarı çıkıyor. Sıra bana geldiğinde kalbimin ağzımda attığına yemin edebilirim. Kablolar üzerimde. Geri sayım başlıyor. 5-4-3 ve görevliler daha 2 demeden ben heyecanlanıp kendimi aşağı bırakıyorum. Bu duyguyu nasıl ifade edebilirim hiçbir fikrim yok. Adrenalinim son sürat pompalanırken esnek ip üzerinde bir aşağı, bir yukarı sallanıyorum. Bir yandan da çığlıklar atıyorum. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar tamamlanıyor. Sonunda yukarı çıktığımda beynime fazla kan gitmesinden kıpkırmızı suratım, patlamak üzere olan kalbim ve bu ekstrem macerayı da tamamlamış olmanın verdiği rahatlığı hisseden beynim mutlu mesut bir haldeyiz. Bizden sonra diğer Avusturyalı çocuk da bungee jumping’i tamamlıyor. Çocuklardan bir tanesi aşağıda sallanırken “I believe I can fly” şarkısını söylüyor. Ben kahkahalara boğuluyorum.

Maceramız sonrasında bizi otele bırakıyoruz. Çocuklarla öğle yemeği yiyip bir süre muhabbet ediyoruz. Saat 14:30 olduğunda da Kosta Rika’daki bir sonraki durağım La Fortuna’ya beni götürecek aracım geliyor. La Fortuna’ya gitmek oldukça çetrefilli ve uzun sürüyor. Bu nedenle en iyi alternatif olarak jeep – bot – jeep üçlemesini öneriyorlar. İlk olarak sizi bir minibüs alıyor ve oldukça kötü yollardan Arenal Gölü’nün bir başına getiriyor. Sonrasında Arenal Gölü üzerinden bindiğiniz tekne sizi muhteşem Arenal Yanardağı manzaraları eşliğinde La Fortuna’ya gidecek başka bir minibüse bineceğiniz kıyıya ulaştırıyor. Yol 3-4 saate yakın sürüyor. Sonunda La Fortuna’ya vardığımda ününü çok öncelerde duyduğum Arenal Backpackers Hostel’e kendimi atıyorum. Bu hostel kendisini “Sırtçantalılar için beş yıldızlı konaklama” olarak pazarlıyor. İçeri girdiğimde de harika bir havuz, son derece rahat, geniş ve tertemiz odalar ile karşılaşıyorum.

La Fortuna’nın ünlü olmasının birkaç nedeni var. Bunlardan bir tanesi Arenal Yanardağı. Kosta Rika’nın ve hatta Orta Amerika’nın en aktif yanardağlarından bir tanesi olan bu Arenal’i şehrin neresine giderseniz gidin görmeniz mümkün. Üstelik eskiden Arenal Yanardağı’ndaki lavaları ve dumanları görmek mümkünmüş; fakat son birkaç senedir yanardağ pasif dönemine girmiş. Şehrin ünlü olma nedenlerinden bir ikincisi ise kaplıcaları. Şehrin tamamında farklı kaplıcalar yer alıyor. Lüks otellerin içerisinde belirli ücret ödeyerek bu kaplıcalardan yararlanabileceğiniz gibi doğanın ortasında ücretsiz olanlarına da gidebiliyorsunuz. Ben La Fortuna’ya hafif bir baş ağrısı ile vardığımda kaplıcaların en iyi rahatlama yöntemi olacağını düşünüyorum. Resepsiyondan aldığım bilgiler doğrultusunda da Baldi Kaplıcaları hem yakın, hem de diğer kaplıcalara oranla görece ucuz. Girişi 30 USD. Tam hostelden çıkacağım sırada kalabalık bir grubun da oraya gideceğini öğrenince onlara dahil olmaya karar veriyorum. Böylece 12 kişilik bir grup halinde kaplıcaların yolunu tutuyoruz. Benim sakin gece planlarım da böylece rafa kaldırılmış oluyor.

Baldi Kaplıcaları’nda farklı seviyelerde ve sıcaklıklarda 6-7 tane havuz bulunuyor. Üstelik bazı havuzlarda ziyaretçiler eğlensin diye barlar, diskolar, kaydıraklar, şelaleler bile bulunuyor. Biz de kaydırakları denemeye karar veriyoruz. Bir saate yakın o kaydırak senin, bu kaydırak benim kendimizi atıp duruyoruz. Sonrasında da sırayla farklı havuzlarda vakit geçiriyoruz. Dört saatin sonunda artık solungaçlarımız çıkmaya yakınken, derimiz fazla suda kalmaktan buruşmuşken hostele dönmeye karar veriyoruz. Sıcak su herkese o kadar güzel gelmiş ki, kimsenin gözünü açacak hali yok. Herkes kendisini odalarına ve yataklarına atıyor. Odaya döndüğümde ise hesaba katmadığım bir gerçek var: kumandası görevlilerde bulunan klima. Gece boyunca kat kat battaniyelere ve kazaklara sarılarak uyusam da bana mısın demiyor. Dışarısı 30 dereceden yüksek olsa da, içeri de kelimenin tam anlamıyla tıkırdıyorum.

Monteverde, Kosta Rika.

Standard

26 Şubat 2014, Çarşamba.

DSC04649

 

 

DSC04656

DSC04659

DSC04663

DSC04668

DSC04669

DSC04670

DSC04671

Ziplining manzaraları.

Bir önceki günün yorgunluğunun da etkisiyle biraz geç uyanıyoruz. Güzel bir kahvaltı, güzel bir kahve derken güneş altındaki hamaklara kuruluyoruz. Benim öğlene kadar hiçbir planım yok, Marius’un ise öğleden sonra başkente otobüs bileti var. Pazartesi günü iş başı öncesinde çok uzun bir yol onu bekliyor. Biz de öğlene kadar sadece vakit öldürüyoruz. Almanya’dan, Türkiye’den, yollardan bahsediyoruz bol bol.

Öğlene doğru beni bir gün önceden ayarladığım “ziplining” aktivitesine götürmek üzere almaya geliyorlar. Marius ile vedalaşıp araca atlıyorum. “Ziplining” vadiler arasına kurulmuş farklı platformlardan bir diğerine çelik kablolarla kayarak geçmeye verilen ad. Dünyanın farklı yerlerinde oldukça popüler bir aktivite olsa da, Kosta Rika’dakiler bitmez tükenmez uzunlukları ile ünlüler. Ben turumu “Monteverde Extremo” firması ile ayarlıyorum. Firmanın her gün üç farklı saati bulunuyor etkinlikleri düzenlemek adına: 08:00 – 11:00 – 14:00. Ziplining turu toplam uzunluğu dört kilometreyi bulan kabloların birinden bir diğerine atlayarak toplamda dört saat sürüyor. Toplamda 14 kablo bulunuyor. Sadece kaymak da değil üstelik, kendinizi oldukça elastik bir ip ile aşağı attığınız ve sağa sola sallandığınız oldukça adrenalin yüklü “Tarzan Salıncağı” ve neredeyse uçmaya en yakın deneyim olan “Süpermen” isimli farklı yöntemler maceraya ayrı bir boyut katıyor. Bütün turun sonunda adrenaline doymuş olarak otelime geri dönüyorum. Ertesi sabah için ekstrem sporlarla son bir hesabım daha var üstelik.

Gece boyunca odadaki İsviçrelilerle muhabbet ediyorum. Günün yorgunluğu bir anda etkisini gösteriyor. Erkenden uykuya yöneliyorum.

25 Şubat 2014, Salı.

DSC04380

DSC04382

Monteverde Bulut Ormanı girişinde bizi karşılayan rengarenk Quetzal kuşu.

IMG_1145

Gülen ağaç.

IMG_1149

Dikkatli bakarsanız yuvasındaki minik sinekkuşunu görebilirsiniz.

DSC04388

DSC04392

DSC04394

DSC04399

Sinekkuşu yuvası.

DSC04401

DSC04413

DSC04414

DSC04403

DSC04418

DSC04420

DSC04428

DSC04433

DSC04435

DSC04439

Monteverde Yağmur Ormanı’nda şelaleye kadar olan ilk rotayı tamamladık.

DSC04478

DSC04485

DSC04486

DSC04505

Güzeller güzeli sinekkuşları.

DSC04537

IMG_1168

IMG_1169

IMG_1171

IMG_1172

Bulut ormanının kırmızı asma köprüsü.

DSC04541

DSC04545

Gözlem noktasından.

DSC04558

Gece turunun ilk yakalananı!

DSC04573

DSC04587

Oldukça zehirli olan engerek yılanı.

DSC04593

DSC04595

DSC04606

Tembelhayvan.

DSC04620

Uyuyan kuş.

Sabah 05:45’te saatin alarmı ile uyanıyoruz. Marius alttaki yataktan uyanıp uyanmadığımı teyit edercesine sesleniyor. Bense çoktan uyanmışım bile, sadece soğuk Monteverde sabahına nasıl yorganın altından çıkacağımı düşünüyorum. Hızlı hızlı hazırlanıyoruz ve hostelden çıkıyoruz.  Gün içerisinde Monteverde Bulut Ormanına şehir merkezinden düzenli minibüsler gidiyor. İlk minibüs de saat 06:30’da kalkıyor. Bulut ormanındaki turların birçoğu 07:30’da başladığı için, bölgeye ilk minibüsle gitmek en mantıklı hareket gibi gözüküyor. Minibüsümüz gelmeden otobüs durağının karşısındaki pastaneden hem kahvaltılık, hem de gün içerisinde bizi idare edecek birkaç parça bir şeyler alıyoruz.

Monteverde Bulut Ormanı’na saat 07:00 civarında varıyoruz. Görevlilerin gelmesini ve bilet satış ofisinin açılmasını bir süre beklememiz gerekiyor. Bu sırada Marius ile “Uzaya çıksam” diye bir oyun oynamaya başlıyoruz. Öyle ki sonrasında oyun akşama kadar devam ediyor. Durup durup sıkıldıkça kaldığımız yerden devam ediyoruz. Saatler 07:30’u gösterdiğinde de rehberimiz Octavio ile tanışıyoruz. Tur grubumuzda bizden başka üç kişi daha bulunuyor.

Tura başlamadan hemen önce bulut ormanı girişinde bir hareketlenme yaşanıyor. Sonrasında fark ediyoruz ki yakınlardaki ağaçlarda Guatemala’nın simgesi olan ve Orta Amerika’da nadir görülen Quetzal kuşları ağaçlarda dolanıyor. Kuşları görmek herkes de yoğun bir heyecana neden oluyor. Rehberimizin Quetzal kuşlarını görmenin genelde turun doruk noktası olduğundan bahsediyor.

Monteverde Bulut Ormanı’nda yaklaşık beş saat kadar dolanıyoruz. Farklı rotalardan birisini takip ederek yol boyunca çeşitli kuşlar, böcekler, çiçekler, ağaçlar, bitkiler görüyoruz. Rehberimiz Octavio en olmadık noktalarda, en olmadık hayvanları en ufak hareketlerinden, seslerinden, renklerinden tanımlayarak bize unutulmayacak bir beş saat yaşatıyor. Bu süre boyunca sürekli olarak bölge ve bölge tarihinden örnekler vermeyi de ihmal etmiyor. Yürüyüşümüzü küçük bir şelalede tamamlıyoruz. Şelaleyi izlerken Octavio bize tatlı limon ikram ediyor. Renk, koku ve şekil olarak tıpatıp limona benzeyen bu meyveyi tadınca suratınızı ekşitmek yerine, aldığınız şekerli tada şaşırıyorsunuz. Sonrasında hep beraber girişe yöneliyoruz. Girişte sinekkuşları için ağaçlara asılan sulukların bulunduğu bir bölge yer alıyor. Burada sayısız sinekkuşunu gözlemleyebiliyorsunuz. Ben bölgeye vardığımızda bir süre sevincimi saklayamıyorum. Etrafımda onlarca sinekkuşu uçuşuyor. Bu narin, rengarenk, güzel kuşları bir süre hipnotize olmuş gibi izliyorum. Üstelik parmaklarınızı suluklara yakşatırırsanız kuşlar elinize de konuyorlar. Bir süre Marius’la kuşlar elimize konsun diye uğraşıp duruyoruz. Bu sırada tur sona erdiği için grubun geri kalanı ile de ayrılıyoruz.

Saatler henüz öğleni yeni gösterirken Marius’la beraber bir süre daha bulut ormanında kalıp takip etmediğimiz rotalardan yürümeye karar veriyoruz. Marius önde rehber, ben arkada ilerliyoruz. Bu sırada güneş etkisini artırmaya başlamış ve sabahın serinliği yerini sıcak havaya bırakmış durumda. İlk durağımız kırmızı asma köprü oluyor. Buradan olabildiğince bulut ormanına tanık olabiliyorsunuz. Sonrasında da bulut ormanının güneyinde yer alan gözlem noktalarına çıkıyoruz. Gözlem noktalarından Pasifik Okyanusu’nu görmek bile mümkün. Sonrasında bir süre daha bulut ormanı yollarında dolanıyoruz. Marius ne kadar çok istese de ne yazık ki maymun göremiyoruz. Saat 14:00’ü gösterdiğinde de şehir merkezine dönen otobüse atlayıp otelimize geri dönüyoruz.

Yerel restoranlardan birinden doyurucu yerel yemekleri sipariş ediyoruz. Bir süre otelde dinleniyoruz ve saatler 17:30 olduğunda da akşam orman turu için Santa Elena ormanına gitmek üzere bizi almaya gelecek aracı beklemeye koyuluyoruz. Ormanların gündüzleri ve geceleri oldukça fark ediyor. Gördüğünüz hayvanlar, bitkiler, kokusu, rengi bile değişiyor. Orman girişinde rehberimiz Javier ile tanışıyoruz ve üç saat sürecek maceramız da böylece başlıyor. Tur boyunca çeşitli örümcekler, böcekler, baykuşlar, yemyeşil bir engerek yılanı, uyuyan kuşlar görüyoruz; ama turun doruk noktası ağaçlardan birinden sarkan tembelhayvan oluyor.

Saatler 20:30’u gösterirken turu tamamlamış; ama oldukça bitik halde şehir merkezine geri dönüyoruz. Hızlı hızlı karnımızı doyurduktan sonra hem Marius’um, hem de benim gram enerjimiz kalmamış. Marketten atıştırmalık bir şeyler alıp otelde film izlemeye karar veriyoruz. Oldukça dolu dolu bir gün olmuş. Uyku da oldukça tatlı geliyor.

24 Şubat 2014, Pazartesi.

IMG_1084

Bizi “Penas Blancas” isimli sınır kasabasına götürecek otobüsü yol kenarında garip bir yerde beklerken.

IMG_1085

Sınır geçişleri.

IMG_1087

Kosta Rika’ya hoşgeldiniz!

IMG_1129

Monteverde yolunda yanından geçtiğimiz dumanlar altındaki kasaba otobandaki eylemin ana kaynağı.

Şansıma gece boyunca konakladığım sekiz kişilik odaya kimse gelmiyor. Ben de odanın kenarında bulunan iki kişilik yatakta tek başıma, vantilatörü üzerime çevirerek Nikaragua’nın yapışkan sıcağına ve nemine bana mısın demeden mışıl mışıl uyuyorum. Sabah uyanır uyanmaz eşyalarımı toparlayıp hostelden çıkış yapıyorum ve konakladığım yere çok yakın olan otobüs durağından Rivas’a gidecek ilk otobüse biniyorum. Amacım Kosta Rika’ya yerel otobüslerle ulaşmak. Bindiğim otobüs beni Pan-Amerikan Otobanı üzerinde bulunan La Virgen isimli kasabanın girişinde bırakıyor. Benimle beraber otobüsten inen İspanyol çift ve yol kenarında bizden önce beklemeye koyulmuş birkaç yerelle birlikte geçen otobüslere meraklı gözlerle bakmaya başlıyoruz. Sonunda bizi sınır kasabası Penas Blancas’a götürecek bir otobüs buluyoruz. Kalabalık tavuk otobüsünde yolun nasıl geçtiğini fark etmiyorum bile.

Penas Blancas’a vardığımda pasaport işlemlerini halletmek üzere kolları sıvıyorum. Bana yardım edip (kalem vermek, formları önceden ulaştırmak, para değiştirmek vs.) benden para isteyecek güruhu atlayıp teller arkasındaki Nikaragua gümrüğüne ulaşıyorum. Sorunsuz pasaport işlemlerini hallettikten sonra da Kosta Rika tarafına yürümeye başlıyorum. Her şey son derece kolay işliyor. Yine de her seferinde karadan sınır değiştirme işlemlerinin bende garip bir etkisi oluyor. Yolu beraber yürüdüğüm El Salvadorlu traktör şoförleri işlemlere çok alışkın olduklarından bahsediyorlar. Tek başıma yolculuk ettiğimi duyunca şaşkınlıklarını gizleyemiyorlar. Bana gideceğim yolu işaret ettikten sonra da kendi yollarına devam ediyorlar. Kosta Rika gümrüğünde de işlemler sorunsuz halloluyor. Sonrasında da sıra beni Monteverde’ye götürecek bir araç bulmaya geliyor.

Gümrük ofisinin hemen karşısında sıra sıra otobüs firmalarının dükkanları bulunuyor. “Transportes Deldu“ firması on dakika içerisinde kalkan bir otobüsleri olduğunu ve tek durak değiştirip kolayca Monteverde’ye ulaşabileceğimi belirtince çok da düşünmeden biletimi alıyorum. Otobüse bindikten sonra her şey olması gerektiği gibi işliyor. Pan-Amerikan Otobanı üzerinden ilerliyoruz. Ben de bir yandan telefonumdaki harita uygulaması üzerinden otobüsün beni nerede bırakacağını kestirmeye çalışıyorum. Otobüsten in, otobüse bin, sınır geç, ülke değiştir, otobüs değiştir, otobüsten in, otobüse bin işlemleri o kadar uzun sürmüş ki saatler gün ortasını çoktan geçmiş. Otoban üzerinde bir noktada birden trafik kilitleniyor. Benim ineceğim yere oldukça yakın olmamıza rağmen, araçlar bir türlü ilerlemiyor. Öyle ki aradan yarım saat geçmesine rağmen en fazla 1-2 kilometre ilerliyoruz. Bir saat sonunda şans eseri bir noktada yol açılıyor. Biz dumanlar altında kalmış bir kasabanın yanından geçiyoruz ve otobüs beni yol ağzında bir benzin istasyonunda bırakıyor.

Benzin istasyonundaki marketin içerisindeki görevli bana oldukça yardımcı oluyor. Bütün otobanın kapalı olduğunu, kasabalardan birisinde (muhtemelen dumanlar altında olan) eylem bulunduğunu ve bu nedenle bütün trafiği kapattıklarını açıklıyor. Monteverde’ye gidecek son otobüsün 16:30’da olduğunu; ama daha öncesinde de araç geçebileceğini belirtiyor. Ben de çantamı bir kenara koyup beklemeye başlıyorum. Bu sırada benzin alan araçlardan birinden birisi bana sesleniyor. ABD’li Mark ile de böyle tanışıyoruz. Puntarenas’ta otel işlettiğinden, eğer o tarafa gideceksem beni seve seve bırakabileceğinden söz ediyor. Ben de tam ters yöne gittiğimi belirtip yoldaki eylemden ve yangından bahsediyorum. Sonrasında vedalaşıyoruz. Ben kaldırım kenarına oturup beklemeye koyuluyorum.

Aradan yirmi dakika ya geçiyor, ya geçmiyor, marketteki görevli bana hızlı hızlı el edip geçen mavi otobüsün Monteverde’ye gittiğini ve otobüsü yakalamamı işaret ediyor. Koştur koştur otobüsü yol ağzında durduruyorum. Sonrasında da geldiğimiz yolu Monteverde sapağına dönene kadar geri gidiyoruz. Trafik biz gelirken olduğundan çok daha kötü. Milim milim ilerliyoruz. Monteverde sapağına döndüğümüzde ise yol birden açılıyor. Bozuk ve bol virajlı yolda bir süre gittikten sonra yol kenarındaki bir restoranda mola veriyoruz. Birkaç kişi iniyor, bir çocuk kapı önünde bekliyor, otobüse görece yeni binen bizler ise soluklanıyoruz.

Kapı önünde bekleyen çocuğun otobüse geçmek için şoförü beklediğini fark edince bence içeri geçmesinde bir sorun olmayacağını söylüyorum. Sevgili Alman Marius’la da böyle tanışıyoruz. Monteverde’ye varana kadar yol boyunca muhabbet ediyoruz. Büyüleyici gün batımını ve manzaraları geçiyoruz. Tepeleri ve kıvrak yolları aşıp sonunda Monteverde’ye vardığımızda ise beraber otel arayışına girişiyoruz. Tavsiyelere uyarak “Pension Santa Elena“ya yöneliyoruz. Burada tek bir ranzadan oluşan odayı alabileceğimi söylüyorlar. Biz de çok düşünmeden kabul ediyoruz. Ertesi sabah için yağmur ormanı turumuzu otel aracılığıyla ayarlayıp yağmurlu Monteverde gecesinde yerel restoranlardan bir tanesine gidip karnımızı doyuruyoruz. Marius tıbbi hukuk alanında yükseklisans tezini teslim etmiş. Sonrasında da 2-3 haftalık bir tatil için Panama ve Kosta Rika’ya gelmiş. Dönüşte de direk çalışmaya başlayacakmış. Çok planlamamış, çok düşünmemiş. En güzeli. Yemek sonrasında ağaç ev olarak da bilinen bara gidiyoruz. Bir şeyler içip bolca muhabbet ediyoruz. Sonrasında da ertesi gün erkenden uyanacağımız için hostelin yolunu tutuyoruz.