Category Archives: Quetzaltenango

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

25 Ocak 2014, Cumartesi.

IMG_8541

 

Quetzaltenango’da her köşe başında bir avukat bulmak mümkün.

Bir önceki gece 04:00’te yatağa girince son İspanyolca dersim olan 09:00’daki ders için uyanmak ve derse gitmek de oldukça sancılı oluyor benim için. Kary ile Cafe Baviera’da buluşuyoruz; ama benim başım derse sadece iki saat dayanabiliyor. Sonrasında örneklere çok girmeden, temel konuları anlatmasını isteyip dersi erken bitirmek için izin istiyorum. Saat 12:00’ye doğru ders bittiğinde ise dokuz haftadır benim kahrımı çeken bu deli dolu 21 yaşındaki kız ile vedalaşıyoruz. Kısacık sürede kendisini bana çok sevdirmiş olduğu için ayrılmak da çok zor oluyor benim için.

Odaya döndüğümde ise kendimi direk yatağa atıyorum. Hava kararmaya yakınken gözlerimi açtığımda ise dünyam tekrardan normale dönmüş durumda.

Bir şeyler atıştırmak için dışarı çıkıyorum. Güzel bir kahve, güzel bir yemek. Fakat akşamki Xelawho futbol maçına gitmek çok cazip gelmiyor. Ben de son gecemi odamda kalan işleri tamamlayarak oldukça sakin geçiriyorum. Derken gecenin ilerleyen saatlerinde bizimkilerin gelip kapımı çalıp Anıl diye basbas bağırdıklarını ertesi gün Pilar’dan öğreniyorum.

24 Ocak 2014, Cuma.

IMG_8461

IMG_8524

Bugün okulda bizi ziyaret eden ufaklık. Adı Nacho ve kendisi bizim Copito’nun yavrusu.

IMG_8479

IMG_8480

 

Yemekler hazır!

IMG_8484

 

Pull & Beer’da.

 

 

IMG_8506

 

Bizimkiler bar çıkışında yerellerle muhabbeti kuruyor.

IMG_8538

 

Bar çıkışı atıştırmalıkları: Tacos!

Gün benin için oldukça stresli başlıyor; çünkü ders çıkışı dört – beş saat içerisinde tam tamına yirmi kişilik yemek hazırlamam gerekiyor. Üstelik evde bana yardım edecek kimse de yok. Herkesin ders saatleri birbirinden farklı olduğu için yemekleri tek başıma hazırlamam gerekiyor.

Ders 15:00’te bittikten sonra sırasıyla süpermarketin ve pazarın yolunu tutuyorum. Eksik malzemeleri tamamlayıp pazardan da  tam olarak yirmi tane tavuk bacağı satın alıyorum. Kan ter içinde eve dönüp odaya bile girmeden mutfağa dalıyorum. İlk olarak annemin havuçlu yoğurtlu salatasını yapıyorum. Sonrasında da yapmayı planladığım muhallebi için kolları sıvıyorum; fakat internet üzerinden bulduğum tarif beni hayalkırıklığına uğratıyor ve yarım saat boyunca kıvamı suyu andıran muhallebiyi normale döndürmek için çaba harcıyorum. Muhallebi normale dönmüyor, ben iyice stres oluyorum, iki litre süt de ziyan oluyor. Sonrasında sırasıyla bol malzemeli salatımı, fırında kremalı patatesimi ve fırında tavuklarımı hazırlıyorum. Fırınımız o kadar küçük ki, bir yandan bunların hepsini nasıl zamanında pişireceğimi düşünürken bir yandan da guacamole yapmak üzere tam tamına 22 adet avokadoyu soymaya girişiyorum. İşte tam bu noktada Peter geliyor. Direk eşyalarını bırakıp guacamole konusunda yardımıma koşuyor. Biz guacamole’ları hazırlarken Pilar’da geliyor. Guacamole ve frijole konusunda onlar bana yardım ederlerken ben de eksik gedik kalan işleri tamamlamaya bakıyorum, ortalığı temizliyorum ve insanların gelmesine yarım saat kala kendimi duşa atıyorum.

Saatler 19:30’u gösterdiğinde de yavaş yavaş ilk konuklarımız gelmeye başlıyor. Ben çoktan tavukları fırına koymuşum bile. Bizim fırının yeterli olmayacağını anlayan Glenda’nın eşi Danielle bir koşu okuldan diğer fırını getirmeye gidiyor. Bir saat içinde neredeyse konukların hepsi gelmiş, içkiler hazır, masalar hazır, tek eksiğimiz fırındaki tavuklar.

Saat 20:30 gibi tavuklar ve patateslerin de masadaki yerlerini bulması ile ben herkese teşekkür konuşmamı yapıyorum. Quetzaltenango’da geçirdiğim dokuz hafta benim için o kadar ayrı bir yere sahip olmuş ki, gözlerim doluyor şehirden ayrılmayı düşündükçe sürekli. Sonrasında da geç saatlere kadar harika bir gece geçiriyoruz. Yemekler konusunda sürekli olarak övgüler alıyorum. Gidip gelip herkes sırasıyla üçüncü, dördüncü tabağında olduğunu söyleyip duruyor. Ben de içten içe seviniyorum emeklerim karşılık verdi diye. Şehirde tanıdığım herkes yanımda.

Gecenin geç saatlerine doğru evden çıkıp hep beraber Pull & Beer’a doğru ilerliyoruz. Nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde sürekli elimdeki içki bardağı doluyor. Ben çaktırmadan masanın üzerine koyuyorum, yeni gelen birisi bir başka bardak veriyor. Çaktırmadan onu da kenara koyuyorum, bir tane daha… Pull & Beer 01:30’da kapanıyor. Biz de bu saatten sonra açık olan tek mekan “Gay Bar”a doğru ilerliyoruz. Ama bizimle beraber olan Martin ve Gerard o kadar sarhoş ki, yerellerle bağırıyorlar, sokaklarda şarkılar söylüyorlar. Gay Bar yakınlarına vardığımızda ise etrafını yine polislerin sardığını görüyoruz. Burada eğer bar sahipleri tarafından polislere para ödenmezse, bara girişiniz de mümkün olmuyor. Biz de odalara dönmeye karar veriyoruz.

Kylie’yi evine bıraktıktan sonra Peter, Pilar ve ben güzelim Quetzaltenango sokaklarında ilerleyerek evimize dönüyoruz. Gece sakin, gökyüzü tertemiz, bütün yıldızlar ise tüm görkemleri ile kendilerini belli ediyorlar.

23 Ocak 2014, Perşembe.

IMG_8478

Pazar yakınlarında.

IMG_8527

IMG_8516

Evimin bulunduğu sokak.

Cuma günü bizim evde benim vedam adına büyük bir parti vermeye karar veriyoruz. Bir süredir yemek konusunda sadece kendime çalışan ben, gelecek herkese yemek yapmaya söz veriyorum. Böylece benim için stresli planlama günleri de başlamış oluyor.

Dersten sonra her perşembe günü olduğu gibi hep beraber yemek yiyoruz. Bugünün farkı ise benim diplomam yemek sonrasındaki konuşmalardan sonra bana teslim ediliyor. Sırasıyla okulun müdürü Glenda, Kary ve ben konuşma bile yapıyoruz.

Yemek sonrasında ben bir önceki günden planladığım menüm üzerinde çalışmak üzere kolları sıvıyorum. Süpermarkete gidip bulamadığım malzemeler yerine hangi yerel malzemeleri kullanabileceğimi anlamaya çalışıyorum. Sonrasında da pazara gidip meyve, sebze ve baharat alışverişimi yapıyorum.

Odaya döndüğümde tarifleri tekrar gözden geçirip ertesi gün için Pilar ve Peter ile iş bölümü yapıyoruz. Sonrasında da ben Ian ile akşam yemeği yemek üzere Akdeniz Restoranı’nın yolunu tutuyorum. Daha önce ilk haftamda Wolf ile geldiğim bu mekan, benim kalbimi çoktan menüsünde yer alan Türk öğeleri ile kazanmış durumda. Ismarladığım “Türk Karidesleri” ise beni ülkemde deniz kenarı bir restorana götürmeye yetiyor da artıyor bile. Harika bir gece, Ian’ın birbirinden ilginç hikayeleri ile daha da renkleniyor. Böyle gecelerde zamanın nasıl geçtiğini algılayamıyorum bile. Artık restoran kapanmaya yakınken odaların yolunu tutuyoruz.

22 Ocak 2014, Çarşamba.

IMG_8360

IMG_8361

 

Gülümse, seni hiç unutmayacağım!

IMG_8518

Şimdiden özledim!

IMG_8383

Toplu salsa dersinden.

Bizim ekip okul çıkışında topluca bizim ilk hafta ziyaret ettiğimiz Salcaja kasabasına gidiyor, Orta Amerika’nın ilk kilisesini görmek üzere. Bense bu turu pas geçip şehrimizin güzide ikinci el kıyaet mağazası Mega Paca’nın yolunu tutuyorum. Bir hafta sonra yola çıkacağım ve o kadar az kıyafetim kalmış ki gittiğim yerlerde bıraka bıraka. Mega Paca’dan beni bir süre daha idare edecek birkaç parça eşya alıp odanın yolunu tutuyorum. Odaya döndüğümde eşyalarımı bırakıp kendimi tekrardan sokağa atıyorum.

Kylie ile kahve içmek için sözleşmişiz ve parka geldiğimde Kylie’yi beni beklerken buluyorum. Beraber North & South isimli kitabevinin üst katında yer alan minik cafe’nin yolunu tutuyoruz. Cafe minik olabilir; fakat cappucino’ları devasa. Kylie ile görüşmeyeli neredeyse iki hafta olmuş. Bu iki hafta içerisinde, bu küçücük şehirde ikimizin de hayatında o kadar çok şey değişmiş ki. Kylie, okulu bıraktıktan sonra bir süre evde planlarına yoğunlaşmış sonrasında da şehre yakın barınaklardan bir tanesinde gönüllülük yapmaya başlamış. İspanyolca için de dil değişimi adı verilen, yerellerin de İngilizcelerini pratik yapmalarına imkan sağlayan sisteme girişmiş. Bir süre muhabbet ettikten sonra beraber bana otobüs bileti almak üzere Democracia’nın yolunu tutuyoruz. Buradaki Alamo isimli otobüs firmasından pazar öğlen için Guatemala City’ye gidecek otobüste yerimi ayırtıyorum. Böylece tekrardan yola atılmak için ilk ciddi adımımı da atmış oluyorum. İşin garip tarafı ise bileti aldıktan sonra içimi bir heyecan sarıyor. Sanki daha önce hiç yola çıkmamışım, hiç yolculuk yapmamışım gibi hissetmeye başlıyorum. Bu duygunun kelimelerle tarifi mümkün değil.

Akşam ise evde yemeğimi yedikten sonra La Paranda isimli diskodaki ücretsiz salsa kursu için Andy ile buluşmaya gidiyorum. Mekanı bulmam bir on beş dakikamı alıyor. Mekana girdiğimde ise beklediğimin aksine bir dans stüdyosu ile değil de gece kulübü ile karşılaşıyorum. Andy de, ben de şaşkın dersin olup olmadığından emin olamıyoruz. Dokuzda dedikleri ders ona doğru başlıyor. Rengarenk spotlarla donatılmış kare şeklindeki dans pistinin ön sırasına beş tane dans hocası diziliyor. Geri kalan herkes de arkasına. Onlar önde, biz arkada hareketli öğrenene kadar dört tur atıyoruz. Ama o kadar keyifli ki, benim için çoktan özel salsa derslerinden daha eğlenceli bir hal almaya yetiyor da artıyor bile.

Dans adımlarını öğrendikten sonra herkes pistte kalıp dans etmeye devam ediyor. Bir yandan biz oturup muhabbet ederken, bir yandan da önümüzde tabiri caizse su gibi dans eden insan güruhunu izliyoruz. İşte tam bu noktada, yerel çocuklardan biri gelip beni dansa kaldırma gafletinde bulunuyor. Kendisine dansta çok kötü olduğumu belirtsem de hiç sorun olmadığını, beraber yavaştan alabileceğimizi söylüyor. İleri seviye dans eğitimi başlayana kadar şarkılarda beraber dans ediyoruz. Ben de böylelikle ilk defa yerel şarkılar eşliğinde bir stüdyoda değil de, gerçekten canlı olan bir mekanda salsa yapabilme zevkine varıyorum. İleri seviye dans adımları biraz daha zor olsa da Andy ile bu adımları öğrenmek için de mekanda kalıyoruz. Kimsenin birbirini taktığı yok, herkes gülüyor, herkes birbirinin ayağına basıyor; sonuç olarak bizim için oldukça eğlenceli bir gece oluyor.

21 Ocak 2014, Salı.

IMG_8137

Şehrin rengarenk duvarları.

Dersim öğleden sonra 15:00’te bitiyor. Bizim gençlerin akşama futbol maçlarına davetli olsam da odaya gidip ortalığı temizlemek, eşyaları ayıklamak, iki ay sonunda sırt çantamı tekrar hazırlamaya koyulmak daha cazip geliyor. Güzel bir yemek hazırlıyorum, güzel bir film izliyorum. Bir gün daha sona eriyor.

20 Ocak 2014, Pazartesi.

IMG_8255

Ben de bu yazıları kim yazıyor diyorum. Sokağımızdaki yeni lastikçi dükkanından.

IMG_8397

 

Quetzaltenango sokaklarından.

Yeni haftayla beraber derslerim tekrardan altı saate çıkıyor; çünkü bu şehri İspanyolca dil bilgisini tamamlamadan terk etmek istemiyorum. Dokuz hafta sonunda da tekrardan yola çıkmaya fazlasıyla hazırım. Yeni hafta için Kary ile kendimize oldukça yoğun bir program yapıyoruz.

Pazartesi gününün altı saatlik programı beni daha ilk günden yere sermeye yetiyor da artıyor bile. Ders sonrasını ise bir yandan bir sonraki haftanın planlarını yapmaya çalışarak oldukça sakin geçiriyorum.

Reklamlar

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

 

 

 

 

 

 

 

19 Ocak 2014, Pazar.

IMG_8134

Bizim sokağın başlangıcı.

IMG_8269

Quetzaltenango’nun “Kırmızı Fener Sokağı”, üstelik benim evime de sadece üç apartman uzakta.

Tam da olması gerektiği gibi bir pazar. Bütün gün yatakta film izleyip kitap okuyup uyuklamakla geçiyor. Ev rahatlığını hatırlatan günler ve geceler.

18 Ocak 2014, Cumartesi.

IMG_8274

Cafe Baviera’nın duvarlarından.

IMG_8286

Pull & Beer.

Bir sonraki hafta artık İspanyolca dil bilgisini tamamen bitirmek istediğimden Kary ile konuştuktan sonra cumartesi gününe de ders koyuyoruz. Bu benim için oldukça sancılı oluyor. Cumartesi ve pazar günlerini en azından yatakta oyalana oyalana geçirmeye bayılan ben erkenden kalkıp Cafe Baviera’nın yolunu tutuyorum. Cumartesi olmasının avantajı dersi okulda değil de, benim sevdiğim bir cafe’de yapma hakkına sahip olmamız.

Ders sonrasında odaya dönüp bir süre dinleniyorum, sonrasında da akşam bizim ekiple buluşmak üzere parkın yolunu tutuyoruz. İlk durağımız Cafe El Cuartito oluyor. Burada keyifli canlı müzik eşliğinde sürekli genişleyen masamız ve birbiri ardına gelen koca sürahi dolusu Cubana Mojito’larımız ile saatler geçiriyoruz. Sonrasında artık canlı müzik bittiğinde King & Queen’e gidip burada Gerard’ın birbirinden komik sarhoşluk hikayelerini dinliyoruz. Bir noktada gülmekten ağlama aşamasına geldiğimize yemin edebilirim. Sonrasında da gecenin kapanışını yapmak üzere Pull & Beer’a gidiyoruz. Gece boyunca dans ediyoruz. David ile beraber salsadan farklı olarak David & Anıl dansını uyduruyoruz mesela. Artık saatler 01:30’a yaklaşırken barın kapanması ile evlerin yolunu tutuyoruz.

17 Ocak 2014, Cuma.

IMG_8249

Şaşkın Kopito bugün çıplak!

IMG_8268

Şehir merkezindeki modern dans gösterisinden.

Ders çıkışında salsa kursu için hep beraber parkta buluşuyoruz. Andy, Gerard ve Tamara derse yeni başlarken biz de Ian’la eşleşip biraz daha ileri seviye olan hareketleri denemeye kalkışıyoruz. Dans hocası Ericka bizi kendi halimize bıraktığından doğruluğundan çok da emin olmadığımız komik hareketler yapıyoruz. Ama bir saatlik ders güle eğlene geçiyor. Sonrasında da dans kursu sırasında tanıştığımız ABD’li hemşire Angela’nın da bize katılması ile akşam yemeği için daha önce Kylie’nin ev arkadaşının veda yemeğini düzenlediği Thai restoranına gidiyoruz. Yemekler geç gelse de o kadar lezzetli ki kimse şikayet etmiyor. Yemek sonrasında parkta düzenlenen modern dans gösterilerine denk gelip bir süre bu gösterileri izliyoruz. Gösteriler batılı bir grup tarafından organize ediliyor.

Yemek sonrasında herkesin seçimi sakin bir gece geçirmekten yana olduğu için güzel bir film izlemek adına Blue Angel’a gidiyoruz. Uzun süredir film izlemediğinden yakınan David, filmi seçiyor. Patlamış mısır, kepekli kurabiyeler ve sıcak çikolata ise tamamlayıcı unsurlar olarak yardımımıza koşuyor. Keyifli bir gece sonrasında herkes halinden memnun odaların yolunu tutuyoruz.

16 Ocak 2014, Perşembe.

IMG_8216

Okulumuzun şaşkın köpeği Kopito.

Her perşembe olduğu gibi öğlen arasında hep beraber yapılan yemekleri uzun yemek masamız etrafında yiyoruz. Bu hafta benim için tembel teneke haftası olarak da kayda geçiyor. Ders çıkışında doğrudan odanın yolunu tutuyorum. Akşam yemeği hazırlayıp kapanışı güzel bir kitap okuyarak yapıyorum.

15 Ocak 2014, Çarşamba.

DSC02865

DSC02866

 

Siyah İsa kutlamalarında bozuk para oyununa takılıyoruz bir süre.

DSC02874

DSC02869

 

DSC02885

DSC02877

 

DSC02871

 

Kutlamalardan manzaralar.

DSC02889

DSC02870

 

Kasabanın merkez kilisesi Siyah İsa heykeline ev sahipliği yapıyor.

DSC02890

Langırt turnuvası zamanı!

DSC02892

Elle çalışan dönme dolap.

IMG_8181

 

IMG_8192

DSC02893

DSC02894

 

Yakınlardaki kasabalardan gelen Guatemalalı kovboylar yerelleri at gezintisine çıkarmak için hazırlar.

Ders çıkışında hep beraber Chiquilaja isimli minik kasabadaki “Siyah İsa” kutlamaları için yola koyuluyoruz. ABD’li Andy ve Tamara, İrlandalı David ve Gerard gruba yeni katılan isimler. Julio önde, biz arkada muhabbet ede ede otobüs istasyonunun yolunu tutuyoruz.

Tavuk otobüslerle yarım saatlik bir yolculuk sonrasında da Chiquilaja’ya varıyoruz. Bu minik kasaba Katoliklerce her sene 15 Ocak’ta kutlanan, “Cristo Negro” yani Siyah İsa şenliklerine ev sahipliği yapıyor. Bu kutlamaların baş kahramanı ise kasabadaki ana kilisede yer alan siyah İsa heykeli oluyor. Şenliklerin düzenlendiği ana meydana, yemek ve ahşap mobilya satan tezgahların arasından geçerek ilerliyoruz. Yol üzerinde denk geldiğimiz oyun bölgesinde ise bir süre yüzüklere para atma oyununda şansımızı denemeye karar veriyoruz. Sonuç olarak bütün bozuk paraları kaptırıyoruz. Meydana vardığımızda ise canlı müzik eşliğinde dans eden komik maskeli bir grupla karşılaşıyoruz. Kızılderili kostümlerini andıran kıyafetlerini tamamlayan beyaz tenli maskeler oldukça korkunç gözüküyor.

Meydandaki dansları bir süre izledikten sonra önünde kuyruk kuyruk insanların beklediği kilise giriyoruz. Burada girişte bağış yapmamız için bize beyaz zarflar veriliyor. İçeri girdiğimizde ise kapının önünde sıranın aslında sadece Siyah İsa heykeline dokunabilmek için olduğunu fark ediyoruz. Bir süre burada kalıp ibadet ritüellerini izliyoruz. İnsanlar mumlar yakıyor, dualar okuyor, dilekler tutuyorlar. Bir yandan da Siyah İsa’ya dokunup onu öpmek için birbirleri ile yarışıyorlar. Kiliseden çıktıktan sonra bir süre daha dans gösterilerini izliyoruz ve yavaş yavaş geri dönüş yoluna koyuluyoruz.

Tekrardan oyun bölgesinin yanından geçerken de kendimizi bir anda langırt turnuvası yaparken buluyoruz. Biz langırta konsantre olmuş çığlıklar atarken neredeyse bütün yereller de meraklı gözlerle bizi izliyor. Bense bu oyun bölgesinde ilk defa el ile çalışan dönme dolap görüyorum.

Kalabalık arasından sıyrıldıktan sonra otobüslere dönmeden önce yerellerin beş dakikalık at gezintisi yapmak için kovboy kılıklı amcalara 3 Quetzal ödediği alana gidiyoruz. Burada boy boy atları ile kovboy şapkalı ve çizmeli Guatemalalıar yerelleri at gezintisine çıkarmak için bekliyor. Bizden hiç kimse ata binmeye heveslenmeyince bir süre insanları izleyip geri dönüyoruz.

14 Ocak 2014, Salı.

 

IMG_8324

Bake Shop.

Okul sonrasında şehrin “Bake Shop” isimli meşhur pastanesine gitmek üzere yürümeye başlıyorum. Bana kalırsa bu pastane şehrin en ilginç mekanlarından biri. İlginç diyorum; çünkü burası ABD’li amişler tarafından işletiliyor. Nereden nereye yani. Haftanın sadece iki günü – salı ve perşembe – açık. Burada satılan ürünler sadece yabancılar arasında değil; fakat yereller arasında da oldukça popüler. Ben de düzenli olarak ev yapımı yoğurt stoğumu buradan yapıyorum. Pastaneye akşam üzeri uğramış olmanın etkisi ile ürünlerin neredeyse çoğunu tükenmiş buluyorum; ama şansıma yoğurtlar yerlerinde duruyorlar. İki adet yoğurt alıp Democracia Meydanı’ndan da sebzeleri yüklenip eve geri dönüyorum. Kendime güzel bir akşam yemeği hazırlayıp sakin bir salı gecesine merhaba diyorum.

13 Ocak 2014, Pazartesi.

IMG_8043

Daniela ve Kopito.

Okul bugün o kadar kalabalık ki, sanki yeni yılla beraber İspanyolca öğrenmek isteyenlerin sayısı da katlanmış. Benden başka on tane öğrenci daha var ve bunların altısı yeni. Beş saatlik ders sonrasında bir süre muhabbet ediyoruz. Sonrasında da ben bir sonraki haftaların planını yapmak üzere kendimi şehrin güzide cafe’lerinden bir tanesine atıyorum. Saatlerce burada kaldıktan sonra odaya dönüp gecenin kapanışını güzel bir yemek ve filmle yapıyorum.

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

12 Ocak 2014, Pazar.

IMG_7619

IMG_7620

Şehrin graffitileri, ilkinde ‘Sadece boya’, ikincisinde ise ‘Kasaba uyan!’ yazıyor.

Bir önceki güne benzer şekilde günü yine Kylie ile beraber geçiriyoruz. Öncesinde biraz sokaklarda dolanıyoruz, şehir meydanına kurulmuş pazarı geziyoruz, sonrasında da Cafe Baviera’da saatlerce oturup işlerimizi hallediyoruz. Ben Türkiye’dekiler ile konuşuyorum, yolculuğun geri kalanı için planlarımın üzerinden geçiyorum. Tembellikle dolu geçen bir günü yine odada film ile kapatıyorum.

11 Ocak 2014, Cumartesi.

Öğlene doğru Kylie ile Cafe El Cuartito’da buluşuyoruz. Günün yavaş temposu içinde kaybolup gidiyoruz. Akşama doğru eve döndüğümde Ian’ın mesajını görüyorum, gece dışarı çıkacaklarını söylüyor. Ben ise tam ev kedisi modundayım. Dışarı çıkmak yerine güzel bir film açıyorum, güzel bir kahve yapıyorum. Battaniye altında bir gece daha karanlığa karışıyor.

10 Ocak 2014, Cuma.

Okul sonrasında odaya gidip yemek yapıyorum. Bir süre odada oyalandıktan sonra da akşam yemeği için Ian ve Frank ile buluşuyorum. Karnımızı yol üzerindeki restoranlardan birinde doyuruyoruz. Sonrasında da güzel bir film izlemek üzere Blue Angel’ın yolunu tutuyoruz.

Gecenin filmi ‘Y tu mama también?’ oluyor. Sıcak çikolata ve kurabiyeler de filme eşlik ediyor. Filmi daha önceden çok sevsem de bazı sahneler bizimkilere ağır geliyor. Ben duruma bol bol gülüyorum. Gece sonunda Ian ve Frank yerel barlardan birinin yolunu tutarken, Kylie ve ben de eve dönüyoruz.

9 Ocak 2014, Perşembe.

Ders sonrasında hep beraber öğlen yemeği yiyoruz. Her perşembe olduğu gibi. Yemek sonrasında ben sevdiğim cafe’ye gidip neredeyse bütün günü internet üzerindeki işlerimi bitirmeye uğraşarak geçiriyorum. Bu şehrin en sevdiğim yanlarından bir tanesi belirli ritüellere tekrardan sahip olmak olsa gerek.

Akşama doğru 17:45’te Frank ve Ian’la buluşmak üzere parka gidiyorum. Sonrasında da hep beraber salsa dersini alacağımız minik salonun yolunu tutuyoruz. Bir saatlik ders yine ve yeniden oldukça keyifli geçiyor. Guatemala’nın bana öğrettiği tek şeyin ispanyolca olmamasına içten içe seviniyorum.

8 Ocak 2014, Çarşamba.

DSC02848

DSC02854

DSC02856

Maria teyze dokumaları bize anlatırken.

Okuldan sonra koştur koştur karnımı doyurduktan sonra, tekrardan okula dönüyorum. Günün aktivitesi ise tekstil tekniklerini ve dokumayı öğrenmek.

Düzenli olarak okula rengarenk el işlerini satmaya gelen, dişlerinin yarısı dökük teyzemiz okuldaki yerini almış bile. Bir kenara o oturuyor; Ian, Helen ve ben de etrafını sarmalıyoruz. Bir saat boyunca Maria teyze bize uygulamalı olarak ipleri nasıl işlediğini, kumaşları şekillendirirken ne yöntemi kullandığını anlatıyor.

Bir saatin sonunda evin yolunu tutuyorum.

7 Ocak 2014, Salı.

DSC02802

DSC02805

DSC02806

DSC02808

 

DSC02844

DSC02847

 

Zunil’den manzaralar.

DSC02812

 

Tadilat altındaki Zunil kilisesi.

DSC02818

DSC02822

 

Zunil’in merkez pazarı.

DSC02824

DSC02826

 

Şehrin yakınlarından geçen nehirde kadınlar çamaşırlarını yıkıyorlar.

DSC02834

DSC02839

 

Zunil’de yer alan aziz San Simon.

DSC02841

 

Çocuklar, her yerde çocuk.

Okul sonrasında hep beraber Zunil isimli kasabaya gitmek için yola koyuluyoruz. Birazcık yürüme ve bir tavuk otobüsü sonrasında bu ufak kasabaya varıyoruz. Kasabanın ünlü olmasının nedenlerinden biri meydanında yer alan tarihi kilisesi, kaliteli tekstil ürünleri ve de tabii ki ünlü aziz San Simon’un bir kopyasının da burada yer alması.

Zunil’e vardığımızda ilk işimiz tadilat altında olan ve tahtalar ile desteklenen eski kiliseyi ziyaret oluyor. Sonrasında da kadınlara iş imkanı sağlayan bir kooperatife uğruyoruz. Burada rengarenk ve iyi kalite tekstil ürünlerini bulmak mümkün. Ben de kendime buradan bir bileklik alıyorum. Sonrasında da daha önce de bahsettiğim kukla aziz San Simon’un evine doğru ilerliyoruz. Fakat yeni yılla beraber, San Simon’u ağırladıkları ev değişmiş. Biz de yerellerden yeni evin adresini alıp daracık ve yokuş sokaklar arasında kayboluyoruz. San Simon’un evine vardığımızda giriş için cüzi bir miktar ödüyoruz, ben fotoğraf çekebilmek için de ekstra bir para ödüyorum.

İçeri girdiğimizde bizi daha önce ziyaret ettiğimiz San Simon’a kıyasla oldukça afilli bir kukla karşılıyor. Üstelik odanın tamamı da mumlarla kaplı. Biz içerideyken San Simon’u ziyaret eden yerel bir amca önce getirdiği likör şişelerini kocaman bir sepet içerisinde San Simon’a sunuyor. Sonrasında elinde kumaşa sarılı objeyi San Simon’un elinin altına yerleştiriyor. Hemen yanı başında bulunan asayı üç kere oğlu etrafında döndürüyor. El çırpıyor. Kumaşa sarılı objeyi elinin altından alıyor. Son olarak da San Simon’u yanağından öpüyor ve odadan ayrılıyor. Biz de tanık olduğumuz ibadet biçiminin yarattığı şaşkınlık ile olduğumuz yerde kalıyoruz.

Bir iki saat Zunil’de kaldıktan sonra da Quetzaltenango’ya geri dönüyoruz. Şehre vardığımızda hava kararmak üzere, ben de akşam yemeği hazırlamak üzere odamın yolunu tutuyorum.

6 Ocak 2014, Pazartesi.

IMG_7905

Kylie’nin mutfağından.

Kısa bir haftasonu olmuş benim için, o yüzden pazartesi sendromu da tüm etkisi ile kendisini gösteriyor. Ders çıkışı bir süre odada oyalandıktan sonra parkta Ian’la buluşuyoruz. Akşam yemeği için Kylie ve Chris’in evine davetliyiz. Evlerinin yolunu tutmadan önce pastaneye uğrayıp akşam yemeği için güzel bir turta seçiyoruz.

Kylie ve Chris’in evine vardığımızda ise mutfakta hararetli yemek yapım işlemleri devam ediyor. Biz bir yandan sohbet ederken, bir yandan da Kylie yemeği hazırlamaya devam ediyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde evin diğer sakinleri de bize katılıyor. Yemek masası etrafında çok keyifli muhabbetimiz gece yarısına kadar devam ediyor. Sonrasında da çok da geç olmadan evlerin yolunu tutuyoruz.

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

5 Ocak 2014, Pazar.

IMG_7836

Kablomuzu değiştiriyorlar.

Pazar gününe elektrik kesintisi ile başlıyoruz. Peter, bu durumun normal olduğunu elektriğin birkaç saate geleceğini söylüyor. Ben de yine cafe’lerden birine gidip vaktimi orada geçiriyorum; fakat odaya akşamüzeri döndüğümde hala elektrik yok. Pilar bu durumun anormal olduğunu, sokağımızdaki her binada elektrik olduğunu belirtiyor. Biz de telaşla elektrikçi aramaya koyuluyoruz. Pazar günü akşam saatlerinde elektrikçimiz sonunda geldiğinde sorunun kendisi için çok büyük olduğunu, binanın elektrik sistemini elektrik direğine bağlayan kablolardan birinde sorun olduğunu ve kablonun değişmesi gerektiğini söylüyor.

Evdeki herkes ellerinde mumlar, cep telefonu ışıkları ve fenerlerle geziyor; ama işin kötü tarafı ışıksızlık değil, elektriksizliğin getirdiğ buz gibi odada oturma zorunluluğu. Şans eseri Peter’ın kız arkadaşı acil durumlar için bir elektrikçi numarası bildiğini söylüyor. Hemen numarayı arıyoruz ve yarım saat içerisinde bir kamyonet yardımımıza geliyor. Sadece 40 quetzal karşılığında (yaklaşık 5 USD) görevliler kablomuzu değiştiriyorlar. Elektrik geldiğinde ise herkesin yüzünde oluşan gülümseme görülmeye değer.

Bir pazar gecesi daha macera dolu son buluyor.

4 Ocak 2014, Cumartesi.

Cumartesi günü olmasına rağmen dersim 08:00’de başlıyor. Erken başlayan derslere hala alışabilmiş değilim. Ders sonrasında cafe’lerden birine girip neredeyse günün tamamını burada geçiriyorum. Bir süredir internette birikmiş işlerimi tamamladıktan sonra da sokaklarda dolanmaya çıkıyorum.

Şehrin en güzel rengi gün batımında kendisini belli ediyor. Bu yüzden bu saatlerde sokaklarda dolanıp fotoğraf çekmeyi çok seviyorum. Sonrasında da ev için gerekli ihtiyaçları almak üzere Walmart’ın yolunu tutuyorum. Walmart’ta bir süre vakit geçirdikten sonra da eve dönüp sakin bir cumartesi gecesine merhaba diyorum.

3 Ocak 2014, Cuma.

IMG_7630

Bolivar Parkı.

DSC02801

DSC02797

Okuldan manzaralar.

IMG_7715

DSC02667

DSC02671

DSC02675

DSC02676

DSC02683

DSC02782

DSC02699

Güzelim çocuklar.

DSC02674

Okulun zıpzıp kuzusu.

DSC02670

Hediyeler için hazırlıklar devam ediyor.

DSC02684

Salon dolmaya başlamış bile.

DSC02687

DSC02693

Hediyeler hazır!

DSC02702

DSC02710

DSC02743

DSC02711

DSC02721

DSC02732

DSC02772

Hediyeler için meraklı bekleyiş başlamış bile.

DSC02727

Şu ayakkabıların güzelliğine bakar mısınız?

DSC02762

Ian hediyeleri dağıtırken.

Öğleden sonra dersler biter bitmez, Bolivar Parkı’na gidiyoruz. Burada iki Litvanyalı kız, Ian ve Julio ile beraber on adet büyük çöp poşeti dolusu hediyeyi yüklenip Guatemala’nın 2500 metre yükseltide bulunan Chajabal kasabasının yolunu tutuyoruz. Burada İspanyolca okulumun ve bir sivil toplum kuruluşunun desteklediği bir okul öncesi eğitim merkezini ziyaret etmeyi amaçlıyoruz. Tombik bir teyze bindiğimiz pick-up’ı sürüyor. Pick-up’ın arkasındaki yolculuğumuz boyunca her çukurda ve tümsekte sağa sola savrulup zıplayıp duruyoruz.

Gittiğimiz okul öncesi eğitim veren bu alçak gönüllü okulda bizi dünya güzeli çocukların yanı sıra sürekli zıplayan bir kuzu karşılıyor. Biz bir yandan hediyeleri çocukların yaşlarına göre ayırıp, öğretmenlerden aldığımız isimleri etiketlere yazıp hediyelere yapıştırıyoruz. Hediyeler çam ağacının altındaki yerlerini almaya başladıkça bulunduğumuz buz gibi salon da çocuklarla dolmaya başlıyor. Çocuklar o kadar güzeller ki, enerjileri bile içimi ısıtmaya yetiyor. Ailelerin geri kalanını beklerken dışarıda oynayan çocukların arasına katılıyorum. Her biri meraklı gözlerle beni süzüyorlar. Çekingen çekingen ismimi, nereli olduğumu soruyorlar. Yaklaşık 50’ye yakın çocuk salonda yerlerini aldıklarında da Ian, Noel Baba kostümünü giymek üzere üzerini değiştirmeye gidiyor. Ian’ın dünyanın her yerinden ilginç hikayelerine bir yenisi daha ekleniyor. Biz, Ian’ın hazırlanmasını beklerken salonda öğretmenler çocukları sürprize hazırlıyor. Farklı yaş gruplarından çocuklar salonu dolduruyor. Bazılarını en güzel kıyafetlerini giymiş, topuklu parlak ayakkabıları ile ortalıkta koştururken görebiliyorsunuz. Bazı çocuklar ise kendilerine beş beden büyük, belli ki abi ya da ablalarından kalma eski kıyafetler ile geziyorlar. Bana çok dokunuyor hep çocuklar. En hassas damarıma basıyorlar. Bütün gün boyunca gözyaşlarımı tutmak için mücadele veriyorum kendi çapımda. Yüzlerinden gülümseme eksik olmayan ufaklıklara bakıp kendimi avutmaya çalışıyorum.

Sonunda Ian, Noel şarkıları eşliğinde salona geliyor. Çocuklar, Ian’ı görünce çığlıklar atmaya başlıyorlar. Bu noktadan sonra Ian, sahneye geçip sırayla isimleri okuyor. Çocuklar da sahneye gelerek Ian’a sarıldıktan sonra hediyelerini alıyorlar. Ben bu noktada gözyaşlarımı tutamıyorum. Utanan, çekinen, annesini bırakmayan, mutluluktan çığlıklar atan, muzip muzip gülen, sıranın kendisine gelmesini heyecanla bekleyen çocuklar o kadar güzeller ki.

Hediye faslından sonra çocuklara ve ailelere sıcak çikolata ve ekmek ikramı yapılıyor. Arada okulun görevlisi tombik teyze biz gönüllü ekibine sek likör getiriyor. Kültürlerinde ikram edileni reddetmek saygısızca sayıldığından, herkes çaktırmadan içecekleri bahçenin çeşitli köşelerine döküyor.

Bu okul öncesi eğitim veren merkez 3-7 yaş arasında değişen çocuklara ev sahipliği yapıyor. Zaten biz okuldan ayrılırken yeni çocuklar da heyecanla kayıt yaptırmak üzere öğretmenlerin peşinde dolaşıyorlar. Çocukların yıllık masrafı 100 USD’yi bulduğu için (okul eşyaları, öğle yemeği vs) genelde ailelerin çocuklarını bu okula gönderebilecek durumu olmuyor. Bu noktada çeşitli kişi, kurum ve kuruluşların verdiği cüzi burslara hevesleniyorlar. Bizim için bu kadar cüzi olan miktarların bu çocukların hayatında çok önemli bir role sahip olmaları beni çok düşündürüyor. Bu nedenle Quetzaltenango’dan ayrıldıktan sonra, evime dönüp paramı tekrardan kazanmaya başladığımda bu burslara dahil olmak istediğimi belirtiyorum.

Dönüş yolu yine pick-up arkasında oluyor. Şehre döndüğümüzde hava kararmak üzere. Ben doğrudan odanın yolunu tutup ertesi günkü İspanyolca sınavım için çalışmaya karar veriyorum. Bu hafta çarşamba gününü tatil ilan ettiğimiz için, cumartesi günü de okula gitmek görev oluyor.

2 Ocak 2014, Perşembe.

Derslere kaldığımız yerden devam ediyoruz. Öğlen arasında hep beraber yeni yıl yemeğimizi yiyoruz. Kary’nin anlattığına göre geleneksel olarak aileler, yılbaşından sonraki ilk günde güzel öğle yemeği yermiş. Yemek sonrasında odama dönüyorum. İnternet, müzik, kitap, film. Bir gün daha sona eriyor.

1 Ocak 2014, Çarşamba.

IMG_7539

IMG_7568

IMG_7582

IMG_7608

IMG_7578

Yeni yıl kutlamaları.

Yeni yılın ilk günü. Ve okul tatil. Bütün gün evde tembellikle geçiyor. Yataktan çıkmadan film izliyorum günün çoğunda. Akşam üzeri Sebastian’a söz verdiğim için dışarı çıkıyorum. Bu deli Alman, beni her seferinde güldürmeyi başarıyor. Arada bildiği en alakasız Türkçe kelimeleri, en olmadık yerlerde kullanıyor. Üstelik o kadar güzel İspanyolca konuşuyor ki, ne zaman cümlesini bitirse ben hala ilk kelimesini anlamak için çaba sarf ediyorum.

Bir önceki günün aksine şehir cıvıl cıvıl ve oldukça kalabalık. Sokaklarda rengarenk geleneksel kıyafetleri ile yereller dolanıyor. Sebastian’la benim en sevdiğim restorana gidiyoruz. Güzel yemek, güzel muhabbet. Restorandan çıktıktan sonra tamamen şans eseri yeni yıl kutlamalarına denk geliyoruz. Böylece geleneksel kıyafetlerin sırrı ortaya çıkıyor. Maskeler ve kostümler ile dans eden bir grubun arkasından, ellerinde tütsüler ile yaşlı teyzeler yürüyor. En arka sırada ise Meryem Ana büstü taşıyan bir grup ilerliyor. Bir süre bu gösteriyi izliyoruz, sonrasında da öğrenci barlarından bir tanesine gidip gelmiş geçmiş en kötü kokteyli söylüyoruz. Yılın ilk gününü bol bol kahkaha ile kapatıyoruz.

31 Aralık 2013, Salı.

IMG_7410

Bizim evin çam ağacı.

IMG_7420

IMG_7430

Yılbaşı partisi için gittiğmiz evin detayları.

IMG_7472

Tamamen yereller tarafından fırlatılan havaifişekler gökyüzünü aydınlatıyor.

IMG_7511

Yeni yılın ilk fotoğrafı.

IMG_7503

Pull & Beer’da gece devam ediyor.

Yılın son günü. Ders sonrasında odama dönüyorum ve akşam için hazırlıklara başlıyorum. Akşam kutlamalardan önce hep beraber yemek yemeyi düşünüyoruz. Bu sırada San Pedro la Laguna’da tanıştığım Alman Sebastian da şehre gelmiş ve o da bize yemek için katılmayı planlıyor. Yemek öncesinde ben, Ian ve Sebastian için küçük bir kutu çikolata alıyorum hediye olarak.

Hava kararmışken meşhur çam ağacımızın önünde buluşuyoruz. Sebastian beraberinde hostelde tanıştığı iki yabancıyı daha getiriyor. Yemek yiyecek restoran ararken hepimizin hesaba katmadığı ufak bir detay var: Neredeyse her yer kapalı. Bildiğimiz birkaç restorana göz atıyoruz, şansımız yaver gitmeyince de sırayla sokakları taramaya başlıyoruz. En sonunda açık bir İtalyan restoranı buluyoruz. Burada karnımızı doyurup yeni yılın son gecesine kadeh tokuşturuyoruz. Sonrasında da yeni yıl partisi için grubun geri kalanı ile buluşmaya gidiyoruz. Bizden başka buluşmayı kararlaştırdığımız İspanyolca okulunun önünde yirmiye yakın yabancı bekliyor. Gideceğimiz partiyi organize edense benim de daha önce kısa bir süreliğine tanıştığım Zhenia.

Zhenia’nın evine geçmeden önce şehrin en ucuz likör dükkanına gidip ev için biraz alkol alıyoruz, sonrasında da sessiz sakin ara sokaklardan ilerleyerek evin yolunu tutuyoruz. Eve vardığımız birileri güzel müzik açıyor. Dünyanın her yerinden, her ülkesinden insan var partide neredeyse. Gece boyunca herkesle muhabbet ediyorum. Herkesin hikayesi birbirinden farklı. Mesela tanıştığım ABD’li bir çocuk, Cornell Üniversitesi’nde Antropoloji doktorası yaptığından bahsediyor. Dönem dönem Guatemala’ya gelerek, özellikle bulunduğum şehir Quetzaltenango hakkında araştırma yapıp makaleler yazdığını anlatıyor. Bir önceki makalesi ise şehri çevreleyen graffitiler hakkındaymış. Bu graffitilerin ülkedeki politik, kültürel ve ekonomik dinamiklerle ne kadar bağlantılı olduğunu inceliyormuş.

Parti yılın son saatlerine kadar devam ediyor. Yeni yıla dakikalar kala ise herkes kendisini dışarı atıyor. Şehrin kalbinde yer alan parka doğru ilerliyoruz; ama ne işse biz büyükçe bir kutlama beklerken sokaklarda kimseler yok. Biz de yerel barımız Pull & Beer’ın yolunu tutuyoruz. Yeni yıl tüm ışıkları ile geliyor. Geceyarısından itibaren tam tamına şehrin farklı köşelerinden bir buçuk saat boyunca havaifişekler, kız kaçıranlar ve roketler atılıyor. Biz bu muazzam gösteriyi izlerken, yanımızdan noel baba kostümü giymiş birisi bisikleti ile şarkılar söyleyerek geçiyor. 2013 bana beklediğimden fazlasını vermişken, yepyeni bir yıl tüm heyecanı, umutları ve beklentileri ile geliyor.

30 Aralık 2013, Pazartesi.

Uzun bir aradan sonra okulun ilk günü. Ders biter bitmez kendimi odaya atıyorum. Biriken işleri yapmak, odada hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek, yataktan çıkmadan film izlemek, müzik dinlemek… Bütün bir gün böyle geçiyor.

29 Aralık 2013, Pazar.

Sabah erkenden uyanıyoruz. Saat 08:00’i gösterdiğinde Kylie ve Chris’in ülkenin güneyindeki meşhur volkanik taşlı kumsalların bulunduğu Monterrico’ya gidecek servisi geliyor. Onlar benim aksime okullarına iki hafta ara verdikleri için tatilin geri kalanını okyanus kenarında geçirmeyi planlıyorlar. Ben de onlarla beraber yola koyuluyorum. Amacım Quetzaltenango’ya geri dönmek. Antigua’nın meşhur pazarının arkasında yer alan tavuk otobüsü istasyonuna gidiyorum. Şansıma otobüs boş, ben de kendime güzel bir yer ayarlıyorum. Daha önceki deneyimlerim tavuk otobüslerinde ayakta yolculuk yapmanın ne kadar başa bela olduğu konusunda bana ders olmuş.

Otobüs bir saat kadar yolculuk yaptıktan sonra benimle beraber otobüste bulunan yabancı grubunu bir kesişimde indiriyorlar, buradan başka bir otobüse transfer olmamız gerektiğini söylüyorlar. Ve şansımıza bindiğimiz otobüs tıka basa dolu. Bu noktadan sonra sonraki iki buçuk saat nasıl geçiyor ben çok anlamıyorum. Ayaktayım. Bana dokunan yaklaşık sekiz beden daha var. Üstelik iki ayağımı aynı anda yere basamayacak kadar minik bir alandayım. Bütün bu sıkışıklığa bir de yolun yılan gibi uzayan kıvrıklığı eklenince durum iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İki buçuk saat sonunda şansıma birileri otobüsten iniyor da on cm’lik bir alana oturma şansı yakalıyorum. Bir yarım saat kadar ilerledikten sonra da geldiğimiz bölgeyi az çok tanıdığımı fark edip sonunda varacağımız için seviniyorum. Fakat çok erken sevindiğimi fark ediyorum, buradan bir kez daha otobüs değiştirmemiz gerekiyor.

Öğlene doğru Quetzaltenango’nun Terminal Minerva’sına sonunda varıyorum. Şehir merkezine gidecek son bir minibüse biniyorum. Evime vardığımda saat neredeyse 13:30. Odaya girer girmez ilk işim kendimi yatağa atmak oluyor. Bir süredir devam eden kısa ve rahatsız uykular, son derece zorlu otobüs yolculuğu derken perişan olmuşum. Uyandığımda ise hava çoktan kararmış bile. Kendime yiyecek bir şeyler hazırlayıp ödevimi yapıyorum, sonrasında da gece boyunca film izliyorum.

Quetzaltenango – Lago de Atitlan, Guatemala.

Standard

23 Aralık 2013, Pazartesi.

DSC02317

Kısa bir yürüyüşten sonra gün doğumunu izleyeceğimiz tepeye ulaşıyoruz.

DSC02339

DSC02350

DSC02352

DSC02360

Gün batımı tüm renkleri ile nefes kesiyor.

DSC02362

DSC02363

DSC02368

Günün son parkuru çıktığımız tepeden iniş şeklinde gerçekleşiyor.

DSC02378

Bu tepeye yerli suratını andırdığı için “Indian Nose” yani “Yerli Burnu” adı veriliyor.

DSC02379

DSC02383

DSC02384

San Marcos la Laguna’ya doğru ilerliyoruz.

IMG_7045

DSC02392

DSC02393

DSC02394

DSC02395

DSC02401

Vardığımız kahve kooperatifinde işçiler çalışırken biz de yürüyüşün yorgunluğunu leziz kahveler ile atıyoruz.

DSC02413

DSC02410

DSC02411

DSC02412

DSC02414

Bölge renkli tekstil ürünleri ile dikkat çekiyor, özellikle doğal yöntemlerle elde edilen renkli iplikler yaygın olarak tekstil ürünlerinde kullanılıyor.

IMG_7066

IMG_7075

Göl kenarından manzaralar.

IMG_7084

Gün batımını Sublime’de yapıyoruz.

IMG_7093

Konakladığımız hostelde tuvaletlerde klozet oturağı olmadığı için kapının arkasına yazılan yazı beni gülümsetmeye yetiyor: “Klozet oturağı nerede, yo?”

Sabah daha havada aydınlanma belirtisi bile yokken uyanıyoruz. İşte işin en zor kısımları bu dakikalar. Sert yerde uyumanın ve önceki günün yürüşlerinin etkilerini vücudumdaki her parçada ayrı ayrı hissediyorum. Ana yola çıkıp bir süre karanlık içerisinde ilerliyoruz. Benzinliğe vardığımızda da iki polis bize eşlik etmek için hazır bekliyor. Bölge görece tehlikeli olduğu için turist polisleri yürüyüşe çıkanların güvenliğinden emin olmak istiyorlar; tabii küçük bir bahşiş karşılığında.

Bir buçuk saat kadar çok da zor olmayan, dik eğimli bir tepeyi çıkıyoruz. Havada hala aydınlanma belirtileri yok. Sonunda gün doğumu izleyeceğimiz noktaya vardığımızda ise herkesin nefesi kesiliyor. İki buçuk gündür ulaşmaya çalıştığımız göl tüm görkemi ile alacakaranlıkta önümüzde serili bekliyor. Uyku tulumlarımızı ve matlarımızı çıkarıp kendimize yerlerimizi ayarlıyoruz. Rehberler bu noktada bize sıcak çikolata servisi yapıyorlar. Gün teker teker açılan tonları ile kendisini belli etmeye başladığında ise bütün zorluklara değdiğini anlıyorum ben. Karşımda duran manzara o kadar güzel ki, gözlerim doluyor. Burada hava iyice aydınlanana kadar iki üç saat kadar oyalanıyoruz, kahvaltılarımızı yapıyoruz, sonunda da yürüyüşümüzün bitiş noktası olan kasabaya doğru oldukça zorlu bir iniş parkuru başlıyor.

Bu parkur sırasında etrafımızı çevreleyen manzaralarda kendimizi kaybediyoruz. Sürekli olarak denk geldiğimiz kahve tarlaları ise cabası. Öğlene doğru varmak istediğimiz kasabaya ulaşıyoruz. Molamızı da yerel kahve üretimi yapan bir kooperatifde yapıyoruz. Önümüzde serili olan geniş alanda kahve çekirdeklerini yıkanırken ve ayıklanırken izlerken, ısmarladığımız kahvelerin tadına doyum olmuyor. Yol kenarındaki teyzeden aldığımız kabak tatlıları ise işin artısı oluyor. Sohbet muhabbet bir yana benim içim içime sığmıyor, sonunda yürüyüşü tamamlamışız çünkü.

Moladan sonra bir on beş dakika daha yürüyüp yemeğimizi yiyeceğimiz ufak binaya geliyoruz. Burada çantalarımızı boşaltıp ödünç aldığımız eşyalarımızı veriyoruz, yerel yemekleri mideye indiriyoruz ve üç günü beraber geçirdiğimiz ekibe veda edip göl etrafında bir süre konaklayacağmız San Pedro la Laguna’ya doğru yola koyuluyoruz.

Göl etrafındaki en turistik kasabalardan biri olan San Perdo la Laguna’ya geldiğimizde ilk işimiz güzel bir hostel bulmak oluyor. Chris, Kylie ve ben ucundan azıcık da olsa gölü gören bir oda kiralayıp kendimizi üç günün kirini üzerinden atmak üzere duşlara atıyoruz. Duştan çıktıktan sonra ben tam anlamıyla üstümden bir fil kalkmış gibi hissediyorum.

Duş sonrasında yürüyüş sırasında tanıştığımız ve San Pedro la Laguna’da konaklayacak olan diğer ekibe de haber verip göl kenarında yeni kurulmuş ve 26 yaşında ABD’li bir çocuk tarafından işletine Sublime isimli bara yemek öncesi içkiler için gidiyor. Göl kenarında yakılmış ateş etrafında son derece keyifli muhabbet ediyoruz. Güzel insanlar, güzel ortam, güzel hava bir anda üç günün yorgunluğunu da alıp götürüyor. Sonrasında yemek için yakınlardaki bir barda mola versek de gecenin kapanışını yine bu Sublime isimli barda yapıyoruz. Bazı geceler hep hatırlanmak için var ya, onlardan bir tanesi işte.

22 Aralık 2013, Pazar.

DSC02295

IMG_6890

IMG_6927

IMG_6933

Mısır tarlalarının arasından geçiyoruz.

IMG_6894

Denk geldiğimiz kasabalarda ufaklıklar bizi karşılıyor.

IMG_6950

IMG_6952

IMG_6956

IMG_6961

IMG_6963

IMG_6972

IMG_6964

Yürüyüşten manzaralar.

IMG_6967

IMG_6969

IMG_6973

Ölüm Tarlası’ndan manzaralar.

IMG_6975

IMG_6980

Günün en keyifli dakikaları. Bütünün günün yürüyüşü sonrasında ateş etrafında muhabbet!

Sabah 06:00’da uyanıyoruz. Gece herkes için oldukça zor geçiyor. Sert yerlerde yatmaya yolculuk boyunca alışmış olsam da, on saatlik yürüyüş sonrasında ister istemez güzel bir sıcak duş ve yumuşak bir yatak aradığım ilk şeyler oluyor. Sabah uyanıp hızlı hızlı çantalarımızı hazırlıyoruz. Sonrasında da kasabanın sayılı restoranlarından biri olan minicik bir odaya giriyoruz. Burada bize kahvaltı servisi yapılıyor: Tortilla ekmeği, fasulye, yumurta ve oldukça bol şekerli bir kahve. Kahvaltı sonrasında hazırlanmamız için biraz vakit veriliyor. Sonrasında da tekrardan yola koyuluyoruz.

Ben içten içe bugünün bir öncekinden daha kolay olacağına inansam da, hayallerimin boşa çıktığını yol sırasında öğreniyorum. İkinci günün yürüyüşü de yaklaşık dokuz saat kadar sürüyor. Sürekli olarak kendimi motive etmeye çalışıyorum. Bacaklarım bir önceki günün yorgunluğunu belli noktalarda taşıyamaz hale geliyor, kalbim bütün pompaladığı kanı ortalığa saçacakmış gibi hissettiriyor, sırtımdaki yük giderek daha da ağırlaşıyor ve ben tekrar tekrar bu işkenceyi kendime neden yaptığımı soruyorum. Yürüyüşün ilk kısmında yemyeşil tepelerde uçsuz bucaksız uzanan mısır tarlaları arasından geçiyoruz. Bu sırada rehberlerden bir tanesi fenalaşıyor ve geri dönüyor. Böyleye yürüyüşün ilk kaybını veriyoruz. 2-3 saatlik daha yürüyüşe devam ettikten sonra minik bir kasabaya varıyoruz. Burada mola verdiğimiz markette herkes dondurmalara saldırıyor. Herhalde iki günün en lezzetli tadı bu dondurmalar oluyor herkes için. Burada ikinci kaybımızı da veriyoruz. Gruptaki Guatemalalı Desree’nin dizleri artık baskıyı kaldıramayınca rehberlerden biri ile bir sonraki durağımıza araç yardımı ile gitmek üzere yanımızdan ayrılıyor.

Biraz daha ilerleyip kocaman bir tepeyi aştıktan sonra “Record Hill” yani “Rekor Tepesi” adı verilen bölgeye geliyoruz. Burası oldukça dik ve zigzag bir patikadan zirveye çıkacağımız bir tepe. Anlatılana göre herkes burada kendi rekorunu kırmaya çalışıyor. Rekorun Guatemalalı bir adamda olduğu ve kendisinin tepeyi 9 dakikada çıktığı söyleniyor. Tahmin edilebileği gibi benim tepeyi çıkmam 25 dakika civarında sürüyor. Tepeye sonunda kan ter içinde ulaştığımda ise bizimle beraber yürüyen iki on yaşında kafadarın tepeyi on dakika çıktıklarını öğreniyorum. Ben tepeyi çıktıktan sonra her şeyin rahatlayacağını sansam da, tepe sonrasında iki üç saat kadar daha dağ bayır tırmanmaya devam ediyoruz. Sonunda görece düz bir alan geldiğimizde ise öğle yemeği molası veriyoruz. Molada ben on dakika kadar gözlerimi kapıyorum, gözlerimi açtığımda ise mola bitmiş bile.

Sonrasında iniş parkuru başlıyor ve sekiz kere geçeceğimiz nehrin kıvrımlarına ulaştığımızda sandaletlerimizi giyiyoruz. Benim için bütün yürüyüşün en keyifli dakikaları bu yollar oluyor. Bütün yol boyunca puslu bir hava eşliğinde tarlaları, ayçiçeklerini, rengarenk kuşları geçiyoruz. Günün en son parkurunu ise “Ölüm Vadisi” adı verilen sisler altındaki bir mısır tarlası arasından tırmanarak yapıyoruz. Öyle ki ben etrafa ağzım açık bakmaktan sona kalıyorum yine. Arkadan gelen Brandon topluyor beni sonrasında.

Ana yola çıktığımızda ise sisler arasından konaklayacağımız eve kadar bir yarım saat daha yürüyoruz. Vardığımız bu ufak kasaba tamamen sisler altında kalmış. Burada bir aile bize evlerini açıyor ve ev içerisinde bulunan geniş odada konaklamamıza izin veriyor. Üstelik eve girdiğimizde bizi taze sıkılmış meyve suları ile karşılıyorlar. Akşam yemeğini uzun zaman sonra yediğim en lezzetli tavukları mideye indirerek yapıyorum. Herkes halinden son derece memnun. Uyumadan önce kapanışı evin bahçesinde yakılan ateşin etrafında marşmelovları ateşte pişirerek ve muhabbet ederek yapıyoruz. Her şey tam da olması gerektiği gibi. Ertesi gün 04:30’te yola çıkacağımız için çok da oyalanmadan yatakların yolunu tutuyoruz.

21 Aralık 2013, Cumartesi.

IMG_6732

Üç günlük yürüyüşümüz başlasın!

IMG_6733

IMG_6737

IMG_6741

IMG_6753

Alaska adı verilen düzlüğe vardığımızda ortam bir anda değişiyor.

DSC02235

DSC02242

IMG_6793

Yol boyunca nefes kesen manzaralara tanık oluyoruz.

IMG_6801

IMG_6799

DSC02250

DSC02253

DSC02254

Bulut Ormanı’nda bir anda etrafımızı sis kaplıyor.

IMG_6817

IMG_6819

IMG_6828

DSC02262

DSC02264

IMG_6831

IMG_6838

IMG_6848

IMG_6846

Geceyi geçireceğimiz Belediye Binası.

IMG_6849

IMG_6850

Kasabada minik bir meydan dışında başka hiçbir şey yok.

IMG_6864

IMG_6855

IMG_6859

Şehrin kilisesinde çocuklar tarafından İsa’ya yazılmış mektuplar duvarları süslüyor.DSC02266

DSC02294

Bizim için hazırlanan minik gösteriden manzaralar.

Sabah soğuk ve kapalı bir cumartesi gününe saat 06:00’da uyanıyorum. Kylie ve Chris, beni kapımın önünde bekliyor ve beraber Quetzaltrekkers’ın ofisine doğru ilerliyoruz. Önümüzde bizi bekleyen tam tamına üç günlük bir yürüyüş var. Quetzaltrekkers ofisine vardığımızda ise hep beraber kahvaltı yapıp beraber yürüyürüşü yapacağımız ekiple tanışıyoruz. Benim adam akıllı ilk uzun yürüyüşüm olacağı için oldukça heyecanlıyım, bir yandan da ne ile karşılaşacağımı bilmiyorum. Üstelik son bir senedir bol bol şehir içlerinde yürüsem de spor namına hiçbir hareket yapmamışım. Bu nedenle kondisyonumdan da şüphe duyuyorum.

Kahvaltıdan sonra hazırlanıp yavaş yavaş yola koyuluyoruz. Yürüyüşe yarım saat uzaklıktaki bir kasabadan başlayacağımız için ilk etapta pazar sabahının ilk saatlerinde şehir yavaş yavaş uyanırken sırt çantalarımız ile kalabalık bir grup olarak otobüs istasyonuna kadar yürüyoruz. Herkes bize bakıyor normal olarak. Otobüs istasyonuna vardığımızda ise meşhur tavuk otobüslerden bir tanesine sırt çantalarımızı yükleyip yola koyuluyoruz.

Saatler 08:00’i gösterdiğinde ise on saat süren yürüyüş maceramız başlıyor. Bu on saat boyunca yarım saat, kırk dakika kadar yürüyüp mola veriyoruz düzenli aralıklarla. Yol çok da kolay olmayan bir parkuru takip ediyor. En başlarda hafif eğimli bir alanı geçsek de, bir iki saat sonunda kayalıklar arasından tırmanış başlıyor. Bu etap aynı zamanda üç günlük yolculuğun en zorlu kısmını oluşturuyor. Üstelik sırtımızda taşıdığımız yaklaşık on kiloluk sırt çantaları, uyku tulumları ve matlar da duruma çok yardımcı olmuyor. Bir noktada rengimin mor olduğuna eminin. Kalbim o kadar hızlı atıyor ki belli noktalarda, sanki patlayacakmış gibi hissediyorum.

Zorlu parkur sonrasında Alaska adı verilen düzlüğe geliyoruz. Bir anda renk ve atmosfer değişiyor. Buradan sonra minik kasabaların arasından geçiyoruz. Denk düştüğümüz çocukların çığlık çığlığa kahkahaları arasında. Kasabanın içinden geçtikten sonra bu sefer “Cloud Forest” yani “Bulut Ormanı” adı verilen bölgeye geliyoruz. Burada tamamen sisler altında kalmış bir tepe bizi karşılıyor. Tepeyi çıkışta ve inişte birbirinden oldukça farklı iki atmosfer ile karşılaşıyor. İlk bölge tamamen tarım ürünleri ile doluyken, iniş parkurunda yüksek ağaçların arasından geçiyoruz. Ortam o kadar mistik ki, bir bulutun içine hapsolmuşuz hissinden kurtulamıyorum ben.

Sonrasında yemek molası veriyoruz. Yemek molasında bizimle beraber gelen dört rehber kolları sıvayıp hemen yemekleri hazırlıyorlar. Son derece basit yemekler olsa da herkesin karnını doyurmaya yetiyor da artıyor bile. Sebze, pilav ve guacamole. Görecece uzunca bir öğlen yemeği molasıdan sonra bu sefer yokuş aşağı olan parkurumuz başlıyor. Bu son tepeyi de indikten sonra geceyi geçireceğimiz kasabanın bulunduğu alana varıyoruz. Tabii ki yürüyüşün zorluğu burada bitmiyor. Dik eğimli bir yol üzerinden iki saat kadar gün batımında ilerliyoruz. Sonunda konaklayacağımız alana geldiğimizde ise ben derin bir oh çekiyorum içimden.

Gece için kalmayı planladığımız yer minik bir kasabanın boş olan Belediye Binası içerisinde yer alan genişçe salon. Şehirde etrafında iki dükkan bulunan geniş bir meydan, Belediye Binası ve kiliseden başka hiçbir şey yok. Öyle ki, korku filmi çekmeye kalkışsanız çekilir. Sokakta insan bile yok. Belediye Binası’na girince herkes yerini belirleyip matlarını ve uyku tulumlarını seriyor. Kylie ile ben minik kasabayı keşfe çıkıyoruz. Meydanı ve kiliseyi ziyaret ediyoruz. Döndüğümüzde ise rehberlerin yemek hazırlıkları devam ediyor. Yemeğimizi yedikten sonra kasabadaki bir evde bizim için küçük bir yerel gösteri hazırlandığını söylüyorlar. Herkes son derece halsiz olsa da merakla bu evin yolunu tutuyoruz. Sokaklarda elektrik olmadığı için herkes fenerler ve cep telefonları ile yolu aydınlatmaya çalışıyor. Eve vardığımızda ise kostümleri ile yerel bir efsaneyi müzikler ve danslar eşliğinde bize sunmak için hazır bekleyen on kişilik bir grupla karşılaşıyoruz. Günü kapatmak için son derece keyifli bir yöntem oluyor bu minik gösteri.

On saat boyunca yürümek, yürüyüş sırasında bize eşlik eden yirmi küsür kişi ile teker teker tanışmak, sohbet etmek… Benim için gereğinden uzun bir gün oluyor. Gösteri sonrasında erkenden uyku tulumum içerisindeki yerimi alıyorum. Ertesi gün 06:00’da uyanacağımızın bilinci ile erkenden uyuyorum.

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

20 Aralık 2013, Cuma.

Okul sonasında odama dönüp bir sonraki gün çıkacağımız trekking turu için eşyalarımı hazırlıyorum. Bir sonraki hafta İspanyolca okuluna bir hafta noel tatili arası veriyorum ve cumartesi sabahı 06:15’te Atitlan Gölü’ne üç günlük bir yürüyüşe çıkıyorum. Alman kaşif Alexander von Humboldt bu gölü “dünyanın en güzel gölü” diye tanımlamış zamanında. Saat 17:30 olduğunda da Kylie ve Chris beni almaya geliyor. Sonrasında da Quetzaltrekkers isimli gönüllü yürüyüş turları ayarlayan ofisin yolunu tutuyoruz. Bu organizasyon tamamen gönüllülük üzerine işliyor üstelik. Kazandıkları para ile bölgede iki yüzden fazla çocuğun eğitimine destek veriyorlar.

Quetzaltrekkers’ın ofisine gittiğimizde ise en başta bize yürüyüş rotası hakkında detaylı bilgi veriliyor, yürüyüş için yanımızda taşımamız gereken eşyalar dağıtılıyor, uyku tulumları ve matlar seçiliyor. Beraber yürüyüşe çıkacağımız yirmi kişilik grubun üyeleri ile tanışıyoruz. Grupta resmen her yaştan, her türden insan var. ABD’li bir aile 10 yaşında kızları ile gelmiş, biri Guatemalalı biri ABD’li olan dünürler iki çocuklarını kapıp gelmişler vs. Yani bizi oldukça eğlenceli bir haftasonu bekliyor.

Toplantıdan sonra ertesi gün 06:15’te ofiste buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Yürüyüşün tahminimce şöyle bir şey olacağını düşünüyorum:

19 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_6656

IMG_6711

Öğlen arasında hep beraber, yaptığımız yemekleri yiyoruz, bir perşembe günü geleneği olarak. Ders çıkışında ise yine şehirde en sevdiğim yer olan Cafe Baviera’ya gidiyorum. Saatin ne çabuk geçtiğinin farkına bile varmadan 3-4 saate yakın burada kalıyorum. Cafe’den hava kararmaya yakın çıkıyorum, şehir merkezinde yine anlamlandıramadığım kutlamalar devam ediyor. Belediye binasının önünde bir grup şarkılar söylüyor. Bir süre onları izleyip odama geri dönüyorum.

18 Aralık 2013, Çarşamba.

IMG_6637

IMG_6642

IMG_6646

IMG_6651

Engelli çocuklar merkezinin arkasında yer alan ormandan.

Ders çıkışında 4-5 kişilik bir grup şehrin eteklerinde yer alan “Hermano Pedro” isimli bir merkeze gidiyoruz yürüyerek. Fransızlar tarafından desteklenen ve aynı zamanda bir okulu da bulunan bu merkezde engelli çocukların bakımı yapılıyor. Merkezde aileleri tarafından bakılamayan 75 çocuğa bakılıyor. Her yer pırıl pırıl, çalışanlar son derece ilgili. Merkeze girerken daha önceden aldığımız kuru yiyecek, bebek bezi ve diğer hijyenik ürünleri görevlilere teslim ediyoruz. Belli konularda uyarılıyoruz. Çocukların saçımı çekmesine fırsat vermemek için saçımı toplamam isteniyor.

İlk olarak merkezin arkasında yer alan devasa ormanı ve orman içerisinde bulunan ibadet yerlerini geziyoruz. O kadar huzurlu ki, Quetzaltenango’da böyle bir merkezin yer aldığına çok da inanasım gelmiyor benim. Ormanda bir süre gezip merkezin hikayesini dinledikten sonra da çeşitli yaş gruplarından farklı seviyelerde zihinsel engele sahip olan bu çocuklarla yemek aralarında bir süre oynamaya çalışıyoruz. Durum herkes için oldukça zorlayıcı oluyor. Sürekli gelip beni öpen, elimi bırakmayan bu ufaklıklara rağmen duygularımı pek kontrol edemiyorum, kimse edemiyor. Belirli aralıklarla salondan dışarı çıkıp mola verme ihtiyacı duyuyoruz. Kocaman bir salonda bazıları tül örtülerden oluşan bölmelerinden arkasında, bazıları yemek masalarının etrafında, salona gelmiş yabancılardan çekinen; ama aynı zamanda da ilgi bekleyen onlarca minik çocuk. Hele aralarında down sendromlu bir tanesi var ki, on saniyede bir gelip bana sarılıyor ve beni öpüyor. Bir saate yakın merkezde kalıyoruz.

Merkez sonrasında herkesin modu oldukça düşmüş durumda ayrılıyoruz. Ben bir süre sokaklarda yürüyorum, denk geldiğim kadınlar tarafından işletilen hediyelik eşya mağazalarını kolaçan ediyorum. Bir gün daha garip duygular ile sona eriyor.

17 Aralık 2013, Salı.

IMG_6725

IMG_6626

Bu şehrin yabancılar ve yereller arasında denge kurabilen, yabancılara hitap ederken yerelliğini bozmayan bir yapısı var. Bu yüzden iki gün kalacağım dedikten sonra iki ay kalmaya karar verdim.

Okuldan sonra şehrin cafe’lerinden bir tanesine gidip tüm Ankara’dakiler le konuşmaca, mail’lara ve mesajlara cevap vermece, blog yazmaca derken gün akıp gidiyor. Zaman ne çabuk geçiyor.

16 Aralık 2013, Pazartesi.

IMG_6715

Evimizin girişinde bol ışıklı çam ağacımız ve Guatemalalıara özgü İncil’den öğeler barındıran minik sahnemiz noel kutlamaları dolayısıyla kuruldu bile.

Dünya turundayken pazartesi sendromu yaşanır mı? Yaşanırmış. Her pazartesi okula gideceğimi bilerek o kadar zor uyanıyorum ki, bunun başka bir açıklaması yok. Dersimin başlamasına tam tamına yirmi dakika kala yataktan çıkıp, genelde on dört dakikada hazırlanıp, altı dakikada da okula yürüyorum.

Üstelik bu hafta bir önceki haftalardan farklı olarak İspanyolca ders saatimi günde altı saatten beş saate düşürüyorum; çünkü son bir saatin yorgunluğun etkisi ile hiç de verimli geçmediğini fark ediyorum. Ders çıkışı odada oyalanmaca ve 19:15’te yoga dersi. Yeniden ritüellere sahip olunca bu kadar sevineceğimi tahmin bile edemezdim.

Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

15 Aralık 2013, Pazar.

DSC02166

Minerva istasyonunda gün erkenden başlıyor.

IMG_6461

Tavuk otobüsünden manzaralar.

IMG_6463

Chichicastenango’ya hoşgeldik!

DSC02169

Guatemala’nın rengarenk iplikleri.

IMG_6613

DSC02230

DSC02233

DSC02171

DSC02188

DSC02192

DSC02194

DSC02197

DSC02186

Pazarın kalbinde yer alan kilise içerisi de, dışarısı da rengarenk manzaralar sunuyor.

DSC02174

DSC02175

DSC02177

IMG_6467

IMG_6469

IMG_6475

IMG_6479

IMG_6515

Pazardan manzaralar.

DSC02234

IMG_6541

IMG_6544

Sonra otobüsümüz bozuldu işte! 

Sabah 08:00’de çam ağacının altında buluşuyoruz. Beklediğimden daha kalabalık bir ekip halinde Minerva otobüs istasyonunun yolunu tutuyoruz. Kalkacak ilk tavuk otobüsüne atlıyoruz. Otobüs dolduktan sonra saat 09:00 civarında yola koyuluyoruz.  Chichicastenango’ya olan yolumuz neredeyse iki saat sürüyor. Yol üzerinde otobüse binen yabancılar da otobüsün arka kısmında oturan bizim yanımıza geliyor, böylece muhabbet de başlıyor. İngiliz bu çift, Guatemala’da yolculuk yaparken Chichicastenango’da kaldıkları otelde ipad’lerini unutmuşlar. Onlardan sonra aynı odada kalan yabancılar ipad’i bulunca internet üzerinden bu çifte haber vermiş. Bu ikili de ipad’lerini almak üzere tekrardan bu şehre gidiyorlarmış.

Pazara vardığımızda daha dakika bir, gol bir yanımızda bulunan Kanadalı Stephanie’nin çantasını kesiyorlar. Herhangi bir kayıp yok; ama yine de daha pazardaki ilk dakikalarımızda hepimize çantalarımızı iyi korumamız için bir ders oluyor. Sonrasındaki üç – dört saat boyunca, Guatemala ile ilgili birçok kartpostalda görebileceğiniz bu meşhur pazarın altını üstüne getiriyoruz. Pazar son derece turistik olduğu için her yerde ellerinde fotoğraf makineleri ile yabancıları görmek mümkün. Herkes en yerel fotoğrafın peşinde üstelik. Arada karnımızı doyurmak için pazara tepeden bakan restoranlardan birine gidiyoruz. Saatler 15:00’i gösterirken de dönüş yolu için kolları sıvıyoruz. Quetzaltenango’ya dönüş beklediğimizden daha zorlu oluyor. Otobüs beklediğimizden daha erken geliyor. Bizim ekibin yarısı hala pazarda dolanırken, otobüsü bekletip koştur koştur onları buluyoruz; çünkü bu otobüs günün son otobüsü. Otobüse bindiğimizde ise ayakta duracak bile yer yok. Tıkış pıkış kucak kucağa bir saat kadar yolculuk sonrasında, yer açılıyor da, gönül rahatlığı ile oturuyoruz. Derken otobüs bozuluyor. Gerçekten! Bir süre sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Çözüm bulunamayınca da bize ödediğimiz bilet ücretlerinin yarısını veriyorlar. Hiçbir yerin ortasında gelecek bir sonraki otobüsü bekliyoruz.

On dakika sonra ilk otobüs geldiğinde Ian ve ben direk otobüse atlıyoruz. Yanımızdaki diğer İngiliz kızla beraber. Fakat otobüste diğerlerini alacak yer yok, onlar da zaten bu karmaşa içerisine girmek istemiyorlar. Derken ekip bölünüyor. Dönüş yolculuğu oldukça zorlu geçiyor; çünkü bir saat yolculuk yaptığımız otobüs bir öncekinden bile daha dolu. İki ayağımı koyacak yer bile yokken, sadece birini yere koyabilmiş olmanın sevincini yaşıyorum resmen. Yol sırasında İngiliz kız bize tavuk otobüsleri hakkında bildiklerini anlatıyor. Anlattığına göre bu eski Amerikan okul otobüsleri 10.000 USD civarında bir miktar karşılığında ABD’den alınıp Meksika üzerinden Guatemala’ya getiriliyor. Sonrasında da içi daha çok yolcu alabilecek şekilde modifiye ediliyor ve aracın arkasından bir kısmı dar sokaklarda rahat dönüş yapsın diye kesiliyor. Üstelik Guatemala’daki en tehlikeli iş, bu otobüslerin şoförlüğünü yapmak. Üzerlerinde nakit para taşıdıkları için genelde otobüslerin yolu kesilip şoförlerinin öldürülmesine çok sık rastlıyorsunuz. Araç şoförlerinin bu nedenle hayat sigortası gibi bir sistemi var. Şoför ölürse aileye 6000 Guatemala Quetzal’i civarında bir para bırakılıyor. Bazı soyguncular şoförü önceden belirleyip aracı soyduktan sonra, evlerine gidip bu parayı almak için ailelerini de soyuyorlar. Yani durum içler acısı.

Şehre vardığımızda da odaların yolunu tutuyoruz. Herkes için oldukça yorucu bir gün olmuş.

14 Aralık 2013, Cumartesi.

IMG_6433

Herhalde dünyanın başka hiçbir şehrinde her gece sahne kaldırılıp ertesi gün başka bir etkinlik için on metreye tekrardan kurulmuyordur.

IMG_6440

Köpek çetelerimiz meşhur demiş miydim?

Tüm gün odada tembellik yapıyorum. Film izlemece, kitap okumaca derken akşam üzeri yaklaşıyor. Gün içinde, oda arkadaşım (aynı zamanda da okulun hocalarından biri olan) Pilar’ın güzellik okulundan mezuniyetini kutlamak üzere okulda küçük bir tören düzenleniyor. Pilar’a sürpriz olarak düzenlenen bu gece için her şey en ince detayına kadar düşünülüyor. Ben okula erkenden gidiyorum ve Pilar’ın gelmesini beklerken okuldakilerle, Daniella öncülüğünde İspanyolca kart oyunları oynuyoruz. Pilar beklediğimizden geç geliyor. Geldiğinde ise herkes ışıkları kapatıp saklanıyor. Sürpriz diye bağırmamızla Pilar’ın ağlamaya başlaması bir oluyor. İlk olarak okul müdürü Glenda bir konuşma yapıyor, sonrasında da gözyaşlarını tutamayan Pilar.

Konuşmalar sonrasında hep beraber yemek yiyoruz. Partidekilerle bir süre muhabbet ediyoruz, sonrasında da cumartesi gecesinin tadını çıkarmak üzere dışarı çıkıyoruz. Gecenin mekanı El Cuartito oluyor. Aynı zamanda Josh’un son gecesi olduğu için, kadehler Josh için kalkıyor. Gitar ağırlıklı güzel müzik ve bir önceki gecenin geç saatlere kadar süren eğlencesi herkesi yormuş durumda. Üstelik bir sonraki gün hep beraber ülkenin en meşhur pazarlarından biri olan Chichicastenango’ya gitmek için erkenden uyanacağız. Çok geçe kalmadan geceyi sonlandırıyoruz.

13 Aralık 2013, Cuma.

IMG_6394

Şehir meydanında dans gösterisi var.

IMG_6399

Kings & Queens’de canlı müzik.

IMG_6406

Bilardo zamanı!

Ders sonrasında sevdiğim cafe’lerden bir tanesine gidip internet üzerindeki işlerimi hallediyorum. Sonrasında da akşam için hazırlanmak üzere odamın yolunu tutuyorum. Kaldığım evde duş almak o kadar çetrefilli bir iş ki. Her duş alışımdan sonra içten içe iki üç gün daha duş almak zorunda kalmayacağım diye seviniyorum. Duş almak ne zaman zevkten cezaya dönüştü dersiniz? Guatemala’da neredeyse her evde suyu ısıtmak için duş başlıklarında elektrikli ısıtıcılar bulunuyor. Bizim evdeki ısıtıcıyı ise her üç dört dakikada bir kapatıp tekrar açmanız gerekiyor. Yoksa bütün evin sigortası atıyor. Hele evde bir de sizden başka birisi yoksa yandınız. Evin diğer sakinleri genelde tencere tencere sıcak su ısıtıp o şekilde duş almayı tercih ediyorlar. Ben ise elimden geldiğince hızlıca yıkanıp çıkmak için uğraşıyorum. Özellikle hava soğuksa, duş alırken bol bol küfretmek alışkanlık haline geliyor. Sigortayı birkaç kere attırınca da ev halkından alkış sesleri yükseliyor. Kısaca bizim evde duş almak başlı başına bir macera.

Akşam üzeri salsa dersine katılmak için Diarmuid ve Ian ile buluşuyorum. Salsa dersi, bir önceki derse kıyasla oldukça eğlenceli geçiyor; çünkü Diarmuid ve Ian’ın ne yaptığı konusunda hiçbir fikri yok. Bol bol gülüyoruz. Erika bize temel adımları tekrar tekrar öğretirken, bir yandan da bizim çocukların yeteneksizlikleri karşısında yılmamaya uğraşıyor. Ders sonrasında ekiple buluşmak üzere parkın yolunu tutuyoruz. Kylie’nin Norveçli arkadaşı Rasmus’da bize katılıyor. Parkta tabii ki yine ve yeniden bir dans gösterisi var. Küçücük şehrin her gün tekrarlanan halk eğlenceleri o kadar renkli ki. Hep beraber yemek yiyoruz, yemek sonrasında da Yoga House’da düzenlenen barbekü partisine katılmak için Yoga Evi’ne gidiyoruz. Parti, 19:00’da başlamasına rağmen, biz eve vardığımızda saat 21:00. Kevin, neden bu kadar geç kaldınız diye sorgulayan gözlerle bakarken evin yavru kedisi herkesin eğlencesi haline dönüşüyor. Yoga Evi’nde bir saat kadar kalıyor. Saatler 22:00’yi gösterirken herkes dağılmaya başlıyor. Biz de ilk olarak Kylie’nin evine gidip bir süre orada oturuyoruz, sonrasında da canlı müzik dinlemek üzere Kings & Queens’e gidiyoruz.

Bir süre burada oturduktan sonra bar çalışanları ile beraber şehrin en geç kapanan barlarından biri olan, benim kaldığım sokakta bulunan Pull & Beer’a yöneliyoruz. Burada tanıştığımız Guatemalalı çocuklar bilardo oynamayı önerince Diarmuid ve ben, yerellere karşı oyuna girişiyoruz. Bilardo nasıl oynanmaz konusunda tarih yazsam da, Diarmuid sayesinde şaşırtıcı bir şekilde oyunu kazanıyoruz. Bol dans, bol muhabbet derken Pull & Beer’ın kapanma saati geliyor. Guatemalı çocuklar bir başka bar daha olduğundan bahsediyorlar; fakat şehir meydanı polis kaynıyor. Bizim söz edilen bara ulaşmamız ise ayrı bir soru işareti olarak ortaya çıkıyor. Çocukların bahsettiğine göre bu bar bir eşcinsel barı ve çoğu gece polisler yolları kestiği için buraya ulaşılmıyor. Bar çalışanlarının polise belirli bir rüşvet vermesi gerekiyor ki, geceyi uzatmak isteyenler bara girebilsin. Biz bara ulaştığımızda da kapı önünde polislerle karşılaşıyoruz. Çocuklar bara girişin mümkün olmadığını anlayınca da şehir merkezine dönüp evlerin yolunu tutuyoruz. Gökyüzü hiç olmadığı kadar berrak. Yıldızlar tüm netliği ile kendisini belli ediyor. Benim yola çıkışımın tam tamına birinci yılı, tam da olması gerektiği gibi sonuçlanıyor.

12 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_6239

Kopito okulumuzun tarz köpeği. Kendisi benden fazla farklı kazak ve cekete sahip.

DSC02082

Okulda yer alan odalardan birinde kurulmuş olan noel sahnesi.

IMG_6251

IMG_6268

DSC02085

DSC02091

DSC02092

Çocukların fotoğraf çekilmesi için sahneler hazırlanmış durumda.

DSC02094

Batılı noel babamız bile var.

DSC02083

Fotoğraflardan örnekler.

DSC02106

DSC02108

DSC02117

DSC02118

Savaş çıkmadı, kutlama var.

DSC02112

DSC02119

DSC02126

DSC02142

Geçit töreni havaifişekler ve patlayıcılar eşliğinde ana meydanda düzenleniyor.

DSC02160

Canlı müzik, geçit töreni sonrasında tüm hızı ile devam ediyor.

DSC02103

Yerel pazarımızda her türlü yiyecek mevcut.

Ders çıkışında karnımı en sevdiğim restoranda doyurduktan sonra odanın yolunu tutuyorum. Tüm gün de tabiri caizse odadan pek çıkmıyorum. Akşama doğru günün etkinliği için parkın yolunu tutuyorum. 12 Aralık, Orta Amerika ülkelerindeki Katoliklerce “Virgen de Guadalupe” günü olarak kutlanıyor. Bu isim Meryem Ana’ya verilen isimlerden bir tanesi. Aslen Meksika kökenli olan bu gelenek 16. yüzyılda başlamış. Günümüzde bu tarihte, şehirlerin meydanlarında İncil’den temalar içeren sahneler kuruluyor. Geleneksel kıyafetler giymiş çocuklar bu sahnelerde bol bol fotoğraf çekiliyor. İlerleyen saatlerde de üzerinde ışıklı ve süslü Meryem Ana heykelinin bulunduğu bir platform halk arasında dolaştırılıyor.

Ana meydan o kadar kalabalık ki, yan yana dizilmiş sahneler parkı dolduruyor. Her sahnede İncil’den çeşitli öğeler bulunuyor. Sadece süslemeler, kuklalar da değil üstelik, canlı hayvan yavruları da bu sahnelerde kendilerini gösteriyorlar. Minik domuzcuklar, keçiler, hatta ve hatta inekler ziyaretçiler ile fotoğraf çekilmek için köşelerinde bekliyorlar. Meydandaki sahneleri teker teker gezdikten sonra, Katedral’de düzenlenen töreni izlemek için Katedral’e yöneliyoruz. Yerel kostümler giymiş makyajlı çocuklar etrafta koşuşturuyor. Her biri ayrı bir kültürün, ayrı bir azınlığın rengini yansıtıyor.

Katedral’deki törenden sonra sıra Meryem Ana heykelinin bulunduğu platformun taşınmasına geliyor. Bu heykel, insan koridoru arasından geçmeden önce yoğun bir havaifişek ve patlayıcı gösterisi başlıyor. Öyle ki, bir noktada yaklaşık on metre uzunluğunda patlayıcılar sırasıyla ateşleniyor. Parçalar bize doğru uçuşurken, biz çığlıklar içinde tezgahların arkasına kaçışıyoruz. Glenda’nın dünyalar tatlısı kızı Daniella elimi bırakmıyor. Toni bir yandan biz kaybolmayalım diye bizi kollarken, bir yandan da kendi aramızda oyunlar oynamaya devam ediyoruz.

Sıra heykel geçişine geldiğinde ise hepsi neredeyse 1.50 metre boyunda olan arka arkaya sıralanmış takım elbiseli minicik adamların heykeli taşıdığını görüyoruz. Durum o kadar tuhaf ki. Ekibin arkasından da yaşlı bir amca, heykeli ışıklandıran jenaratörü sürüklüyor. Grubu en arkadan bir bando takip ediyor. Bu ülkenin garip gelenekleri her geçen gün bizi şaşırtmaya yetiyor. Geçit töreni sonrasında meydanda canlı müzik eşliğinde dans gösterileri devam ediyor. Çeşitli maskeler giymiş dansçılar (aralarında Micheal Jackson ve sevimli tavşancık kostümlü olanlar bile var) bir yandan dans ederken, bir yandan da izleyicileri selamlıyor.

Şehirdeki her büyük etkinlik zamanında olduğu gibi devasa bir pazar kurulmuş durumda. Gösteriler sonrasında karnımızı burada doyurup odaların yolunu tutuyoruz.

11 Aralık 2013, Çarşamba.

IMG_6221

Operasyon pirelere ölüm.

Sarah ve Neil’ın okuldaki son günü. Öğlen arasında onlar için ufak bir diploma töreni düzenleniyor. Üç hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ve ben okula başladığımdan beri ilk mezunlarımızı veriyoruz. Akşam için hep beraber yemek yemek için sözleşiyoruz. Ders sonrasında karnımı favori restoranımda doyurduktan sonra “Operasyon Pirelere Ölüm” için kolları sıvıyorum; çünkü her ne kadar odamı ilaçlamış olsalar da bacağımdaki ve kolumdaki ısırıklara giderek artıyor. Üstelik internetten yaptığım araştırmalar, ısırıkların tahta kurusundan öte pire kaynaklı olduğunu gösteriyor. İspanyolca hocam Kary, tekrar tekrar hem okulda, hem de şehrin birçok kısmında pire bulunduğundan şikayet etse de, ben bu hayvanların nasıl olur da her gece benim yatağıma ulaştıklarını bir türlü algılayamıyorum.

Ders çıkışında yakınlardaki süpermarkete gidip bir kutu pire ilacı alıyorum. Sonrasında da odaya dönüp oda içerisinde ilaçtan nasibini almamış yer kalmayacak şekilde her yeri, her parça eşyayı ve kıyafeti ilaca boğuyorum. Artık nasıl bir şevkle ilaçlıyorsam, bir kutu böcek ilacı yirmi dakika içinde tükeniyor. Sonrasında da odayı temizleyip bir güzel havalandırıyorum.

Akşama doğru ekiple buluşmak için sözleştiğimiz yere gidiyorum. Tam kadro olarak Hint restoranının yolunu tutuyoruz. Enfes yemekli, bol muhabbetli harika bir gece geçiriyoruz. Yemek sonrasında parka yakın öğrenci barlarından bir tanesinde Sarah ve Neil için son bir kez kadeh kaldırıyoruz. Yolculuk ederken o kadar çok insanı kısa sürede hayatımıza alıp veda ediyoruz ki, bu devinim bazen başımı döndürüyor.

10 Aralık 2013, Salı.

IMG_6164

Meyveli çikolatalı fondü.

IMG_6168

Öncesi.

IMG_6169

Sonrası.

IMG_6175

Sanat eserlerimiz.

IMG_6194

Çikolata yapımında kullanılan ürünler.

IMG_6203

Kısa günün karı.

IMG_6201

Noel ve yeni yıl yaklaşırken, Guatemala çatıları da boş kalmıyor.

Dersim 14:00’te bitiyor. Biter bitmez yakınlardaki restoranlardan bir tanesine gidip karnımı doyuruyorum. Yemek sonrasında okula tekrar dönüyorum. Saat 15:00 olduğunda da günün etkinliği için hep beraber okuldan çıkıyoruz. Bu sefer üstelik tam kadroyuz. Şehrin öbür başında yer alan meşhur çikolatacı “Dona Pancha”ya kadar yürüyoruz. Çikolatacıya vardığımızda her şey bizim için hazırlanmış bile. İlk olarak bizi bir masaya alıyorlar. İkramlar oturmamızla beraber başlıyor. Meyveli çikolata föndü, çikolatalı çilekli yoğurt. Bir yandan muhabbet edip bir yandan da bize sunulan farklı çikolataları deniyoruz. Sonrasında da her birimizin önüne yoğrulmaya hazır çikolata parçaları geliyor. Bu hamurları dilediğiniz gibi şekillendirmeniz mümkün. Bizim ekip ise yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Kimisi sülük yapıyor, kimisi kravata benzeyen çam ağacı (!), kimisi piramit yapıyor, kimisi ise kaplumbağa. Sonuç olarak yapım aşamasında bol bol gülüp eğleniyoruz.

Sonrasında da çalışanlar gelip bize sırasıyla çikolatanın tarihi ve yapımı ile ilgili detaylı bilgi veriyorlar. Kakao çekirdeklerinin hangi yollardan geçtiğini bize anlatıyorlar. Kapanışı önümüzde sıcak çikolatalarımız, fazlasıyla bilgilendirici bir belgeseli izleyerek yapıyoruz. Bu belgesele göre çikolatayı ilk Mayalar keşfetmiş. İlk defa MÖ. 400 yılında “kakao” ismi literatürde geçmeye başlamış. Mayalılar kakaoyu sadece yemek, içmek ve ilaç olarak değil, aynı zamanda para birimi olarak da kullanmışlar. Mesela kayıtlara göre 200 kakao çekirdeği ile bir adet hindi, bir kakao çekirdeği ile ise bir adet avakado alınabiliyormuş. Üstelik çikolata 17. yüzyılda çay ve kahveden önce Avrupalılara tanıtılmış. Mayalılar çikolatayı içerken genelde su, kakao, vanilya, biber, bal ve tarçını farklı oranlarda karıştırıp içerlermiş.

Çıkışta bize minik hediyelerin yanı sıra, şekillendirdiğimiz çikolataları da veriyorlar. Herkes için son derece keyifli bir gün oluyor. Hava kararmışken herkes konakladığı evlerin yolunu tutuyor.

9 Aralık 2013, Pazartesi.

IMG_6155

Yoga Evi, on senedir şehirde belirli bir süre geçiren yabancıların uğrak noktası olmuş durumda.

Ders sonrasında odaya dönüyorum. Saat 14:00. Odayı temizlemece, eşyaları yerleştirmece, güzel bir duş derken akşam katılmayı planladığım yoga dersinin saati de yavaş yavaş yaklaşıyor. Şehirde düzenli olarak yoga dersleri veren ve Quetzaltenango’nun en meşhur mekanlarından bir tanesi olan “Yoga Evi”nin yolunu tutuyorum. Normalde evin içerisindeki 11 adet odadan bir tanesini kiralayıp komünal hayatın bir parçası olabiliyorsunuz. Tabii odaların boş olduğu bir döneme denk gelirseniz. Bunun dışında haftaiçi her sabah verilen ücretsiz boks derslerine katılabiliyorsunuz. Çeşitli saatlerde düzenlenen yoga ve meditasyon derslerine katılım için ise belirli bir ücret ödemeniz gerekiyor. Ben eve girişte aylık 100 Quetzal değerindeki ücreti ödüyorum. Bu miktar yaklaşık olarak 12 USD’ye tekabül ediyor.

Evin yönetimini 10 senedir bu şehirde yaşayan ABD’li Kevin üstlenmiş durumda. Kevin’ın anlattığına göre daha önce buraya sadece bir tane Türk gelmiş, adı da Neslihan’mış. Yoga dersi beklediğimden daha keyifli geçiyor. Minik bir salonda kalabalık bir grup yan yana dizilip Guatemalalı hocamızın anlattıklarını uyguluyoruz. Bir saatlik ders sonunda kendimi daha iyi hissediyorum. Dönüş yolunda şehrin karanlık sokaklarında ilerlerken rüzgar yüzümü yalayıp geçiyor.