Category Archives: Brunei

Brunei.

Standard

7 Ağustos 2013, Çarşamba.

IMG_9180

Bütün günümü geçirdiğim Brunei, Bandar Seri Begawan havalimanı.

Sabah erkenden kalkıp büyük çantalarımızı otelimize bırakıp küçük çantalarımız ile havaalanının yolunu tutuyoruz. Ben yola çıkmadan bir uyanıklık yapıp elimde bulunan e-bilet’in tarihlerini Brunei’de 72 saatten az kalacak şekilde gösteren bir başka bilet daha hazlıyorum. Türk aklı değil mi işte. Girişte sorun yaşayacağım garanti olduğu için, bunu en azından minimuma indirmek istiyorum.

Havaalanına vardığımızda Nina ve Stefan sorunsuz check-in işlemlerini tamamlıyorlar; ama sıra bana geldiğinde Türk olduğum için vizeye ihtiyacım olduğunu, check-in yaptırabilmem için vize göstermem gerektiğini söylüyorlar. Ben de ülkede 72 saatten az kalacağımı bu nedenle transit vizeyi kapıdan almayı planladığımı belirtiyorum. Bir anda havayolu çalışanları yuvarlak masasını topluyor, check-in’imi yaptırmaya çalıştığım bankonun etrafına 5-6 görevli geliyor. Yoğun bir tartışma sonrasında, sahte biletimi de gösterip kendilerine ülkeden geri döneceğimi inandırdıktan sonra, yirmi dakika rötarla check-in işlemimi yapıyorlar. Ben içimden ilk zor kısmı hallettik diye geçiriyorum.

Sonrasında uçağa binmek için kapıda beklerken koşa koşa görevlilerden biri geliyor. Benim gösterdiğim bilet tarihinin yanlış olduğunu, asıl biletimin bir gün sonra olduğunu söylüyor. Ben tabi burada aktrislere taş çıkaracak bir performansla çok şaşırmış numarası yapıyorum. Ne yapmam gerektiğini soruyorum, bana sorumluluk kabul etmediklerini belirten bir evrak imzalatıyorlar. En azından uçağa binmemde sorun olmadığı için seviniyorum.

Royal Brunei Havayollarının son derece geniş ve rahat uçağına bindiğimizde yolculuğuuz sadece 35 dakika sürüyor. 35 dakika sonrasında başkent Bandar Seri Begawan’a indiğimizde benim için heyecan dorukta. Pasaport kontrolde ülke için vize almalarına gerek olmayan Nina ve Stefan çabucak işlemlerini halledip geçiyorlar. Sıra bana gelince ben transit vize almak istediğimi ülkede 72 saatten az kalacağımı belirtiyorum. Görevli en başta tamam problem değil şeklinde konuşsa da sonrasında üstlerini çağırıyor. İki görevli daha geliyor. Bizim aramızda yoğun bir tartışma başlıyor. Bana transit vize istiyorsam, üçüncü bir ülkeye geçiş yapmam gerektiğini, tekrardan Malezya’ya dönersem bu hakkım olmadığını söylüyorlar, ki oldukça mantıklı. Ben o sırada içimden neden sahte biletimi Singapur’a ya da Malezya’ya yapmayı akıl edemediğimi düşünüp kendime kızıyorum.

Görevliler üzerinde her türlü numarayı deniyorum. Hiçbiri işe yaramıyor. İki görevliden daha üst bir pozisyonda olan, “Bana kalsa, seni direk geri gönderirim; ama kararı astıma veriyorum, o ne yapmak istediğini seçsin.” diyor. Astı ile uzunca bir tartışmadan sonra benim eğer üçüncü bir ülkeye bilet alırsam vizeyi alabileceğim sonucu çıkıyor. Bu sırada havayolu görevlileri benimle görüşmek üzere çağrılıyor, Stefan ve Nina da buz gibi klimanın altında şaşkınlıkla beni bekliyorlar. Neredeyse bir saate yakın bekliyoruz. Görevli sonunda geldiğinde ben Stefan ve Nina’yı dışarıda bekleme konusunda ikna ediyorum. Havayolu ofisine gidip Singapur ve Endonezya’ya tek yön uçak biletlerini soruyoruz; ama fiyatlar o kadar abartı ki, ben beni tekrardan Kota Kinabalu’ya göndermelerini tercih ederim. Üstelik bütün bu Brunei meselesi çoktan canımı sıkmış, şevkimi kaçırmış bile. Ülkenin ta dibindeyken ziyaret etmesem kendime ayıp edeceğimi düşündüğüm, bu ülke için içimde tek bir merak, tek bir ilgi kalmamış. İşin kötü tarafı suçlu olan taraf adamlar da değil, tamamen benim.

Nina ve Stefan’la otelde tekrardan görüşmek üzere vedalaşıp gümrük ofisinin yolunu tutuyorum. Bana sınır dışı edileceğimi söylüyorlar. İyi tamam diyorum. Sonrasında beni havaalanı içerisinde uçuşların beklendiği bölgeye götürüyorlar, pasaportumu almama izin vermiyorlar. Tek uçuşun 21:30’da yani tam tamına on bir saat sonra olduğunu söyleyip, sen burada oyalan diyorlar. Ben de bölgede yer alan tek kahve mekanına gidip çok kötü bir kahveye 6 USD ödeyerek; ama en azından kablosuz internet şifrelerini alarak beklemeye koyuluyorum.

Dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olmasına rağmen havaalanı resmen dökülüyor. On bir saat boyunca internette dolanıyorum, günlüklerimi yazıyorum, kitap okuyorum, içten içe ülkeye küfrediyorum, her önümden geçen yerel ya da havaalanı çalışanı görünümlü kişiye kötü kötü bakıyorum. Tabi ne işe yarayacaksa. Sanırım içimdeki kızgınlığı ancak bu şekilde bastırabiliyorum. Tamamen benim kendi hatam olduğu için sesimi de çıkaramıyorum. Bir yandan da ülkelerin saçma sapan vize politikaları karşısında sürekli Türklerin zararlı çıkan taraf olmasını sindiremiyorum.

Her şeye rağmen beklemek üzerimde farklı bir mod yaratıyor. Çoğu insanın aksine saatlerce “bekleme” durumlarını seviyorum. Bekleme konusunda farklı bir sabır geliştirdiğimi düşünüyorum. Uçakları, otobüsleri, trenleri, insanları, olayları beklemeyi seviyorum. Son derece sabırsız bir yapım olsa da bekleme mevzusu ile yıldızım barışık. Bana anlamlandıramadığım bir huzur veriyor. İçimdeki kurt, sadece bu tür yerlerde sakinleşiyor. Üstelik etrafımda herkes ve her şey sürekli bir hareket halindeyken, o mekanda bir süreliğine sabit kalan tek öğenin ben olması hoşuma gidiyor.

On bir saat sonunda, binmeyi planladığım uçak kendini belli edip yolcu alımına başlayınca transit bankosuna gidip biniş kartımı ve pasaportumu soruyorum. Bir görevli bana kapıya kadar eşlik ediyor; ama pasaportumu tekrar tekrar sormama rağmen bana vermiyorlar. Sonunda uçağa binerken uçuş amirine veriyorlar. O da inince pasaportumu alabileceğimi söylüyor. Bu uygulama beni iyice sinir ediyor tabi ki. 20 dakikalık dönüş yolculuğu boyunca içimden etmediğim küfür kalmıyor. Yine de bir türlü kendimi rahatlatamıyorum, duruma içten içe gülsem de, sınır dışı etme prosedürü sırasında bana “kaçak” muamelesi yapmaları gücüme gidiyor.

Kota Kinabalu’ya vardığımızda uçaktan inerken uçuş amiri pasaportumu başka bir görevliye verip “deportee” diyor. Yani sınır dışı. Sonrasında görevli beni çeşitli kapılardan geçirip sıra beklememe gerek kalmadan pasaport kontrole getiriyor. Bu sırada da Brunei’ye neden gittiğimi sorup, tekrar gitme çabası gösterip göstermeyeceğimi anlamaya çalışıyor. Kota Kinabalu’da ne kadar kalacakmışım, buradan nereye gidecekmişim… “Aman merak etmeyin, bir daha ölsem de Brunei’ye girmeye uğraşmam.” diyorum, gülüyor. Sonrasında pasaport görevlisi ile de aynı muhabbeti yaptıktan sonra pasaportuma ek olarak ülkeye giriş reddinin belirtildiği bir mektubun da yazılı olduğu evrakları alıyorum.

Havaalanından çıkıp kendime bir taksi ayarlayıp otelin yolunu tutuyorum. Otel görevlisi beni görünce normal olarak şaşırıyor, ben de erken geldim demekten başka bir şey diyemiyorum. Sekiz kişilik odama gidiyorum, şansıma yine odada tek konaklayan benim ve tüm günün yorgunluğu, sinir stresi üzerine güzel bir uykuya yatıyorum.

Reklamlar

Kota Kinabalu, Malezya.

Standard

6 Ağustos 2013, Salı.

DSC03715

DSC03716

Brunei vizesi için uğraşırken, Ramazan tatili nedeniyle Kota Kinabalu’daki büyükelçilikten bilgi almam mümkün olmadı.

Bugünü herkes ağırdan alıyor. Hollandalı ekip yakınlardaki adalardan bir tanesinde lüks bir tesise üç günlüğüne dinlenmeye kaçıyor. Sjoerd’in kız arkadaşı Floor için hazırladığı bir sürpriz bu. Ben de uyandıktan sonra uzunca bir süre odada kalıp internet üzerinde işlerimi halletmeye bakıyorum. Öğlene doğru Stefan kapımı çalıp kahve içmeye çıkıp çıkmak istemediğimi soruyor. Hep beraber alışveriş merkezinin altında yer alan klimalı, internet bağlantılı cafe’nin yolunu tutuyoruz. Burada önümüzdeki günlerde yapmayı planladığımız aktivitelere bakıyoruz, Malezya’da kalan zamanımız için plan yapmaya uğraşıyoruz.

Hepimiz aklında bir noktada Brunei’yi ziyaret etmek var. Brunei’yle ilgili bilgilere bakarken, burada görülmeye değer nadir şeylerden biri olan dünyanın en büyük sarayının Ramazan’dan sonraki üç boyunca kutlamalar için halka açık olduğu, yıl boyunca sadece bu günlerde görülebileceği belirtiliyor. Yani bu dönem tam da bizim önümüzdeki dört güne tekabül ediyor. Neden olmasın diyoruz; ama benm vize konusunda endişelerim var. İnternetten araştırdığım üzere net bir bilgiye ulaşamamamışım. En son Nisan 2012’de çıkan, vize kalktı haberlerinin aksine daha iki hafta önce Cihan Brunei’ye deniz yolu ile girmeye çalışırken reddedilip geri gönderilmiş.

Uçak biletlerini kontrol ediyoruz ve çok ucuza gidiş dönüş biletleri bulduktan sonra otele dönüp vize konusunu netleştirmeye karar veriyoruz. Ben Kota Kinabalu’da yer alan Brunei Büyükelçiliği’ni arıyorum; ama kimse telefona cevap vermiyor. Ben de bir taksiye atlayıp şehir merkezinin biraz dışında bulunan elçilik binasına gidiyorum. Taksi şoförü bütün yol boyu sürekli farklı insanlarla telefonda konuştuğu için elçlik binasını bulmak zor olsa da sonunda binayı buluyorum. Şansıma kapalı. Ramazan boyunca sadece öğlene kadar çalıştıkları belirtiliyor. Vize prosedürünün üç iş günü sürdüğü ve büyükelçiliğin ertesi gün dışında neredeyse bir hafta kapalı olacağı da bina dışına asılı kağıtlarda yazıyor. Yani vizeye ihtiyacım varsa eğer, tam zamanında sarayı görmek için orada olmama imkan yok.

Hızlıca odaya dönüp internetten bilgi almaya çalışıyorum. Mertan benim için Dışişleri Bakanlığı’nı arayıp bilgi almaya uğraşıyor. Sonunda ekşisözlük’te bir kişinin Müslüman ülkeden geldiğini söyleyip 72 saatten az kalmalar için verilen transit vizeyi alabildiğini okuyorum. Dışişleri Bakanlığı’nın sitesinde  de Brunei ile ilgili olarak 72 saatten az kalışlarda kapıdan transit vize alınabileceğini yazması üzerine vize başvurusu yapmadan ülkeye girmeyi denemeye karar veriyorum.

Tekrardan otele döndüğümde Nina ve Stefan ile konuşup ertesi günün sabahı gidiş, üç gün sonra dönüş şeklinde biletlerimizi alıyoruz. Ben burada ilk hatamı yapıp günleri eksik saydığım için Nina ve Stefan’dan biraz daha uzun kalacak şekilde bir bilet alıyorum. Yani aslında dönüşüm 72 saati biraz geçiyor. Ben de eğer girişime bir kere izin verirlerse bu problemi öyle ya da böyle havaalanına erken giderek halledebileceğime inanıyorum.

Biletleri aldıktan sonra, ertesi gün erkenden bizi havaalanına bırakacak bir taksi ayarlıyoruz. Sonrasında da akşam yemeği için tekrardan deniz kenarındaki balık pazarlarının yolunu tutuyoruz. Bu sefer seçtiğimiz tezgah yüzümüzü güldürmüyor. Hızlı hızlı yemeklerimizi yiyip yoğun yemek kokusu ve dumanı arasından eşyalarımızı hazırlamak üzere otelimize geri dönüyoruz.

5 Ağustos 2013, Pazartesi.

DSC03719

Kota Kinabalu’da akşam kurulan balık pazarında son derece taze deniz ürünlerini çok ucuza yiyebiliyorsunuz.

Sabah erkenden uyanıp kahvaltılarımızı yapıyoruz. Otel aracılığıyla bir önceki geceden ayarladığımız taksiler piyasada olmadığı için hızlıca kendimize iki adet taksi arayışına girişiyoruz. Taksi bulma işlemi biraz çetrefilli olsa da sonunda bulduğumuz iki adet taksiye atlayıp otobüs istasyonunun yolunu tutuyoruz.

İstasyona vardığımızda Kota Kinabalu’ya gidecek ilk otobüs için biletlerimizi alıyoruz. Kota Kinabalu’ya öğle saatlerinde neredeyse her yarım saatte bir otobüs bulunuyor. Biraz da bu nedenle bizim bindiğimiz otobüs boş çıkıyor ve herkes yolculuk için kendine rahat koltuklar seçiyor. Altı saatlik yolumuz son derece rahat, sorunsuz geçiyor. Ben zaten artık Anıl klasiği haline gelmiş bir şekilde otobüs yolculuğu boyunca uyuyorum. Sonunda gözlerimi açtığımda herkes “Oh, dünyaya döndü.” diyip kahkahalarını tutamıyor.

Kota Kinabalu’ya vardığımızda Hollandalı grup daha önceden ayırttıkları konukevine giderken; ben, Nina ve Stefan benim daha önce kaldığım konukevine gidiyoruz. Ben kendime sekiz kişilik odada bir yatak ayarlıyorum. Nina ve Stefan iki kişilik bir oda ayarlıyorlar. Hep beraber iki saat sonra akşam yemeği için buluşmaya sözleşip odalarımıza çekiliyoruz.

Ben bu süreyi fırsat bulup işlerimi halletmek üzere şehir merkezinin yolunu tutuyorum. Telefonumun (Iphone) şarj kablosu bozulmuş, Cakarta’dan aldığım kablo elimde parçalanmış, Kota Kinabalu’dan ayrılmadan önce aldığım aynı marka sahte çin malı kablo da kopmuşken yeni bir kablo almaya karar veriyorum. Bir süredir Nina’nın kablosu ile idare ettiğim için, her gün her gün kablo istemek hoşuma gitmiyor. Alışveriş merkezine gidip şarj kablosunu alıyorum, sonrasında süpermarketten yiyecek içecek bir şeyler depoluyorum, sonrasında da odaya geri dönüyorum. Yemek saati geldiğinde de ise hep beraber buluşup balık pazarının yolunu tutuyoruz.

Balık pazarında tezgahlar arasında biraz dolandıktan sonra turuncu masaları ile dikkat çeken tezgahlarından birine gidiyoruz. Çeşitli balıklar, karidesler ve mürekkep balıkları sipariş ediyoruz. Sonuç yine hayal kırıklığına uğratmıyor. Son derece taze, leziz ve doyurucu.

Yemek sonrasında deniz kenarında biraz yürüyüp ara sokaklarda tur atıp odalarımıza geri dönüyoruz.