Category Archives: Belize

Belize.

Standard

Belize: Genel Bilgiler.

Belize, bir Orta Amerika ülkesi olmasına rağmen Karayip kültürüne daha yakın. Bu nedenle daha ülkeye girer girmez farkı rahatlıkla ayırt edebiliyorsunuz. Ülke genelinde Karayip adalarının rahat ve sakin havası yaygın. İnsanlar kendi tempolarında, kendi ritüellerinde hayatlarını sürdürürken, her yerden buram buram Bob Marley müzikleri duyuluyor. Jamaika bayrağı renkleri ise her yeri süslüyor. Berrak suları ve tasasız havası ile turistik ada hayatının şehirlerine kıyasla oldukça farklı bir imaj çizdiği Belize’den ne yazık ki ben tam olarak beklediğimi alamadım.

IMG_9104

İstisnasız gittiğim her ülkede yağmura yakalanmasam eksik kalırım.

DSC03188

DSC03189

Caye Caulker’da gün batımı keyfi.

IMG_9285

DSC03198

Blue Hole’a dalmaya gidiyoruz!

IMG_9594

Ayça.

DSC03298

Ayça ve Ricardo, Dangriga’da futbol maçı izliyor.

Ne kadar süre ayırmalı ve ne zaman gitmeli?

Belize oldukça küçük bir ülke. Bir başından diğer başına 6-7 saatte rahatlıkla geçebiliyorsunuz. Güneyde yer alan balıkçı şehirleri ve Belize City açıklarındaki adaları en ilgi çekici yanları olsa da bunlara ek olarak, Maya kalıntıları, Milli parkları ve dünyanın tek Jaguar Rezervi ülke sınırları içerisinde yer alıyor. Bu nedenle ülkeyi hakkıyla gezebilmek adına en az 2-3 hafta ayrılması gerektiğine inanıyorum.

Diğer Orta Amerika ülkelerine benzer şekilde Belize’de de kuru ve yağmurlu mevsim olmak üzere iki mevsim bulunuyor. Kuru mevsim Aralık ayından Mayıs ayına kadar devam ederken, yağmurlu sezon Haziran ve Kasım arası dönem boyunca etkisini gösteriyor.

Vize

Belize’ye giden Türk vatandaşlarının vizeye ihtiyaçları yok. Ülkeye girişte 90 günlük kalış hakkına sahip olabiliyorsunuz; fakat çıkarken 7,5 USD’lik çıkış harcını ödemeniz gerekiyor. (Karayolunda bu miktara ek olara 15 USD, havayolunda ise 30 USD daha ödemeniz gerekiyor.)

Rota

Belize’deki yolculuğuma ülkenin kuzeyinden başladım ve güneyine doğru devam ettim.

Belize’de kaldığım 7 gün boyunca aşağıdaki rotayı takip ettim.

map_of_belize

1-5.2.2014, Caye Caulker
5.2.2014, San Pedro
6.2.2014, Belize City
6-7.2014, Dangriga
7.2.2014, Punto Gorda

Bu bölgelere ek olarak eğer daha fazla vaktim olsaydı daha çok doğal yaşam rezervi ve Maya kalıntılarının olduğu bölgeleri ziyaret etmek isterdim.

Ulaşım

Belize küçük bir ülke olduğu için ulaşım da son derece kolay. Şehirler arası yolculuklarda yaygın olarak eski ABD okul otobüslerinin modifiye edilmiş hali olan tavuk otobüsler kullanılıyor. Bu otobüslerin belirli bir zaman tablosu olmasına rağmen, öncesinde rezervasyon yaptırıp bilet almanız gerekmiyor. Otobüs istasyonlarına gittiğinizde sık aralıklarla yola çıkan otobüslere kolaylıkla binebiliyorsunuz. Üstelik ücretler de mesafelere göre değişse de genelde 4-5 USD’yi geçmiyor.

Belize City’den Caye Caulker ve San Pedro adalarına düzenli olarak deniz taksileri kalkıyor. Bunun için iki ana deniz taksisi firması bulunuyor:

San Pedro Water Taxi: www.sanpedrowatertaxi.com
Belize Water Taxi: www.belizewatertaxi.com

Şehirler ve kasabalar genelde küçük olduğu için bir başından diğer başına yürümek oldukça kolay; fakat taksi ile yolculuk etmek isterseniz de taksiler mevcut.

Belize’de ulaşımla ilgili çok yararlı olduğunu düşündüğüm bir başka site ise: http://www.belizebus.wordpress.com

Konaklama

Belize diğer Orta Amerika ülkelerine göre pahalı olmasına rağmen konaklama standartları düşük. Genelde hostellerde sıcak su bulunmuyor.

Yolculuk boyunca konakladığım oteller ve fiyatlar aşağıdaki gibi:

Yuma’s House, Caye Caulker – 14 USD
D’s Hostel, Dangriga – 12,5 USD

IMG_9049

IMG_9057

Yuma’s House, Caye Caulker.

IMG_9690

D’s Hostel, Dangriga.

Yiyecek içecek

Belize’nin genel olarak bölgeden farklılaşan bir mutfağı bulunmuyor. İngiltere, Karayipler, Meksika ve ABD etkileri yemeklerde fazlasıyla kendisini belli etse de, ne yazık ki yerel Maya ve Garifuna kültürünü yemekler üzerinde göremiyorsunuz.

Pirinç ve fasulye yemeklerde ağırlıklı olarak kullanılıyor. Adalarda deniz ürünleri, özellikle ıstakoz sıklıkla tüketiliyor. Marie Sharp’s marka yerel acı sos her şehirde genelde yemeklere eşlik ediyor. Taze sıkılmış meyve suları her köşe başında sizi bekliyor. Yerel bira olarak Belikin tüketiliyor.

DSC03192

Karışık deniz ürünleri tabağı Caye Caulker’ın meşhur “Happy Lobster” restoranından.

DSC03218

Karidesli hindistan cevizli köri.

DSC03219

DSC03220

IMG_9240

Meksika etkileşimli yemekler.

IMG_9241

Olmazsa olmaz nachos.

IMG_9622

Belize’yi ziyaret edip çikolata denemeyi ihmal etmeyin!

Reklamlar

Rio Dulce, Guatemala.

Standard

8 Şubat 2014, Cumartesi.

IMG_9772

IMG_9786

Rio Dulce sabahı yağmurlu. Uyandığımda beni karşılayan ise yaşlanmış bu katamaran.

IMG_9783

Evin köpekleri Peanut ve Puppy.

DSC03321

DSC03323

 

Şans eseri alışveriş dönüşünde denk geldiğim Jack de fotoğrafta çıkmış.

DSC03324

DSC03325

 

Rio Dulce’den manzaralar.

DSC03326

Izabal Gölü.

IMG_9794

Guatemala’dan El Salvador’a yolculuk ettiğim otobüsüm.

Sabah uyandığımda son derece yağmurlu bir Rio Dulce sabahı beni karşılıyor. Bir önceki gece içten içe acaba bölgeyip gezip göl üzerinde Rio Dulce – Livingston arası ünlü tekne turunu yapsam mı diye düşünürken, kararsızlığımı fark eden doğa kendiliğinden cevabımı veriyor. Sabah mahmurluğunda bir süre Jack, Roger ve Emerald ile muhabbet ediyoruz. Jack bana film ve belgesel arşivinden birkaç film veriyor, ben de kendi elimde bulunanları Jack’in bilgisayarına aktarıyorum. Sonrasında da bana evlerini açan bu insanlarla vedalaşıp El Salvador’un başkenti San Salvador’a gidecek otobüsü yakalamak üzere yola koyuluyorum. Fuentes del Norte otobüs istasyonu Roger’ın evinden sadece beş dakika uzaklıkta bulunuyor. Sadece 125 Quetzal karşılığında saat 10:00’daki otobüsüme biletimi alıyorum. Otobüsü beklerken de şehrin kalabalık pazarları arasında dolaşıyorum.

Otobüs on beş dakika rötarla geliyor. San Salvador’a uzanan yol yedi buçuk saat sürüyor. Guatemala – El Salvador arasındaki sınır geçişi ise problemsiz oluyor. El Salvador’a girerken damga basmayan görevliler Guatemala’dan çıkış damgasının yeterli olacağını söylüyorlar. Yol boyunca sürekli uyuyorum. Akşam üzeri San Salvador’a vardığımda ise ilk gördüğüm taksiye atlayıp adını şans eseri internette okuduğum bir hostele beni götürmesini istiyorum. San Salvador’un gelişmiş mahallelerinden birinde arka sokaklarda bulunan bu sevimli hostelin garip uygulamaları var. Mesela konaklamanız sırasında sıcak su isterseniz odanı 9 USD, yoksa 7 USD. Kablosuz interneti kullanmak isterseniz ayrıca bir 2 USD daha ödemeniz gerekiyor. Odaya yerleştikten sonra bir süre soluklanıp kendime geliyorum. Sonrasında da karnımı doyurmak üzere dışarı çıkıyorum.

Ana cadde üzerine dizilmiş Wendy’s, Pizza Hut, Subway, Burger King gibi zincirler bulunuyor. Aynı zamanda şehrin en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Metrocentro’da konakladığım Avenida de Los Heroes’e yakın bulunuyor. Bir süre kalabalık sokaklarda, Orta Amerika’da ziyaret ettiğim diğer şehirlere kıyasla oldukça gelişmiş San Salvador sokaklarında dolanıp güzel bir uyku için hostelime geri dönüyorum.

7 Şubat 2014, Cuma.

DSC03301

DSC03302

 

Dangriga sokakları.

DSC03303

 

Sizce de bu evde bir terslik yok mu?

DSC03304

 

Nehrin denize birleştiği yerde bekleyen balıkçılar.

DSC03306

 

 

 

Kuğu motifi şehir çapında oldukça fazla yerde kullanılıyor.

DSC03307

DSC03312

DSC03313

Belize’nin en güneyinde yer alan Punta Gorda sokakları.

DSC03308

Punta Gorda’da deniz oldukça dalgalı.

IMG_9754

IMG_9759

 

DSC03317

DSC03320

 

Gün batımında Belize’den Guatemala’ya geçiş.

Sabah uyanıp sıcak duşlarımızı alıyoruz. Belli ülkelerde sıcak duş bulmak bile o kadar büyük lüks sayılıyor ki, ben ister istemez çocuk gibi sevinmeden edemiyorum. Bir yandan da içten içe merak ediyorum, duş almanın tekrardan zorunluluk değil de keyif olduğu zamanlara döneceğim acaba diye. Hostelimizin sahibi kahvaltı için muzlu kreplerimizi hazırlıyor. Karnımızı doyurduktan sonra da ülkenin güneyine gidecek otobüsü yakalamak üzere yola koyuluyoruz. Rehber kitapta gözüken otobüs durağına vardığımızda ise kapı duvarla karşılaşıyoruz. Yol kenarında bekleyen insanlara sorduğumuzda ise otobüsün ana otobüs istasyonundan kalktığını, burada durmadığını öğreniyoruz. 40 derece sıcakta sırtımızda çantalar gerisin geri bütün yolu geri dönüyoruz. Kan ter içinde otobüs istasyonuna vardığımızda ise otobüsün hostelde belirtilen saatinden daha geç yola çıkacağını öğreniyoruz. Derin bir oh çekiyoruz.

Otobüs on beş dakika içinde geliyor. Ama oldukça kalabalık. Zar zor kendimize kıyıdan köşeden bir yer bulup oturuyoruz. Ayça ve Ricardo bir yarım saat kadar ilerledikten sonra Maya Rezervi’nde orman ve vahşi yaşam havası almak üzere iniyorlar, bense Belize’nin en güneyine Porta Gorda’ya doğru Bob Marley şarkıları eşliğinde devam ediyorum. Bir seneden uzun süreden sonra Ayça’yı görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Öyle ki araya mekanlar, zamanlar, insanlar girse bile kaldığımız yerden daha bir hafta önce kahve içmek için buluşmuşuz gibi devam etmek çok da kolay kolay ifade edilebilecek bir deneyim değil benim için.

Punta Gorda’ya olan yolculuğum dört saat kadar sürüyor. Yolda yine Orta Çağ’dan fırlamış gibi gözüken Amiş yolcuları alıp indiriyoruz. Punta Gorda’ya vardığımda ise son derece sevimli minicik bir balıkçı kasabası ile karşılaşıyorum. Bir süre sokaklarda yürüdükten sonra denk geldiğim “Cotton Tree Chocolate” isimli çikolata dükkanında mola verip leziz çikolatalardan satın alıyorum. Sonrasında da 16:30’da kalkan son feribotu yakalamak üzere iskeleye doğru ilerliyorum. İskeledeki görevliler bir binanın alt katında bekleyen iri yarı bir adamı işaret edip kaptanın o olduğunu, bileti kendisinden almam gerektiğini söylüyorlar. Biletimi alıyorum, Belize’den çıkış ücreti olan 37,5 Belize doları vergiyi ödeyip gümrük işlemlerini hallediyorum. Sonrasında da benimle aynı feribota binecek olan Fransız Marie ile beklemeye koyuluyorum.

“Feribot” beklerken ben minik bir balıkçı teknesi bizi karşılıyor. İskelede bizden başka bekleyen yaşlı iki ABD’li amca ile tanışıyoruz. Bu ikili ile bir süre muhabbet ettikten sonra Rio Dulce’ye gideceklerini öğreniyoruz, bizim de aynı şehre ulaşmayı amaçladığımızı öğrenince arabalarında yer olduğunu, dilersek bizi de götürebileceklerini söylüyorlar. Nazik teklifi kabul edip, Guatemala tarafındaki Puerto Barrios’dan Rio Dulce şehrine gidecek son otobüsü nasıl yakalarız endişelerini de rafa kaldırıyoruz. Tekne yolculuğumuz bir saatten biraz daha uzun sürüyor. Dalgalar o kadar kuvvetli ki, belli noktalarda teknenin bir metre kadar suyun üzerinde zıpladığını fark edebiliyorsunuz. Bir saat sonunda tekne devrilmeden Guatemala’ya vardığımızda ben bir süre şaşkınlığımı saklayamıyorum.

Puerto Barrios’a vardığımızda pasaport işlemlerini halletmek üzere iskeleden biraz uzakta bulunan bir binaya gitmemiz gerekiyor. Roger’ın arabasına atlayıp işlemleri tamamlıyoruz. Sonrasında da yol üzerinde Roger’ın işle ilgili kısa bir görüşmesi için mola verip Rio Dulce’ye doğru yola çıkıyoruz. Roger ve Emerald, yılın belirli dönemlerinde Guatemala’da, belirli dönemlerinde Belize’de, belirli dönemlerinde ise ABD’de yaşadıklarından bahsediyorlar. Özellikle Guatemala’da yaşanabilir mahalleler kurmak üzere gönüllü çalışmalar yaptıklarını anlatıyorlar. Marie ise Fransız ve daha önce benim gibi Avrupa Konseyi’nde bir süre çalışmış. Sonrasında da işinden istifa edip Tayland’a taşınmış. O zamandan bu yana dalış hocalığı yapıyormuş. Guatemala’ya gelmesinden asıl neden de Tayland’da tanıştığı İspanyol erkek arkadaşı ile buluşmakmış.

Rio Dulce’ye olan yolumuz bir saatten biraz daha uzun sürüyor. Şehre vardığımızda ise Roger konuk odası olduğunu dilersek orada kalabileceğimizi söylüyor. Marie, erkek arkadaşı ile buluşacağı için teklifi reddediyor, bense bir gece konaklayacağım için kabul ediyorum. Marie’yi yakınlardaki bir bara bıraktıktan sonra biz de evin yolunu tutuyoruz. Vardığımız yere ise ev demek biraz zor. Orta Amerika’nın en uzun köprüsünün tam altında, Izabal Gölü kenarında bulunan bu depoyu andıran alanda birbirinden farklı bölmeler bulunuyor. Genel ortam daha çok bir garajı andırıyor. Roger depoda bulunan karavanda yaşıyor, bana ise garaj içerisinde şişme yatağın bulunduğu minik bir odayı veriyor. Eve girdiğimize evin kocaman; ama oldukça dost canlısı iki köpeği Peanut ve Puppy direk üzerimize atlıyorlar. Boyutlarının çok da farkında olmadıkları için köpeklerle oyun oynayayım derken bol bol tırnak ve pati yiyorum. Sonrasında da göl kenarında demir atmış olan oldukça yaşlı katamarana giriyoruz. Burada ev işleri konusunda Roger’a yardımcı olan İngiliz Jack’i film izlerken buluyoruz. Bir süre muhabbet ettikten sonra göl kenarındaki tahta masalara oturuyoruz. Bu sırada sipariş ettiğimiz pizzamız geliyor. Karnımızı doyururken ben Roger ve Emerald’a yolculuklarımdan bahsediyorum. Emerald’da gençken bölgede çok fazla seyahat ettiğini bisikletle birkaç kere kıtayı geçtiğini anlatıyor. Uyumadan önce ise Roger bana atıştırmalık oreo’ları veriyor. Emerald’da patlamış mısır kızartıyor benim için.

Harika bir gece sona ererken ben bir kez daha “yabancıların nezaketi” kavramını düşünüp mutlu oluyorum.

Dangriga, Belize.

Standard

6 Şubat 2014, Perşembe.

DSC03242

DSC03243

DSC03244

DSC03245

DSC03246

DSC03247

DSC03251

DSC03267

DSC03268

DSC03269

DSC03271

Belize Müzesi’nden manzaralar.

DSC03265

DSC03240

DSC03277

DSC03278

DSC03281

 

Belize City’den görüntüler.

IMG_9744

Dangriga otobüsümüz.

DSC03282

DSC03284

DSC03288

 

IMG_9696

IMG_9683

IMG_9686

IMG_9687

Dangriga’ya hoşgeldik!

DSC03289

 

Çin kökenli süpermarketler Belize’nin her yerinde çok sayıda yer alıyor. Bu süpermarketin ismi ise manidar: Fiyat Doğru Süpermarket.

DSC03290

DSC03296

Yerel futbol maçı.

Sabah erkenden uyanıyoruz, bir önceki günün miskinliği hala üzerimizde. Kendimize gelip eşyalarımızı toparladıktan sonra hostelden çıkışımızı yapıyoruz. Çantalarımızı resepsiyona bıraktıktan sonra iş bölümü yapıyoruz. Ayça dalış defterlerini imzalatmak üzere dalış okulunun yolunu tutuyor, ben kartpostallarımı postalamak üzere postaneye yöneliyorum, Ricardo ise kahvaltı yapacak bir yerler bulmak üzere arayışa koyuluyor. Hızlı hızlı işleri hallettikten, kahvaltımızı yaptıktan sonra da Belize City’ye gidecek 10:45’teki deniz taksisini yakalıyoruz.

Yolculuk, deniz sakin, dalgalar da küçük olduğu için bir saatten daha az sürüyor. Belize City’deki deniz taksisi istasyonuna vardığımızda ise görevlilerden rica edip sırt çantalarımızı birkaç saatliğine onlara bırakıp bırakamayacağımızı soruyoruz. Bu konuda tereddüt etmeden yardımcı oluyorlar. Çantalarımızı teslim ettikten sonra pek de sevimli olmayan Belize City sokaklarına yöneliyoruz. Hava oldukça sıcak ve nemli. Sokaklar genelde beyaz kumdan oluşuyor. Yıkık dökük pastel renklerdeki binalar yol kenarlarını süslüyor. İlk durağımız “Museum of Belize” oluyor. Merkez Bankası’nın tam da yanı başında yer alan bu minik müzede farklı temalarda birkaç oda bulunuyor. Belize pulları, rengarenk cam ilaç şişeleri, yerel tarih hakkında bilgiler ve kazı çalışmalarında elde edilen parçalara ek olarak Belize’nin böcekleri ve kelebekleri de ayrı bir odada sergileniyor. Müzede bir saate yakın geçirdikten sonra deniz kenarına çıkıyoruz. Suyun rengi o kadar kahverengi ki, deniz olduğuna inanası gelmiyor insanın. Sokaklar boş ve ıssız. Ben, Ricardo ve Ayça’yı Belize’nin büyük otellerinden biri olan Princess Hotel’e peşimden sürüklüyorum. Bu otelde mutfak şefi olarak Fahri Bey çalışıyor ve ben Serkan’a söz verdiğim üzere selamını iletmek istiyorum. Otele vardığımızda otelde Fahri Bey’e ek olarak ona yakın Türk’ün bulunduğunu öğreniyoruz. Kim derdi ki, taa Belize City’ye çalışmak için Türklerin geleceği. Fahri Bey bize birkaç aydır Belize City’de yaşadığını; ama otelden çok dışarı çıkmadığını anlatıyor. Biz oteldeyken kalabalıklar da yoğunlaşmaya başlıyor. Fahri Bey anlatıyor ki motorsikletli grupların toplantısı Belize City’de olacakmış. Birçokları taa ABD’den bu toplantı için Belize City’ye kadar gelmişler. Bir süre burada geçirdikten sonra kapının önünden bir taksiye atlıyoruz. Şehirde bize hitap eden çok da bir şey yok. Taksi ile anlaşıp bizi ilk önce su taksisi istasyonuna götürmesini, çantalarımızı aldıktan sonra da otobüs istasyonuna ulaştırmasını rica ediyoruz. Taksi yolculuğumuz sırasında Belize City’nin meşhur açılıp kapanır köprüsünü geçiyoruz. 1923 yılında inşa edilmiş bu köprü türünün tek örneği olarak biliniyor. Her gün 05:30 ve 17:30’da yüksek gemilerin geçmesine izin verecek şekilde açılıp kapanıyor.

Otobüs durağına vardığımızda meşhur tavuk otobüslerden bir tanesine atlıyoruz. Hedefimiz güneyde yer alan balıkçı kasabası Dangriga’ya ulaşmak; fakat bunun için öncesinde başkent Belmopan’a gidip oradan aktarma yapmamız gerekiyor. Belmopan’a olan yolculuğumuz camlardan püfür püfür esen rüzgar sayesinde son derece rahat geçiyor. Bir saatten biraz daha fazla sürede bu yeni ve çirkin başkente varıyoruz. Belmopan oldukça genç bir başkent. 1961 yılında Belize’yi oldukça sert şekilde etkileyen Hattie fırtınasından sonra başkent Belize City’den Belmopan’a taşınmış. Şehrin ana binalarının tamamı neredeyse beş yüz metrekarelik bir alana toplanmış durumda. Otobüsle şehre giriş yaptığınız anda, şehrin atmosferini kolayca anlayabiliyorsunuz. Biz otobüs değiştirmek için beklerken şehrin etrafını kısa bir süreliğine de olsa gezdiğimizde, şehirden bir an önce çıkmanın en iyi hamle olacağına kanaat getiriyoruz. Dangriga’ya giden ilk otobüse atlıyoruz.

Dangriga yolumuz iki saatten biraz daha uzun sürüyor. Yol boyunca otobüse birden çok Amiş binip iniyor. Kendilerinden oldukça farklı bir kültür içerisinde yaşayan bu grupları görmek beni oldukça şaşırtıyor. Öyle ki otobüsle kasabalardan birisinin yanından geçerken at arabası ile ilerleyen bir Amiş grubuna da denk düştüğümüzde ben şaşkınlığımı gizleyemiyorum.

Gün batımına doğru meşhur Dangriga davullarının girişini süslediği Garifuna kültürünün önemli merkezlerinden biri olan Dangriga’ya varıyoruz. Güney Belize’nin en geniş şehri olsa da bir başından bir başına yarım saatte yürünebilecek bu minik balıkçı şehrine varır varmaz ilk işimiz konaklayacak bir yerler bulmak oluyor. Deniz kenarında yer alan bir futbol sahasına bakan hostelimizde son derece güleryüzlü hostel sahibimiz ve güzeller güzeli köpeği Luna bizi karşılıyor. Odamızda yer alan ranzalardaki yatakların şişme yataklardan meydana geldiğini fark etmek bizi şaşırtsa da hizmet konusunda her şey kusursuz işliyor.

Kendimize geldikten sonra şehrin sokaklarını keşfetmek üzere dışarı çıkıyoruz. Şehrin farklı bir havası var. Bizden başka yabancı göremiyoruz sokaklarda. Herkes kendi halinde, kendi temposunda günlük ritüellere kaptırmış ilerliyor. Nehrin denize birleştiği noktada balıkçı teknelerini görebiliyorsunuz. Denk düştüğümüz futbol sahasında bir süre betonarme tiribünlerde oturup gençleri izliyoruz. Çin kökenli süpermarketleri burada da birbiri ardına dizilmiş buluyoruz. İşin komik tarafı ne kadar doğru bilmiyorum; ama internette okuduğum üzere Belize’ye giriş çoğu ülke vatandaşı için oldukça kolayken Çinliler ve Hintlilerin vize alması gerekiyor. Bu vize Çinlilere 1000 USD’ye, Hintlilere ise 600 USD’ye mal oluyor. Bir süre hava kararana kadar sokaklarda dolandıktan sonra karnımızı doyurmak üzere restoran arayışına girişiyoruz. Şansımız bu konuda da çok yaver gitmiyor, sonunda Çin restoranlardan bir tanesine girmek durumunda kalıyoruz.

Yemek sonrasında çok da geçe kalmadan odaların yolunu tutuyoruz.

Caye Caulker, Belize.

Standard

5 Şubat 2014, Çarşamba.

DSC03224

DSC03227

San Pedro gibi küçücük bir adada bile trafik oldukça yoğun.

DSC03228

DSC03231

DSC03232

DSC03233

DSC03238

DSC03239

San Pedro’dan manzaralar.

DSC03236

“İçme saatleri sırasında çalışmak yasak.”

IMG_9633

Dönüş yolunda.

Ben sabah yine memurluğumdan ödün vermeyerek 07:30’da uyanıyorum. Sonrasında da Ayça ve Ricardo uyanana kadar hostelde bir süre oyalanıyorum. Günün hedefi Ambergris Caye olarak da bilinen ve Caye Caulker’a kıyasla çok daha pahalı ve gelişmiş olan San Pedro’yu ziyaret etmek. Hazırlandıktan sonra taksi iskelesine gidip 45 Belize doları karşılığında gidiş dönüş biletimizi alıyoruz. Bilet fiyatı neden bu kadar pahalı hiçbir fikrim yok. San Pedro’ya olan yol yarım saatten biraz daha fazla sürüyor. Şehre vardığımızda golf arabalarının arka arkaya sıralandığı, üç sokaktan oluşmasına rağmen yoğun bir trafiğin bulunduğu, gelişmiş ama sevimsiz bir ada bizi karşılıyor. Ben içten içe seviniyorum Caye Caulker’da kaldığıma.

İlk işimiz deniz kenarındaki restoranlardan birinde karnımızı doyurmak oluyor. Restoranda ABD’li olmayan tek ekibin biz olduğunu düşünüyorum içten içe. Yemek sonrasında da adayı oluşturan üç sokağı dolaşmaya koyuluyoruz. Hava oldukça sıcak ve trafik son derece yoğun. Bu nedenle çok da sevmiyoruz adayı. Sokaklarda bir süre dolandıktan sonra, okyanus kenarına inip sahilden yürümeye başlıyoruz. Yol üzerinde gördüğümüz çikolata dükkanında mola vermeyi de ihmal etmiyoruz. Adada 2-3 saate yakın geçirip 16:30’da olan son feribotu yakalayıo Caye Caulker’a deniz taksisini dolduran Bob Marley tınıları eşliğinde dönüş yapıyoruz.

Duşlarımızı aldıktan sonra hostele yeni gelmiş Frank ile muhabbet ediyoruz bir süre. Muhabbete o kadar dalıyoruz ki, akşam yemeği için dışarı çıktığımızda birçok restoranın mutfaklarını kapadığını öğreniyoruz. Biz de biraz abur cubura ek olarak ülkenin meşhur Kaju şarabından alıp okyanus kenarındaki hamaklarda uykumuz gelene kadar muhabbet ediyoruz.

4 Şubat 2014, Salı.

DSC03193

DSC03195

DSC03196

Blue Hole’a doğru ilerlerken gökkuşağımız da eksik olmadı.

IMG_9344

Blue Hole’a daldık.

DSC03203

Uzaktan Blue Hole görüntüsü.

IMG_9396

IMG_9401

IMG_9436

IMG_9465

IMG_9476

IMG_9515

IMG_9519

IMG_9524

IMG_9553

DSC03207

DSC03211

DSC03213

Half Moon Caye.

IMG_9579

IMG_9589

IMG_9592

Long Caye Aquarium’dan.

DSC03217

Akşam yemeğini okyanusa nazır bu ufak kulübede yedik.

Sabah erkenden deniz taksisi iskelesinin önünde buluşuyoruz. Bizi almaya gelecek olan tekne oldukça rötarlı geliyor. Tekne yanaştığında içindekiler taa San Pedro adasından geldiklerini ve sabah 05:00’te uyandıklarını söylüyorlar. Bu da  bizim dalışların neden ucuz olduğunu açıklamış oluyor. Kaptanımız ve iki adet dalış hocamız (Russell ve Darrel) bize kendilerini tanıtıyorlar. İlk dalışımızın Blue Hole’da olacağını ve yolun iki saat kadar sürdüğünü söylüyorlar. Deniz tutmasın diye en iyi yerin teknenin arkası olduğunu da eklemeyi ihmal etmiyorlar. Bu bilgi üzerine bizim ekip direk teknenin arkasına yöneliyor. Ayça ve Ricardo, teknelerde ve gemilerde geçen çalışma hayatlarından dolayı mide bulantısı problemi yaşamasa da, ben bu konuda sabıkalıyım. Bu nedenle yola çıkmadan önce biricik yoldaşım mide bulantısı ilacını almayı ihmal etmiyorum.

İki saatlik yol boyunca biz Russell’la muhabbet ediyoruz. Hatta bir noktada Russell benim saçlarımı örmeye bile girişiyor. Sonunda Blue Hole’a vardığımızda ise dalmaya dünden hazırız. Ben dalış için fotoğraf makinesine sahip olmadığımdan, dalış öncesinde adadaki mağazalardan birinden cep telefonumun 40 metreye kadar dalabilmesine imkan tanıyacak bir kap kiralıyorum. Böylece kalitesi iyi olsun olmasın, su altından karelere de sahip olabileceğim.

Eşyalarımızı hazırlayıp dalış konusunda bilgi aldıktan sonra suya giriyoruz. Çok da derinde olmayan resifleri geçtikten sonra bir anda buz gibi suya ve karanlığa dalıyoruz. Dalış yarım saat kadar sürüyor. Bu yarım saat boyunca daha çok derin dalış yapıyoruz ve meşhur Blue Hole’un bir anda kendisini belli eden sarkıt ve dikitleri arasında dolanıyoruz. Arada bir iki tane köpekbalığı da bize eşlik ediyor. Tekrardan su yüzeyine çıkıp gemiye vardığımızda öğreniyoruz ki aslında 48 metreye dalmışız. Bu bir anda gelen sarhoşluk hissini de açıklar nitelikte oluyor. İkinci dalışımızı Half Moon Caye isimli resiflerde yapıyoruz. Burada minik bir kaplumbağaya ek olarak bir sürü köpekbalığı görüyoruz. Resifler canlı ve etkileyici. Dalış sonrasında Half Moon Caye isimli adaya öğle yemeklerimizi yemek üzere çıkıyoruz. Okyanusun ortasındaki bu ıssız adada palmiye ağaçları ve birkaç tane piknik masası dışında bir şey bulunmuyor.

Yemek sonrasında ise Russell’ın anlattığına göre en iyi dalış yerlerinden biri olan Long Caye Aquarium’a dalmak üzere yola koyuluyoruz. Burada etrafımızı sayısız balık, köpekbalığı ve vatoz donatıyor. Öyle ki bazı köpekbalıkları bir türlü etrafımızdan ayrılmıyor. Son derece tatmin edici üç dalış sonrasında da dönüş yolu başlıyor. Üstelik romlu karpuzlu içkilerimiz eşliğinde. Caye Caulker’a gün batımına yakın varıyoruz. Bir an önce duşlarımızı alıyoruz ve bir süre dinlendikten sonra akşam yemeği yemek üzere dışarı çıkıyoruz. Tam restoran arayışındayken bir anda bütün adanın elektrikleri gidiyor da muhteşem gökyüzünün altında yıldızlarla başbaşa kalıyoruz. Işıklar bir on beş dakika kadar gelmiyor. Geldiğinde ise gördüğümüz ilk restorana gidip körili deniz ürünleri ile karnımızı doyuruyoruz. Bütün günün yorgunluğu ile herkes erkenden uyuyor.

3 Şubat 2014, Pazartesi.

IMG_9219

Ayça’dan inciler.

IMG_9123

Birine mi bakmıştınız?

IMG_9278

Mesaj net: Go slow, yavaş ol.

IMG_9625

IMG_9279

IMG_9200

Adada bir adet basketbol, bir adet de futbol sahası bulunuyor.

DSC03170

DSC03177

Gizli iskelemden gün batımı.

fotoğraf-2

Açık havada sinema keyfi.

Sabah erkenden uyanıyorum. Saat 09:00 gibi de Ayça ve Ricardo, adaya geliyor. 14 ay sonunda Ayça’yı Belize gibi bir ülkede karşımda görmek oldukça gerçek dışı hissettiriyor. Neredeyse son bir buçuk günlerini yollarda geçirmişler ve oldukça yorgunlar. Ama buna rağmen biz aralıksız konuşmaya başlıyoruz. Bazı insanlarla hani aradan aylar yıllar geçse de, görüştüğünüzde bıraktığınız yerden devam edersiniz ya, işte bu duyguyu özlemişim.

Biraz muhabbetten sonra Ricardo öğlen uykusuna yattığında ben de Ayça’ya ada etrafında minik bir tur attırıyorum. Meyveli içecek hazırlayan teyzeden içeceklerimizi aldığımız sırada oldukça ilginç ABD’li bir kadın yanımıza geliyor ve neredeyse yarım saat boyunca hiç susmadan konuşuyor. Bu sırada öğreniyoruz ki taze meyveleri hazırlayan teyze hindistan cevizini taa Tayvan’dan getiriyorum. Adanın tamamı hindistan cevizi ağaçları ile doluyken, teyze Tayvan’dan getirdiklerinin daha leziz ve daha ucuz olduğundan dem vuruyor. İçeceklerimizi aldıktan sonra hostele dönüp Ricardo’yu uyandırıyoruz ve hep beraber dalış okulunun yolunu tutuyoruz. Dalış okulunda ücretlerimizi ödeyip evrak işlemlerini tamamlıyoruz. Sonrasında da ekipmanlarımızı seçiyoruz. Dalışın ertesi sabah 06:30’da başlayacağını söylüyor görevli. İşlemleri halletikten sonra okyanus kenarındaki restoranlardan bir tanesine gidip atıştırmalık bir şeyler yiyoruz. Ben gün batımı için Ayça ve Ricardo’yu gizli iskeleme götürmeyi planlıyorum. Hava yavaş yavaş kararırken biralarımızı ve atıştırmalıklarımızı alıp iskelenin yolunu tutuyoruz. İskelede bizden başka orta yaşlı bir kadın ve köpekleri olsa da, onlar çok kalmıyorlar. Bütün iskele güneşin pembenin her tonu ile battığı anlarında bize kalıyor. İşin en güzel tarafı da yanımızda atıştırmalık olarak Ayça’nın bana Türkiye’den getirdiği fıstık sarma ve lokumlar var. Koca kutu zaten daha gün batmadan bitiveriyor.

Gün batımını izledikten sonra karnımızı doyurmak üzere adanın ıstakozları ile meşhur “Happy Lobster” isimli restoranına gidiyoruz. Ortaya gelen kocaman tabakta her türlü deniz ürününe doyuyoruz. Kocaman kalamarlar, farklı balıklar ve son derece leziz ıstakoz harika bir akşam yemeği olup çıkıyor. Yemek sonrasında şehrin açık hava sinemasında saat 20:40’ta “12 Years a Slave” isimli filmin olduğunu duyunca şansımızı burada denemeye karar veriyoruz.

Ağaçların ve yıldızların altında açık havaya kurulmuş ekranın önünde yerlerimizi alıyoruz ve adanın tarihine ve duruşuna uygun olacak şekilde kölelikle ilgili filmi ilgi ve merakla izliyoruz. Film bittiğinde bir sonraki günün dalışlarına enerji toplamak adına erkenden uyuyoruz.

2 Şubat 2014, Pazar.

IMG_9072

IMG_9074

IMG_9075

Adanın tamamı Split isimli kum bölgeden denize giriyor.

IMG_9101

IMG_9120

Ada sokakları.

IMG_9094

Hostelin su üzerindeki hamakları.

IMG_9148

IMG_9186

IMG_9196

IMG_9206

Gün batımı manzaraları.

Ağırdan alınan bir gün daha. Sabah erkenden uyanıp “Blue Hole” dalışını gerçekleştirmeyi planladığım Big Fish Dive firması ile anlaşıyorum. İşin güzel tarafı, pazartesi günü Ankara’dan canım arkadaşım Ayça ve erkek arkadaşı Ricardo da adaya geliyorlar ve dalışı beraber yapmayı planlıyoruz. Üçümüzün adını salı günkü dalışa yazdırıyorum. Sonrasında da tüm günü ya hostelin okyanus kenarındaki hamaklarında kitap okuyarak ya da ada etrafında fotoğraf çekmek için minik turlar atarak geçiriyorum. Ada hayatı tüm tembelliği ile üzerime yapışıyor.

1 Şubat 2014, Cumartesi.

IMG_9034

Belize City’den deniz taksisi ile bir saatte Caye Caulker’a ulaşmak mümkün.

IMG_9052

Yuma’s Hostel’den okyanus manzarası.

DSC03159

Caye Caulker’da sokaklar beyaz kumdan.

IMG_9067

Bilin bakalım süpermarkette ne buldum?

IMG_9062

IMG_9066

IMG_9080

Adanın okyanus manzaralı mezarlığı.

IMG_9097

DSC03168

DSC03169

DSC03160

DSC03165

Caye Caulker’dan manzaralar.

IMG_9202

Gün batımı.

Gece boyunca adam gibi uyuyamıyorum, her yarım saatte bir uyanıp saati kontrol ediyorum. Saat sonunda 04:30’u gösterdiğinde de daha fazla yatakta oyalanmaya dayanamayıp dışarı çıkıyorum. Hava henüz aydınlanmamış olmasına rağmen hostelde yoğun bir hareketlilik var. Farklı şehirlere sabah otobüsleri ile gidecekler, Tikal’e gün doğumu turunu almış olanlar hostelin lobisini dolduruyor. 05:30’da gelmesi gereken minibüsümüz on beş dakika rötarla geliyor.

Flores’ten Belize sınırına kadar olan yol iki buçuk saat sürüyor. Upuzun boncuklu tırnakları ile pasaportumu kontrol eden sınır görevlisi arada muhabbet etmekten durumu şaşırıp pasaportuma iki kere giriş damgası bassa da pasaport işlemleri son derece sorunsuz halloluyor. Sonrasında Belize City’ye ulaşana kadar bir üç saat daha ilerliyoruz. Belize City’ye vardığımızda ise otobüs bizi, çok garip bir yerde bırakıyor. Daha Belize City’ye gireli on dakika olmamasına rağmen, şehre kanım bir türlü ısınmıyor. Belize City’de çok da oyalanmadan asıl gitmek istediğim yer olan Caye Caulker adasına ulaşmanın yolunu soruyorum soruşturuyorum. Cevap deniz taksileri olarak geliyor. Bu rota arasında çalışan iki adet farklı firma bulunuyor. Benimle beraber otobüsten inen grubun aksine, sınır geçişi sırasında bana indirim kuponu veren “San Pedro Water Taxi” firmasının ofisine yöneliyorum ben. Böylece hem “Belize Water Taxi” firmasının önerdiğinin yarı fiyatına sadece 16 Belize Doları’na gidiş geliş biletimi alıyorum, hem de öbür ofiste bekleyen kalabalıklardan sıyrılıyorum.

Caye Caulker’a olan yol biraz da kuvvetli dalgalar nedeniyle bir saatten biraz daha fazla sürüyor. Yolculuk sonrasında Caye Caulker’un kristal sularına ve beyaz kumlarına merhaba diyorum. Adada konaklamanın genelde problem yarattığını bildiğim için Sebastian’ın önerisi ile “Yuma’s House” isimli hostelde yerimi önceden ayırtıyorum. İner inmez hosteli iskelenin tam da karşısında görünce, hosteli aramak zorunda olmayacağım için oldukça seviniyorum. Hostele girdiğimde hostelin Alman sahibi Susanne beni karşılıyor. Odamı gösterip ada hakkında kısa bir bilgi veriyor. Odaya yerleştikten sonra bir süre hostelin okyanusa karşı olan sandalyelerinde oturup nemli okyanus havasını içime çekiyorum. ABD’li Mark ile bir süre ada hayatı hakkında muhabbet ediyorum. Sonrasında da adayı keşfetmek için dışarı çıkıyorum. Ada üç adet paralel sokaktan oluşuyor, hatta iki buçuk demek daha doğru. Adanın tamamında beyaz kum yollar bulunuyor. Ulaşım için yürümeye ek olarak bisiklet ve golf arabaları kullanılıyor. Hattie Kasırgası sonrasında ikiye bölünen adanın ikiye ayrıldığı kısım “Split” olarak biliniyor ve bu adada konaklayanların çoğu bu bölgede denize giriyor. Adanın genelinde deniz çimeni problemi olduğu için, Split kum tabanı ile daha tercih edilesi duruyor.

Ben de bir süre adanın sokakları arasında dolanıp yönümü yordamımı benimsiyorum. Yol üzerindeki buzlu meyve içecekleri hazırlayan teyzeden muzlu içecek alıp neredeyse tamamı Çinliler tarafından işletilen süpermarketlerde dolanıyorum. Sonrasında da sıcak ve nemden yorulmuşken hostele geri dönüp bir süre soluklanıyorum. Akşamüzeri tekrardan kendimi dışarı atıyorum. Bu sefer amacım gerçekleştirmeyi planladığım “Blue Hole” dalışı için fiyat almak. Ada çapında toplamda dört farklı dalış firması bulunuyor. Firmaların hepsi aynı işi yapmalarına, aynı hizmeti sunmalarına rağmen her biri farklı bir fiyat söylüyor.

Frenchies – 240 USD
Barefoot Fishermen – 225 USD
Big Fish Dive – 200 USD
Belize Diving Services – 312 USD

3 dalış için fiyatlar oldukça yüksek; ama bunun temel nedeni sadece bölgeye giriş ücretinin 80 Belize doları olması. Fiyatları alıp dalış günlerini öğrendikten sonra hostele dönüş yolunda öyle bir sağanak bastırıyor ki, beş dakika içerisinde sırılsıklam oluyorum.

Akşam için güzel bir yemek, bol bol okyanus esintisi ve hafif tempo ile günü kapatıyorum.