Trujillo, Peru.

Standard

22 Nisan 2014, Salı.

DSC08223

DSC08225

 

DSC08228

Huanchaco sokakları.

DSC08226

DSC08227

DSC08230

DSC08231

DSC08232

 

Huanchaco sahilleri.

DSC08234

DSC08236

DSC08237

DSC08241

DSC08242

DSC08243

DSC08248

 

Huanchaco’nun geleneksel balıkçı tekneleri.

DSC08247

Bölge dalgaları nedeniyle sörfçüler arasında da oldukça popüler.

 

DSC08128

 

Museo de Sitio Chan Chan, pazartesi günleri kapalı olduğu için tekrardan gelmek durumunda kaldım.

DSC08249

DSC08251

Trujillo sokakları.

Sabah ilk işim yerel turizm firmalarından birisi aracılığıyla aynı gecenin akşamına Huaraz’a bir otobüs bileti almak oluyor. Otobüs bileti için 45 PEN ödüyorum. Sonrasında da Trujillo’dan yirmi dakika uzakta bulunan, bir dönemin meşhur balıkçı şehri olan; fakat günümüzde yabancılar arasında sörf cenneti olarak anılan Huanchaco’ya giden bir minibüse biniyorum. Merkezi Peru’nun tipik, küçük, koloniyel şehirlerine oldukça benziyor. Şehrin merkezinde aynı zamanda 1535 – 1540 yılları arasında inşa edilmiş ve Peru’nun en eski ikinci kilisesi olarak anılan ‘Santuario de la Virgen del Socorro’ yer alıyor. Huanchaco’nun asıl sırrı ise deniz kıyısında yatıyor.

Balıkçıların kullandığı sazlardan yapılan 2000 yıllık geleneksel tekneleri siyah kumlu kumsalları süslüyor. Bu teknelere ‘caballitos de tortora’ yani küçük atlar deniyor. Bunun nedeni de balıkçıların tekneler üzerinde adeta kovboylar gibi mücadele vermeleri.

Kumsalda sörf tahtaları ile dolanan birçok yabancı görebiliyorsunuz. Aralık ve Nisan ayları boyunca yüzmeye elverişli olan deniz, bu dönem dışında oldukça dalgalı olabiliyor. Bu da sörfçüler için bulunmaz fırsat yaratıyor. Üstelik sörf öğrenmek isterseniz iki saatliği sadece 45 PEN karşılığında bölgedeki sörf okullarından da birebir ders alabiliyorsunuz.

Bütün öğleni deniz kenarında geçirdikten sonra ilk olarak bir önceki gün ziyaret edemediğim ve aynı yol üzerinde bulunan ‘Museo de Sitio Chan Chan’a uğruyorum. Bu küçük müzeyi gezmek sadece yirmi dakikamı alıyor. Sonrasında Trujillo’ya dönüş yolu üzerinde dikkatimi çeken alışveriş merkezinde iniyorum. Bu devasa kompleks, Trujillo’nun geri kalanından oldukça farklı bir ortam sunuyor. Pahalı mağazalar ve lüks restoranlar Trujillo’nun zengin kısmını kendisini çekmeye yetiyor da artıyor bile. Bir süre burada oyalanıp karnımı doyurduktan sonra hostelime geri dönüyorum. Eşyalarımı alıp bir taksiye atlıyorum ve otobüs istasyonunun yolunu tutuyorum. Huaraz’a doğru uzunca bir yol beni bekliyor.

21 Nisan 2014, Pazartesi.

DSC08130

DSC08131

DSC08132

DSC08134

DSC08135

DSC08137

 

Arkeolojik bölgenin dış duvarları zamanında 10 metre kadar yüksekmiş.

DSC08138

DSC08139

Seramoni meydanı.

DSC08141

DSC08144

DSC08145

DSC08147

Duvar detayları.

DSC08159

DSC08156

DSC08163

DSC08165

 

Chan Chan’ın balıkları.

DSC08166

DSC08167

DSC08169

DSC08170

DSC08171

DSC08174

DSC08175

DSC08177

DSC08179

DSC08180

DSC08181

DSC08182

Geometrik duvar süslemeleri.

DSC08184

Odacıkları ve meydanları birbirine bağlayan koridorlar.

DSC08187

DSC08188

Arkeolojik bölge boyunca yolları gösteren balık işaretleri.

DSC08191

 

Chan Chan’ın kum rengi duvarları arasında bir de göl yer alıyor.

DSC08195

DSC08196

DSC08200

DSC08202

DSC08204

DSC08207

DSC08210

Chan Chan’ın Tschudi bölgesinden etkileyici detaylar.

DSC08219

 

Chan Chan kompleksinin kuş bakışı maketi.

DSC08222

 

Chan Chan’dan ana yola uzanan etkileyici yol manzarası.

Trujillo’nun etrafında çok sayıda farklı arkeolojik bölge bulunuyor. Bir önceki gün ziyaret ettiğim Huacas del Moche’ye ek olarak, Chan Chan, Huaca Esmeralda, Huaca Arco Iris ve Huaca El Brujo da ziyaretçileri bekliyor. Ben ise günü Güney Amerika’daki en büyük Kolomb öncesi yerleşim olarak kabul edilen ‘Chan Chan’ı ziyaret ederek geçirmeye karar veriyorum. 1300 yılı civarında Chimu Krallığı tarafından inşa edildiği düşünülen labirent gibi koridorlarla dolu, bu kum rengi şehir, İnkalar tarafından 1470’de işgal edilene kadar varlığını sürdürmüş. Şehirde 60.000 kişinin yaşamış olduğu tahmin ediliyor.

Kahvaltı sonrasında Espana Caddesi’nin köşesinden ‘B’ yazılı minibüslerden bir tanesine biniyorum ve beni Chan Chan’da bırakmalarını rica ediyorum. Minibüs beni arkeolojik bölgenin girişinde bırakıyor, bundan sonra birkaç yüz metrelik yolu yürümeniz gerekiyor. Fakat ben dümdüz gitmek yerine ilk gördüğüm yol ayrımından dönünce girer girmez kaybolmayı beceriyorum. Kaybolduğumu fark ettiğim şansıma karşıma arkeolog Alex çıkıyor. Bir süre muhabbet ettikten sonra bana yolu göstermeyi öneriyor. Normalde ziyaretin yasak olduğu çalışma alanlarına beni “özel misafirim” diye sokarak, kullandıkları teknolojileri anlatıyor ve diğer arkeologlarla tanıştırıyor. Arkeologlar ben oradayken duvarlardan birindeki yazıları lazer yardımı ile okumaya çalışıyorlar. Bana tek duvarı okumanın 8 saatlerini aldıklarından bahsediyorlar. Bir süre arkeologları izledikten sonra Alex beni kompleksin ana kapısına bırakıyor. Ben yardımları için teşekkür edip yanından ayrılıyorum.

Zamanında 36 kilometre karelik bir alana yayılmış Chan Chan şehri, günümüzde El Nino’nun etkisi ve kuvvetli yağışlar dolayısıyla oldukça zarar görmüş. Chan Chan girişi için aldığınız bilet size arkeolojik bölgeden biraz uzakta yer alan ‘Museo de Sitio Chan Chan’,  ‘La Huaca Esmeralda’ ve ‘La Huaca Arco Iris’e girme hakkı da veriyor.

9 ana şehirden oluşan bu bölgede girer girmez Tschudi bölgesini ziyaret edebiliyorsunuz. Kompleks boyunca balık şeklindeki işaretleri takip ederek etkileyici şehri tanıyabiliyorsunuz. Arkeolojik bölgede yoğun bir restorasyon çalışması devam ediyor ben ziyaret ederken. Buna rağmen kum renkli, geometrik şekillerle dolu duvarlara ve geniş seramoni meydanlarına hayran kalmadan edemiyorsunuz. Bölgede iki üç saate yakın kalıyorum. Zamanında insanların bu daracık koridorları ve büyük meydanları nasıl doldurduğunu hayal etmeye çalışıyorum. Sonrasında da çıkıp müzeyi ziyaret etmeye karar veriyorum. Yol üzerinden Trujillo tarafına giden bir minibüse biniyorum, aynı yol üzerinde bulunan müzenin önünde iniyorum; fakat hesaba katmadığım bir detay var. Günlerden pazartesi ve müze kapalı. Görevliler ertesi gün gelmemi, biletimin hala geçerli olacağını söylüyorlar. Ben de Trujillo’ya geri dönüyorum.

Plaza de Armas’ın bir başında yer alan ‘La Llave’ yani Anahtar isimli cafe’ye gidiyorum. Kahveleri ile meşhur bu ufak mekanda duvarlar çeşitli anahtarlarla süslü bulunuyor. Burada biraz vakit geçirip akşam üzeri yerel restoranlardan birinde akşam yemeği menüsü ile karnımı doyurduktan sonra hostele geri dönüyorum.

20 Nisan 2014, Pazar.

DSC08039

DSC08042

DSC08043

DSC08045

DSC08047

DSC08048

DSC08054

DSC08055

DSC08057

DSC08060

DSC08063

DSC08073

DSC08076

DSC08079

 

Smiley’li tuğla.

DSC08082

DSC08085

 

Ay Tapınağı’ndan detaylar.

DSC08086

DSC08087

DSC08092

 

Güneş Tapınağı’ndan geriye pek de görülecek bir şey kalmamış.

DSC08093

DSC08103

DSC08105

Etkileyici duvar resimleri.

DSC08107

DSC08108

DSC08109

DSC08110

Her kattaki öğeler ayrı bir şeyi simgeliyor.

DSC08113

Duvar resimlerinin tahmini orijinal halleri.

DSC08118

DSC08119

DSC08121

DSC08122

DSC08126

Huacas del Moche’den görüntüler.

IMG_6551

IMG_6556

Huacas del Moche Müzesi’nde yer alan kör adam seramiği.

DSC08127

 

Peru tatlıları.

Sabah güzelce kahvaltımızı yapıp, hostelde konaklayanlarla masa başı sohbetlerimizi tamamladıktan sonra Lucie ile beraber ‘Huacas del Moche’yi yani Moche Piramitleri’ni ziyaret etmeye karar veriyoruz. Suarez Caddesi’nin pazara yakın olan köşesinden kalkan SD yazılı minibüsler ile arkeolojik bölgeye kolayca ulaşabiliyor. Lucie’nin ayağında Huaraz’da yaptığı tırmanıştan dolayı problem olduğu için biz dolu dolu geçen birkaç minibüse binmiyoruz. Yaklaşık yarım saat kadar bekledikten sonra minibüslerin boş geçmediğinin farkına varıyoruz ve pazar eşyaları ile dolu dolu olan minibüste kendimize bir yer açıyoruz. Yol yirmi dakika kadar sürüyor. Sonrasında bindiğimiz minibüs bizi arkeolojik bölgenin girişinde bırakıyor.

Moche uygarlığının MS. 100 – 800 yılları arasında yaşadığı bu bölgede ‘Huacas del Sol y de la Luna’ yani Güneş ve Ay Tapınakları yer alıyor. Zamanında Ay Tapınağı dini ritüeller ve törenler için kullanılırken; Güneş Tapınağı idari, askeri ve yerleşim amaçlı kullanılmış. 130 milyondan fazla kerpiç tuğladan yapılmış Güneş Tapınağı, Amerika kıtasında inşa edilmiş en büyük Kolomb öncesi yapı olarak tahmin ediliyor; fakat günümüze gelene kadar çok zarar görmüş ve yıkılmış. Daha iyi korunmuş Ay Tapınağı ise her biri farklı bir amaca hizmet eden üç farklı platformdan oluşuyor. Tapınağın en ilgi çekici yanı ise rengarenk duvar resimleri.

Bölgeyi ziyaret etmek için turlardan birisine dahil olmanız gerekiyor. Görevli rehberler sizi ‘Ay Tapınağı’ içerisinde gezdirirken duvar resimlerinin anlamları ve bölgenin tarihi hakkında detaylı bilgi veriyorlar. Ay Tapınağı MS. 600 yılı civarında inşa edilmiş ve altı nesil boyunca farklı eklemeler ve kaplamalarla büyümüş. Günümüzde arkeologlar hala çeşitli bölgelerin ve odacıkların altından önceki dönemlere ait eserleri ve yapı parçalarını keşfe devam ediyorlarmış.

Piramitleri ziyaret ettikten sonra yolun diğer başında yer alan müzeyi ziyaret ediyoruz. Bu oldukça detaylı ve özenli hazırlanmış müzede iki saate yakın geçiriyoruz. Moche kültürü ve gelenekleri hakkında birçok farklı şey öğrenirken, uygarlığın harika seramik eserlerine hayran kalıyoruz.

Trujillo’ya döndüğümüzde de herkesten ününü bolca duyduğumuz ‘Casona Deza Cafe’ye uğruyoruz. Genişçe bir avlusu olan ve içerisi antika rahat koltuklarla donatılmış bu mekan şehrin geri kalanına kıyasla biraz pahalı olsa da, Trujillo’nun sıcağından sonra harika bir soluklanma ortamı sağlıyor bize. Burada saatlerce oturup muhabbet ediyoruz. Lucie, Fransa’da yaşıyor ve çalışıyor, bir aylık bir tatil için Peru’ya geldiğinden bahsediyor. Bıcır bıcır enerjisi ile yanındayken sizin de pozitif enerji dolmamanız mümkün değil. Hostele dönüş yolunda kaldığımız sokağın hemen karşısında yer alan ve Trujillo’nun en eski tatlıcısı olan ufak cafe’ye gidip enfes tatlılar alıyoruz. Lucie buraya daha önce uğradığı için deneyimli. Cam dolapları dolduran tatlıların görüntüleri bile ağzımızı sulandırmaya yetiyor.

Hava kararmışken hostele varıyoruz. Odamıza Hollandalı Anneke katılıyor bu sırada. Akşam yine muhabbet eşliğinde geçip gidiyor.

19 Nisan 2014, Cumartesi.

DSC07970

DSC07975

DSC07976

DSC07981

DSC07983

DSC07984

DSC07985

Casa de la Emancipacion.

DSC07987

DSC07990

Trujillo’nun kiliseleri.

DSC07995

DSC07997

DSC07998

DSC07999

Trujillo Pazarı’ndan.

DSC08000

DSC08001

DSC08005

Casa de Urquiaga.

DSC08006

DSC08007

DSC08008

Casa de Urquiaga’nın duvar kağıtları.

DSC08009

DSC08013

DSC08015

DSC08016

DSC08017

DSC08018

DSC08019

Casa de Urquiaga’dan detaylar.

DSC08020

DSC08021

Plaza de Armas’da yer alan Özgürlük Anıtı.

DSC08022

DSC08024

Trujillo Katedrali.

DSC08026

DSC08031

DSC08027

‘Sizin Tanrınız para’.

DSC08028

‘Korku toplumu.’

DSC08033

DSC08036

DSC08037

DSC08038

Trujillo’nun canlı renkleri.

Konakladığım hostelin en güzel yanlarından bir tanesi, ev gibi olması. Söylenen göre hostelin sahibi teyze zamanında Avrupa’ya yolculuk yapmış ve o zaman kendisini evinde gibi hissettiren bir hostelde kalmış. O zaman benzer bir hosteli kendi ülkesinde de açmayı kafasına koymuş ve yıllar sonra doğduğu, büyüdüğü ev olan bu iki katlı, kocaman avlulu beyaz evi bir hostele dönüştürmüş. Herkes her sabah aynı masanın etrafında kahvaltı yapıyor, evin ortak alanlarında insanlarla çok kolay tanışabiliyorsunuz, ev sahibi Marie ise sürekli sizinle ilgilenmek için hazır bekliyor. (Altında yatan tüm huysuzluğuna rağmen.) Marie’nin anlattığına göre kızı Brezilya’da okuyor. Türkiye ve Brezilya arasında seçim hakları olduğunu ve sonrasında Brezilya’nın daha mantıklı bir seçim olacağına inandıklarını anlatıyor.

Sabah uyandıktan sonra yuvarlak masanın etrafında yerlerimizi alıyoruz. Taze sıkılmış meyva suyu, omlet, ekmek, bal ve reçel birçok hostel kahvaltısından daha iyi bir alternatif sunuyor. Kahvaltı sonrasında odada bir süre dinlendikten sonra şehri adam akıllı gezmek adına kendimi sokaklara atıyorum.

İlk durağım bir önceki gün, gün batımında denk geldiğim Plaza de Armas oluyor. Meydanın tam ortasında heykeltıraş Edmund Möeller tarafından yapılmış ve üç bölümden oluşan ‘Özgürlük Anıtı’ yer alıyor. Sarı duvarları ile kolayca fark edilen katedralin yapımına 1647 yılında başlandığı; fakat binanın 1759’da yıkıldığı, sonrasında tekrardan inşa edildiği söyleniyor. Katedralin içerisinde dilerseniz ziyaret edebileceğiniz dini sanat eserleri müzesi yer alıyor. Her pazar günü saat 08:00’de meydanda bayrak töreni düzenleniyor.

Plaza de Armas’a doğru çıkan her sokak ayrı bir renklilik sunuyor şehre. Araç trafiğine kapalı ‘Jiron Francisco Pizarro’ olarak da bilinen Pizarro Sokağı boydan boya restoranlar, cafe’ler, mağazalar ve renkli dükkanlarla, şehrin en popüler sokağı olma özelliğini taşıyor. Trujillo’nun önemli müzeleri de bu sokak üzerinde yer alıyor. ‘Banco Central de la Reserva del Peru’ya ait ‘Casa de Urquiaga’ isimli koloniyel malikaneyi haftaiçi 09:30 – 15:15 saatleri arasında ziyaret edebiliyorsunuz. Cumartesi ise 10:00 ve 13:30 arasında. Üstelik girişler de ücretsiz. O dönemde kullanılan eşyalara tanık olup zaman içerisinde ufak bir yolculuğa çıkıyorsunuz adeta bu evi gezerken.

Yine Pizarro Sokağı üzerinde bir başka bankaya, ‘Banco Continental’a ait ‘Casa de la Emancipación’ yer alıyor. Burası 29 Aralık 1820’de Trujillo’nun bağımsızlığının ilan edildiği bina olduğu için ayrı bir öneme sahip. 19. yüzyıldan kalma ‘Palacio Iturregui’ buranın iki üç bina yanında yer alıyor. Fakat buraya her gün 08:00 ve 10:30 arasında ziyaret edebildiğiniz için erkenden uyanmanız gerekiyor. General Juan Manuel Iturregui’nin bağımsızlığı ilan ettiğinde burada yaşadığı biliniyor. Bina özellikle harika detayları ile dikkat çekiyor. Eğer hala koloniyel binalardan gına gelmediyse yine aynı sokak üzerinde Scotiabank’a ait ‘Casa de Mayorazgo de Facala’ da ziyaretçilere açık bulunuyor.

Farklı sokaklarda ise malikane meraklıların ziyaret edebileceği ve şehrin tarihine tanık olabilecekleri ‘Casona Orbegoso’ ve  ‘Casa Ganoza Chopitea’ – bu malikane koloniyel dönemin en iyi binası olarak adlanırılıyor – yer alıyor.

Şehrin farklı köşelerine yayılmış bazıları hala işlevini sürdüren, bazıları ise çoktan tarihi eser değerini kazanmış kiliseler bulunuyor. Şehirde aynı zamanda bir adet arkeoloji müzesi, bir tane de zooloji müzesi bulunuyor. Birçokları zooloji müzesinde komik şekilde doldurulmuş hayvanları görmek adına burayı ziyaret etmenin gerektiğini vurguluyor.

Ana meydanın iki üç blok uzağında da şehrin ana pazarı yer alıyor. Bu pazarın hemen yakınlarında yer alan ‘Jugeria San Augustine’ isimli minik büfe özellikle yereller arasında sandviçleri ile çok meşhur. Ben de pazarı gezmeden önce burada kendime bir yer açıp kocaman porsiyon sandviçleri ile karnımı doyuruyorum. Sonrasında da pazarın yolunu tutuyorum. Bu devasa pazarın içerisinde her türlü ürünü bulmak mümkün. Ben de akşam için yiyecek bir şeyler alıyorum. Özellikle taze meyvaler o kadar ucuz ki.

Sonrasında da artık gün batımı yaklaşırken hostelin yolunu tutuyorum. Lucie ile odada karşılaşıyoruz. Akşam yemeği, güzel muhabbet ve birkaç Friends bölümü ile bir gece daha sonlanıyor.

18 Nisan 2014, Cuma.

DSC07951

DSC07955

DSC07956

DSC07959

DSC07962

DSC07964

DSC07965

DSC07966

DSC07968

IMG_6349

IMG_6369

IMG_6433

IMG_6434

Cajamarca – Trujillo arası yoldan enfes manzaralar.

Sabah daha hava aydınlanmamışken erkenden ayarladığımız taksi ile otobüs istasyonuna gidiyoruz. Otobüsümüz 06:30’da olmasına rağmen, on beş dakika rötarla kalkıyor. Peru’nun batı kıyısında yer alan Trujillo’ya olan yolculuğumuz yedi saate yakın sürüyor. Bu sırada And Dağları’nı aştıktan sonra enfes manzaralara tanık oluyoruz. Tarlalar, ormanlar, çorak araziler, barajlar, nehirler geçiyoruz. Bu yedi saat boyunca her gördüğümüz bölge birbirinden oldukça farklı atmosferleri sergiliyor.

Trujillo, Francisco Pizarro tarafından 1534 yılında kurulmuş ve ismini Pizarro’nın İspanya’da Estremadura’da doğduğu yerden almış. Bereketli Moche Vadisi’nde yer aldığı için zenginlik içerisinde yaşayan Trujillo, 1536 yılında İnka isyanı sırasında kuşatılmış ve 1820 yılında İspanya’dan bağımsızlığını kazanan ilk Peru şehri olmuş.

Trujillo otobüs istasyonuna vardığımızda Gallerli aile ile ayrılıyoruz. Onlar yakındaki kumsal kasabası olan Huanchaco’ya gitmeye karar veriyorlar, ben de Trujillo’nun rengarenk koloniyel sokaklarında bir süre vakit geçirmeye karar veriyorum. İstasyondan şehrin merkezine 7 PEN ödeyerek bir taksi tutuyorum. Hem Gallerli ailenin önerdiği, hem de Kolombiyalı çiftin tavsiye ettiği Munay Wasi Hostel’e yerleşiyorum. Hostelin yaşlıca sahibesi ile bir süre sohbet ettikten sonra eşyalarımı yerleştiriyorum. Güzel bir duş alıyorum.

Şehirde biraz da paskalya tatilin etkisiyle kutlamalar devam ediyor, bu nedenle birçok yer kapalı. Ben de günü biraz ağırdan alarak sokaklarda dolanıyorum. Şehrin ana meydanı ‘Plaza de Armas’a gidiyorum. Meydanı çevreleyen sokaklar arasına sıkışmış rengarenk evleri, etkileyici koloniyel binaları izliyorum.

Sonrasında da karnımı doyurmak için yol üzerindeki restoranlardan birine giriyorum. Hava kararmaya yakınken de hostele geri dönüyorum. Odada benimle beraber konaklayan Fransız Lucie ile de böyle tanışıyorum. Son derece enerjik ve pozitif olan Lucie ile saatlerce muhabbet ediyoruz. Beraber akşam yemeği hazırlıyoruz. Sonrasında da odadaki kablolu yayına sahip televizyondan nasiplenip arka arkaya 4-5 bölüm ispanyolca alt yazılı Friends izliyoruz. Böyle geceler ev ortamlarını ne kadar özlediğimi bana hatırlatıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s