Galapagos Adaları, Ekvador.

Standard

30 Mart 2014, Pazar.

Galapagos Adaları’ndaki son günümü Tortuga Koyu’ndaki plajda geçirmeyi planlasam da Türkiye’deki yerel seçimler nedeniyle bütün günümü (evet abartmıyorum, tam yirmi saatimi) bilgisayar başında haberleri takip ederek geçiriyorum. Ülkeden ve insanlardan fiziksel olarak en kadar uzak olursam olayın, bir tarafım hep bağlı ve meraklı. Arada sadece yiyecek bir şeyler ve soğuk su almak üzere dışarı çıkıyorum. Uzakta olmanın avantajları mı dersiniz, dezavantajları mı… bilemiyorum.

29 Mart 2014, Cumartesi.

DSC06564

 

Meşhur Leon Dormido.

DSC06565

DSC06566

DSC06567

 

Leon Dormido turu sırasında gittiğimiz saklı plaj.

Saat 07:30’da Leon Dormido şnorkel turuna katılmak için iskeleden San Cristobal’a gidecek hızlı bota biniyorum. Bir buçuk saat sonunda iskelede indiğimizde ne yapacağım ve ne edeceğim konusunda hiçbir fikrim yok. Katılacağım şnorkel turu ile ilgili bana çok kısıtlı bilgi verilmiş ve etrafta da herhangi bir çalışan yok. Ben şaşkın şaşkın dolanırken benimle aynı tekneden inen iki Ekvadorlu çocuk da benimle aynı turda olduklarını, bir süre burada beklememiz gerektiğini söylüyorlar bana. Derin bir oh çekip yanlarına oturuyorum. Sonra İspanyolca muhabbete başlıyoruz. İkisi de Quito’da yaşıyorlar. Bir tanesi Audi bayiisinden, bir tanesi de sigorta şirketinde çalışıyor. Tatillerini geçirmek üzere Galapagos’a geldiklerinden bahsediyorlar. Bir yarım saat kadar bekledikten sonra yola koyulacağımız bot geliyor. Anladığım kadarıyla bu bot aslında bir dalış okuluna bağlı; ama şnorkelle yüzmek isteyenleri de meşhur kayaya kadar götürüyorlar. Dalış malzemelerini ve verilen brifingi görünce, keşke ben de dalabiliyor olsaydım diye içimden geçiriyorum. Fakat bana bu tür bir alternatifim olduğu tur firmasındayken söylenmiyor bile. Dalış yapmak istiyorsam, adada konaklamam gerektiğini sanıyorum ben.

Leon Dormido’nun bulunduğu yere kadar gidiyoruz, kaya o kadar görkemli ki. Parça parça uyuyan aslanı oluşturan, 150 metre yüksekliğinde bu muazzam yapıda suya girmek için yerimde duramıyorum. Şnorkel ekibinin mayolardan başka kıyafeti yok ve su buz gibi. Bol bol deniz anası tarafından çarpılıyoruz. O kadar canım yanıyor ki bir noktada, mızmızlanmayıp gördüklerime odaklanmaya çalışıyorum. Bir kere ortam harika. Kayaya çarpan akıntılar sayesinde sürekli bir metre yükselip bir metre alçalıyoruz. Köpekbalıkları, vatozlar, manta rayler, kaplumbağalar ve sayısız rengarenk balık görüyoruz. Benim en sevdiğim kutu şeklindeki balıklardan da devasa bir sürüye rastlıyoruz. İlk yüzme sonrasında bir mola veriyoruz, bu sırada dalanlar da gemiye çıkıyorlar. Kısa bir yemek arası verip sonra tekrardan suya giriyoruz. Gruptaki bazıları soğuktan ve deniz analarından rahatsız olup gemiye geri çıkıyorlar, biz buna rağmen devam ediyoruz. Kayalar arasındaki koridorlardan geçiyoruz. Bölge kesinlikle yüzdüğüm en güzel yerlerden bir tanesi. Bütün dalış boyunca ve sonrasında deniz analarının çarptığı kıpkırmızı olmuş bedenimi oğuştururken bir yandan da kendime gülüyorum.

Dönüşte yol üzerindeki ıssız bir  plajda iguanaların arasında duruyoruz. Herkes küçücük plajı keşfe çıkıyor. Bembeyaz kumlarda yürümek havanın gri tezatlığına karşı inanılmaz huzurlu geliyor. Ama bölgede çok fazla arı var, en olmadık anlarda gelip sizi sokuyorlar. Su içinde deniz anası, su dışında arı, derdiniz nedir arkadaşım derken buluyorum kendimi.

Gün batımına yakın San Cristobal’e varıp dönüş için hızlı tekneye biniyoruz. Bütün yol boyunca resmen oturur pozisyonda uyukluyorum. Öyle ki vardığımızı söylediklerinde duruma şaşırıyorum. Uzun bir gün sonunda direkt odanın yolunu tutuyorum.

28 Mart 2014, Cuma.

DSC06171

DSC06161

DSC06165

DSC06169

 

Tortuga Koyu’ndan.

Öğlene doğru Tortuga Koyu’na gidip bütün günü burada geçiriyorum. Dünyanın en güzel plajı burası. Sonsuz beyaz kumlar, girdiğinizde dünyadaki geri kalan her şeyi unuttuğunuz harika sular, gökyüzü ve denizin buluştuğu nokta. Tam olarak burası işte. Bütün günü bol bol tembellikle bu plajda geçirdikten sonra şehir merkezine döndüğümde bir sonraki gün için kendime San Cristobal adası açıklarında bulunan “Leon Dormido” yani uyuyan aslan kayası için şnorkel turu ayarlıyorum. Tur normalde 140 USD iken, ellem kellem edip turu 130 USD’ye ayarlamayı başarıyorum. Galapagos Adaları’nın en güzel dalış / şnorkler yerlerinden biri olan bu noktaya gitmek için sabırsızlanıyorum.

27 Mart 2014, Perşembe.

DSC06543

 

Gordon Rocks’ın bir parçası.

Screen Shot 2014-03-28 at 8.18.48 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.21.23 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.34.21 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.28.11 PM

Günün dalışından görüntüler.

Bir önceki dalışa benzer şekilde 08:30’da dalış okulunda buluşup taksilerle adanın kuzeyine gidiyoruz. Arjantinli kalabalık grup yine teknede. Günün dalışı bölgenin en ünlü dalış noktalarından bir tanesi olan Gordon Rocks. Buraya zaman zaman çamaşır makinesi de deniyor. Çünkü bölge farklı akıntıların birleştiği bir noktada, bu nedenle akıntıların size ne zaman, nasıl çarpacağı hiç belli olmuyor. Aynı nedenle, deniz altı yaşamı da oldukça canlı oluyor. Günün iki dalışını da bu kayalıklarda gerçekleştiriyoruz.

Benim için ilk dalış çok da keyifli geçmiyor. Suya girerken oksijen tüpümdeki oksijenin normalden oldukça daha az olduğunu fark ediyorum. Dalışlarda oksijen tüketimim oldukça iyi olsa da dalışın ilk otuz dakikasında oksijenim tükenme sinyalleri veriyor, ben de erkenden su yüzeyine çıkıyorum. Bölgede akıntı oldukça kuvvetli ve belirli bir yön izlemiyor. Dalış sırasında siyah uçlu köpebalıkları ve Galapagos köpekbalıkları görüyoruz. Bir dolu da kaplumbağa.

İkinci dalış benim için son derece keyifli geçiyor. Kayalıkların oluşturduğu duvara paralel şekilde dalışa başlıyoruz. Salar dalmaz kayalıklara uzanmış deniz aslanları bizle ve arkamızda bıraktığımız baloncuklarla oynamak adına suya atlıyor. Duvarın yanından yavaş yavaş ilerliyoruz. Resifler oldukça canlı. Bir anda altımızdan üç adet çekiçbaş köpekbalığı geçiyor. Dolanıyoruz, köpekbalıklarını ve kaplumbağaları görüyoruz. Bir süre sonra herkesin oksijeni bitiyor. Ben ve dalış hocası sona kalıyoruz. İyiki de kalıyoruz. Tam bu noktada temizlenen kocaman bir kaplumbağa neredeyse bir metre ötemizde yüzmeye başlıyor. Onu takiben kocaman bir de çekiçbaş geliyor. Etrafımızda turlar atıyor. Bize o kadar yakın ki, ben heyecandan su içinde dans etmeye başlıyorum. Dalış hocası bana dönüyor, onun yüzündeki mutluluk ifadesi de çok net şekilde okunabiliyor.

Tekneye çıktığımızda hep beraber öğlen yemeği yiyoruz, sonrasında da Arjantinlilerle benim harika İspanyolca yeteneklerim sayesinde muhabbete giriyoruz. Bize ikram ettikleri yerel Arjantin içeceğinden, ülkelere, dalıştan, politikaya her şeyi konuşuyoruz.

Şehir merkezine dönmemiz ise normalden daha geç oluyor. Ben bir şeyler atıştırıp kasabanın merkezindeki canlı müzik konserini izliyorum bir süre. Sonrasında da otele dönüş yapıyorum. 

26 Mart 2014, Çarşamba.

DSC06491

 

Punta Estrada Plajı.

DSC06492

Las Grietas’a uzanan yollar.

DSC06496

 

Daha önce hiç bir kaktüsün içini görmüş müydünüz?

DSC06497

 

Salinas – tuz madenleri.

 

DSC06520

 

DSC06538

DSC06522

 

Las Grietas’a giderken.

DSC06529

DSC06530

Las Grietas.

Bir önceki günün dalışından sonra dizimin ağrısı dayanılmayacak bir hal alınca, bütün sabahı odada bacağıma buz kompres yaparak geçiriyorum. Fakat otelin buzdolabı o kadar eski ki, bir önceki gece dolduruğum su dolu poşetleri sabahında hala tam anlamıyla donmamış olarak buluyorum. Üstelik bunları dolaptan çıkarmamla on dakika içerisinde erimesi de bir oluyor.

Öğlene doğru odada kalmaktan sıkılınca tekrardan Las Grietas bölgesine gitmek için dışarı çıkıyorum. Bu sefer gelgitler nedeniyle su daha da yükselmiş, plajın alanı küçüldüğü gibi tuz madeninde de tuzdan çok su var. Las Grietas’a daha geç bir saatte gittiğim için kalabalık; ama işin güzel tarafı kanyon kayalıklarından suya atlamak için birbiri ile yarışan yereller de bölgede bulunuyorlar. Bir süre yerelleri izleyip onları cesaretlendirmeye uğraşıyoruz bölgedeki yabancılar olarak. Sonrasında ben Punta Estrada plajındaki duvar kenarı yerimi alıp kitabımı bitirmeye bakıyorum.

Şehir merkezine döndüğümde de The Rock isimli bara oturup akşam yemeğimi bir kadeh şarap eşliğinde yudumluyorum. Yemek sonrası dalış okuluna gidip sonraki günün dalışları için ekipmanları hazırlıyorum. Bu sırada dalış okulundaki diğer müşterilerden fiyatların tekrardan 150 USD’ye yükseldiğini öğreniyorum. İçten içe dalışları öncesinde ayarlayıp 120 USD’lik fiyatı ödediğime seviniyorum. Sonrasında da iskele kenarında bir tur atıyorum. Deniz kenarındaki parkta oynayan çocuklar, kaykay alanında değişik figürler sergilemeye çalışan gençlere tanık oluyorum. Ertesi günün dalışları için oldukça heyecanlı erkenden odaya dönüyorum.

25 Mart 2014, Salı.

DSC06478

Dalış yaptığımız Daphe kayası.

Screen Shot 2014-03-28 at 8.08.20 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.08.32 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.35.27 PM

Screen Shot 2014-03-28 at 8.18.12 PM

Günün dalışından manzaralar.

Dalış için 08:30’da dalış okulunun önünde buluşuyoruz. Eşyalarımızı alıp kapının önünden taksilere biniyoruz. Dalış noktaları adanın kuzey doğusunda bulunduğu için havaalanının bulunduğu Baltra Adası yakınlarından tekneye binmek daha mantıklı oluyor. Kırk beş dakika sonrasında adanın en kuzeyine vardığımızda burada bir süre ekibin tamamlanmasını bekliyoruz. Sonrasında da gelen botlarla dalış teknesindeki yerimizi alıyoruz. Dalış ekibinde Arjantinli kalabalık bir grup da bulunuyor. Bu grup on günlüğüne sadece dalış yapmaya Galapagos Adaları’na gelmişler. Her güne dalış ayarlamışlar.

İlk dalış noktamız Daphe. Dalış bölgesine giderken bizi takip eden yunus sürüsü güzel bir sürpriz oluyor her birimiz için. Dalış öncesinde brifingler veriliyor. Detaylı şekilde ne yapacağımız, nasıl bir bölgede dalacağımız anlatılıyor. Dalış için giydiğimiz kıyafetler 7 mm kalınlığında. Bunun nedeni suyun oldukça soğuk olması. Ama bu kıyafetlere girmek ve içinden çıkmak benim bütün dalışın en sevmediğim işi oluyor. Öyle ki kıyafetleri çekiştirmekten ellerim yara oluyor hep. İlk dalış oldukça keyifli geçiyor. Bir noktada binlerce balıktan oluşan bir sürüye denk geliyoruz. Ben nasıl oluyorsa aralarında buluyorum kendimi. Baktığım her yerde balık var; ama hiçbiri bana değmiyor bile. İkinci dalışı North Seymour’a yapıyoruz. Bu dalışın doruk noktası beyaz uçlu köpekbalıklarının toplandığı bölge oluyor. Burada ondan fazla köpekbalığı bulunuyor. Biz de bir kayanın arkasına saklanıp köpekbalıklarını izliyoruz. Her iki dalışta da görüş alanı oldukça kötü. Su içerisinde akıntılardan dolayı çok fazla partiküler bulunuyor, bu da görüş mesafesini kısaltıyor.

Dalışlar sonunda hep beraber yemek yiyoruz. Tekrardan Puerto Ayora’ya vardığımızda ise saat çoktan 18:00’i gösteriyor. Ben akşam yemeği için Galapagos Deli’ye uğruyorum. Yemek sonrası tatlım yine ev yapımı dondurma oluyor. Sonrasında da otele döndüğüm gibi uyuyakalmam bir oluyor.

24 Mart 2014, Pazartesi.

DSC06449

DSC06450

Punta Estrada plajı.

DSC06503

DSC06510

Tuz madeninin toz pembesi gölleri.

DSC06456

DSC06483

DSC06457

Las Grietas yolunda.

DSC06533

DSC06536

Las Grietas.

DSC06463

DSC06468

Plaj dönüşü beni bekleyen uykucu deniz aslanı.

DSC06470

DSC06471

Ninfas Gölü.

Sabah Tara’yı uyandırmak için ayağa kalktığımda onu çoktan uyanmış, kapımı çalmak üzereyken buluyorum. Tara’nın değişik bir özelliği var, söz konusu uyku olduğu zaman, uyanamıyor. Telefon, saat alarmları da işe yaramıyor. O yüzden uyandırmak için bizzat dürtmeniz gerekiyor. Bu nedenle kendisini karlımda uyanmış ve hazırlanmış görünce oldukça şaşırıyorum. Birlikte yakınlardaki küçük bir büfeye kahvaltıya gidiyoruz. Kahvaltı sonrasında da vedalaşıyoruz. Tara havaalanına gitmek üzere otobüs istasyonunun yolunu tutuyor, ben de “Las Grietas” isimli ününü çok duyduğum kanyona gitmeye karar veriyorum.

Las Grietas’a gidebilmek için iskeleden deniz taksisi ile 1 USD karşılığında karşı tarafa, yani Finch Bay tarafına geçmeniz gerekiyor. Finch Bay tarafında birkaç tane lüks otel ve restoran bulunuyor. Sonrasında da toprak yolu takip ederek on dakika ilerliyorsunuz. İlk olarak karşınıza “Punta Estrada” isimli plaj çıkıyor. Bu plaj kalabalıklardan uzak, sakin bir deniz ortamı için en ideal yerlerden bir tanesi. Plajı geçip bir beş dakika daha yürüdüğünüzde pembe beyaz gölcüklerden oluşan tuz madeni ile karşılaşıyorsunuz. Tuz madeninin etrafını bordo volkanik kayaçlar ve garip şekilli kaktüsler süslüyor. Bu noktadan sonra kahverengi kum yol üzerinden bir on beş dakika daha ilerlediğinizde karşınıza turkuaz suları ile son derece etkileyici kanyon çıkıyor. Kanyona varmak yirmibeş dakika, yarım saat kadar sürüyor. Henüz günün erken saatleri olduğu için, benden başka sadece 4-5 kişi var bölgede. Bir süre buz gibi tuzlu suyun içerisine atlayıp su içerisinde vakit geçiriyorum. Aynı zamanda soğuk suyun dizime de iyi geleceğini düşünüyorum. Dizim, kötü bir diş ağırısı gibi aşağıdan aşağıdan beni huzursuz etmeye ve canımı yakmaya devam ediyor. Kanyonda bir saat kaldıktan sonra Punta Estrada plajına gidiyorum. Duvar kenarına havlumu serip kitabımı okuyorum. On dakikada bir denize girme molası vermeyi ihmal etmiyorum. Suya girdiğimde bir sürü balığa ek olarak, kocaman vatozları da görebiliyorum.

Dönüşte deniz taksisindeki görevli benden para almıyor. Üstelik beni bıraktığı iskelede, çıkacağım rampanın tam da üzerinde tombik bir deniz aslanı uyuyor. Onu rahatsız etmemek ve uyandırmamak adına bir süre napacağımı şaşırıyorum, sonunda da hayvancağız horlamaya devam ederken yanından parmak uçlarımda geçiyorum.

Dönüşte hazır hala vaktim varken, daha önce kapalı bulduğum Ninfas Gölü’ne gitmeye karar veriyorum. Şansıma bu sefer göl açık. Bu küçücük adalarda doğanın her rengine, her güzelliğine rastlamak beni o kadar heyecanlandırıyor ki. Bir süre burada tahta yürüme yoluna oturup ayaklarımı sallandırıyorum. Etrafta uçuşan kuşları izliyorum. Bir süre sonra yanıma Galapagos Park koruma görevlisi geliyor. Muhabbete başlıyoruz. En sonunda da ağzındaki baklayı çıkarıyor. Beni bir önceki gün Playa de la Estacion’da gördüğünü, dövmemi beğendiğini söylüyor. Eğer vaktim varsa, görevi bitince beni gezdirebileceğini, yoksa da bir kahve içmek istediğini belirtiyor. Kibarca teklifini reddediyorum. Dalış okuluna gidip ertesi gün dalışı için ekipmanları ayarlıyorum. Erkenden odaya dönüp film izleyerek günü sonlandırıyorum.

23 Mart 2014, Pazar.

Sabah gözlerimizi açtığımızda Santa Cruz’a varmışız bile. Kahvaltı sonrasında herkesle vedalaşıp ana karaya bırakılıyoruz. Murat, uçağını yakalamak üzere otobüs istasyonuna gitmek üzere taksiye atlıyor. Danimarkalı Tara ve ben de otele dönüyoruz. Odalarımız çoktan hazır. İndirim istememe rağmen, Manuel bana sekiz gece için odayı gecelik 15 USD’den vermeyi öneriyor. Üstelik bir öncekine kıyasla odam daha geniş ve ana caddeyi görüyor.

Bir süre odalarda dinlendikten, son derece yavaş olan interneti kontrol ettikten sonra Tara ile dışarı çıkıyoruz. İlk durağımız kahvaltı için oturduğumuz meşhur Galapagos Deli oluyor. Bu mekanı daha önce Murat’tan duyduğum için denemek istiyorum. Hakkaten de mekanın son derece leziz ev yapımı dondurmaları var. Üstelik interneti de adadaki en hızlı internet. 2 saate yakın burada vakit geçirdikten sonra plaja gitmeye karar veriyoruz. Playa de la Estacion en yakın plaj olduğu için en mantıklı seçim gibi duruyor. 3 saate yakın güneş altına kitap okuyup denize giriyoruz.

Dönüş yolunda benim dalışlarımı ayarlamak için Nautilus Dalış Merkezi’nde duruyoruz. Adada sorduğum her yerin fiyatları 150 USD’den başlarken, Nautilis iki dalış başına 120 USD fiyat öneriyor. Ben de balıklama atlıyorum. Salı ve Perşembe günleri için kendime dalışları ayarlıyorum. İlk dalışımı Daphne ve North Seymour’a, ikincisini ise Gordon Rocks’a yapmak istiyorum. Böylece iyi olan sona kalsın ki doya doya tadına varayım diyorum. Otele döndüğümüzde soğuk duş, vantilatör önü ve dinlenme molası veriyoruz.

Akşam yemeği için tekrar buluştuğumuzda Tara beni gizli bir yere yemeğe götüreceğini söylüyor. Bir taksiye atlayıp kasabanın spor salonunun yakınlarında bulunan futbol sahalarının arkasına sıralanmış restoranlardan birine giriyoruz. Tara, buraya daha önce başkaları ile gelmiş ve yemeklerin son derece lezzetli olduğundan bahsediyor. Gerçekten de 7 USD karşılığında bir anda bütün masamızı dolmuş buluyoruz. Yediklerimizi sindirebilmemiz için dönüş yolunda yürümemiz gerekiyor. Otele gidip terasında yıldızların altında uykumuz gelene kadar sohbet ediyoruz.

22 Mart 2014, Cumartesi.

DSC06294

Isabela Adası’na doğru yola koyulduk.

DSC06301

DSC06305

Galapagos penguenleri.

DSC06310

DSC06287

Sierra Nerga yürüyüşünden.

DSC06313

DSC06315

Dünyanın en büyük ikinci krateri.

DSC06316

DSC06325

DSC06334

DSC06338

DSC06339

DSC06341

Fotoğrafımı bu kuş bombaladı!

DSC06348

Sierra Negra’dan.

DSC06354

DSC06357

DSC06364

Isabela’nın pembe filamingoları.

DSC06374

DSC06375

DSC06373

Puerto Villamil plajı.

DSC06376

Puerto Villamil’in en güzel barlarından biri: Beto’s Bar.

DSC06389

DSC06390

DSC06396

Isabela Adası’ndan.

DSC06400

DSC06402

Isabela Adası’na veda.

DSC06398

DSC06438

DSC06444

Tekneden gün batımı.

Sabah 07:00 gibi uyandığımızda teknenin motoru çoktan durmuş, yani Isabela Adası’na varmışız bile. Hep beraber kahvaltılarımızı yapıyoruz, sonrasında da ana karaya çıkmak üzere hazırlanıyoruz. Botla ana karaya geçerken adanın bize ilk sürprizleri de kendilerini göstermeye başlıyor. Suda son sürat yüzen Galapagos penguenleri!

Bize katılan bir grupla beraber iki yanı açık devasa kamyonların koltuklarına hoturup hoplayıp zıplayarak yaklaşık kırk dakika mesafedeki Sierra Negra’ya gidiyoruz. Isabela Adası’nda beşi aktif, biri sönmüş altı adet yanardağ bulunuyor. Bunlardan biri olan Sierra Negra ise tam tamına 535.000 yaşında. “Sierra Negra” siyah dağ anlaına geliyor. Dilerseniz bu yanardağın kraterine çıkabiliyorsunuz. Murat, en başta dizimi düşünerek, benim yolu çıkmamamı öneriyor. Ama ben durur muyum, yavaş yavaş arkadan arkadan da olsa yürüyüşü tamamlıyorum. Sonunda düzlüğe çıktığımızda karşılaştığımız manzara ise oldukça etkileyici. Dünyanın en büyük ikinci krateri boylu boyunca karşımızda uzanıyor. Bir süre manzarayı sindirdikten sonra bir süre daha ilerliyoruz ve harika bir manzaraya karşı mola veriyoruz. Burada bulunan kayaların üzerinde oturup yanımızda getirdiğimiz çıkınlarımızı açıyoruz ve öğle yemeklerimizi yeşil, mavi ve siyahın buluştuğu noktada yapıyoruz.

Dönüş yolu dizime çok yüklendiği için benim için biraz daha zor geçiyor. Normalde çıkışlardan çok, inişleri seven ben gruptan on dakika sonra bir saatlik iniş yolunu tamamlıyorum. Sonrasında yol üzerinde bir gölde durup pembe flamingolara tanık oluyoruz. Bu hayvanlar şu ana kadar gördüğüm en asil hayvanlar olabilirler. Bu noktadan sonra tekneye gidip dinlenmek için bir iki saatimiz var. Murat da, ben de tekneye dönmek istemiyoruz ve Isabela Adası’nın merkezi olan Puerto Villamil’de iniyoruz. Uçsuz bucaksız beyaz bir kumsalda piyasada kimsecikler yokken dolanıyoruz. Bembeyaz kumsalı renklendiren siyah kayaçlar, kayaçlar arasında saklı deniz iguanaları bulunuyor.

Biraz dolandıktan sonra buluşma noktamız olan Beto’s Bar’a demir atıyoruz. Deniz kokusu, okyanus esintisi, arkada yumuşak müzikler (Murat otel sahibinin müzikleri seçmediğini iddia ediyor). Huzur tam burada, tam bu anda. Gün batana kadar plajda kalıyoruz. Sonrasında gemiye geri dönüyoruz. Gemideki herkesin son günü olduğu için mürettebat kostümlerini giyiyor da geliyor yanımıza, bol bol fotoğfar çekiliyoruz. Akşam yemeği için güzel bir kokteyl ikram ediyorlar. Günün yorgunluğundan dolayı erkenden yataklara geçiyoruz.

21 Mart 2014, Cuma.

DSC06174

DSC06176

Puerto Ayora’nın tembel deniz aslanları.

DSC06178

DSC06180

DSC06182

Merkezden manzaralar.

DSC06185

DSC06186

DSC06195

DSC06192

Balık pazarı kocaman kuşları, hatta ve hatta deniz aslanlarını kendisine çekiyor. Hepsi payıma bir şey düşer mi derdinde.

DSC06199

DSC06260

1912’den önce doğmuş, Pinta Adası’nın son yaşayan kaplumbağası olarak bilinen Lonesome George 2012’de hayatını kaybetmiş.

DSC06201

Ada genelinde bitkileri sulamak için bu şekilde bir teknoloji kullanılıyor.

DSC06208

DSC06213

Galapagos kara iguanaları.

DSC06216

DSC06237

DSC06253

Charles Darwin Araştırma Merkezi’nde bulunan kaplumbağalar.

DSC06266

Bol kayalıklık Playa de la Estacion.

DSC06278

DSC06279

Kasabanın bembeyaz mezarlığı.

DSC06282

Puerto Ayora sokakları.

Murat’la mesajlaşmalarımız sonucunda, teknelerinin akşam üzerine doğru beni alacağını; ama kesin bir saati olmadığını öğreniyorum. Ben de günü ağırdan almaya karar veriyorum. Bir süre otelde oyalandıktan sonra eşyalarımı toparlayıp otelin görevlisi Manuel’e teslim ediyorum, yanıma beni birkaç gün idare edecek küçük bir çanta alıyorum.

İlk olarak yakınlardaki restoranlardan bir tanesine gidip kahvaltımı yapıyorum. Sonrasında da deniz kenarında buldukları kayalıklara yayılmış deniz aslanlarını izliyorum bir süre. Bu tombik ve sevimli hayvanlar, boğucu sıcakta buldukları gölge noktalara saklanmışlar ve esintinin tadını çıkarıyorlar. Sonrasında da Charles Darwin Araştırma Merkezi’ne doğru yürümeye başlıyorum. Burası merkezden on – on beş dakika uzakta yer alıyor.  Hava oldukça sıcak olduğu için birçok insan hala otel odalarında ya da klimalı mekanlarda vakit geçiriyor. Yol üzerinde balık pazarına denk geliyorum. Binlerce kocaman kuş ve bir deniz aslanı da payıma bir şey düşer mi diye bekliyor. Hayatımda gördüğüm en komik manzaralardan bir tanesi.

Araştırma merkezini ziyaret ettiğimde etrafta benden başka kimseler yok. Bu merkez 1959 yılında açılmış ve o zamandan günümüze adaları korumak adına araştırmalar gerçekleştirirken, bölgedeki eğitim projelerini de yönlendiriyor. Araştırma merkezinde sayısız ispinoz (bu kuşlar aynı zamanda, Charles Darwin’in evrim teorisinde önemli bir rol oynuyorlar), devasa kaplumbağalar, rengarenk kara iguanalarına da ev sahipliği yapıyor. Araştırma merkezinin bir bölümünde büyüme evresindeki kaplumbağaları da gözlemleyebiliyorsunuz.

Buradan çıktıktan sonra araştırma merkezi ile aynı alanda bulunan Playa de la Estacion isimli plaja gidiyorum. Bir süre güneş altında kitap okuyup denize giriyorum, bölge çok küçük ve benimle aynı anda plaja giren bir okul dolusu öğrenci bulunuyor. O yüzden fazla durmuyorum. Dönüş yolunda adanın beyazlarla kaplı mezarlığına uğramayı ihmal etmiyorum.

Kasabanın ana caddelerinden birisi olan Charles Darwin Bulvarı’nda Türkiye’nin sürreal yol heykellerini aratmayacak bir Charles Darwin köşesi bulunuyor. Arada kaplumbağa şeklinde bir motor da görünce günüme iyice renk geliyor.

Kasabanın merkezine dönüp dalış okullarını ve fiyatlarını sorguluyorum. Her yer aynı servisi sunsa da, aynı yerlere götürse de farklı fiyatlar mevcut. Neredeyse bir tam gün süren dalışlar, iki sefer dalışı kapsıyor. Ben de toplamda iki dalış yapmak istiyorum. Dalış okullarından öğrendiğime göre bölgedeki en iyi dalış noktası Gordon Rocks ve North Seymour. Özellikle Gordon Rocks’a dalabilmeniz için öncesinde en az yirmi dalış yapmış olmanız gerekiyor bölgenin zorlu koşullarından dolayı. Dalışları tekne turundan döndükten sonra ayarlamaya karar veriyorum.

Yakınlardaki restoranlardan bir tanesinde karnımı doyuruyorum. Sonrasında da iskele etrafında dolanırken Perez ile yine rastlaşıyorum. Banklardan bir tanesinde bir süre muhabbet ediyoruz. Perez, şehir merkezinde bulunan Ninfas Gölü’nü ziyaret etmemi öneriyor. Tortuga Koyu’na giden yolda bulunan bu göle gittiğmde kapılarının kapalı olduğunu görüyorum, bir süre önünde oturup beklemeye karar veriyorum. Bu sırada yanıma Guayaquilli 21 yaşında bir kız geliyor. Tatilini geçirmek üzere Guayaquil’e geldiğinden bahsediyor. Farkına varmadan iki saate yakın bir süreyi sohbet ederek geçiriyoruz. Gölün açılmayacağını anlayınca da otele dönmeye ve Murat’tan haber beklemeye karar veriyorum. Gün batımına yakın Murat iskelede olduğunu söylüyor ve biz tekrardan kavuşuyoruz.

Böylece iki günlüğüne sadece 120 USD ödeyerek Murat’ların teknesine ve Isabela Adası yolculuğuna dahil oluyorum. Teknede Murat’tan başka konuştuklarını hiç duymadığım Çek bir çift ve 3 Avrupalı kız bulunuyor. Saatler 21:00 olana kadar iskele açıklarında muhabbet ediyoruz, yemek yiyoruz, kart oyunları oynuyoruz. Bir noktada herkes mürettabatla salsa yapmaya başlıyor. Sonrasında da gece boyunca sürecek yavaş tempoda Isabela Adası’na doğru açılıyoruz. Gökyüzünü ve tekne suya çarptıkça kendilerini belli eden, denizin ateş böcekleri planktonları izliyoruz. Tekne tatlı tatlı sallanırken uykuya dalıyoruz.

20 Mart 2014, Perşembe.

DSC06087

Puerto Ayora limanı.

DSC06089

Kayalıkları süsleyen yengeçler.

DSC06090

Tortuga Koyu’na yürüyüş başlasın.

DSC06091

DSC06093

Volkanik kayaçlarda yer alan kaktüsler adalarda en sık göreceğiniz bitkiler.

DSC06094

Turuncu boğazlı kertenkeleler.

DSC06095

Yolun sonu plaj!

DSC06100

DSC06103

DSC06108

DSC06111

DSC06112

Plajda ilk vardığınız bölge upuzun muhteşem kumluk bir alan olsa da dalgalar çok kuvvetli.

DSC06116

DSC06118

Deniz iguanaları.

DSC06121

DSC06123

DSC06124

Tortuga Koyu’nun yüzmeye elverişli bölümü.

DSC06128

DSC06132

Cep boyutundaki köpekbalıkları kıyılarda yüzüyorlar.

DSC06139

DSC06156

Mangrovlar.

DSC06160

İguanalar ısınmak için birbirlerine yapışık duruyorlar.

Saatler 06:00’yı gösterirken uyuyakalmamayı başarmış bir şekilde check-in gişesinin yolunu tutuyorum. Galapagos Adaları’na yolculuk yapacakların check-in yaptırmadan önce ayrı bir gişeye gidip 10 USD’lik giriş ücretini ödemeleri gerekiyor. Bunun karşılığında size bir adet giriş kartı veriliyor. Bu evrağın bir parçasını çıkışta teslim edeceğiniz için kaybetmemeniz gerekiyor. Sonrasında da çantalarınız x-ray cihazından geçirilip yanınızda herhangi bir bitki vs var mı diye kontrol ediliyor. İşlemleri problemsiz bir şekilde hallettikten sonra heyecan içinde uçağımı beklemeye koyuluyorum.

Galapagos Adaları’na Ekvador’dan düzenli uçuşlar gerçekleştiren iki havayolu bulunuyor: LAN, TAME ve AEROGAL. Bu havayollarının fiyatları aşağı yukarı 350 – 500 USD arasında değişiyor. Uçuşlar ilk olarak Quito’dan kalkıyor, yarım saatlik bir yolculuktan sonra Guayaquil’de mola verip yolcu indirip bindiriyor, sonrasında da Ekvador karasından yaklaşık 1000 kilometre uzakta bulunan adalara doğru yola koyuluyor. Eğer uçuşunuzu Guayaquil’den alırsanız 50 USD’lik bir kar ediyorsunuz. Ekvador ana karası ve Galapagos Adaları arasında bir saatlik bir zaman farkı bulunuyor.

Galapagos Adaları, yaklaşık üç ile doksan milyon yıl arasında bir dönemde bölgede bulunan yanardağların yükselmeye başlaması ile ortaya çıkmış. Bölgedeki adaların birçoğu bu nedenle volkanik kayaçlardan oluşuyor. Adaların en önemli özelliklerinden bir tanesi, adalar iki okyanus akıntısının birleştiği bir noktada yer alıyor. Soğuk Humboldt Akıntısı ve sıcak Panama Akıntısı. Bu özelliği nedeniyle adalar, polar ve tropikal birçok canlı türünün de kaynaşma noktası olarak biliniyor. Farklı adalara uçabilseniz de ben uçuşumu Santa Cruz adasına gerçekleştiriyorum. Santa Cruz adasına giden uçuşlar Baltra Adası’na iniyorlar. Havaalanında çıkmadan önce adaya girişte bir 100 USD de ayak bastı parası ödemeniz gerekiyor. Havaalanından çıktıktan sonra ücretsiz servisler sizi Baltra Adası’nın minicik iskelesine götürmek için hazır bekliyorlar. Buradan karşı kıyıya geçmek için teknelere biniyorsunuz. Tekne yolculuğu on dakika bile sürmüyor. Sonrasında da başka bir otobüs ile adanın yerleşiminin yoğunlaştı Puerto Ayora’ya kırk beş dakikalık bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Bu sırada adanın dümdüz yollarından incecik bir şerit halinde adayı bölen ana yoldan iki tarafta volkanik kayaçlar, taşlar, garip bitkiler ve kaktüsler arasından ilerliyorsunuz. Adaya daha adım atalı dakikalar olmasına rağmen daha önce gördüğüm mekanlardan oldukça farklı bir yere geldiğimi anlayabiliyorum. Hava oldukça sıcak, boğucu ve nemli.

Adanın merkezi Puerto Ayora’ya geldiğimde ise Murat’ın benim için önceden ayarladığı Lirio y Mar isimli oteli buluyorum. Oteli işleten Manuel’den tek gece için bir oda istiyorum; çünkü ertesi gün kendisine beş günlük cruise ayarlamış Murat’ın teknesine iki günlüğüne dahil olmayı planlıyorum. Normalde adayı gezmenin iki yöntemi var. En sık tavsiye edileni ve muhtemelen en pahalı olanı cruise tekneleri. Adalar arasında 3-5-7 günlük yolculuklar ile çeşitli aktivitelere katıldığınız bu yolculukların en ucuzu, beş gün için 600 – 700 USD’den başlıyor. Teknenin modeline, konaklama koşullarına ve takip edeceğiniz rotaya bağlı olarak fiyatlar oldukça yüksek rakamlara çıkabiliyor.

Odaya yerleşip bir süre soluklandıktan sonra karnımı doyurmak için yakınlardaki yerel restorana gidiyorum. Şansıma yemek o kadar kötü geliyor ki, yarısından çoğunu yemeden masadan kalkıyorum. Puerto Ayora küçük, çok da sevimli olmayan bir kasaba. Turizmin etkisi ile kasabanın tarihinde yeni bir sayfa açılsa da, Galapagos’ta uğradığınız ilk yer bu merkez olursa sakın hayal kırıklığına uğramayın. Merkezde biraz turladıktan sonra Santa Cruz adasının en övülen noktalarından biri olan Tortuga Bay isimli koya gitmek üzere kolları sıvıyorum. Dizim hala çok ağrıdığı için son derece yavaş bir tempo ile yürürsem, bir problem çıkmayacağını düşünüyorum. Tortuga Koyu’na gitmenin iki yöntemi var, ya deniz taksileri de ya da yürüyüş. Ben adayı yeni yeni keşfe başladığım için yürümeyi tercih ediyorum. Adanın arka sokaklarından on dakikalık bir yürüyüş ile koyun girişini buluyorum. Burada isminizi giriş defterine yazdırmanız gerekiyor; çünkü koy sadece belirli saatler arasında halka açık. Sonrasında da kumsala uzanan turuncu toprak incecik yolda yürümeye koyuluyorum. Yol boyunca daha önce hiç görmediğim garip şekilli kaktüsler, turuncu boyunlu kertenkeleler, rengarenk kuşlar görüyorum. Yürüyüş yolu bir saate yakın sürüyor; ama ortam çok farklı olduğu için hiç sıkmıyor. Yol üzerinde koşanları ya da ellerinde sörf tahtaları plajdan geri dönenleri görebiliyorsunuz.

Yol sonunda terden sırılsıklam plaja vardığımda açık ara farkla hayatımda gördüğüm en güzel plaj ile karşılaşıyorum. Sonsuz uzanan bembeyaz kumlar, kristal berraklığında sular, toplasanız 20-30 kişi, gökyüzünün deniz ile birleştiği bu noktada dünya üzerinde bir tek siz varmışsınız hissini uyandırıyor. Girişte görevlinin anlattığı kadarıyla bu plaj genelde sörf yapanların tercih ettiği bir yer; fakat plajın sonuna kadar yürüyüp mangrovların bulunduğu kısımdan ilerlersem daha sakin ve yüzmek için elverişli başka bir koya varabileceğimi öğreniyorum. Plaj o kadar uzun ki yürü yürü bitmiyor; ama bir yandan içim de içime sığmıyor. İster istemez Kusura bakma pek sevgili Filipinler, hayatımda gördüğüm en güzel plaj ünvanını az önce kaybettin. demeden geçemiyorum.

Ayaklarım şıpıdık şıpıdık sularda plajın sonundaki mangrovlara vardığımda gölgeye uzanmış sayısız deniz iguanası ile karşılaşıyorum. Bu hayvanlar türünün okyanusta yüzebilen tek örneği olduğu için Galapagos deniz iguanası olarak adlandırılıyor. Bu kocaman siyah soğuk kanlı hayvanların ısınmak için neredeyse üst üste birbirlerine girmiş şekilde yattıklarını görebiliyorsunuz. Mangrovların hemen yanı başından bitişik koya olan kum yolu geçince bölgede güneşlenen ve denize giren herkesin nerede toplandığını da anlamış oluyorum. Burada ben de kendime bir yer açıp berrak sulara kendimi bırakıyorum. Bir yandan da ağrımaya başlamış dizim, içten içe “Yine yaptın yapacağını. dedirtiyor bana. 17:00’ye kadar plajda kalıyorum. Sonrasında yakınlarda bulunan görevli yavaş yavaş dönüş vaktinin geldiğini hatırlatıyor bize. Uçakta uyumuş olsam da 35 saatten fazladır yatak görmemiş biri olarak odaya gidip biraz dinlenmenin iyi geleceğini düşünüyorum.

Dönüş yolunda kıyılarda minik köpekbalıklarına denk geliyorum. Oyuncak boyutunda olan bu minicik köpekbalıkları yarım metre kadarlar; ama kıyıda küçük balıkları kovalamakla meşguller. Kuyrukları ile yuvarlaklar çizerek yüzen köpekbalıklarını bir süre izliyorum. Dönüş yolunda plaja koşu yapmaya gelmiş bölgenin yereli Perez ile tanışıyorum. Dönüş yolu boyunca muhabbet ederek ilerliyoruz. Perez bana bölgenin gezilecek yerleri, insanları ve yemekleri hakkında ipuçları veriyor. Kasabanın merkezine vardığımızda ise Perez ile ayrılıyoruz. Ben merkezin tek büyük süpermarketine gidip akşam için yiyecek bir şeyler alıyorum. Sonrasında da gün batımı öncesinde bir süre iskelede yürüyüp iskele duvarlarına yapışmış, dalgalar arasından kendilerini belli eden canlı turuncu kırmızı yengeçlere göz atıyorum. Sonrasında da gün kararmaya yakınken hostele dönüp vantilatörü kendime çevirip ağrı kesicileri mideye indirdikten sonra harika bir uykuya dalıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s