Tayrona Milli Parkı, Taganga, Kolombiya.

Standard

14 Mart 2014, Cuma.

DSC05806

DSC05808

DSC05812

DSC05813

El Caibo plajına uzanan bir buçuk – iki saatlik yürüyüş.

DSC05816

DSC05822

Bu plajlar harika gözükse de buralarda yüzmek yasak.

DSC05827

Aman karıncalar ezilmesin.

DSC05832

Yol boyunca yolun ne kadarını yürüdüğünüze dair işaretler yer alıyor.

DSC05834

DSC05835

DSC05836

DSC05837

DSC05838

DSC05841

DSC05842

DSC05843

DSC05844

DSC05846

DSC05851

DSC05853

DSC05858

Dilerseniz bu hamaklarda denize nazır uyuyup uyanabiliyorsunuz.

DSC05862

El Caibo koyundan.

DSC05865

Taganga sokakları.

DSC05866

DSC05867

DSC05868

DSC05871

DSC05875

Afacanlar balık peşinde.

DSC05886

DSC05887

DSC05893

Taganga’da balıklar üzerine kıran kırana bir pazarlık devam ediyor.

DSC05897

DSC05903

Taganga’da gün batımı.

Uzun zamandan sonra ilk defa adam akıllı bölük pörçük olmayan bir uykudan uyanıyorum. Uyanır uyanmaz hazırlanıp eşyalarımı toparlıyorum. Beni bir gün idare edecek küçük bir çantayı ayarladıktan sonra sırt çantamı hostele bırakıp meşhur Tayrona Milli Parkı’na gitmek üzere yola çıkıyorum. Tayrona Milli Parkı’na giden minibüsler Santa Marta’da Calle 11 ve Carrera 11’in kesişiminden kalkıyorlar. Minibüs ücreti sadece 6000 COP. Bir saatlik bir yolculuk sonunda Milli Park’ın girişinde “El Zaino”da iniyorum, giriş ücreti olan 38.000 COP’u ödüyorum. Parka girişte çok sıkı bir şekilde yanınızda getirdiğiniz çantalar aranıyor. İçeriye alkol ve her türlü uyuşturucuyu sokmak yasak. Sonrasında buradan parkın meşhur plajları 4 kilometre kadar uzakta. Bu yolu da girişte bekleyen minibüslerle 2000 COP karşılığında gidebiliyorsunuz.

Minibüsler sizi Cañaveral adı verilen bir bölgede bırakıyorlar. Bu bölgede fiyatları 550.000 COP’tan başlayan ultra lüks “ecocabana” adı verilen konaklama imkanları bulunuyor. Buradan dilerseniz yolun geri kalanını at kiralayarak geçebiliyorsunuz ya da direk tabanvay seçeneği ile kendinizi yollara atabiliyorsunuz. Ben tabii ki ikinci seçeneği tercih ediyorum. Yol üzerinde çok net şekilde işaretlenmiş yemyeşil bir ormanın içerisinden yolun sonunda harika bir plaja ulaşma amacı ile ilerliyorum. Kırk beş dakikalık yürüyüşten sonra lk karşılaştığım yer “Arrecifes” bölgesi oluyor. Burada konaklamak için üç farklı mekan bulunuyor. Bütçesini sıkı tutmak isteyenler için kamp ve hamak imkanları da sunuluyor. Biraz daha ilerlediğinizde “La Piscina” yani türkçede havuz anlamına gelen koya ulaşıyorsunuz. Sürekli deniz kenarında olsanız da dalgalar nedeniyle birçok koyda yüzmek oldukça tehlikeli ve yasak. La Piscina bu anlamda yüzymeye elverişli ilk plaj. Dilerseniz burada konaklama imkanları da bulunuyor. La Piscina’dan birazcık daha devam ettiğinizde ise meşhur “El Cabo”ya ulaşıyorsunuz. Bu harika koy, milli parkın en çok tercih edilen ve en kalabalık koylarından bir tanesi. Kalabalık dediğime bakmayın siz, parka kıyasla kalabalık sadece. Başlangıç noktasından koya ulaşmak neredeyse bir buçuk – iki saat sürüyor. Yol ise fazla nem ve sıcağa rağmen oldukça etkileyici. Yol boyunca çeşitli hayvanlar, rengarenk kuşlar, bazı durumlarda maymunlar görmek bile mümkün. Eğer biraz daha devam etmek isterseniz muhteşem “Playa Brava”ya da ulaşabiliyorsunuz; fakat ben kendimi bir an önce serin sulara atmak istediğimden demiri El Caibo’ya atıyorum.

El Caibo’da konaklamak isteyenler için çeşitli seçenekler bulunuyor. Gayet organize bir şekilde düzenlenmiş hamaklarda ya da çadırlarda kalabileceğiniz gibi birazcık daha paraya kıyarsanız “cabana” adı verilen kendi odanızı da alabiliyorsunuz.

El Caibo’da birbirine bağlı iki harika plaj bulunuyor. Deniz berrak, kumlar ise bembeyaz. Bütün koyda bir sakinlik hakim. Ben de bir iki saat boyunca denizin ve güneşin tadını doyasıya çıkarıyorum. İki plajın tam birleştiği noktada yer alan kulübeye çıkıp (dilerseniz bu kulübede yer alan hamaklarda geceyi geçirmeniz de mümkün) deniz esintisini bol bol içime çekiyorum. Fakat sonrasında ne yapmak istediğime bir türlü karar veremiyorum. Tek başıma uzun süre deniz kenarında vakit geçirmek pek hoşuma gitmiyor, özellikle akşamları. Bu nedenle akşam bölgede konaklama opsiyonunu eliyorum. İçimden tekrar Santa Marta’ya dönmek de gelmiyor. E napalım, napalım derken saat 15:00’te direk koydan Taganga isimli balıkçı kasabasına direk botlar olduğunu duyunca direk bir bilet alıyorum. Bilet ücreti oldukça pahalı, tam tamına 45.000 COP.

15:00’e kadar deniz ve plaj sefası yaptıktan sonra botta yerimi alıyorum. Minicik bota 30 kişiden fazla kişi yan yana biniyoruz. Taganga’ya olan yolculuk bir buçuk saat kadar sürüyor. Arada Akvaryum Koyu olarak bilinen cennet köşesine birkaç kişiyi bıraktıktan sonra yola devam ediyoruz. Yolculuğu size nasıl anlatabilirim çok da emin değilim. Bol çığlık, sürekli zıplama ve devrilme tehlikesi geçirme, gereğinden fazla deniz suyu. Bir buçuk saat boyunca dalgalar ve deniz suları tarafından öyle bir çarpılıyoruz ki bot olarak, indiğimde vücudumda kuru kalmış tek bir nokta bile yok. İşin güzel tarafı sırt çantamı oturduğum yerin altına sakladığım için çantam ıslanmıyor; ama beraber yolculuk yaptığım herkesin çantaları bütün suyu emiyor. Yine de bu kadar macera yol boyunca harika kayalıkları ve küçücük koyları izlememize engel olmuyor.

Gün batımına doğru Taganga’ya varıyoruz. İlk işim bir otel ayarlamak oluyor ve Oso Perezoso isimli mekana yerleşiyorum. Bir gece burada konaklayıp ertesi sabah 15-20 dakikada olan Santa Marta’ya dönmeye karar veriyorum. Güzel bir duştan sonra sahil kenarına inip balıkçılar tarafından teknelerinin üzerine kurulmuş tezgahları ve bu tezgahlarda kıran kırana dönen balık pazarlıklarını izliyorum. Küçücük çocukların deniz kenarında balık tutma maceralarına tanık oluyorum. Bu sevimli balıkçı şehrinde her şey olması gerektiği. Turistik olmasına rağmen yerelliğini yitirmemiş nadir mekanlardan biri, o nedenle kanım çabuk kaynıyor.

Hava karardığında günün yorgunluğu ile otelime dönüyorum ve internette dolanırken daha iki gün önceyi beraber geçirdiğim Erika ve Kaja’nın da Taganga’ya geldiğini öğreniyorum. Dünya küçük demiştim değil mi? Hep beraber akşam yemeği için deniz kenarında yer alan “Bitacora”ya gidiyoruz. Yediğimiz balığın servis edilmesi bir buçuk saatten biraz daha uzun sürse de ve yan masadaki İngilizler bu durumla oldukça eğlense de sonunda harika balıklarımız geliyor. Yerel margaritalar eşliğinde bir günün daha sona erişini kutluyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s