Medellin, Kolombiya.

Standard

10 Mart 2014, Pazartesi.

IMG_2295

DSC05522

DSC05524

DSC05555

 

Yukarı çıkarken kaçıncı basamakta olduğunuz sizi motive etmek adına her on basamakta bir yazıyor.

DSC05567

IMG_2237

IMG_2442

 

Tepeden muazzam manzara.

IMG_2287

Meşhur kaya tuktuk’ların üzerinde bile yerini almış.

Kahvaltıdan sonra Medellin’in biraz dışarısında yer alan Guatepe isimli kayaya gitmek için yola koyuluyoruz. 1811 yılında İspanyollar tarafından kurula Guatepe’nin ismi Quechua dilinde “taşlar ve kayalar” anlamına geliyor ve bunu da muhteşemen manzarasından alıyor. Günümüzde 1960’larda bölgeye kurulmuş hidroelektrik baraj nedeniyle ülkenin elektrik üretiminde önemli bir yer tutuyor.

Medellin’den Guatepe’ye gitmek için ilk olarak “Terminal del Norte” olarak bilinen otobüs istasyonuna gitmek gerekiyor. İstasyona gidiş için metroya atlayıp neredeyse yarım saatlik bir yolculuk sonrasında “Caribe” durağında iniyoruz. Buradan da Guatepe’ye gidecek ilk otobüse biletimizi alıyoruz. Yolculuk iki saat sürüyor.

Otobüs bizi bir benzin istasyonunun önünde bırakıyor. Dilerseniz bu noktadan sonra yolcuları bekleyen tuktuk’lardan birine atlayacağınız gibi tepeye kadar olan yolu yürümeniz de mümkün. Biz yürümeyi tercih ediyoruz ve on beş dakika sonrasında meşhur “La Piedra” yani kaya ile karşılaşıyoruz. Milyonlarca yıl önce oluşmuş bu kaya, kayaya ilk resmi tırmanış ise 1954 yılında yapılmı. Kayanın tepesindeki gözlem noktasına uzanan 740 adet basamak, günümüzde şehri ziyaret edenler için eşi benzeri bulunmaz manzaralar sunuyor. Basamaklar çıkarken her on basamakta bir kaç basamak çıktığınız yazıyor ve bu biraz da olsa motivasyonunuzu artıyor.

Tepeye çıktığımızda bir süre gözlem noktasında oturup manzarayı izliyoruz. Birbirini tamamlayan yapboz parçaları gibi gözüken kaya oluşumları gölün pastel rengi üzerinde oldukça etkileyici gözüküyor. Manzaranın tadına vardıktan sonra da alt gözlem katının biraz daha aşağısında yer alan büfelerden bir tanesine oturup biralarımızı yudumluyoruz. Sonrasında da şehre dönmeden önce karnımızı doyurmaya karar verip manzaraya bakan restoranlardan birine geçiş yapıyoruz. Sipariş ettiğimiz yerel balık oldukça lezzetli. Dilerseniz Guatepe’ye uğramışken rengarenk şehir merkezini gezip, göl kenarındaki yürüyüş yolunda yerellere karışabilir, göl üzerinde çelik kablolar ile de kayabilirsiniz (ziplining). Hatta ve hatta göl üzerinde tekne turuna da çıkabilirsiniz, bu tekne turlarının birçoğu gölün ortalarında bulunan bombalanmış Pablo Escobar’ın malikanesine de uğruyorlar.

Dönüş yolunda otobüs beklerken Hollandalı Ruben ve Myrte ile tanışıyoruz. Otobüs yerine aynı fiyata (kişi başı 12000 COP) bizi şehre götürmeyi öneren taksi şoförünün teklifini kabul ediyoruz. Böylece yolculuk hem daha hızlı, hem de daha konforlu geçiyor. Medellin’e ulaşana kadar yoldan, yol maceralarından bahsediyoruz. Ruben, bir süredir Orta ve Latin Amerika’yı geziyormuş, kardeşi Myrte ise kısa bir süreliğine Kolombiya’da ona katılmak için gelmiş. Taksi şoförü bizi otobüs istasyonunda indirince, akşam trafiğini umursamadan buradan da ayrı bir taksiye biniyoruz. Hostele vardığımızda hava kararmış bile. Aynı gece Medellin’den Kolombiya’nın turizm başkenti Cartagena’ya otobüsümüz olduğu için hostele varır varmaz hızlıca yerel restoranlardan birinden karnımızı doyurup otobüs istasyonunun yolunu tutuyoruz.

9 Mart 2014, Pazar.

 

DSC05422

IMG_2123

IMG_2119

IMG_2115

IMG_2121

IMG_2127

IMG_2132

IMG_2139

Medellin Modern Sanat Müzesi’nden.

DSC05426

DSC05428

DSC05430

DSC05438

DSC05452

DSC05456

DSC05503

DSC05506

DSC05508

DSC05509

DSC05510

DSC05511

Medellin sokaklarından manzaralar.

IMG_2144

DSC05463

DSC05468

DSC05470

DSC05474

DSC05476

DSC05480

Plazoleta de las Esculturas’dan.

DSC05441

DSC05448

Parque San Antonio’dan.

DSC05489

IMG_2153

IMG_2159

IMG_2160

IMG_2172

IMG_2173

Museo de Antioquia’da yer alan Botero eserleri.

DSC05496

DSC05502

IMG_2184

IMG_2189

IMG_2192

IMG_2199

IMG_2204

Museo de Antioquia’dan.

Güzel ve hafif kapalı bir pazar gününe uyanıyoruz. Günlerden sonra ilk defa saatin alarmını kurmadan uyuduğumuz için gözlerimizi açtığımızda saatin neredeyse ona geldiğini görmek bizi oldukça şaşırtıyor. Bedenimiz bütün yorgunluğunu atmış gözüküyor. Uyandıktan sonra güzel bir kahvaltı arayışı ile kendimizi dışarı atıyoruz. Konakladığımız hostel, Casa Kiwi, şehrin kuzey bölgesinde yer alan “El Poblado” mahallesinde bulunuyor. Burası görece lüks bir semt ve şehrin iyi restoranları, cafe’leri ve butik mağazaları yol kenarlarında sıralanıyor. Dolayısıyla pazar gününü dışarıda geçirmek isteyen yereller sağ olsun, dolu olmayan kahvaltı yapabileceğimiz bir restoran bulmamız yarım saatimizi alıyor. Bulduğumuz restoran ise bir adet omleti bir saate yakın sürede hazırlayamayarak rekordan rekora koşuyor. Sonunda kahvaltımızı yaptıktan sonra şehri gezmek için kendimizi sokaklara atıyoruz.

Ana caddeye kadar çok da emin olmadan yürüyoruz. Amacımız şehrin eski merkezine gitmek, öncesinde de “Museo de Arte Moderno de Medellin” olarak bilinen Modern Sanat Müzesi’ne uğramayı planlıyoruz. Şans eseri yol kenarında yol sorduğumuz eczaneden bir şeyler alan Maria bize yardımcı olmaya karar veriyor. Arabasını işaret ederek bizi müzeye bırakabileceklerini belirtiyor. Arabada eşi ve kızı yanına sıkışıyoruz. Daha önce Türkiye’ye geldiklerini, herkesin eşini Türk sandığını anlatıyor. İstanbul’u çok sevdiklerinden bahsediyor. Bize şehir ve ülke hakkında ipuçları vermeyi ihmal etmiyor. Öyle ki müzenin otoparkında arabadan çıkmadan bir süre daha muhabbete dalıyoruz. En sonunda iletişim bilgilerini, tavsiyeleri alıp yolumuza koyuluyoruz.

Tek katlı Modern Sanat Müzesi farklı akımdan sanat eserlerini sergiliyor. Yarım saat içerisinde müzeyi gezmek mümkün. Müze sonrasında pazar gününün de etkisiyle kapalı ve boş sokaklardan şehir merkezine kadar yürüyoruz. Sokaklarda bizden başka kimseler yok. Bir saatlik yürüyüş sonrasında ana merkeze geldiğimizde sokaklar daralmaya, kalabalıklaşmaya ve kirlileşmeye de başlıyor. Parque San Antonioda Medellin’in en ünlü isimlerinden biri olan ressam ve heykeltıraş Fernandor Botero’nun üç adet bronz heykeline denk geliyoruz. Bunlardan bir tanesi meşhur “Pajaro de Paz” yani barış kuşu. Parque Berrio’da bir diğer bronz heykel “La Gorda” bizi karşılıyor. “Plazoleta de las Esculturas”a vardığımızda ise Botero’nun yirmiden fazla heykeli ile karşılaşıyoruz. Meydana gelmemizle pazar günü herkesin nereye saklandığını anlamamız bir oluyor. Heykellere tırmananlar, fotoğraf çektirmeye uğraşanlar, banklarda oturup muhabbet edenler, plastik oyunca ve balon satıcıları, dondurma ve meyve tezgahları meydanı dolduruyor.

Iglesia la Veracruz‘un mimarisine hayran olup Kolombiya’nın en eski ikinci müzei olan ‘Museo de Antioquia’yı ziyaret ediyoruz. Şansıma bir önceki gün Dünya Kadınlar Günü olduğu için bana giriş ücretsiz. Kolomb öncesi, koloniyel dönem ve modern sanat eserlerine ek olarak müze içerisinde Botero’ya ayrılmış bir kat da bulunuyor. Genelde tombik – kendi deyimi ile “hacimli” – figürleri ile tanınan Botero eserleri, birkaç sene önce İstanbul’da Pera Müzesi’nde sergilendiğinde de ziyaret etme fırsatı bulmuştum. Tekrardan yerinde, Medellin’de ziyaret etmek ise ayrı keyifli oluyor.

Müze sonrasında Murat’la sokaklarda bir süre dolanıyoruz. Şehir merkezi yoğun bir evsiz nüfusuna ve akın akın kalabalıklara da ev sahipliği yapıyor. Biz duruma çok anlam veremiyoruz. Hava kararmaya yakınken de metroya atlayıp konakladığımız bölgeye geri dönüş yapıyoruz. Üstelik metroya da ücretsiz biniyoruz. İlk işimiz Kolombiya’nın meşhur kahve zinciri “Juan Valdez”de kahve içmek oluyor. Öğrendiğimize göre Kolombiya, A kalite kahvesinin neredeyse tamamını farklı ülkelere ihraç ediyor. Fakat Juan Valdez isimli bu zincir, A kalite kahveleri kendisine saklayarak çok cüzi miktarlara harika kahve hizmet ediyor. Hostele döndüğümüzde Murat’ın Medellin’de yaşayan arkadaşı İngiliz Mark’ın akşam yemeği yeme teklifini değerlendiriyoruz ve bir süre hostelde soluklandıktan sonra Mark ile buluşmaya çıkıyoruz.

Mark bir seneye yakındır Medellin’de olduğundan bahsediyor. Gün içerisinde ülkede seçimler yapıldığı için ulaşımın ücretsiz olduğunu, ülke çapında seçimler dolayısıyla alkol yasağı olduğunu ve bu nedenle hiçbir yerin alkol satmadığını da sözlerine ekliyor. Mark’ın ülke hakkında anlattıkları kafamızda belli şeylerin netleşmesine yardımcı oluyor. Harika bir yemek ve güzel sohbetten sonra aralıksız yağan yağmur eşliğinde Mark’a veda edip hostelimize geri dönüyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s