Salento, Kolombiya.

Standard

8 Mart 2014, Cumartesi.

DSC05203

 

Salento’dan Cocora Vadisi’ne giderken jeep’imize binen çiftçiler yanlarında radyolarını da taşıyorlar.

DSC05208

DSC05213

DSC05218

DSC05219

DSC05227

 

Salento’dan Cocora Vadisi’ne gidişte manzaralar muazzam.

DSC05229

 

Yürüyüş başlasın!

IMG_1899

DSC05234

DSC05238

 

IMG_1903

DSC05241

DSC05260

DSC05262

 

Cocora Vadisi yürüyüşünün ilk kısmı düzlük alanda gerçekleşiyor.

DSC05268

DSC05273

 

IMG_1918

IMG_1922

 

IMG_1924

IMG_1927

IMG_1932

DSC05282

DSC05284

DSC05287

 

Yürüyüşün ikinci kısmında bulut ormanı içerisinde ilerlemeniz gerekiyor.

DSC05293

DSC05294

DSC05304

DSC05306

DSC05329

 

Acaime’de sinekkuşları eşliğinde şeker kamışı çayı ve peynir.

DSC05338

DSC05339

 

La Montana’ya çıkışta.

DSC05342

DSC05344

DSC05348

DSC05349

DSC05352

IMG_1956

 

IMG_1970

IMG_1973

IMG_1977

IMG_1979

DSC05379

 

IMG_1987

IMG_2003

IMG_2004

IMG_2006

IMG_2008

IMG_2025

IMG_2028

 

Dönüş yolunda.

DSC05420

 

IMG_2072

 

IMG_1896

Kahve çiftliği.

DSC05405

DSC05407

 

IMG_2032

DSC05411

DSC05412

 

Farklı kahve çekirdekleri.

DSC05413

 

Kahve çekirdeklerinin farklı aşamaları.

DSC05415

IMG_2057

Kahvemizi kavuruyoruz.

IMG_2075

Konakladığımız hostelin köpeği.

Ne erken uyanmalar bitiyor, ne de otobüs peşinde koşuşturmalar. Sabah saatimiz yine havanin ilk aydınlandığı saatlerde çalıyor, biz de kendimizi yataktan dışarı atıp “Valle de Cocora”ya yani Cocora Vadisi’ne gitmek için hazırlanıyoruz. Vadiye ulaşabilmenin en kolay yolu ana meydandan kalkan jeep’ler (genelde iki saatte bir); ama bunlar da sayıca az olduğu için jeep saatinden biraz daha erken bölgeye gitmeniz gerekiyor. Biz ilk jeep’in saat 07:30’da kalktığını öğrenince erkenden meydana gidip yerlerimizi garantiliyoruz. Cocora Vadisi’ne uzanan yol 40 dakika kadar sürüyor. Yol boyunca nefes kesen manzaralardan geçiyoruz. Etrafta başı boş koşuşturan atlara denk geliyoruz. Daha vadiye varmadan bizi bekleyen yürüyüş rotasının fazlasıyla tatmin edici olacağını içten içe hissediyoruz.

Vadiye vardığımızda farklı rotalar olduğunu öğreniyoruz. En popüler olan Acaime rotası. Mavi kapıdan giriş yaparak çok net şekilde işaretlenmiş rotayı takip edebiliyorsunuz. Acaime’ye kadar olan yürüyüş toplamda iki, iki buçuk saat kadar sürüyor. Yürüyüşün ilk kısmında yemyeşil bir vadinin içerisinden yürüyorsunuz. Yol boyunca atlar, inekler size eşlik ediyor. İki tarafınızda da yeşilin tüm renklerini görebiliyorsunuz. Yolun ikinci kısmı ise biraz daha zorlaşıyor ve kendinizi bir bulut ormanı içerisinde buluyorsunuz. Sayısız asma köprüden kıvrıla kıvrıla uzanan nehri geçip kütükler üzerinde atlaya zıplaya yolunuzu bulmaya uğraşıyorsunuz. Üstelik bütün bunu kaygan ve çamurlu zemin üzerinde düşmemeye çalışarak yapıyorsunuz.

Biz yürüyüşe başladığımızda dağ tepe tutkunu Murat’ın benden çok daha hızlı hareket edeceği de belli oluyor. Ben arkadan sallana sallana ilerleyip, hostelden ödünç aldığımız plastik çizmelere alışmaya çalışırken ve bol bol fotoğraf çekerken Murat’ı çok da bekletmek istemiyorum. Bu nedenle ayrılıyoruz. O önden gidiyor, ben de yavaş tempomla arkadan takip ediyorum. Bütün yürüyüş rotası boyunca en fazla 2-3 yabancıya denk geliyorum. Bulut ormanı derinliklerindeyken belirli noktalarda “Acaba başıma bir şey gelir mi?” diye sorgulasam da sağ salim ilk etabı tamamlıyorum. Acaime’nin girişinde ise buraya benden yarım saat önce ulaşmış Murat ile karşılaşıyorum. Çoktan molasını vermiş, çayını içmiş bile.

Acaime Doğa Rezervi’ne girebilmek için 5000 Peso giriş ücreti ödemek gerekiyor; ama bunun karşılığında tepedeki rezerve ulaştığınızda sıcak içeceğiniz sizi hazır bekliyor. Tepeye çıktığımda beni tek bekleyenin sıcak içecek değil; ama onlarca sinekkuşu olduğunu görünce keyfim iyice yerine geliyor. Monteverde, Kosta Rika’dakine benzer bir şekilde kuşlar için hazırlanan suluklar onlarcasını bölgeye çekmeye yetiyor da artıyor bile. Görevlinin bana hazırladığı panela yani kahverengi şeker içeceğimi bir dilim peynir ile beraber yudumlarken rengarenk kuşları izliyorum. Bölgede altı farklı türde sinekkuşu olduğu söyleniyor. Biraz soluklandıktan sonra da yolun ikinci kısmına başlıyorum.

Bir kilometre kadar aynı yolu takip ettikten sonra yol ikiye ayrılıyor. Geldiğiniz yoldan dönebileceğiniz gibi La Montana rotasını da takip edebiliyorsunuz. La Montana’ya oldukça dik bir yolu takip ederek ulaşıyorsunuz. Tırmanış neredeyse kırk beş dakika kadar sürüyor. Tepeye vardığınızda ise buraya konuşlanmış sevimli bir bahçe ortasında yer alan bir kulübe ile karşılaşıyorsunuz. Çiçeklerle ve sevimli köpeklerle dolu bu kulübenin bahçesinde bir süre soluklanıp manzarayı izliyorum; sonrasında da dönüş yoluna devam ediyorum. Tepeye çıktıktan sonra yolun geri kalanı oldukça kolay. Bir, bir buçuk saat kadar süren dönüş yolu yokuş aşağı devam ediyor ve bu yürüyüş sırasında büyüleyici manzaralara tanık oluyorsunuz. Bölgede en sık göreceğiniz bitkiler ise “wax palm” olarak anılan palmiye ağaçları. Aynı zamanda Kolombiya’nın milli ağacı olan bu palmiyeler altmış metreye kadar büyüyebiliyorlar ve 120 yıl kadar da yaşayabiliyorlar. Dönüş yolunda belirli noktalarda manzarayı sindirebilmek için durup soluklanma ihtiyacı hissediyorum. Gördüklerim o kadar güzel ki, aklıma takılan tek şarkı My Morning Jacket’den “Wonderful” oluyor.

Başladığım noktaya vardığımda ise Murat’ı çoktan yürüyüşü bitirmiş, yemeğini yemiş buluyorum. İlk jeep’e atlayıp Salento’ya dönüyoruz. Toplamda altı saatlik yürüyüş (benim için altı saat tabii, Murat daha kısa sürede bitiriyor) bizi oldukça tatmin ediyor. Şehir merkezine döndüğümüzde ben daha önceden gözüme kestirdiğim bir restoranda karnımı doyuruyorum. Sonrasında da konakladığımız hostel aracılığıyla yerel organik kahve çiftliklerinden bir tanesine bir tur ayarlıyoruz. Tur 14:00’te başlıyor; ama bizim beklediğimizden farklı olarak tura sadece Murat ve ben yazılmışız. Bize bir bilet veriyorlar ve kahve çiftliğini bizim bulmamız gerekiyor. Sabahın yürüyüşünden sonra kahve çiftliğine olan yirmi dakikalık yürüyüş bize oldukça zor geliyor, daha doğrusu rahat rahat yokuş aşağı inerken dönüşte o yokuşu tekrardan nasıl çıkacağımızı düşünüp hayıflanıyoruz.

“Finca Don Eduardo” isimli çiftliği bulduğumuzda 24 yaşındaki rehberimiz Antonio bizi karşılıyor ve yaklaşık bir saat boyunca bize kahve üretimindeki aşamaları teker teker anlatıyor. Sonrasında da beraber öğüttüğümüz taze kahveyi içiyoruz. Kolombiya kahvesini yerinde tatmak son derece keyifli. Antonio, Kolombiyalıların kahveyi “suave” yani yumuşak sevdiğinden; bol şeker ve süt tercih ettiğinden bahsediyor. Antonio’ya teşekkür edip hostele geri dönüyoruz. Çantalarımızı alıp minibüs istasyonuna yöneliyoruz. Kolombiya’nın en büyük şehirlerinden biri olan Medellin’e uzanan uzun bir yolumuz var.

Bindiğimiz minibüs bizi ilk olarak Pereira’ya götürüyor. Buradan Medellin’e düzenli otobüsler kalkıyor. Otobüs değiştirmek için beklerken yine otobüs istasyon restoranlarındaki yemeklere kalıyoruz. Karnımızı doyurup Medellin otobüsümüze biniyoruz. Medellin’e olan yol neredeyse beş buçuk saat sürüyor. Geceyarısını biraz geçe Medellin’e varıyoruz. Bir taksiye atlayıp konaklamak istediğimiz hostele gidiyoruz. Odamızı ayarlayıp fazlasıyla hak ettiğimiz uykularımıza dalıyoruz.

7 Mart 2014, Cuma.

IMG_1765

IMG_1767

 

Yağmurlu Neiva sabahına merhaba diyoruz.

IMG_1781

IMG_1788

IMG_1789

IMG_1844

IMG_1851

IMG_1869

 

Salento’ya uzanan neredeyse sekiz saatlik yolculuğumuzdan manzaralar.

IMG_2080

IMG_1891

DSC05186

DSC05187

DSC05188

DSC05190

 

DSC05202

 

DSC05195

DSC05192

DSC05200

Rengarenk Salento’dan görüntüler.

Saatler 06:00’yı gösterirken uyanıyoruz ve hızlı hızlı hazırlanıp odadan çıkıyoruz. Bir önceki gün Neiva’dan bizi Tatacoa Çölü’ne getirmiş olan şoförümüz, bizi tekrardan Neiva’ya götürmek için hazır bekliyor. Uykulu gözlerle bu sefer pick-up arkasına değil de, ön bölmesindeki koltuklara oturuyoruz. Neiva’ya vardığımızda yağmurlu bir hava bizi karşılıyor. Öyle ki köprü altlarında yoğun su birikintileri nedeniyle yolda kalmış arabalar görüyoruz. Bu sahneler oldukça tanıdık geliyor bize Türkiye’den.

Neiva otobüs istasyonuna vardığımızda bir önceki gelişimizde olduğu gibi istasyondaki restoranımızda  karnımızı doyururken, restoranın hemen yanı başındaki meyveci teyzeden de taze sıkılmış neredeyse bir litrelik meyve sularımızı alıyoruz. Sonrasında da Neiva’dan kahve bölgesi ya da üçgeni olarak bilinen “Eje Cafeteria”nın en büyük şehirlerinden biri olan Armenia’ya gidecek ilk otobüse bir bilet alıyoruz. Otobüs yolculuğu neredeyse yedi saate yakın sürüyor. Armenia’ya vardığımızda ise asıl gitmek istediğimiz minik Salento şehrine gidecek başka bir minibüse biniyoruz. Sabah gün doğumunda başlayan yolculuğumuz, neredeyse gün batmek üzereyken Salento’ya ulaşmamızla son buluyor böylece.

“Plantation House” olarak bilinen aynı zamanda bölgede organik kahve çiftlikleri de işleten hostele gidip bir oda ayarlıyoruz. Oda o kadar küçük ki, içeride hareket ederken Murat ile birbirimize çarpmamak için mücadele vememiz gerekiyor resmen. Odaya yerleştikten sonra da gün batmadan şehir merkezini keşfe çıkıyoruz. Yemyeşil bir vadinin ortasında yer alan Salento şehri rengarenk ahşap evlerden ve küçücük bir meydandan oluşuyor. Evlerin pembesi, yeşili, turuncusu, mavisi, kırmızısı en canlısından adeta bir tablo gibi duruyor. Bir süre sokaklarda dolandıktan sonra çok uzun zamandır bir şey yemediğimiz için güzel bir akşam yemeği yemek üzere hostelimizin yakınlarındaki restorana gidiyoruz.

Yemek siparişi sonrasında Murat restoranın köpeği ile oynarken bir anda kıyamet kopuyor resmen. Öyle bir yağmur yağmaya başlıyor ki, biz iç kısımda oturmamıza rağmen yağmurdan etkileniyoruz. Son derece leziz körileri mideye indirdikten sonra yağmur dursun diye epeyce uzun bir vakit restoranda vakit öldürüyoruz. Yağmur biraz hafiflediğinde de günün koşuşturmacasından ve yolda geçen zamandan yorgun erkenden uyuyoruz.

Reklamlar

2 responses »

  1. Anıl okudukça yaşıyor gibi oluyorum. Bir ay gel dinlen Türkiye de . sonra sana fon oluşturalım kalan ülkeleri de geziver hazır başlamış iken 🙂

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s