Bogota, Kolombiya.

Standard

5 Mart 2014, Çarşamba.

DSC04927

DSC04929

DSC04931 DSC04933

DSC04935

 

DSC05041

DSC04939

 

DSC04942

 

Zipaquira’dan manzaralar.

IMG_1565

Burda Telefon kulübeleri yerine bu sistem kullanılıyor. Görevliler zincirlenmiş telefonları kullanmak isteyenlere veriyor.

DSC04946

DSC04960

 

IMG_1519

DSC04987

DSC04991

DSC05005

DSC05016

 

Tuz Katedrali oldukça etkileyici.

DSC05017

 

Katedral içerisinde bu ne arıyor?

IMG_1538

IMG_1560

 

Maden girişinde farklı ülkelerin bayrakları yansıtılıyor, biz de Türk bayrağını bekleyeceğiz diye az kalsın kör oluyorduk.

IMG_1575

Monserrate tepesine çıkarken denk geldiğimiz lama.

 

 

 

DSC05050

 

DSC05055

DSC05051

DSC05056

DSC05059

DSC05063

DSC05074

 

IMG_1576

DSC05076

 

Monserrate tepesinden manzaralar.

IMG_1610

Füniküler yolculuğu.

IMG_1619

Yağmur bizi fena yakalıyor.

 

 

 

 

 

 

DSC05079

IMG_1629

IMG_1633

Şehrin modern yüzü kuzey mahallelerinde akşam yemeği.

Sabah erkenden uyanıyoruz. Hostelin bahçesinde kahvaltı yaparken bir süre konaklayan diğer insanlarla muhabbet edip ipuçları aldıktan sonra gitmeyi planladığımız Bogota’nın 50 kilometre kuzeyinde yer alan Zipaquira şehri için yola çıkıyoruz. İlk olarak konakladığımız bölgeden “Portal del Norte” istasyonuna gidecek bir otobüs buluyoruz. İstasyona vardığımızda da Zipaquira’ya gidecek küçük bir minibüse atlıyoruz. Yolculuk toplamda bir buçuk iki saate yakın sürüyor. Zipaquira’ya vardığımızda ise şehir merkezini bulana kadar biraz dolanıyoruz.

Bu küçük tarihi kasaba özellikle tuz madenleri ile ün yapmış. Şehirde akın akın yabancıları kendisine çeken bir adet “Tuz Katedrali” bulunuyor. İspanyollardan önce bölgede tuz ana kaynakken, sonrasında düşüş yaşanmış. Buna rağmen Kolombiya tuzunun %40’ı bölgedeki madenlerden çıkıyormuş.

Güvercinlerle dolu ana meydanda ufak bir tur attıktan sonra ünlü tuz katedraline doğru ilerliyoruz. Katedrali bulmamız biraz vaktimizi alsa da on beş dakikalık bir yürüyüş sonrasında katedrale ulaşıyoruz. Bölgede iki adet katedral bulunuyor. İlk katedral 1954’te açılmış; fakat daha sonrasında güvenlik nedeniyle 1992’de kapatılmış. Yerin 190 metre altında yer alan ve 1991-1995 yılları arasında inşa edilen ikinci katedral ise ziyaretçilere açılmış. Katedralin inşasında bölgeden toplam olarak 250.000 ton tuz çıkarılmış. Katedrali ziyaret edebilmek için düzenli aralıklarla gerçekleşen rehberli turlardan bir tanesine katılmanız gerekiyor. Biz en başta tur ile ilerlesek de bir noktadan sonra gruptan ayrılıyoruz.

Katedralde İsa’nın son günü 13 sahne olarak canlandırılıyor. Her sahnede rengarenk ışıklar, devasa haçlar yer alıyor.Katedralin ortamı ise oldukça etkileyici. İç içe geçmiş rengarenk koridorları ile adeta bir labirenti andırıyor. Katedralin iç kısımlarına ilerledikçe burada tuz madenini, hediyelik eşya dükkanlarını, mağazaları görüp bunların katedralin içerisinde ne aradığını sorguluyorsunuz.

Katedral içerisinde bir saat dolandıktan sonra dışarı çıkıyoruz ve Zipaquira şehir merkezinde meydanda yer alan restoranlardan bir tanesinde “Menu del dia” yani ucuz set öğle yemeği menüsü ısmarlayıp karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında da Bogota’ya geri dönüyoruz. Bogota’da “Portal del Norte” istasyonuna vardığımızda “J” ile başlayan otobüslerden bir tanesine atlayıp “Las Aguas” istasyonunda iniyoruz.

Sonrasında ilk işimiz “Cerro de Monserrate” tepesine gitmek oluyor. Tepeye çıkış yolunu ararken şehrin göbeğinde bir lamaya denk gelince ben şaşkınlığımı gizleyemiyorum. 3152 metre yükseltide bulunan bu tepeye merdivenlerden (1500 adet)  tırmanarak çıkabileceğiniz gibi füniküler kullanarak da çıkabiliyorsunuz. Biz yukarı çıktığımızda manzara çok net gözükmüyor, bütün şehri kaplayan bir sis hakim. Tepede yer alan kilise Kolombiyalılar için oldukça kutsal sayılıyor. Kilise içerisinde 1650’lerden kalma bir İsa heykeli bulunuyor. Asıl kilise 1917 yılında depremde yıklınca bu kilise yerine yapılmış. Bir süre tepeden görülmeyen şehir manzaralarını izlemeye çalıştıktan sonra şehir merkezine geri dönmeye karar veriyoruz. Fakat o da, inişimizle aralıksız bir yağmurun başlaması bir oluyor. Biz de ilk gördüğümüz “Subway” restoranına sığınıyor. Yarım saat kadar yağmurun dinmesini beklesek de, yağmurun dineceği yok. İçeri her giren sırılsıklam ve şaşkın. Biz hostelimize çok yakın olduğumuzun bilinciyle geri kalan yolu koşarak gidebileceğimiz yanılgısına kapılıyoruz. Hostele döndüğümüzde Murat da, ben de sırılsıklamız.

Akşam yemeğine kadar hem kendimizi, hem de eşyalarımızı kurutmaya uğraşıyoruz. Sonrasında da bir taksiye atlayarak “Zona Rosa”ya, şehrin kuzeyine gidiyoruz. Kuzey ve güney farkı o kadar bariz ki, bir anda mahalle değil sanki şehir değiştirmiş gibi hissediyorsunuz. Lüks evler, alışveriş merkezleri, son model arabalar sokakları dolduruyor. Burada ünlü ve çok katlı “Andres DC” isimli restorana giriyoruz. Menü olarak bize bildiğiniz bir ansiklopedi getiriyorlar. Restoranda yok, yok. Bol müzikli, danslı, rengarenk bir geceden sonra hostelimize dönüyoruz.

4 Mart 2014, Salı.

DSC04882

DSC04884DSC04885

IMG_1482

DSC04888

DSC04895

DSC04899

DSC04904

DSC04905

DSC04906

DSC04907

DSC04926

DSC04910

DSC04911

DSC04913

 

 

DSC04924

IMG_1480

 

Rengarenk Bogota’dan manzaralar.

DSC04916

 

DSC04920

 

Colpatria Tower – 162 metre yüksekliği ile 1979 yılında tamamlandığında şehrin en yüksek gökdeleniymiş.

DSC04918

 

Plaza de Toros, eski boğa güreşi ringi – ringe bakan kırmızı tuğla evleri ile ünlü Rogelio Salmona’nın eseri.

Gece 00:00’a kadar olan vakti gözlerimi açık tutmaya çalışarak geçiriyorum, sonrasında da bir süredir Panama’da tatilini geçiren ve ülkesine dönecek olan yaşlı ABD’li teyze ile beraber bizim için ayarlanan taksiye atlayıp havaalanının yolunu tutuyorum. Havaalanına vardığımda Spirit Airlines’dan aldığım biletin işlemleri sorunsuz ilerliyor; fakat görevliler Kolombiya’ya girebilmem için Kolombiya’dan çıkış biletine ihtiyacım olduğunu söylüyorlar. Önceki yolculuklarımda benzer problemler yaşadığım için bu sefer panik yapmıyorum. Sakin sakin havaalanında internet olduğu için bu meseleyi kolayca halledebileceğimi belirtiyorum. Görevliler işlemlerimi tamamlıyorlar; fakat biletimi bana teslim etmek için çıkış biletini görmeyi bekliyorlar. Ben de internet üzerinden Murat’ın Kolombiya’dan Nikaragua’ya olan uçak bileti üzerinde isimleri değiştiriyorum ve kendi adımı ekliyorum, sonrasında da kendi kendime e-posta atıyorum. Sorun böylece halloluyor. (Çakallıkta sınır tanımıyorum.)

Normalde Panama’dan Kolombiya’ya geçişin iki yöntemi var. İlki ve en kolay olanı tabii ki uçmak; ama uçak biletleri oldukça pahalılar. İkincisi ise Panama ve Kolombiya arasında normal şartlarda üç dört gün süren tekne yolculuklarına katılmak. İşin komik tarafı bu tekne turları da uçak biletleri ile neredeyse aynı fiyattalar, hatta bazı durumlarda daha bile pahalılar. Bense Kolombiya’da beraber yolculuk yapacağım arkadaşım Murat (www.exploredforyou.com) ile buluşmak adına Panama’dan Kolombiya’ya uçak biletimi bir ay önceden alıyorum; ama şöyle küçük bir detay var, Bogoto’ya uçmadan önce ABD’ye Fort Lauderdale’e uçmam ve oradan Bogota’ya aktarma yapmam gerekiyor.

Uçağım tam tamına 03:07’de olsa da rötarlarla beraber ancak 03:30 gibi kalkış yapıyor. İki buçuk saatlik yolculuk sonrasında Fort Lauderdale’e varıyorum. Gümrük işlemlerini tamamlıyorum. ABD’de transit yapacak bile olsanız ülkeye giriş yapmanız gerekiyor. İşlemler beklediğimden de hızlı ilerliyor. Bogota uçağım ise 10:30’da kalkıyor. Dört buçuk saatlik yolculuğun neredeyse tamamında uyukluyorum. Bogota’ya vardığımda saatler 14:30’u gösteriyor. Murat bir gece önceden çoktan Bogota’ya varmış ve ikimiz adına şehir merkezinde bir oda ayarlamış bile.

Havaalanından şehir merkezine gidebilmek için ilk olarak havaalanın ücretsiz servisleri ile Transmilenio adı verilen ve bizdeki metrobüs sistemini andıran otobüs istasyonuna ulaşıyorum. Sonrasında da satın aldığım otobüs kartı sayesinde ineceğim son durak olan Las Aguas’a kadar otobüs beni götürüyor. Yol boyunca geçtiğimiz duvar resimleri ile dolu köprüler, duvarlar, binalar bu şehri seveceğime dair ilk ipuçlarını da veriyor.

Merkezi Bogota dört ana mahalleden oluşuyor: Bizim de konaklayacağımız, şehrin eski kalbi olan, koloniyel dönemden kalma mimarisini koruyan “La Candelaria”; şehrin eski finans sektörünün yoğunlaştığı “City Center” yani şehir merkezi; şehrin yeni finans merkezi “Centro Internacional” ve de tepelere doğru yer alan daha bohem kabul edilen “Macarena”. Şehrin kuzey bölgesi ise, şehir merkezinden oldukça farklı olarak kaliteli restoranlara, alışveriş merkezlerine, barlara; kısaca lüks mahallelere ev sahipliği yapıyor. Bu bölgelerde “Zona G” ve “Zona Rosa” gibi ünlü mahalleler yer alıyor.

Las Aguas durağında indikten sonra La Candelaria mahallesine yürümek ve konaklayacağımız hosteli bulmak çok vakit almıyor. Hostele yerleştiğimde ilk işim adam gibi bir duş alıp kendime gelmek oluyor. Sonrasında da odaya geçip bir süre oyalanıyorum ve kendime gelmeye çalışıyorum. Yarım saat içerisinde de Murat geliyor zaten. Birbirimizi görmeyeli neredeyse iki sene olmasına rağmen bütün bu süre içerisinde iletişimde olduğum en bir güzel yolculuk partnerim ile sonunda tekrardan bir araya gelmek beni oldukça mutlu ediyor. Murat bir önceki akşamdan Bogota’ya geldiği için günü şehir merkezindeki bisiklet turuna katılarak geçirmiş. Bir süre muhabbet edip bıraktığımız noktadan devam edebilecek aşamaya geldiğimizde de kendimizi dışarıya atıyoruz.

İlk işimiz konakladığımız mahalleyi gezmek oluyor. “La Candelaria” mahallesi Bogota’nın doğduğu mahalle olarak anılıyor. Dar sokakları, rengarenk binaları, küçücük ve her telden çalan dükkanları, neredeyse her duvarında alternatif duvar resimlerinin bulunduğu yapıları ile bölgeye daha ilk dakikalardan kanım çok ısınıyor. Burası aynı zamanda şehrin öğrencilerinin takıldığı mekan olarak da biliniyor. Bazı binaların tepelerinden bize bakan ve yerel sanatçı Jorge Olave tarafından yerleştirilmiş insan figürleri oldukça dikkat çekiyor.

Bölgede aynı zamanda 1846’da yapılmış ve şehre ait ilk heykel olan Simon Bolivar’ın heykelini barındıran “Plaza de Bolivar”, ana meydanın kuzeyinde yer alan ve 1538’de şehir kurulduktan sonra ilk ayine ev sahipliği yapan “Catedral Primada”, barok tarzda inşa edilmiş ve  Gregorio Vasquez tarafından yapılmış altı adet devasa resmi barındıran “Capilla del Sagrario”, adalet sarayı “Palacio de Justicia”, Fransız mimarisi ile dikkat çeken “Edificio Lievano”, meclisin toplandığı “Capitolio Nacional” dikkat çekiyor. Bu yapılara ek olarak aynı zamanda sayısız müze de şehir merkezini dolduruyor. 16. yüzyıldan kalma bir ev olan “Museo del 20 de Julio”, Kolombiyalı ünlü ressam ve heykeltıraş Fernando Botero’nun eserlerini barındıran “Museo Botero”, bozuk para koleksiyonu ile meşhur “Casa de Moneda”, ünlü sanat müzesi “Museo de Arte del Banco de la Republica”, geleneksel kıyafetlerin sergilendiği “Museo de Trajes Regionales”, koloni döneminden kalma sanat eserlerinin bulunduğu “Museo de Arte Colonial”, askeri bir müze olan “Museo Militar”, 19. yüzyıl Kolombiya’sının günlük yaşamına ışık tutan “Museo del Siglo XIX”, arkeoloji müzesi “Museo Arqueologico”, oldukça meşhur altın eserleri sergileyen “Museo del Oro”, modern sanat müzesi “Museo de Arte Moderno” bunlardan sadece birkaçı.

Murat’la ilk olarak eski bir tren vagonundan bozma cafe’de bir şeyler içtikten sonra hava kararana kadar sokaklarda dolanıyoruz. Şehir oldukça hareketli. Hava karardıktan sonra hostelimize gerip dönüp biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için dışarı çıkmaya karar veriyoruz; ama bir iki saat öncesinin aksine sokaklar boşalmış ve daha erken olmasına rağmen birçok dükkan ve restoran kapanmış. Şaşkın şaşkın karnımızı doyuracak bir yerler aradıktan sonra şans eseri denk geldiğimiz küçük yerel restorana giriyoruz. Yemekler enfes! Seçimimizden oldukça memnun restorandan ayrılıp hostelimize geri dönüyoruz. Uyku öncesi muhabbetleri beklediğimizden uzun sürse de günün yorgunluğu ile güzel bir uykuya dalıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s