Utila, Honduras.

Standard

 

16 Şubat 2014, Pazar.

DSC03810

Utila sokakları.

IMG_0365

IMG_0413 

 

Tuktuk camından Utila’ya veda.

Sabah yine erkenden dalışlar için hazırlanıyorum. 08:00’da başlayan dalışlarda bu sefer “Spotted Bay” ve “Laguna Beach” isimli bölgelerde dalıyoruz. Utila Adası, Mesoamerikan Resif Sistemi’nin güney ucunda yer alıyor. Mesoamerikan Resif Sistemi, Avustralya’daki Büyük Bariyer Resifi’nden sonra dünyadaki en büyük ikinci resif sistemi olarak biliniyor. Bu nedenle dalış noktaları oldukça fazla ve birbirinden farklı özellikler sunuyor. Üstelik dünyanın en ucuz dalış sertifikaları buradan alınabildiği için birçok insan da adanın yavaş temposunda kendisini kaybetmeye geliyor. Bölgede özellikle Mart ayından itibaren balina köpekbalıkları bulunduğu için birçokları da dalış noktaları arasında burayı tercih ediyor. Günün iki dalışından sonra hızlı hızlı otele dönüp duşumu alıp otelden çıkışımı yapıyorum ve La Ceiba’ya gidecek ilk feribota atlıyorum.

La Ceiba’ya vardığımda terminale dizilmiş sıra sıra taksiler, taksi dolmuş gibi çalışarak herkesi gitmek istediği yere sırayla bırakıyor. Benim amacım ise başkent Tegucigalpa’ya ulaşmak ve becerebilirsem oradan da direkt Nikaragua’ya geçmek. Taksi şoförü beni Tegucigalpa’ya otobüslerin kalktığı terminale bırakıyor. Şehirde her otobüsün ayrı bir terminali olduğu için, gideceğiniz yere göre terminalinizi de bilmeniz gerekiyor. Şansıma günün son otobüsü de 15:30’da kalkıyor. Yani ben terminale vardıktan tam tamına on beş dakika sonra. Tegucigalpa’ya olan yolculuğum oldukça rahat geçiyor. Dalışların yorgunluğu da eklenince yedi saatlik yol su gibi geçiyor. Tegucigalpa’ya vardığımda ise hava çoktan kararmış, sokaklar boş, benimse konaklayacak bir yerim yok.

Terminal önünde bekleyen taksi şoförlerinden birinden beni elimde adresi bulunan otele götürmesini rica ediyorum. Taksi şoförü taksiye benden başka iki kadın daha alıyor. En başta birisini bırakıyoruz, sonra beni bırakmak için otelin yolunu tutuyoruz. Otele vardığımızda ise kapı duvar ile karşılaşıyoruz. Otel çoktan kepenkleri kapatmış. O noktada taksi şoförü ve arabadaki kadın beni bu bölgede bırakmanın oldukça tehlikeli olduğundan bahsediyorlar ve beni güvenilir bir yere bırakmadan bırakmayacaklarını belirtiyorlar. Şans eseri aynı sokakta açık ve ucuz bir başka otele denk geliyoruz. Boş odaları olduğunu da öğrenince hemen o gece için odamı ayarlıyorum ve erkenden uykuya dalıyorum.

15 Şubat 2014, Cumartesi.

IMG_0316

Günün dalışlarından.

IMG_0329

IMG_0333

DSC03817

 

DSC03816

 

DSC03822

Gün batımından.

Sabah erkenden uyanıyorum ve saat 07:45’te dalış okulunda dalış ekibi ile buluşuyorum. Dalış malzemelerini hazırladıktan sonra 08:15 gibi botumuz 8 kişilik bir ekip halinde yola çıkıyor. İlk dalış noktamız olan “West End”e yarım saatlik bir yolculuk sonunda varıyoruz. Elli dakikalık dalışımız sırasında son derece canlı resifleri, rengarenk balıkları görüyoruz. Günün ikinci dalışı ise “Little Baight” adı verilen bölgede oluyor. Buraya dalmamızla minicik bir denizatı ile karşılaşmamız bir oluyor. Denizatları hala beni en şaşırtan canlılardan bir tanesi olduğu için ben duruma oldukça seviniyorum. Her akıntı ile sağdan sola savrulan bu ufacık hayvanı bir süre izlemeye dalıyorum. İkinci dalış sonrasında dalış okuluna geri dönüyoruz. Günün son dalışı öğlen 14:00’te olacağı için ben otele dönüp karnımı doyuruyorum. Saat 14:00’e yaklaşırken de üçüncü dalış için bottaki yerimi alıyorum. Dalışı “Rocky Point” isimli noktaya yapıyoruz. Üç dalış da beni son derece tatmin ediyor. Rengarenk capcanlı resifler olabilecek bütün renkleri sunuyor. Pembeler, morlar, kırmızılar, bordolar kayaların arasından fışkırıyor. Otele durumdan son derece tatmin olmuş şekilde dönüyorum. Üstelik planda olmasa da ertesi sabah için gündüz dalışlarına adımı yazdırıyorum.

Akşam üzeri gün batımını izlemek için Sebastian ile buluşuyoruz. Ben yine Sebastian’ı peşimden terk edilmiş iskelelerden bir tanesine sürüklüyorum. Etrafta kimseler yok. Gün tüm pembeleri ile batarken biz de doya doya manzaranın tadını çıkarıyoruz. Hava karardığında da karnımızı doyurmak üzere restoran arayışına girişelim diyoruz; ama o da ne? Meğersem bulunduğumuz iskele otoparka bağlı olduğu için otopark kapılarını kilitlemişler ve biz de dikenli tellerle kaplı bölgeden dışarı çıkamıyoruz. Sonunda binalardan bir tanesinin içinde uyuklayan görevliyi bulup kapıyı açtırıyoruz. Bütün yol boyunca Sebastian benimle dalga geçiyor sonrasında. Akşam yemeği için içinde denizin bir kısmını havuz haline getirdikleri ve kocaman balıkların bulunduğu bir restoranı seçiyoruz. Yemek sonrasında da yerel barlardan birine gidiyoruz. Bar kapana kadar muhabbet edip sonrasında da otellerin yolunu tutuyoruz.

14 Şubat 2014, Cuma.

IMG_0289

La Ceiba’ya olan otobüs yolculuğu sırasında geçtiğimiz manzaralar.

IMG_0291

 

IMG_0295

Yağmurlu Utila’ya merhaba.

DSC03811

Utila sokakları.

IMG_0345

Gece gittiğimiz bardan.

Saat 06:15’te çalan alarma uyanmak o kadar zor geliyor ki, içten içe kendime kızıyorum geç saatlere kadar dışarda vakit geçirdim diye. 06:30’da hostelden dışarı çıktığımda ise bir önceki günden ayarladığımız taksiyi hazır, Malgo ve Avi’yi de uykulu gözlerle beklerken buluyorum. Normalde gitmek istediğimiz “Bay Adaları”na ulaşmanın tek yolu La Ceiba adı verilen şehirden kalkan feribotlar ile mümkün oluyor. La Ceiba’ya da Copan Ruinas’tan direkt ulaşım yok. Öncesinde otobüslerle San Pedro Sula isimli şehre geçmeniz, oradan da otobüs değiştirmeniz gerekiyor. Biz de San Pedro Sula’ya gitmek için 06:00’da kalkan otobüsü değil de 07:00’de kalkanı tercih ediyoruz. Çünkü otel görevlilerinin dediğine göre 06:00’da kalkan otobüs her yerde duruyormuş ve San Pedro Sula’ya ulaşması saatler alıyormuş. Boş ve klimalı otobüs yolculuğu görece rahat oluyor. Üç saatten biraz daha uzun bir sürede San Pedro Sula’ya varıyoruz. Ben şehirde vakit geçirip geçirmeme konusunda kararsız kalsam da, şehir hakkında çok da ilgi çekici bir şey olmadığını öğrenince La Ceiba’ya devam etmeye karar veriyorum.

İstasyona vardığımızda onlarca otobüs firması görevlisi “La Ceiba, La Ceiba” diyerek üstümüze atlıyor. Biz de birisini takip edip on dakika sonra 10:30’da kalkacak otobüse biletlerimizi alıyoruz. La Ceiba’ya olan yolumuz da iki buçuk üç saat kadar sürüyor. Ben neredeyse yine bütün yol boyunca uyuduğum için zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum bile. La Ceiba’ya vardığımızda da feribotların kalktığı limana gidebilmek için bir taksi kiralıyoruz. Limana vardığımızda Avi ve Malgo ile vedalaşıyorum. Lakin onlar biraz daha rahat vakit geçirebilmek için balayı adası olarak da bilinen Roatan Adası’na gidiyorlar, bense daha genç güruhun tercih ettiği Utila’ya doğru yöneliyorum. Limandaki yarım saatlik beklemeden sonra bindiğim feribot ise bir saat sürüyor.

Utila’ya vardığımda liman önünde çeşitli dalış okullarını pazarlamaya çalışan görevliler, ellerinde broşürlerle en iyi fiyatları önermeye uğraşıyorlar. Ben Guatamala’da tanıştığım Alman arkadaşım Sebastian’ın Utila Dive Center’da olduğunu bildiğim için çok da oyalanmadan “Utila Dive Center”a yöneliyorum. Aşağı yukarı bütün dalış okullarının önerdiği de aynı şey üstelik. İlk gece konaklamalar ücretsiz, dalışlar da genelde 25-30 USD civarında değişiyor. Eğer dalış sertifikası alacaksanız işin rengi ve teklifler biraz değişebiliyor. Ben “Utila Dive Center”ın konaklamalarını sağladığı “Mango Inn”e gidip konaklayacağım odaya yerleşiyorum. Odada benden başka Şilili; ama ABD’de yaşayan bir kadın ve ABD’li bir çocuk daha konaklıyor. Bir süre odada kalıp muhabbet ediyoruz. Bu sırada dışarıda oldukça yoğun yağmur yağmaya başlıyor.

Yağmur biraz durur gibi olduğunda ben adayı biraz keşfetmek adına dışarı çıkıyorum. Deniz kenarına kadar yürüyüp sokaklarda bir tur attıktan sonra otele geri dönüyorum. Bu sırada Sebastian bana mesaj atmış, cevap yazdıktan on dakika sonra kapı çalınıyor ve Sebastian’ı karşımda buluyorum. Yine o hızlı konuşma tarzı ile anlatmaya başlıyor görüşmediğimiz süre boyunca neler yaptığını. Biraz otelin havuz kenarındaki şezlonglarında oturduktan sonra, oda arkadaşlarına haber verip otelin restoranına geçiyoruz. Burada Kosta Rikalı Melvin ve İspanyol Pedro da bize katılıyor. Üçü de sular seller gibi İspanyolca konuştukları için, beni de İspanyolca konuşmak durumunda bırakıyorlar. Bir noktadan sonra farkında olmadan daha iyi konuşmaya başladığımı hissediyorum.

Gece boyunca bol bol muhabbet ediyoruz. Arada değişen sadece mekanlar oluyor. Ağaç ev şeklinde yapılmış bir bar, sonrasında deniz kenarındaki bol ışıklı ve renkli başka bir bar derken muhabbet akıp gidiyor. Yavaş yavaş ada sokakları boşalmaya başladığında da otele geri dönüyoruz. Ertesi sabah beni bekleyen 08:00’deki ilk dalışım için oldukça heyecanlı yatağa giriyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s