San Salvador, El Salvador.

Standard

 

 

 

9 Şubat 2014, Pazar. 

DSC03330

DSC03331

San Salvador’un “El Centro” olarak bilinen tarihi merkezi oldukça karışık.

 

DSC03337

 

Plaza Libertad.

DSC03340

DSC03357

DSC03360

DSC03372

DSC03374

 

Iglesia El Rosario, şu ana kadar gördüğüm en güzel kiliselerden bir tanesi.

DSC03376

DSC03377

DSC03378

 

Mercado Excuartel.

DSC03379

 

Mercado Excuartel isimli kapalı çarşının yakınlarında bulunan bu garibim heykelin burnuna bardak takmışlar.

DSC03380

DSC03382

“Catedral Metropolitana de San Salvador” şehrin tam göbeğinde yer alıyor.

DSC03390

DSC03393

DSC03394

DSC03400

DSC03403

Katedral’den.

DSC03384

DSC03387

Devlet Tiyatrosu.

DSC03412

DSC03415

 

Palacio Nacional

DSC03417

 

Milli Kütüphane.

DSC03423

DSC03429

 

Iglesia El Calvario.

DSC03430

DSC03435

 

DSC03454

“Mercado Central” yani Merkez Çarşı.

DSC03440

DSC03443

DSC03446

DSC03447

DSC03449

DSC03450

“Cementerio de Los Ilustres” isimli mezarlık şehrin göbeğinde yer alıyor.

DSC03456

DSC03457

 

Parque Cuscatlan.

DSC03462

 

Monumento Divino Salvador del Mundo.

DSC03463

DSC03465

DSC03477

DSC03478

DSC03483

 

“Museo de Arte de el Salvador – MARTE” isimli sanat müzesinden.

DSC03491

DSC03494

 

“Museo Nacional de Antropologia David J Guzman” isimli arkeoloji müzesinden.

 

DSC03490

 

Anlamadığım bir şekilde arkeoloji müzesinde dansöz gösterisi vardı.

DSC03510

DSC03511

DSC03512

DSC03514

“Palacio Nacional”in içerisinden.

IMG_9968

 

Plaza Civica’da UNICEF yararına dans gösterisi var, arkada ise Catedral Metropolitana de San Salvador.

IMG_9972

 

San Salvador’un heykelleri.

Sabah erkenden uyanıyorum, hostelde çalışanlardan aldığım bilgiler doğrultusunda şehrin konakladığım bölgesinden “El Centro” olarak bilinen tarihi merkezine otobüsler olduğunu öğreniyorum. Ana caddeye kadar yürüyüp oradan 30 numaralı otobüse biniyorum. Teneke gibi titreyen paslanmış otobüsümüz şehrin karmaşık arka sokaklarında zigzaglar çizerek on beş dakika içerisinde bizi şehir merkezine götürüyor. Şehir merkezi, pazar günü olmasına rağmen oldukça hareketli. Normalde Orta Amerika ülkelerinde pazar günleri sakin tempo ile geçer. Üstelik San Salvador’da da birçok dükkan ve iş yeri kapalı olmasına rağmen, sokak kenarlarına kurulmuş tezgahlar hareketliliğin kaynağını oluşturuyor. Yol kenarındaki tezgahlarda her türlü ürünün satıldığını fark edebiliyorsunuz. Sevgililer Günü için hazırlanmış güllü, kalpli, çiçekli hediyeler, okul malzemeleri, kıyafetler, ayakkabılar, meyveler, sebzeler… Bu karmaşık ve birbirinden alakasız tezgahlarda ne ararsanız var.

Şehir merkezinin karmaşası arasında yürüyüp “Iglesia El Rosario” isimli kilise gidiyorum. Bu kilise yapı itibari ile şu ana kadar gördüğüm hiçbir kiliseye benzemiyor. İçeri girdiğimde ise gördüğüm manzara karşısında dilim tutuluyor. Yuvarlak kubbemsi yapısı adete hangarı andıran bu yapının içerisinde rengarenk camları barındırıyor. İçerisi ise ışık oyunları ile rengarenk bir ortam sunuyor. Orta Amerika bağımsızlığının babası olarak bilinen Padre Delgado’nun mezarı da bu kilise içerisinde bulunuyor. Bu kilise 1971 yılında sanatçı ve mimar Rubén Martinez tarafından inşa edilmiş. Bir süre kilise içerisinde dolanıp bol bol fotoğraf çekiyorum. Bir yandan da herkesin çok tehlikeli olduğu için es geçtiği bu başkente geldiğim için içten içe şanslı hissediyorum.

Bir sonraki durağım hemen yakınlarda bulunan “Catedral Metropolitana de San Salvador” isimli katedral oluyor. Bu beyaz ve etkileyici katedralin orijinali 1956 yılında yanmış. Günümüzdeki katedral ise bir dolu renovasyon çalışması sonrasında 1999’da tamamlanmış. Başpiskopos Oscar Romero’nun mezarı da katedralin alt katında bulunuyor. Oscar Romero’nun 1980 yılında suikasta uğraması El Salvador’u iç savaşa sürüklemiş. Üstelik kendisinin mezarı 1993 yılında Papa John Paul II tarafından da ziyaret edilmiş.

Katedral’den çıktıktan sonra bölgedeki önemli binaları ziyaret ediyorum. Sarı Devlet Tiyatro binası kapalı olsa da girişinde hazır bekleyen satıcıları ile renk kazanıyor. Bu bina 1917 yılında yapılmış ve 50 sene boyunca sinema salonu olarak kullanılmış. Katedralin hemen karşısında bulunan Plaza Barrios’un bir ucunda bulunan Milli Kütüphane ise kütüphaneden çok Kızılay’da yer alan bir iş hanını andırıyor bana. Yine aynı meydanda bulunan Palacio Nacional, 1986’daki deprem öncesinde hükümet binası olarak kullanılıyormuş.

Bir süre ilerledikten sonra gotik mimarisi ile dikkat çeken “Iglesia El Calvorio”ya denk geliyorum. Bu kilise merkez çarşının tam yanı başında yer alıyor. Kiliseyi gezdikten sonra Orta Amerika’da gördüğüm en büyük merkez çarşılardan biri olan bölgede kendimi kaybediyorum. Hava sıcak, sokaklarda iğne atsanız düşecek kadar bile yer yok, insanlar akın akın pazar alışverişlerini yapmaya gelmişler. İşin garip tarafı ise bana kalırsa bölgede alışverişe gelenlerden çok daha fazla satıcı bulunuyor. Çocuklar, yaşlılar, kadınlar her biri ekmek parası kazanmak uğruna kavurucu güneş altında birkaç parça birbirinden alakasız eşya satmak için mücadele veriyorlar. Yolda geçen biri yanıma yaklaşıp diş fırçası ve macunu alıp almak istemediğimi soruyor, bir başkası elindeki kitapları gösteriyor, bir diğeri ise bir demet muzu önüme uzatıyor.

Merkez çarşının hemen arkasında ise şehrin en büyük mezarlıklarından bir tanesi bulunuyor: Cementerio de Los Ilustres. Tam kapanma saatine denk düşsem de isminin Julio olduğunu öğrendiğim güvenlik görevlisi on beş dakika kadar içeride dolanmama izin veriyor. Duvarların hemen arkasında yer alan şehrin karmaşası bir anda beyaz ağırlıklı bu mezarlıkta ortadan kayboluyor. Bir süre mezar taşlarına ve çeşitli heykellere baka baka mezarlık koridorları arasında dolanıyorum. Sonrasında da sokakların kaosuna kendimi tekrardan atıyorum. San Salvador’un daha ilk saatlerinde beni yoran sadece yoğunluğu olmuyor. Daha önce hiçbir şehirde bu kadar laf yediğimi hatırlamıyorum. Herkes arkamdan ya fısıldıyor, ya ıslık çalıyor ya da bir sokak hayvanına seslenir gibi “pişi pişi” gibi sesler çıkarıyor.

Mezarlıktan çıktıktan sonra “Parque Cuscatan”a kadar tekrardan geldiğim noktaya beni götürecek bir otobüs bulurum amacıyla yürüyorum. Tozlar içerisindeki bu parka vardığımda da genç kızların futbol oynadığına şahit oluyorum. Bir süre onları izliyorum. Sonrasında da gitmek istediğim yeri tarif edip otobüs bulmaya çalışıyorum. Sonuç çıkmayınca da konakladığım bölgeye doğru yürümeye başlıyorum. Zaten beni her seferinde bitiren, her yere yürüyebilirim anlayışım oluyor. Kavurucu sıcakta yaklaşık kırk beş dakikalık bir maratondan sonra sabah 30 numaralı otobüse bindiğim durağa varıyorum. Bu sefer de 30B numaralı otobüsü alıp şehrin daha modern bölgesi olan “Zona Rosa”ya doğru yola koyuluyorum. Otobüsten indiğimde daha önce şehir merkezinde kiliseleri gezerken denk geldiğim, bölgede gördüğüm tek yabancıya tekrar rastlıyorum. O da beni fark etmiş, Tayvanlı Amerikalı Ben ile de böyle tanışıyoruz ve müzeleri beraber gezmeye karar veriyoruz. İlk durağımız “Museo de Arte de el Salvador – MARTE” isimli sanat müzesi oluyor. Güzel ve modern bir bina içerisinde yer alan bu sanat koleksiyonu güzel bir derleme sunuyor. Sonrasında muhabbet ede ede “Museo Nacional de Antropologia David J Guzman” isimli arkeoloji müzesine doğru yola koyuluyoruz. Ben daha önce bu müzeyi gezdiği için ben gezip çıkana kadar müze önündeki cafe ortamı sunan alanda beni bekliyor. Şansımıza pazar günü olduğu için bütün müzeler ücretsiz üstelik. Hakkaten de Ben’in dediği gibi müzeyi gezmem yarım saatten daha kısa sürüyor. Beni en çok şaşırtan ise müzenin bahçesinde denk geldiğim Mezdeke melodileri ile göbek dansı gösterisi oluyor. Ben dansözlerin, San Salvador’da bir arkeoloji müzesinde ne amaçla bulunduklarını çok da anlamlandıramıyorum.

Müzeden çıktıktan sonra müze önünde atıştırmalıklar satan teyzelerden bir şeyler alıp bir süre oturuyoruz. Sonrasında Ben şehir merkezindeki Palacio Nacional’e gideceğini, binanın 17:00’ye kadar ziyarete açık olduğunu söylüyor. Binanın içine girmeyi ben de ihmal ettiğim için beraber gitmeye karar veriyoruz. Yerel otobüslerden bir tanesine atlayıp hükümet binasının önünde iniyoruz. Hükümet binası muazzam mimarisi ile dikkat çekiyor. Birbiri içine giren odalar oldukça yıpranmış olsa da geçmişin izlerini taşıyor. Odalar arasında dolanırken, bir oda içerisinde bir teyzenin dans ettiğini fark ediyoruz. Ben aradan göz atayım derken teyze kolumdan tuttuğu gibi beni yanına alıyor. İki üç şarkı boyunca da gitmeme izin vermiyor. Beraber salsa yapıyoruz. Etraftakiler de meraklı gözlerle bizi izliyor. Durum biraz bizdeki düğünlerde kız kıza dans eden çocukları hatırlattığı için ben kahkahalarımı kontrol edemiyorum.

Hükümet binasından çıktıktan sonra Ben ile aynı bölgeye gideceğimiz için otobüs arama maceramız başlıyor. Tam tamına yedi kişiye yol soruyoruz, yedisi de farklı bir yönü işaret ediyor. Sonunda hasbel kader otobüsümüze denk düşüyoruz da sağ salim üniversite bölgesine varıyoruz. Ben ile vedalaşıp hava kararmaya yakınken ben hostelime varıyorum. Bütün gece odadakilerle muhabbet ederek geçiyor. El Salvador’un sıcağı daha ilk günden beni yıldırmaya yetiyor.

 

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s