Rio Dulce, Guatemala.

Standard

8 Şubat 2014, Cumartesi.

IMG_9772

IMG_9786

Rio Dulce sabahı yağmurlu. Uyandığımda beni karşılayan ise yaşlanmış bu katamaran.

IMG_9783

Evin köpekleri Peanut ve Puppy.

DSC03321

DSC03323

 

Şans eseri alışveriş dönüşünde denk geldiğim Jack de fotoğrafta çıkmış.

DSC03324

DSC03325

 

Rio Dulce’den manzaralar.

DSC03326

Izabal Gölü.

IMG_9794

Guatemala’dan El Salvador’a yolculuk ettiğim otobüsüm.

Sabah uyandığımda son derece yağmurlu bir Rio Dulce sabahı beni karşılıyor. Bir önceki gece içten içe acaba bölgeyip gezip göl üzerinde Rio Dulce – Livingston arası ünlü tekne turunu yapsam mı diye düşünürken, kararsızlığımı fark eden doğa kendiliğinden cevabımı veriyor. Sabah mahmurluğunda bir süre Jack, Roger ve Emerald ile muhabbet ediyoruz. Jack bana film ve belgesel arşivinden birkaç film veriyor, ben de kendi elimde bulunanları Jack’in bilgisayarına aktarıyorum. Sonrasında da bana evlerini açan bu insanlarla vedalaşıp El Salvador’un başkenti San Salvador’a gidecek otobüsü yakalamak üzere yola koyuluyorum. Fuentes del Norte otobüs istasyonu Roger’ın evinden sadece beş dakika uzaklıkta bulunuyor. Sadece 125 Quetzal karşılığında saat 10:00’daki otobüsüme biletimi alıyorum. Otobüsü beklerken de şehrin kalabalık pazarları arasında dolaşıyorum.

Otobüs on beş dakika rötarla geliyor. San Salvador’a uzanan yol yedi buçuk saat sürüyor. Guatemala – El Salvador arasındaki sınır geçişi ise problemsiz oluyor. El Salvador’a girerken damga basmayan görevliler Guatemala’dan çıkış damgasının yeterli olacağını söylüyorlar. Yol boyunca sürekli uyuyorum. Akşam üzeri San Salvador’a vardığımda ise ilk gördüğüm taksiye atlayıp adını şans eseri internette okuduğum bir hostele beni götürmesini istiyorum. San Salvador’un gelişmiş mahallelerinden birinde arka sokaklarda bulunan bu sevimli hostelin garip uygulamaları var. Mesela konaklamanız sırasında sıcak su isterseniz odanı 9 USD, yoksa 7 USD. Kablosuz interneti kullanmak isterseniz ayrıca bir 2 USD daha ödemeniz gerekiyor. Odaya yerleştikten sonra bir süre soluklanıp kendime geliyorum. Sonrasında da karnımı doyurmak üzere dışarı çıkıyorum.

Ana cadde üzerine dizilmiş Wendy’s, Pizza Hut, Subway, Burger King gibi zincirler bulunuyor. Aynı zamanda şehrin en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Metrocentro’da konakladığım Avenida de Los Heroes’e yakın bulunuyor. Bir süre kalabalık sokaklarda, Orta Amerika’da ziyaret ettiğim diğer şehirlere kıyasla oldukça gelişmiş San Salvador sokaklarında dolanıp güzel bir uyku için hostelime geri dönüyorum.

7 Şubat 2014, Cuma.

DSC03301

DSC03302

 

Dangriga sokakları.

DSC03303

 

Sizce de bu evde bir terslik yok mu?

DSC03304

 

Nehrin denize birleştiği yerde bekleyen balıkçılar.

DSC03306

 

 

 

Kuğu motifi şehir çapında oldukça fazla yerde kullanılıyor.

DSC03307

DSC03312

DSC03313

Belize’nin en güneyinde yer alan Punta Gorda sokakları.

DSC03308

Punta Gorda’da deniz oldukça dalgalı.

IMG_9754

IMG_9759

 

DSC03317

DSC03320

 

Gün batımında Belize’den Guatemala’ya geçiş.

Sabah uyanıp sıcak duşlarımızı alıyoruz. Belli ülkelerde sıcak duş bulmak bile o kadar büyük lüks sayılıyor ki, ben ister istemez çocuk gibi sevinmeden edemiyorum. Bir yandan da içten içe merak ediyorum, duş almanın tekrardan zorunluluk değil de keyif olduğu zamanlara döneceğim acaba diye. Hostelimizin sahibi kahvaltı için muzlu kreplerimizi hazırlıyor. Karnımızı doyurduktan sonra da ülkenin güneyine gidecek otobüsü yakalamak üzere yola koyuluyoruz. Rehber kitapta gözüken otobüs durağına vardığımızda ise kapı duvarla karşılaşıyoruz. Yol kenarında bekleyen insanlara sorduğumuzda ise otobüsün ana otobüs istasyonundan kalktığını, burada durmadığını öğreniyoruz. 40 derece sıcakta sırtımızda çantalar gerisin geri bütün yolu geri dönüyoruz. Kan ter içinde otobüs istasyonuna vardığımızda ise otobüsün hostelde belirtilen saatinden daha geç yola çıkacağını öğreniyoruz. Derin bir oh çekiyoruz.

Otobüs on beş dakika içinde geliyor. Ama oldukça kalabalık. Zar zor kendimize kıyıdan köşeden bir yer bulup oturuyoruz. Ayça ve Ricardo bir yarım saat kadar ilerledikten sonra Maya Rezervi’nde orman ve vahşi yaşam havası almak üzere iniyorlar, bense Belize’nin en güneyine Porta Gorda’ya doğru Bob Marley şarkıları eşliğinde devam ediyorum. Bir seneden uzun süreden sonra Ayça’yı görmek beni inanılmaz mutlu ediyor. Öyle ki araya mekanlar, zamanlar, insanlar girse bile kaldığımız yerden daha bir hafta önce kahve içmek için buluşmuşuz gibi devam etmek çok da kolay kolay ifade edilebilecek bir deneyim değil benim için.

Punta Gorda’ya olan yolculuğum dört saat kadar sürüyor. Yolda yine Orta Çağ’dan fırlamış gibi gözüken Amiş yolcuları alıp indiriyoruz. Punta Gorda’ya vardığımda ise son derece sevimli minicik bir balıkçı kasabası ile karşılaşıyorum. Bir süre sokaklarda yürüdükten sonra denk geldiğim “Cotton Tree Chocolate” isimli çikolata dükkanında mola verip leziz çikolatalardan satın alıyorum. Sonrasında da 16:30’da kalkan son feribotu yakalamak üzere iskeleye doğru ilerliyorum. İskeledeki görevliler bir binanın alt katında bekleyen iri yarı bir adamı işaret edip kaptanın o olduğunu, bileti kendisinden almam gerektiğini söylüyorlar. Biletimi alıyorum, Belize’den çıkış ücreti olan 37,5 Belize doları vergiyi ödeyip gümrük işlemlerini hallediyorum. Sonrasında da benimle aynı feribota binecek olan Fransız Marie ile beklemeye koyuluyorum.

“Feribot” beklerken ben minik bir balıkçı teknesi bizi karşılıyor. İskelede bizden başka bekleyen yaşlı iki ABD’li amca ile tanışıyoruz. Bu ikili ile bir süre muhabbet ettikten sonra Rio Dulce’ye gideceklerini öğreniyoruz, bizim de aynı şehre ulaşmayı amaçladığımızı öğrenince arabalarında yer olduğunu, dilersek bizi de götürebileceklerini söylüyorlar. Nazik teklifi kabul edip, Guatemala tarafındaki Puerto Barrios’dan Rio Dulce şehrine gidecek son otobüsü nasıl yakalarız endişelerini de rafa kaldırıyoruz. Tekne yolculuğumuz bir saatten biraz daha uzun sürüyor. Dalgalar o kadar kuvvetli ki, belli noktalarda teknenin bir metre kadar suyun üzerinde zıpladığını fark edebiliyorsunuz. Bir saat sonunda tekne devrilmeden Guatemala’ya vardığımızda ben bir süre şaşkınlığımı saklayamıyorum.

Puerto Barrios’a vardığımızda pasaport işlemlerini halletmek üzere iskeleden biraz uzakta bulunan bir binaya gitmemiz gerekiyor. Roger’ın arabasına atlayıp işlemleri tamamlıyoruz. Sonrasında da yol üzerinde Roger’ın işle ilgili kısa bir görüşmesi için mola verip Rio Dulce’ye doğru yola çıkıyoruz. Roger ve Emerald, yılın belirli dönemlerinde Guatemala’da, belirli dönemlerinde Belize’de, belirli dönemlerinde ise ABD’de yaşadıklarından bahsediyorlar. Özellikle Guatemala’da yaşanabilir mahalleler kurmak üzere gönüllü çalışmalar yaptıklarını anlatıyorlar. Marie ise Fransız ve daha önce benim gibi Avrupa Konseyi’nde bir süre çalışmış. Sonrasında da işinden istifa edip Tayland’a taşınmış. O zamandan bu yana dalış hocalığı yapıyormuş. Guatemala’ya gelmesinden asıl neden de Tayland’da tanıştığı İspanyol erkek arkadaşı ile buluşmakmış.

Rio Dulce’ye olan yolumuz bir saatten biraz daha uzun sürüyor. Şehre vardığımızda ise Roger konuk odası olduğunu dilersek orada kalabileceğimizi söylüyor. Marie, erkek arkadaşı ile buluşacağı için teklifi reddediyor, bense bir gece konaklayacağım için kabul ediyorum. Marie’yi yakınlardaki bir bara bıraktıktan sonra biz de evin yolunu tutuyoruz. Vardığımız yere ise ev demek biraz zor. Orta Amerika’nın en uzun köprüsünün tam altında, Izabal Gölü kenarında bulunan bu depoyu andıran alanda birbirinden farklı bölmeler bulunuyor. Genel ortam daha çok bir garajı andırıyor. Roger depoda bulunan karavanda yaşıyor, bana ise garaj içerisinde şişme yatağın bulunduğu minik bir odayı veriyor. Eve girdiğimize evin kocaman; ama oldukça dost canlısı iki köpeği Peanut ve Puppy direk üzerimize atlıyorlar. Boyutlarının çok da farkında olmadıkları için köpeklerle oyun oynayayım derken bol bol tırnak ve pati yiyorum. Sonrasında da göl kenarında demir atmış olan oldukça yaşlı katamarana giriyoruz. Burada ev işleri konusunda Roger’a yardımcı olan İngiliz Jack’i film izlerken buluyoruz. Bir süre muhabbet ettikten sonra göl kenarındaki tahta masalara oturuyoruz. Bu sırada sipariş ettiğimiz pizzamız geliyor. Karnımızı doyururken ben Roger ve Emerald’a yolculuklarımdan bahsediyorum. Emerald’da gençken bölgede çok fazla seyahat ettiğini bisikletle birkaç kere kıtayı geçtiğini anlatıyor. Uyumadan önce ise Roger bana atıştırmalık oreo’ları veriyor. Emerald’da patlamış mısır kızartıyor benim için.

Harika bir gece sona ererken ben bir kez daha “yabancıların nezaketi” kavramını düşünüp mutlu oluyorum.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s