Caye Caulker, Belize.

Standard

5 Şubat 2014, Çarşamba.

DSC03224

DSC03227

San Pedro gibi küçücük bir adada bile trafik oldukça yoğun.

DSC03228

DSC03231

DSC03232

DSC03233

DSC03238

DSC03239

San Pedro’dan manzaralar.

DSC03236

“İçme saatleri sırasında çalışmak yasak.”

IMG_9633

Dönüş yolunda.

Ben sabah yine memurluğumdan ödün vermeyerek 07:30’da uyanıyorum. Sonrasında da Ayça ve Ricardo uyanana kadar hostelde bir süre oyalanıyorum. Günün hedefi Ambergris Caye olarak da bilinen ve Caye Caulker’a kıyasla çok daha pahalı ve gelişmiş olan San Pedro’yu ziyaret etmek. Hazırlandıktan sonra taksi iskelesine gidip 45 Belize doları karşılığında gidiş dönüş biletimizi alıyoruz. Bilet fiyatı neden bu kadar pahalı hiçbir fikrim yok. San Pedro’ya olan yol yarım saatten biraz daha fazla sürüyor. Şehre vardığımızda golf arabalarının arka arkaya sıralandığı, üç sokaktan oluşmasına rağmen yoğun bir trafiğin bulunduğu, gelişmiş ama sevimsiz bir ada bizi karşılıyor. Ben içten içe seviniyorum Caye Caulker’da kaldığıma.

İlk işimiz deniz kenarındaki restoranlardan birinde karnımızı doyurmak oluyor. Restoranda ABD’li olmayan tek ekibin biz olduğunu düşünüyorum içten içe. Yemek sonrasında da adayı oluşturan üç sokağı dolaşmaya koyuluyoruz. Hava oldukça sıcak ve trafik son derece yoğun. Bu nedenle çok da sevmiyoruz adayı. Sokaklarda bir süre dolandıktan sonra, okyanus kenarına inip sahilden yürümeye başlıyoruz. Yol üzerinde gördüğümüz çikolata dükkanında mola vermeyi de ihmal etmiyoruz. Adada 2-3 saate yakın geçirip 16:30’da olan son feribotu yakalayıo Caye Caulker’a deniz taksisini dolduran Bob Marley tınıları eşliğinde dönüş yapıyoruz.

Duşlarımızı aldıktan sonra hostele yeni gelmiş Frank ile muhabbet ediyoruz bir süre. Muhabbete o kadar dalıyoruz ki, akşam yemeği için dışarı çıktığımızda birçok restoranın mutfaklarını kapadığını öğreniyoruz. Biz de biraz abur cubura ek olarak ülkenin meşhur Kaju şarabından alıp okyanus kenarındaki hamaklarda uykumuz gelene kadar muhabbet ediyoruz.

4 Şubat 2014, Salı.

DSC03193

DSC03195

DSC03196

Blue Hole’a doğru ilerlerken gökkuşağımız da eksik olmadı.

IMG_9344

Blue Hole’a daldık.

DSC03203

Uzaktan Blue Hole görüntüsü.

IMG_9396

IMG_9401

IMG_9436

IMG_9465

IMG_9476

IMG_9515

IMG_9519

IMG_9524

IMG_9553

DSC03207

DSC03211

DSC03213

Half Moon Caye.

IMG_9579

IMG_9589

IMG_9592

Long Caye Aquarium’dan.

DSC03217

Akşam yemeğini okyanusa nazır bu ufak kulübede yedik.

Sabah erkenden deniz taksisi iskelesinin önünde buluşuyoruz. Bizi almaya gelecek olan tekne oldukça rötarlı geliyor. Tekne yanaştığında içindekiler taa San Pedro adasından geldiklerini ve sabah 05:00’te uyandıklarını söylüyorlar. Bu da  bizim dalışların neden ucuz olduğunu açıklamış oluyor. Kaptanımız ve iki adet dalış hocamız (Russell ve Darrel) bize kendilerini tanıtıyorlar. İlk dalışımızın Blue Hole’da olacağını ve yolun iki saat kadar sürdüğünü söylüyorlar. Deniz tutmasın diye en iyi yerin teknenin arkası olduğunu da eklemeyi ihmal etmiyorlar. Bu bilgi üzerine bizim ekip direk teknenin arkasına yöneliyor. Ayça ve Ricardo, teknelerde ve gemilerde geçen çalışma hayatlarından dolayı mide bulantısı problemi yaşamasa da, ben bu konuda sabıkalıyım. Bu nedenle yola çıkmadan önce biricik yoldaşım mide bulantısı ilacını almayı ihmal etmiyorum.

İki saatlik yol boyunca biz Russell’la muhabbet ediyoruz. Hatta bir noktada Russell benim saçlarımı örmeye bile girişiyor. Sonunda Blue Hole’a vardığımızda ise dalmaya dünden hazırız. Ben dalış için fotoğraf makinesine sahip olmadığımdan, dalış öncesinde adadaki mağazalardan birinden cep telefonumun 40 metreye kadar dalabilmesine imkan tanıyacak bir kap kiralıyorum. Böylece kalitesi iyi olsun olmasın, su altından karelere de sahip olabileceğim.

Eşyalarımızı hazırlayıp dalış konusunda bilgi aldıktan sonra suya giriyoruz. Çok da derinde olmayan resifleri geçtikten sonra bir anda buz gibi suya ve karanlığa dalıyoruz. Dalış yarım saat kadar sürüyor. Bu yarım saat boyunca daha çok derin dalış yapıyoruz ve meşhur Blue Hole’un bir anda kendisini belli eden sarkıt ve dikitleri arasında dolanıyoruz. Arada bir iki tane köpekbalığı da bize eşlik ediyor. Tekrardan su yüzeyine çıkıp gemiye vardığımızda öğreniyoruz ki aslında 48 metreye dalmışız. Bu bir anda gelen sarhoşluk hissini de açıklar nitelikte oluyor. İkinci dalışımızı Half Moon Caye isimli resiflerde yapıyoruz. Burada minik bir kaplumbağaya ek olarak bir sürü köpekbalığı görüyoruz. Resifler canlı ve etkileyici. Dalış sonrasında Half Moon Caye isimli adaya öğle yemeklerimizi yemek üzere çıkıyoruz. Okyanusun ortasındaki bu ıssız adada palmiye ağaçları ve birkaç tane piknik masası dışında bir şey bulunmuyor.

Yemek sonrasında ise Russell’ın anlattığına göre en iyi dalış yerlerinden biri olan Long Caye Aquarium’a dalmak üzere yola koyuluyoruz. Burada etrafımızı sayısız balık, köpekbalığı ve vatoz donatıyor. Öyle ki bazı köpekbalıkları bir türlü etrafımızdan ayrılmıyor. Son derece tatmin edici üç dalış sonrasında da dönüş yolu başlıyor. Üstelik romlu karpuzlu içkilerimiz eşliğinde. Caye Caulker’a gün batımına yakın varıyoruz. Bir an önce duşlarımızı alıyoruz ve bir süre dinlendikten sonra akşam yemeği yemek üzere dışarı çıkıyoruz. Tam restoran arayışındayken bir anda bütün adanın elektrikleri gidiyor da muhteşem gökyüzünün altında yıldızlarla başbaşa kalıyoruz. Işıklar bir on beş dakika kadar gelmiyor. Geldiğinde ise gördüğümüz ilk restorana gidip körili deniz ürünleri ile karnımızı doyuruyoruz. Bütün günün yorgunluğu ile herkes erkenden uyuyor.

3 Şubat 2014, Pazartesi.

IMG_9219

Ayça’dan inciler.

IMG_9123

Birine mi bakmıştınız?

IMG_9278

Mesaj net: Go slow, yavaş ol.

IMG_9625

IMG_9279

IMG_9200

Adada bir adet basketbol, bir adet de futbol sahası bulunuyor.

DSC03170

DSC03177

Gizli iskelemden gün batımı.

fotoğraf-2

Açık havada sinema keyfi.

Sabah erkenden uyanıyorum. Saat 09:00 gibi de Ayça ve Ricardo, adaya geliyor. 14 ay sonunda Ayça’yı Belize gibi bir ülkede karşımda görmek oldukça gerçek dışı hissettiriyor. Neredeyse son bir buçuk günlerini yollarda geçirmişler ve oldukça yorgunlar. Ama buna rağmen biz aralıksız konuşmaya başlıyoruz. Bazı insanlarla hani aradan aylar yıllar geçse de, görüştüğünüzde bıraktığınız yerden devam edersiniz ya, işte bu duyguyu özlemişim.

Biraz muhabbetten sonra Ricardo öğlen uykusuna yattığında ben de Ayça’ya ada etrafında minik bir tur attırıyorum. Meyveli içecek hazırlayan teyzeden içeceklerimizi aldığımız sırada oldukça ilginç ABD’li bir kadın yanımıza geliyor ve neredeyse yarım saat boyunca hiç susmadan konuşuyor. Bu sırada öğreniyoruz ki taze meyveleri hazırlayan teyze hindistan cevizini taa Tayvan’dan getiriyorum. Adanın tamamı hindistan cevizi ağaçları ile doluyken, teyze Tayvan’dan getirdiklerinin daha leziz ve daha ucuz olduğundan dem vuruyor. İçeceklerimizi aldıktan sonra hostele dönüp Ricardo’yu uyandırıyoruz ve hep beraber dalış okulunun yolunu tutuyoruz. Dalış okulunda ücretlerimizi ödeyip evrak işlemlerini tamamlıyoruz. Sonrasında da ekipmanlarımızı seçiyoruz. Dalışın ertesi sabah 06:30’da başlayacağını söylüyor görevli. İşlemleri halletikten sonra okyanus kenarındaki restoranlardan bir tanesine gidip atıştırmalık bir şeyler yiyoruz. Ben gün batımı için Ayça ve Ricardo’yu gizli iskeleme götürmeyi planlıyorum. Hava yavaş yavaş kararırken biralarımızı ve atıştırmalıklarımızı alıp iskelenin yolunu tutuyoruz. İskelede bizden başka orta yaşlı bir kadın ve köpekleri olsa da, onlar çok kalmıyorlar. Bütün iskele güneşin pembenin her tonu ile battığı anlarında bize kalıyor. İşin en güzel tarafı da yanımızda atıştırmalık olarak Ayça’nın bana Türkiye’den getirdiği fıstık sarma ve lokumlar var. Koca kutu zaten daha gün batmadan bitiveriyor.

Gün batımını izledikten sonra karnımızı doyurmak üzere adanın ıstakozları ile meşhur “Happy Lobster” isimli restoranına gidiyoruz. Ortaya gelen kocaman tabakta her türlü deniz ürününe doyuyoruz. Kocaman kalamarlar, farklı balıklar ve son derece leziz ıstakoz harika bir akşam yemeği olup çıkıyor. Yemek sonrasında şehrin açık hava sinemasında saat 20:40’ta “12 Years a Slave” isimli filmin olduğunu duyunca şansımızı burada denemeye karar veriyoruz.

Ağaçların ve yıldızların altında açık havaya kurulmuş ekranın önünde yerlerimizi alıyoruz ve adanın tarihine ve duruşuna uygun olacak şekilde kölelikle ilgili filmi ilgi ve merakla izliyoruz. Film bittiğinde bir sonraki günün dalışlarına enerji toplamak adına erkenden uyuyoruz.

2 Şubat 2014, Pazar.

IMG_9072

IMG_9074

IMG_9075

Adanın tamamı Split isimli kum bölgeden denize giriyor.

IMG_9101

IMG_9120

Ada sokakları.

IMG_9094

Hostelin su üzerindeki hamakları.

IMG_9148

IMG_9186

IMG_9196

IMG_9206

Gün batımı manzaraları.

Ağırdan alınan bir gün daha. Sabah erkenden uyanıp “Blue Hole” dalışını gerçekleştirmeyi planladığım Big Fish Dive firması ile anlaşıyorum. İşin güzel tarafı, pazartesi günü Ankara’dan canım arkadaşım Ayça ve erkek arkadaşı Ricardo da adaya geliyorlar ve dalışı beraber yapmayı planlıyoruz. Üçümüzün adını salı günkü dalışa yazdırıyorum. Sonrasında da tüm günü ya hostelin okyanus kenarındaki hamaklarında kitap okuyarak ya da ada etrafında fotoğraf çekmek için minik turlar atarak geçiriyorum. Ada hayatı tüm tembelliği ile üzerime yapışıyor.

1 Şubat 2014, Cumartesi.

IMG_9034

Belize City’den deniz taksisi ile bir saatte Caye Caulker’a ulaşmak mümkün.

IMG_9052

Yuma’s Hostel’den okyanus manzarası.

DSC03159

Caye Caulker’da sokaklar beyaz kumdan.

IMG_9067

Bilin bakalım süpermarkette ne buldum?

IMG_9062

IMG_9066

IMG_9080

Adanın okyanus manzaralı mezarlığı.

IMG_9097

DSC03168

DSC03169

DSC03160

DSC03165

Caye Caulker’dan manzaralar.

IMG_9202

Gün batımı.

Gece boyunca adam gibi uyuyamıyorum, her yarım saatte bir uyanıp saati kontrol ediyorum. Saat sonunda 04:30’u gösterdiğinde de daha fazla yatakta oyalanmaya dayanamayıp dışarı çıkıyorum. Hava henüz aydınlanmamış olmasına rağmen hostelde yoğun bir hareketlilik var. Farklı şehirlere sabah otobüsleri ile gidecekler, Tikal’e gün doğumu turunu almış olanlar hostelin lobisini dolduruyor. 05:30’da gelmesi gereken minibüsümüz on beş dakika rötarla geliyor.

Flores’ten Belize sınırına kadar olan yol iki buçuk saat sürüyor. Upuzun boncuklu tırnakları ile pasaportumu kontrol eden sınır görevlisi arada muhabbet etmekten durumu şaşırıp pasaportuma iki kere giriş damgası bassa da pasaport işlemleri son derece sorunsuz halloluyor. Sonrasında Belize City’ye ulaşana kadar bir üç saat daha ilerliyoruz. Belize City’ye vardığımızda ise otobüs bizi, çok garip bir yerde bırakıyor. Daha Belize City’ye gireli on dakika olmamasına rağmen, şehre kanım bir türlü ısınmıyor. Belize City’de çok da oyalanmadan asıl gitmek istediğim yer olan Caye Caulker adasına ulaşmanın yolunu soruyorum soruşturuyorum. Cevap deniz taksileri olarak geliyor. Bu rota arasında çalışan iki adet farklı firma bulunuyor. Benimle beraber otobüsten inen grubun aksine, sınır geçişi sırasında bana indirim kuponu veren “San Pedro Water Taxi” firmasının ofisine yöneliyorum ben. Böylece hem “Belize Water Taxi” firmasının önerdiğinin yarı fiyatına sadece 16 Belize Doları’na gidiş geliş biletimi alıyorum, hem de öbür ofiste bekleyen kalabalıklardan sıyrılıyorum.

Caye Caulker’a olan yol biraz da kuvvetli dalgalar nedeniyle bir saatten biraz daha fazla sürüyor. Yolculuk sonrasında Caye Caulker’un kristal sularına ve beyaz kumlarına merhaba diyorum. Adada konaklamanın genelde problem yarattığını bildiğim için Sebastian’ın önerisi ile “Yuma’s House” isimli hostelde yerimi önceden ayırtıyorum. İner inmez hosteli iskelenin tam da karşısında görünce, hosteli aramak zorunda olmayacağım için oldukça seviniyorum. Hostele girdiğimde hostelin Alman sahibi Susanne beni karşılıyor. Odamı gösterip ada hakkında kısa bir bilgi veriyor. Odaya yerleştikten sonra bir süre hostelin okyanusa karşı olan sandalyelerinde oturup nemli okyanus havasını içime çekiyorum. ABD’li Mark ile bir süre ada hayatı hakkında muhabbet ediyorum. Sonrasında da adayı keşfetmek için dışarı çıkıyorum. Ada üç adet paralel sokaktan oluşuyor, hatta iki buçuk demek daha doğru. Adanın tamamında beyaz kum yollar bulunuyor. Ulaşım için yürümeye ek olarak bisiklet ve golf arabaları kullanılıyor. Hattie Kasırgası sonrasında ikiye bölünen adanın ikiye ayrıldığı kısım “Split” olarak biliniyor ve bu adada konaklayanların çoğu bu bölgede denize giriyor. Adanın genelinde deniz çimeni problemi olduğu için, Split kum tabanı ile daha tercih edilesi duruyor.

Ben de bir süre adanın sokakları arasında dolanıp yönümü yordamımı benimsiyorum. Yol üzerindeki buzlu meyve içecekleri hazırlayan teyzeden muzlu içecek alıp neredeyse tamamı Çinliler tarafından işletilen süpermarketlerde dolanıyorum. Sonrasında da sıcak ve nemden yorulmuşken hostele geri dönüp bir süre soluklanıyorum. Akşamüzeri tekrardan kendimi dışarı atıyorum. Bu sefer amacım gerçekleştirmeyi planladığım “Blue Hole” dalışı için fiyat almak. Ada çapında toplamda dört farklı dalış firması bulunuyor. Firmaların hepsi aynı işi yapmalarına, aynı hizmeti sunmalarına rağmen her biri farklı bir fiyat söylüyor.

Frenchies – 240 USD
Barefoot Fishermen – 225 USD
Big Fish Dive – 200 USD
Belize Diving Services – 312 USD

3 dalış için fiyatlar oldukça yüksek; ama bunun temel nedeni sadece bölgeye giriş ücretinin 80 Belize doları olması. Fiyatları alıp dalış günlerini öğrendikten sonra hostele dönüş yolunda öyle bir sağanak bastırıyor ki, beş dakika içerisinde sırılsıklam oluyorum.

Akşam için güzel bir yemek, bol bol okyanus esintisi ve hafif tempo ile günü kapatıyorum.

4 responses »

    • Ah ancak gördüm bunu. Dalışın kendisi de harika bir deneyim; fakat asıl neye daldığını anlamak için sanırım uçuş daha mantıklı. Bizimki klasik bir derin dalış deneyiminden farksızdı çünkü.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s