Guatemala City, Guatemala.

Standard

27 Ocak 2014, Pazartesi.

IMG_8589

IMG_8593

IMG_8603

IMG_8605

IMG_8611

IMG_8630

IMG_8639

IMG_8644

IMG_8648

 

Casa MIMA.

DSC02934

Guatemala sokakları.

DSC02950

DSC02940

 

Centro Cultural Metropolitano.

IMG_8667

 

Marx’ın meşhur sözü Guatemala sokaklarında: Din kitlelerin afyonudur.

DSC02951

DSC02952

DSC02953

DSC02955

Mercado Central’dan.

DSC02956

IMG_8677

IMG_8679

IMG_8681

IMG_8682

IMG_8684

IMG_8700

IMG_8704

 

Museo Ixchel del Traje Indigena.

IMG_8710

IMG_8713

IMG_8715

IMG_8718

 

Museo Popol Vuh’dan.

DSC02957

IMG_8728

Oakland Mall’dan, Guatemala’nın modern yüzü.

Sabah erkenden uyanıyorum. Bir gün öncesinin odayı dolduran sinekleri beni perişan etmeye yetmiş de artmış bile. İlk olarak ertesi gün gitmeyi planladığım Coban için otobüs biletlerini sorgulamaya girişiyorum. Şansıma otobüs firmalarının ofisleri de hep bulunduğum bölge etrafında yer alıyor. Sırayla birkaç firmanın ofisine gidip ertesi gün için otobüs alternatiflerini öğreniyorum. Bana uyan tek otobüs firması konakladığım yerden bir blok ötede bulunan Monja Blanca oluyor. Görevli ertesi sabah saat 04:00 ve 05:00’te otobüsleri olduğunu, yolun 5 saat sürdüğünü söylüyor. Ben saatleri duyduğumda derin bir ah çekiyorum içten içe. Görevli bileti sabahtan alabileceğimi söylediğinde de planımı buna göre yapıp otobüs istasyonundan çıkıyorum.

İlk durağım tam da konakladığım hostelin karşısında yer alan Casa MIMA isimli muazzam malikane oluyor. 19. yüzyılın sonlarından kalma bu tarihi malikanenin koleksiyoncu sahipleri evi o kadar güzel döşemişler ki eve girmenizle kendinizi bir anda o dönem içerisinde bulmanız bir oluyor. Evin salonu, yatak odaları, çocuk odaları, hizmetçi odası, yemek salonu, banyosu, mutfağı arasında odaları dolduran her bir detaya hayran kalarak yavaş yavaş dolanıyorum. Özellikle de çocuk odasındaki oyuncaklar ve devasa bebek evi ilgimi çekiyor.

Evde bir süre vakit geçirdikten sonra 7A Avenida üzerinden ilerliyorum. Bir önceki günün aksine yeni başlayan hafta ile mağazalar, ofisler de açık ve tabiri caizse şehre ayrı bir canlılık gelmiş. Yol üzerinde denk geldiğim “Centro Cultural Metropolitano”ya uğrayıp açık olan resim sergisini ziyaret ediyorum. Sonrasında da şehrin kalbinin attığı “Mercado Central”a doğru yola koyuluyorum. Merkez pazar yer altında saklı gibi gözükse de içine girince renk bombardımanı birden bire beni karşılıyor. Bir bölümünde hediyelik eşyalar, diğer bölümünde baharatlar ve kasap ürünleri, bir başka bölümünde meyve ve sebzeler bulunan bu devasa pazarda zigzaglar çizerek dolanıyorum. Dönüş yolunda farklı bir rota izleyip şehrin rengarenk sokaklarını geçiyorum.

Tekrardan konakladığım bölgeye vardığımda ise bir taksiye atlayıp Zona 10’e gitmesini rica ediyorum. Burası şehrin biraz daha modern olan bölümü ve burada bulunan üniversite bölgesinde şehrin en güzel müzelerinden iki tanesi yer alıyor:  Museo Ixchel del Traje Indigena (Yerel Tekstil Müzesi) ve Museo Popol Vuh. Taksi yolculuğu boyunca, şoföre İspanyolca yeteneklerimi sergilemeyi de ihmal etmiyorum. Müzelerin bulunduğu alan geldiğimde ilk olarak Yerel Tekstil Müzesi’ni ziyaret ediyorum. Müze son derece kapsamlı ve detaylı olarak Guatemala’nın tekstil geleneklerine ışık tutuyor. Yerel kıyafetleri, işlenişlerini, kullanılışlarını, farklı bölgelerin farklı giyim kuşam adetlerini oldukça bilgilendirici şekilde açıklıyor. Aynı binanın içerisinde Museo Popol Vuh da yer alıyor. Bu müzede de Guatemala’nın geleneksel çömleklerine, tahta işlemelerine, gümüş yapımı eşyalarına yer veriliyor. Beni çok tatmin eden bir müze olmasa da bir süre burada oyalanıp binadan çıkıyorum.

Bulunduğum bölgenin yakınlarında şehrin en büyük alışveriş merkezlerinden bir tanesi olan “Oakland Mall” bulunduğundan ve daha önce Diarmuid’den şehrin sinemalarının ününü çok duyduğumdan şansımı burada değerlendirmeye karar veriyorum. Alışveriş merkezine girmemle, neredeyse şu ana kadar gezdiğim üçüncü dünya ülkelerinde rastladığım benzer problem ile karşılaşıyorum: ülkenin geri kalanına kıyasla apayrı bir dünya beni karşılıyor. Ülkenin neredeyse %60’ının bir senelik maaşından pahalı olan kıyafetler burada Guatemala’nın üst kesiminin beğenisine sunuluyor. Alışveriş merkezinde çok oyalanmıyorum, ilgimi çeken herhangi bir film de bulamıyorum. Çıkıp Zona Viva olarak da bilinen şehrin modern yüzünü gezmeye başlıyorum. Lüks arabalar, lüks oteller, lüks restoran ve cafe’ler, butik mağazalar birbiri ardına sıralanıyor buralarda. Hiç de Guatemala’daymışım hissi vermiyor sokaklar. Hava kararana kadar oyalandıktan sonra tekrardan kaldığım bölgeye dönüyorum. Güzel bir restoranda taco’larla karnımı doyurduktan sonra hostele dönüp ertesi sabah 05:00’deki otobüs için erkenden uyumaya karar veriyorum. Bu sırada odaya yaşlıca bir Fransız kadın da yerleşiyor. Yaklaşık olarak son bir buçuk gündür yollarda olduğundan bahsediyor. Bir süre onunla muhabbet ediyoruz, ben kendime güzel bir film açıyorum.

26 Ocak 2014, Pazar.

DSC02912

 

DSC02964

DSC02913

 

Iglesia de San Francisco.

DSC02915

DSC02918

DSC02919

 

Şehirde yerel kimliği vurgulayan graffitiler oldukça yaygın.

IMG_8562

Garibim hayvanlar.

DSC02922

DSC02924

 

Parque Central.

DSC02958

DSC02929

DSC02930

Guatemala City sokakları.

IMG_8671

 

Obruğun 2010’daki hali.

Fotoğraf: National Geographic’ten.
(http://news.nationalgeographic.com/news/2010/06/photogalleries/100601-sinkhole-in-guatemala-2010-pictures-world)

IMG_8566

 

Obruğun bugünkü hali.

DSC02933

 

DSC02965

IMG_8569

 

Guatemala City sokaklarında herkes birkaç Quetzal kazanma derdinde.

Dokuz haftamı geçirdiğim ve garip bir şekilde umduğumdan çok daha fazla bağlandığım Quetzaltenango’da son saatlerim hüzünlü geçiyor. Rahat rahat uyuyayım ve yolculuk için enerji toplayayım diye Guatemala City’ye aldığım otobüs bileti öğlen 12:45’te olmasına rağmen ben yine erkenden uyanıyorum. Eşyalarımı hazırlayıp bütün dünyamı tekrardan 40 litrelik sırt çantama sığdırıyorum. Ne eksik, ne fazla. Öğlene doğru odadan çıkıyorum. Pilar’la, Peter’la ve Linda’yla vedalaşıyorum. Bu süre boyunca aynı evi paylaştığım bu üç güzel insan beni bunca zamandır en iyi şekilde koruyup kollamışlar.

Her gün geçtiğim yollardan son bir kez daha geçerken ağlamaya o kadar yakınım ki, yine sulugözlülük yapmamak adına dilimi ısırıyorum. Bir yandan da Ankara’dan ayrılırken bile bu şekilde hissetmemiş olmam garip geliyor. Parkı geçip minibüslerin beklediği köşeden ufacık bir minibüse biniyorum kocaman çantamla. Hemen yereller bana yer açıyorlar daha rahat oturabileyim diye. Mercado de Democracia’nın yakınlarına geldiğimizde ise minibüsten inip geri kalan yolu yürüyorum. Otobüs oldukça eski olsa da 4-5 saatlik yolun sorunsuz geçeceğini garantiler şekilde rahat gözüküyor. Yol boyunca yanıma kimse oturmuyor, ben de bütün yol boyunca rahatça uyuyorum. Gözlerimi kapıyorum Quetzaltenango’dayım, gözlerimi açıyorum Guatemala City’ye varmışım bile.

Otobüs terminaline vardığımda, Pilar’ın tavsiyeleri üzerine otobüs durağının hemen yanı başında yer alan beyaz taksilerden bir tanesine biniyorum. Bu taksiler kayıtlı taksiler oldukları için oldukça güvenliler. Taksi şoförü ile benim gelişmekte olan İspanyolca yeteneklerim üzerinden sohbet ede ede hostelimin bulunduğu Zona 1’e yani şehrin tarihi kalbine ulaşıyorum. Hostelde beni yaşlıca bir teyze karşılıyor ve odamı gösteriyor. Odada benimle beraber İngiliz bir kız daha kalıyor. Ve işin komik tarafı dünya bana bir kez daha ne kadar küçük olduğunu kanıtlıyor. Ben bu kızı daha önce nerede gördüm diye kara kara düşünürken, Antigua’dan Quetzaltenango’ya giden otobüse beraber bindiğimiz aklıma geliyor.

Eşyalarımı yerleştirip kendime geldikten sonra da Guatemala City’nin sokaklarına kendimi atıyorum. İlk durağım “6A Avenida” olarak da bilinen Paseo de la Sexta oluyor. Bu trafiğe kapalı sokak oldukça canlı. Akın akın insanlara ek olarak ortalıkta kemer, balon, kuruyemiş, cd ve şeker satanlar dolanıyor. Sokak kenarında doğradıkları taze meyveleri ya da evde hazırladıkları ev yapımı dondurma ve atıştırmalıkları ile yoldan geçenlerin ilgisini çekmeye çalışan sokak satıcıları, rengarenk yerel kıyafetleri ile kaldırım kenarlarında bekliyor. Guatemala City’nin, Guatemala’nın gerisine kıyasla farklı bir havası var. Yerellikle modernlik arasına sıkışmış bir kültür sizi burada karşılayan. Rengarenk yerel tekstil kıyafetleri ile modern kıyafetler giyenler kol kola dolanıyor. Sokakta sayısız dilenci kadın ve çocuk birkaç kuruş para alabilmek için her gelen geçenden medet umuyor. Kalabalık insan çemberleri ortasında dans edenler, palyaço kostümü ile gösteriler yapanlar, gitarları ile şarkı söyleyenler sokağın ritmini artırıyor.  Yol üzerinde yer alan mağazalar, restoranlar, cafe’ler, alışveriş merkezleri akın akın insan kalabalığı ile dolup taşıyor.

Yol üzerinden ilerleyip Parque Central’a varıyorum. Bu geniş meydanda rengarenk şemsiyelerin altında yemek tezgahlarından yükselen dumanlar ortama puslu bir hava katıyor. Meydanın ortasında yer alan havuzun etrafında oturan yereller günlük hayatlarına devam ediyorlar. Meydanı çevreleyen hükümet sarayı gibi devlet binalarına ek olarak şehrin görkemli katedrali “Catedral de Guatemala” da burada bulunuyor. Bir süre meydanda oyalandıktan sonra hafif hafif gün batmaya başlamışken şehre ilişkin en merak ettiğim bölgeyi gezmek için yürümeye başlıyorum. Rengarenk yüksek olmayan binalar, düzenli olmasına rağmen tüm zıtlıkları içinde barındıran sokaklar arasından geçiyorum ve sonunda aradığım bölgeye ulaşıyorum.

2010 yılında Guatemala City’nin şehir merkezine yakın mahallelerinden birinde açılan “sinkhole” olarak da bilinen devasa obruğun 18 metre genişliğinde, 100 metre derinliğinde olduğu biliniyor. Şehrin ortasında birden bire mükemmel bir yuvarlağı oluşturacak şekilde açılan ve sokağı da içine alan bu obruğu dört sene önceki gibi bulmayı bekleyen ben, obruğun bulunduğu bölgeye vardığımda yuvarlaklar çizmeye başlıyorum; ama obruktan eser yok. Yolda rastladığım insanlara derdimi anlatmaya çalışıyorum. Sonunda genç bir kız deliğin çoktan kapatıldığını, şu anda deliğin bulunduğu yerde (tam olarak durduğumuz yeri gösteriyor) bir adet otopark olduğunu belirtiyor.

Bense biraz hayalkırıklığına uğramış; ama duruma şaşırmamış bir şekilde gerisin gerisi hava kararmışken Guatemala sokaklarında hostelime doğru yürümeye başlıyorum. Şehrin oldukça tehlikeli olduğunu duyduğumdan da adımlarımı olabildiğince hızlandırıp ana sokaklardan sapmamaya uğraşıyorum. Şehrin tekrardan canlı bölgesine geldiğimde ise yol üzerinde restoranlardan birinde karnımı doyuruyorum. Sonrasında da hala gösterilerine devam eden insanlara göz atıp hostelime geri dönüyorum.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s