Lago de Atitlan, Guatemala.

Standard

26 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_7296

Göl kenarından manzaralar.

DSC02496

Çatımıza yansıyan gün batımı.

Gün başından sonuna kadar tembellikle geçiyor. Ertesi gün Antigua’ya gitmek üzere kendimize bir servis ayarlıyoruz. O cafe senin, bu cafe benim diyerek geçen koca bir gün, tembelliğin verdiği rahatlık, yerel kahve dükkanlarında tadına bakılan muazzam kahveler, gezilen hediyelik eşya mağazaları derken hava kararıyor.

Akşamın en güzel ve hatırlanası olayı ise topluca katıldığımız “Pub Quiz” yani bar bilgi yarışması oluyor. Soruların birçoğu Kuzey Amerika ve Kanada ağırlıklı olsa da kendimden beklenmeyen bir performans gösteriyorum. Buna rağmen, yirmi adet grubun arasında “Por que no?” isimli grubumuz yine de finallere kalamıyor. Yarışmadan sonra bulunduğumuz mekanın bahçesinde yer alan ateşin etrafında bir süre oturup muhabbet ediyoruz. Son bir hafta içerisinde üç günlük yürüyüş ve takibinde göldeki vaktimiz bize o kadar güzel insanlar tanıtmış durumda. Dünyanın bir başka yerinde, bir başka zaman görüşmek üzere vedalaşıp hostelimizin yolunu tutuyoruz.

25 Aralık 2013, Çarşamba.

DSC02492

San Pedro la Laguna’nın kilisesi.

DSC02485

Binalardan birinde su borusunun yanına saklanmış amblemler.

DSC02469

 

DSC02470

DSC02475

 

DSC02484

 

San Pedro la Laguna’nın rengarenk mezarlığından manzaralar.

 

DSC02482

DSC02473

DSC02471

Mezarlıklarda ölülerin değişik fotoğrafları yer alıyor.

Noel günü. Her yerde bir sakinlik var, mağazaların birçoğu kapalı. Güne tembel bir modda başlıyoruz. Göle bakan terasta kahvaltımızı yapıyoruz, bir süre uyuşuk uyuşuk kitap okuyoruz. Sonrasında ise biraz farklı bir hava solumak adına sokaklarda dolaşmaya karar veriyoruz. Ben, Ian, Sebastian, Chris ve Kylie sokaklarda kendimizi kaybediyoruz. Bir noktada nasıl denk düştüğümüzü çok anlamasak da şehrin mezarlığına denk düşüyoruz. Guatemala mezarlıklarının hep farklı bir havası var. Rengarenk. Capcanlı. Bir süre burada dolanıp mezarları süsleyen photoshop’lu fotoğraflara göz atıyoruz. Sonrasında da kendimizi turistik olmayan arka sokaklarda buluyoruz.

İki saatin sonunda tekrardan şehrin merkezine döndüğümüzde, bir cafe’nin önünden geçerken Kanadalı Charles ve Josi bize sesleniyor. Bir süre onların yanında oturup bir şeyler içiyoruz. Sonrasında da hostelin yolunu tutuyoruz. Bir süre dinlendikten sonra öğle yemeği yemek üzere Ian ve ben göl kenarındaki restoranlardan birine gidiyoruz. Bir süre sonra Avustralyalı bir kız da bize katılıyor. Bir süre muhabbet ettikten sonra ben Chris ve Kylie ile buluşmak üzere hostele geri dönüyorum.

Sonrasında hep beraber grubun geri kalanının olduğu bir başka hostelin barına geçiyoruz. Son derece güzel tasarlanmış bu hostelde saatlerce oturup oyunlar oynuyoruz, öyle ki zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varmıyoruz. Akşam yemeklerimizi de burada yiyoruz. Yaklaşık beş saat boyunca burada kalıyoruz. Gece son derece keyifli. Uzun zamandır gülmediğim kadar gülüyorum ben. Gecenin kapanışını ise yine ve yeniden Sublime’da yapıyoruz.

24 Aralık 2013, Salı.

IMG_7106

Kahvaltı yaptığımız mekanda türkçe bir referansa denk gelince…

IMG_7095

 

DSC02425

 

DSC02435

IMG_7096

 

San Pedro la Laguna duvarları rengarenk.

 

IMG_7099

DSC02422

DSC02423

 

San Pedro la Laguna pazarından manzaralar.

 

DSC02430

 

Göl kenarından.

 

DSC02434

Panajachel oldukça turistik.

DSC02436

 

 

Noel dolayısıyla mağazaları ve dükkanları bu şekilde dekore ediyorlar.

DSC02440

DSC02444

 

Yaşlı bir çift Atitlan Gölü kenarında kutsal saydıkları yanardağa ibadetlerini gerçekleştiriyorlar.

IMG_7140

IMG_7204

 

Dönüş yolunda.

DSC02464

 

Atitlan Gölü’nün güzelim köpekleri.

DSC02466

Noeli gölde kutlamak mı? Neden olmasın?

Uzun bir aradan sonra rahat bir yatakta yatmanın anlamını ve önemini tekrardan anlıyorum. Ama ne iştir ki, o kadar yorgunluğa ve perişanlığa rağmen adeta bir memur edasında sabahın köründe uyanıyorum. Sadece ben de değil, Chris ve Kylie de aynı durumda. Sabah uyanır uyanmaz herkesin tepkisi de ne yazık ki aynı oluyor: “Biz neden bu saatte uyandık?” Odada çok da oyalanmadan karnımızı doyurmak üzere yakınlarda yer alan minik bir cafe’nin yolunu tutuyoruz. Bu cafe’de duvarlara yazılmış referanslar arasında türkçe bir şeyler bulmak beni oldukça şaşırtıyor. Kahvaltı ise son derece lezzetli. Kahvaltı sonrasında ilk işimiz konakladığımız oteli değiştirmek oluyor. Ben kaldığımız yerden son derece memnun olsam da, bizimkiler biraz daha hareketli ve karakterli bir yer arayışındalar. Biz de göl kenarına kurulmuş parti hostellerinden bir tanesine üç günlüğüne transfer oluyoruz.

Günü ilk etapta sokaklarda biraz dolanarak geçiriyoruz. Deniz kenarından şehrin eteklerine doğru uzanan devasa yokuşu çıkıp oldukça kaotik bir pazara denk geliyoruz. Yol ortasına kurulmuş bu kalabalık pazarda ne ararsanız var. Bir süre pazarın sokakları arasında dolanıyoruz, sonrasında şehir meydanı sayılabilecek bir bölgede yer alan kiliseyi ve kasaba merkezini ziyaret ediyoruz.

Kasabadaki para çekme girişimlerimiz başarılı olmayınca da göl etrafındaki en turistik bölgelerden bir tanesi olan Panajachel’in yolunu tutuyoruz. Panajachel’e gitmek için iskeleden minik turkuaz renginde bir bota biniyoruz. Ben fotoğraf çekerim merakı ile en ön sıraya oturuyorum. Botun dolması yarım saate yakın sürüyor. Sonrasında da hiç de beklemediğim türde bir macera bizi bekliyor. Bot yavaş yavaş yola çıktığında botun tepesinden sarkan bir genç botun önündeki plastik örtüyü kendisine uzatmamı söylüyor. Ben ne için istediğini en başta anlamasam da, sonrasında üstümüzü örtmemiz konusunda bizi uyardığını anlıyorum. Daha botta ilk dakikalarımızı doldurmamışken bir anda sular altında kalıyoruz. Sağdan soldan gelen yoğun su saldırısını bize verdikleri poşet bile korumuyor. Yanımdaki Guatemalalı çocuk ile halimize gülsek mi, ağlasak mı karar veremiyoruz. Bütün yol boyunca arka sıradakilere su gitmesin diye poşeti sabitlemeye uğraşıyoruz. Bir yandan da poşet delik olduğu için yine olan bize oluyor. Yaklaşık kırk beş dakikalık yolculuktan sonra karaya tekrar adım attığımda üstümde kuru tek bir nokta bile yok; fakat işin güzel tarafı güneş tam tepede ve kurumam da zor olmuyor.

Bir süre sokaklarda yürüdükten sonra sonunda denk geldiğimiz süpermarketin içindeki ATM’den para çekebiliyoruz. Şehrin farklı kısımlarında 5B isimli bankamatikten bulunsa da yabancı kartların hiçbiri bu bankamatikte işe yaramıyor. O yüzden farklı bir banka bulmanız gerekiyor. Üstelik noel arifesinde olduğumuz için şehrin genelindeki birçok mekan kapalı. Bir süre turistik sokaklarda gezip hediyelik eşya dükkanlarını ve tezgahlarını gezdikten sonra minik kahve dükkanlarından bir tanesine oturup dilim pastalarımız yanında kahvelerimizi yudumluyoruz. Sonrasında da şans eseri takip ettiğimiz yol bizi ana iskeleden başka bir iskeleye çıkıyor. Burada fazla turist yok, üstelik  göl kenarında yaşlıca bir çift karşılarında bulunan görkemli yanardağa ibadette bulunuyor. Ben bir süre sessizce bir kenarda yer alıp bu ritüeli izliyorum. O kadar yalın, o kadar içten ki.

Sonrasında bize San Perdo la Laguna’ya gidip gitmek istemediğimizi söyleyen bir amcanın sözüne kanıp iskele kenarında yer alan bottaki yerimizi alıyoruz; ama amcanın söylediğinin aksine botumuz on beş dakikada değil, elli dakika içerisinde yola koyuluyor. Geliş yolculuğunun aksine, dönüş yolculuğu oldukça sakin ve olaysız geçiyor. San Pedro la Laguna’ya vardığımızda ise yürüyüş ekibi ile akşam yemeği için buluşmaya sözleşmiş durumdayız; fakat kasaba o kadar küçük ki tekrar tekrar birbirimize rastlayıp duruyoruz sokaklarda.

Akşam yemeği öncesinde birkaç yudum bir şeyler içtikten sonra, meşhur Buddha isimli mekana gidiyoruz. Kanadalı çift bizim için üst katta uzunca bir masaya rezervasyon yaptırmış bile. Noel yemeğini kalabalıkça bir grup oldukça keyifli bir şekilde geçiriyoruz. Alman Sebastian, İngiliz Martin ve Ian, Kanadalı Charles, Josi ve Stephanie, Hollandalı Britt ve Alman Sebastian harika bir grup oluşturuyoruz. Geçen sene Hindistan’da Udaipur’da bir hostelin terasında kalabalık bir grupla ile geçirdiğim noel aklıma geliyor benim.

Yemek sonrasında bizim hostelin göl kenarındaki terasına gidiyoruz. Herkese ücretsiz tekila dağıtılıyor. Muhabbet, oyunlar derken gece yarısı ile beraber göl kenarını dolduran kasabalardan teker teker havaifişekler yükselmeye başlıyor. Görkemli ışık şöleni bir türlü bitmek bitmiyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde bizim ekibin deli bir kısmı kendisini gölün sularına atıyor. Bir gece daha karanlığa karışıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s