Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

20 Aralık 2013, Cuma.

Okul sonasında odama dönüp bir sonraki gün çıkacağımız trekking turu için eşyalarımı hazırlıyorum. Bir sonraki hafta İspanyolca okuluna bir hafta noel tatili arası veriyorum ve cumartesi sabahı 06:15’te Atitlan Gölü’ne üç günlük bir yürüyüşe çıkıyorum. Alman kaşif Alexander von Humboldt bu gölü “dünyanın en güzel gölü” diye tanımlamış zamanında. Saat 17:30 olduğunda da Kylie ve Chris beni almaya geliyor. Sonrasında da Quetzaltrekkers isimli gönüllü yürüyüş turları ayarlayan ofisin yolunu tutuyoruz. Bu organizasyon tamamen gönüllülük üzerine işliyor üstelik. Kazandıkları para ile bölgede iki yüzden fazla çocuğun eğitimine destek veriyorlar.

Quetzaltrekkers’ın ofisine gittiğimizde ise en başta bize yürüyüş rotası hakkında detaylı bilgi veriliyor, yürüyüş için yanımızda taşımamız gereken eşyalar dağıtılıyor, uyku tulumları ve matlar seçiliyor. Beraber yürüyüşe çıkacağımız yirmi kişilik grubun üyeleri ile tanışıyoruz. Grupta resmen her yaştan, her türden insan var. ABD’li bir aile 10 yaşında kızları ile gelmiş, biri Guatemalalı biri ABD’li olan dünürler iki çocuklarını kapıp gelmişler vs. Yani bizi oldukça eğlenceli bir haftasonu bekliyor.

Toplantıdan sonra ertesi gün 06:15’te ofiste buluşmak üzere ayrılıyoruz.

Yürüyüşün tahminimce şöyle bir şey olacağını düşünüyorum:

19 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_6656

IMG_6711

Öğlen arasında hep beraber, yaptığımız yemekleri yiyoruz, bir perşembe günü geleneği olarak. Ders çıkışında ise yine şehirde en sevdiğim yer olan Cafe Baviera’ya gidiyorum. Saatin ne çabuk geçtiğinin farkına bile varmadan 3-4 saate yakın burada kalıyorum. Cafe’den hava kararmaya yakın çıkıyorum, şehir merkezinde yine anlamlandıramadığım kutlamalar devam ediyor. Belediye binasının önünde bir grup şarkılar söylüyor. Bir süre onları izleyip odama geri dönüyorum.

18 Aralık 2013, Çarşamba.

IMG_6637

IMG_6642

IMG_6646

IMG_6651

Engelli çocuklar merkezinin arkasında yer alan ormandan.

Ders çıkışında 4-5 kişilik bir grup şehrin eteklerinde yer alan “Hermano Pedro” isimli bir merkeze gidiyoruz yürüyerek. Fransızlar tarafından desteklenen ve aynı zamanda bir okulu da bulunan bu merkezde engelli çocukların bakımı yapılıyor. Merkezde aileleri tarafından bakılamayan 75 çocuğa bakılıyor. Her yer pırıl pırıl, çalışanlar son derece ilgili. Merkeze girerken daha önceden aldığımız kuru yiyecek, bebek bezi ve diğer hijyenik ürünleri görevlilere teslim ediyoruz. Belli konularda uyarılıyoruz. Çocukların saçımı çekmesine fırsat vermemek için saçımı toplamam isteniyor.

İlk olarak merkezin arkasında yer alan devasa ormanı ve orman içerisinde bulunan ibadet yerlerini geziyoruz. O kadar huzurlu ki, Quetzaltenango’da böyle bir merkezin yer aldığına çok da inanasım gelmiyor benim. Ormanda bir süre gezip merkezin hikayesini dinledikten sonra da çeşitli yaş gruplarından farklı seviyelerde zihinsel engele sahip olan bu çocuklarla yemek aralarında bir süre oynamaya çalışıyoruz. Durum herkes için oldukça zorlayıcı oluyor. Sürekli gelip beni öpen, elimi bırakmayan bu ufaklıklara rağmen duygularımı pek kontrol edemiyorum, kimse edemiyor. Belirli aralıklarla salondan dışarı çıkıp mola verme ihtiyacı duyuyoruz. Kocaman bir salonda bazıları tül örtülerden oluşan bölmelerinden arkasında, bazıları yemek masalarının etrafında, salona gelmiş yabancılardan çekinen; ama aynı zamanda da ilgi bekleyen onlarca minik çocuk. Hele aralarında down sendromlu bir tanesi var ki, on saniyede bir gelip bana sarılıyor ve beni öpüyor. Bir saate yakın merkezde kalıyoruz.

Merkez sonrasında herkesin modu oldukça düşmüş durumda ayrılıyoruz. Ben bir süre sokaklarda yürüyorum, denk geldiğim kadınlar tarafından işletilen hediyelik eşya mağazalarını kolaçan ediyorum. Bir gün daha garip duygular ile sona eriyor.

17 Aralık 2013, Salı.

IMG_6725

IMG_6626

Bu şehrin yabancılar ve yereller arasında denge kurabilen, yabancılara hitap ederken yerelliğini bozmayan bir yapısı var. Bu yüzden iki gün kalacağım dedikten sonra iki ay kalmaya karar verdim.

Okuldan sonra şehrin cafe’lerinden bir tanesine gidip tüm Ankara’dakiler le konuşmaca, mail’lara ve mesajlara cevap vermece, blog yazmaca derken gün akıp gidiyor. Zaman ne çabuk geçiyor.

16 Aralık 2013, Pazartesi.

IMG_6715

Evimizin girişinde bol ışıklı çam ağacımız ve Guatemalalıara özgü İncil’den öğeler barındıran minik sahnemiz noel kutlamaları dolayısıyla kuruldu bile.

Dünya turundayken pazartesi sendromu yaşanır mı? Yaşanırmış. Her pazartesi okula gideceğimi bilerek o kadar zor uyanıyorum ki, bunun başka bir açıklaması yok. Dersimin başlamasına tam tamına yirmi dakika kala yataktan çıkıp, genelde on dört dakikada hazırlanıp, altı dakikada da okula yürüyorum.

Üstelik bu hafta bir önceki haftalardan farklı olarak İspanyolca ders saatimi günde altı saatten beş saate düşürüyorum; çünkü son bir saatin yorgunluğun etkisi ile hiç de verimli geçmediğini fark ediyorum. Ders çıkışı odada oyalanmaca ve 19:15’te yoga dersi. Yeniden ritüellere sahip olunca bu kadar sevineceğimi tahmin bile edemezdim.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s