Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

15 Aralık 2013, Pazar.

DSC02166

Minerva istasyonunda gün erkenden başlıyor.

IMG_6461

Tavuk otobüsünden manzaralar.

IMG_6463

Chichicastenango’ya hoşgeldik!

DSC02169

Guatemala’nın rengarenk iplikleri.

IMG_6613

DSC02230

DSC02233

DSC02171

DSC02188

DSC02192

DSC02194

DSC02197

DSC02186

Pazarın kalbinde yer alan kilise içerisi de, dışarısı da rengarenk manzaralar sunuyor.

DSC02174

DSC02175

DSC02177

IMG_6467

IMG_6469

IMG_6475

IMG_6479

IMG_6515

Pazardan manzaralar.

DSC02234

IMG_6541

IMG_6544

Sonra otobüsümüz bozuldu işte! 

Sabah 08:00’de çam ağacının altında buluşuyoruz. Beklediğimden daha kalabalık bir ekip halinde Minerva otobüs istasyonunun yolunu tutuyoruz. Kalkacak ilk tavuk otobüsüne atlıyoruz. Otobüs dolduktan sonra saat 09:00 civarında yola koyuluyoruz.  Chichicastenango’ya olan yolumuz neredeyse iki saat sürüyor. Yol üzerinde otobüse binen yabancılar da otobüsün arka kısmında oturan bizim yanımıza geliyor, böylece muhabbet de başlıyor. İngiliz bu çift, Guatemala’da yolculuk yaparken Chichicastenango’da kaldıkları otelde ipad’lerini unutmuşlar. Onlardan sonra aynı odada kalan yabancılar ipad’i bulunca internet üzerinden bu çifte haber vermiş. Bu ikili de ipad’lerini almak üzere tekrardan bu şehre gidiyorlarmış.

Pazara vardığımızda daha dakika bir, gol bir yanımızda bulunan Kanadalı Stephanie’nin çantasını kesiyorlar. Herhangi bir kayıp yok; ama yine de daha pazardaki ilk dakikalarımızda hepimize çantalarımızı iyi korumamız için bir ders oluyor. Sonrasındaki üç – dört saat boyunca, Guatemala ile ilgili birçok kartpostalda görebileceğiniz bu meşhur pazarın altını üstüne getiriyoruz. Pazar son derece turistik olduğu için her yerde ellerinde fotoğraf makineleri ile yabancıları görmek mümkün. Herkes en yerel fotoğrafın peşinde üstelik. Arada karnımızı doyurmak için pazara tepeden bakan restoranlardan birine gidiyoruz. Saatler 15:00’i gösterirken de dönüş yolu için kolları sıvıyoruz. Quetzaltenango’ya dönüş beklediğimizden daha zorlu oluyor. Otobüs beklediğimizden daha erken geliyor. Bizim ekibin yarısı hala pazarda dolanırken, otobüsü bekletip koştur koştur onları buluyoruz; çünkü bu otobüs günün son otobüsü. Otobüse bindiğimizde ise ayakta duracak bile yer yok. Tıkış pıkış kucak kucağa bir saat kadar yolculuk sonrasında, yer açılıyor da, gönül rahatlığı ile oturuyoruz. Derken otobüs bozuluyor. Gerçekten! Bir süre sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Çözüm bulunamayınca da bize ödediğimiz bilet ücretlerinin yarısını veriyorlar. Hiçbir yerin ortasında gelecek bir sonraki otobüsü bekliyoruz.

On dakika sonra ilk otobüs geldiğinde Ian ve ben direk otobüse atlıyoruz. Yanımızdaki diğer İngiliz kızla beraber. Fakat otobüste diğerlerini alacak yer yok, onlar da zaten bu karmaşa içerisine girmek istemiyorlar. Derken ekip bölünüyor. Dönüş yolculuğu oldukça zorlu geçiyor; çünkü bir saat yolculuk yaptığımız otobüs bir öncekinden bile daha dolu. İki ayağımı koyacak yer bile yokken, sadece birini yere koyabilmiş olmanın sevincini yaşıyorum resmen. Yol sırasında İngiliz kız bize tavuk otobüsleri hakkında bildiklerini anlatıyor. Anlattığına göre bu eski Amerikan okul otobüsleri 10.000 USD civarında bir miktar karşılığında ABD’den alınıp Meksika üzerinden Guatemala’ya getiriliyor. Sonrasında da içi daha çok yolcu alabilecek şekilde modifiye ediliyor ve aracın arkasından bir kısmı dar sokaklarda rahat dönüş yapsın diye kesiliyor. Üstelik Guatemala’daki en tehlikeli iş, bu otobüslerin şoförlüğünü yapmak. Üzerlerinde nakit para taşıdıkları için genelde otobüslerin yolu kesilip şoförlerinin öldürülmesine çok sık rastlıyorsunuz. Araç şoförlerinin bu nedenle hayat sigortası gibi bir sistemi var. Şoför ölürse aileye 6000 Guatemala Quetzal’i civarında bir para bırakılıyor. Bazı soyguncular şoförü önceden belirleyip aracı soyduktan sonra, evlerine gidip bu parayı almak için ailelerini de soyuyorlar. Yani durum içler acısı.

Şehre vardığımızda da odaların yolunu tutuyoruz. Herkes için oldukça yorucu bir gün olmuş.

14 Aralık 2013, Cumartesi.

IMG_6433

Herhalde dünyanın başka hiçbir şehrinde her gece sahne kaldırılıp ertesi gün başka bir etkinlik için on metreye tekrardan kurulmuyordur.

IMG_6440

Köpek çetelerimiz meşhur demiş miydim?

Tüm gün odada tembellik yapıyorum. Film izlemece, kitap okumaca derken akşam üzeri yaklaşıyor. Gün içinde, oda arkadaşım (aynı zamanda da okulun hocalarından biri olan) Pilar’ın güzellik okulundan mezuniyetini kutlamak üzere okulda küçük bir tören düzenleniyor. Pilar’a sürpriz olarak düzenlenen bu gece için her şey en ince detayına kadar düşünülüyor. Ben okula erkenden gidiyorum ve Pilar’ın gelmesini beklerken okuldakilerle, Daniella öncülüğünde İspanyolca kart oyunları oynuyoruz. Pilar beklediğimizden geç geliyor. Geldiğinde ise herkes ışıkları kapatıp saklanıyor. Sürpriz diye bağırmamızla Pilar’ın ağlamaya başlaması bir oluyor. İlk olarak okul müdürü Glenda bir konuşma yapıyor, sonrasında da gözyaşlarını tutamayan Pilar.

Konuşmalar sonrasında hep beraber yemek yiyoruz. Partidekilerle bir süre muhabbet ediyoruz, sonrasında da cumartesi gecesinin tadını çıkarmak üzere dışarı çıkıyoruz. Gecenin mekanı El Cuartito oluyor. Aynı zamanda Josh’un son gecesi olduğu için, kadehler Josh için kalkıyor. Gitar ağırlıklı güzel müzik ve bir önceki gecenin geç saatlere kadar süren eğlencesi herkesi yormuş durumda. Üstelik bir sonraki gün hep beraber ülkenin en meşhur pazarlarından biri olan Chichicastenango’ya gitmek için erkenden uyanacağız. Çok geçe kalmadan geceyi sonlandırıyoruz.

13 Aralık 2013, Cuma.

IMG_6394

Şehir meydanında dans gösterisi var.

IMG_6399

Kings & Queens’de canlı müzik.

IMG_6406

Bilardo zamanı!

Ders sonrasında sevdiğim cafe’lerden bir tanesine gidip internet üzerindeki işlerimi hallediyorum. Sonrasında da akşam için hazırlanmak üzere odamın yolunu tutuyorum. Kaldığım evde duş almak o kadar çetrefilli bir iş ki. Her duş alışımdan sonra içten içe iki üç gün daha duş almak zorunda kalmayacağım diye seviniyorum. Duş almak ne zaman zevkten cezaya dönüştü dersiniz? Guatemala’da neredeyse her evde suyu ısıtmak için duş başlıklarında elektrikli ısıtıcılar bulunuyor. Bizim evdeki ısıtıcıyı ise her üç dört dakikada bir kapatıp tekrar açmanız gerekiyor. Yoksa bütün evin sigortası atıyor. Hele evde bir de sizden başka birisi yoksa yandınız. Evin diğer sakinleri genelde tencere tencere sıcak su ısıtıp o şekilde duş almayı tercih ediyorlar. Ben ise elimden geldiğince hızlıca yıkanıp çıkmak için uğraşıyorum. Özellikle hava soğuksa, duş alırken bol bol küfretmek alışkanlık haline geliyor. Sigortayı birkaç kere attırınca da ev halkından alkış sesleri yükseliyor. Kısaca bizim evde duş almak başlı başına bir macera.

Akşam üzeri salsa dersine katılmak için Diarmuid ve Ian ile buluşuyorum. Salsa dersi, bir önceki derse kıyasla oldukça eğlenceli geçiyor; çünkü Diarmuid ve Ian’ın ne yaptığı konusunda hiçbir fikri yok. Bol bol gülüyoruz. Erika bize temel adımları tekrar tekrar öğretirken, bir yandan da bizim çocukların yeteneksizlikleri karşısında yılmamaya uğraşıyor. Ders sonrasında ekiple buluşmak üzere parkın yolunu tutuyoruz. Kylie’nin Norveçli arkadaşı Rasmus’da bize katılıyor. Parkta tabii ki yine ve yeniden bir dans gösterisi var. Küçücük şehrin her gün tekrarlanan halk eğlenceleri o kadar renkli ki. Hep beraber yemek yiyoruz, yemek sonrasında da Yoga House’da düzenlenen barbekü partisine katılmak için Yoga Evi’ne gidiyoruz. Parti, 19:00’da başlamasına rağmen, biz eve vardığımızda saat 21:00. Kevin, neden bu kadar geç kaldınız diye sorgulayan gözlerle bakarken evin yavru kedisi herkesin eğlencesi haline dönüşüyor. Yoga Evi’nde bir saat kadar kalıyor. Saatler 22:00’yi gösterirken herkes dağılmaya başlıyor. Biz de ilk olarak Kylie’nin evine gidip bir süre orada oturuyoruz, sonrasında da canlı müzik dinlemek üzere Kings & Queens’e gidiyoruz.

Bir süre burada oturduktan sonra bar çalışanları ile beraber şehrin en geç kapanan barlarından biri olan, benim kaldığım sokakta bulunan Pull & Beer’a yöneliyoruz. Burada tanıştığımız Guatemalalı çocuklar bilardo oynamayı önerince Diarmuid ve ben, yerellere karşı oyuna girişiyoruz. Bilardo nasıl oynanmaz konusunda tarih yazsam da, Diarmuid sayesinde şaşırtıcı bir şekilde oyunu kazanıyoruz. Bol dans, bol muhabbet derken Pull & Beer’ın kapanma saati geliyor. Guatemalı çocuklar bir başka bar daha olduğundan bahsediyorlar; fakat şehir meydanı polis kaynıyor. Bizim söz edilen bara ulaşmamız ise ayrı bir soru işareti olarak ortaya çıkıyor. Çocukların bahsettiğine göre bu bar bir eşcinsel barı ve çoğu gece polisler yolları kestiği için buraya ulaşılmıyor. Bar çalışanlarının polise belirli bir rüşvet vermesi gerekiyor ki, geceyi uzatmak isteyenler bara girebilsin. Biz bara ulaştığımızda da kapı önünde polislerle karşılaşıyoruz. Çocuklar bara girişin mümkün olmadığını anlayınca da şehir merkezine dönüp evlerin yolunu tutuyoruz. Gökyüzü hiç olmadığı kadar berrak. Yıldızlar tüm netliği ile kendisini belli ediyor. Benim yola çıkışımın tam tamına birinci yılı, tam da olması gerektiği gibi sonuçlanıyor.

12 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_6239

Kopito okulumuzun tarz köpeği. Kendisi benden fazla farklı kazak ve cekete sahip.

DSC02082

Okulda yer alan odalardan birinde kurulmuş olan noel sahnesi.

IMG_6251

IMG_6268

DSC02085

DSC02091

DSC02092

Çocukların fotoğraf çekilmesi için sahneler hazırlanmış durumda.

DSC02094

Batılı noel babamız bile var.

DSC02083

Fotoğraflardan örnekler.

DSC02106

DSC02108

DSC02117

DSC02118

Savaş çıkmadı, kutlama var.

DSC02112

DSC02119

DSC02126

DSC02142

Geçit töreni havaifişekler ve patlayıcılar eşliğinde ana meydanda düzenleniyor.

DSC02160

Canlı müzik, geçit töreni sonrasında tüm hızı ile devam ediyor.

DSC02103

Yerel pazarımızda her türlü yiyecek mevcut.

Ders çıkışında karnımı en sevdiğim restoranda doyurduktan sonra odanın yolunu tutuyorum. Tüm gün de tabiri caizse odadan pek çıkmıyorum. Akşama doğru günün etkinliği için parkın yolunu tutuyorum. 12 Aralık, Orta Amerika ülkelerindeki Katoliklerce “Virgen de Guadalupe” günü olarak kutlanıyor. Bu isim Meryem Ana’ya verilen isimlerden bir tanesi. Aslen Meksika kökenli olan bu gelenek 16. yüzyılda başlamış. Günümüzde bu tarihte, şehirlerin meydanlarında İncil’den temalar içeren sahneler kuruluyor. Geleneksel kıyafetler giymiş çocuklar bu sahnelerde bol bol fotoğraf çekiliyor. İlerleyen saatlerde de üzerinde ışıklı ve süslü Meryem Ana heykelinin bulunduğu bir platform halk arasında dolaştırılıyor.

Ana meydan o kadar kalabalık ki, yan yana dizilmiş sahneler parkı dolduruyor. Her sahnede İncil’den çeşitli öğeler bulunuyor. Sadece süslemeler, kuklalar da değil üstelik, canlı hayvan yavruları da bu sahnelerde kendilerini gösteriyorlar. Minik domuzcuklar, keçiler, hatta ve hatta inekler ziyaretçiler ile fotoğraf çekilmek için köşelerinde bekliyorlar. Meydandaki sahneleri teker teker gezdikten sonra, Katedral’de düzenlenen töreni izlemek için Katedral’e yöneliyoruz. Yerel kostümler giymiş makyajlı çocuklar etrafta koşuşturuyor. Her biri ayrı bir kültürün, ayrı bir azınlığın rengini yansıtıyor.

Katedral’deki törenden sonra sıra Meryem Ana heykelinin bulunduğu platformun taşınmasına geliyor. Bu heykel, insan koridoru arasından geçmeden önce yoğun bir havaifişek ve patlayıcı gösterisi başlıyor. Öyle ki, bir noktada yaklaşık on metre uzunluğunda patlayıcılar sırasıyla ateşleniyor. Parçalar bize doğru uçuşurken, biz çığlıklar içinde tezgahların arkasına kaçışıyoruz. Glenda’nın dünyalar tatlısı kızı Daniella elimi bırakmıyor. Toni bir yandan biz kaybolmayalım diye bizi kollarken, bir yandan da kendi aramızda oyunlar oynamaya devam ediyoruz.

Sıra heykel geçişine geldiğinde ise hepsi neredeyse 1.50 metre boyunda olan arka arkaya sıralanmış takım elbiseli minicik adamların heykeli taşıdığını görüyoruz. Durum o kadar tuhaf ki. Ekibin arkasından da yaşlı bir amca, heykeli ışıklandıran jenaratörü sürüklüyor. Grubu en arkadan bir bando takip ediyor. Bu ülkenin garip gelenekleri her geçen gün bizi şaşırtmaya yetiyor. Geçit töreni sonrasında meydanda canlı müzik eşliğinde dans gösterileri devam ediyor. Çeşitli maskeler giymiş dansçılar (aralarında Micheal Jackson ve sevimli tavşancık kostümlü olanlar bile var) bir yandan dans ederken, bir yandan da izleyicileri selamlıyor.

Şehirdeki her büyük etkinlik zamanında olduğu gibi devasa bir pazar kurulmuş durumda. Gösteriler sonrasında karnımızı burada doyurup odaların yolunu tutuyoruz.

11 Aralık 2013, Çarşamba.

IMG_6221

Operasyon pirelere ölüm.

Sarah ve Neil’ın okuldaki son günü. Öğlen arasında onlar için ufak bir diploma töreni düzenleniyor. Üç hafta göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş ve ben okula başladığımdan beri ilk mezunlarımızı veriyoruz. Akşam için hep beraber yemek yemek için sözleşiyoruz. Ders sonrasında karnımı favori restoranımda doyurduktan sonra “Operasyon Pirelere Ölüm” için kolları sıvıyorum; çünkü her ne kadar odamı ilaçlamış olsalar da bacağımdaki ve kolumdaki ısırıklara giderek artıyor. Üstelik internetten yaptığım araştırmalar, ısırıkların tahta kurusundan öte pire kaynaklı olduğunu gösteriyor. İspanyolca hocam Kary, tekrar tekrar hem okulda, hem de şehrin birçok kısmında pire bulunduğundan şikayet etse de, ben bu hayvanların nasıl olur da her gece benim yatağıma ulaştıklarını bir türlü algılayamıyorum.

Ders çıkışında yakınlardaki süpermarkete gidip bir kutu pire ilacı alıyorum. Sonrasında da odaya dönüp oda içerisinde ilaçtan nasibini almamış yer kalmayacak şekilde her yeri, her parça eşyayı ve kıyafeti ilaca boğuyorum. Artık nasıl bir şevkle ilaçlıyorsam, bir kutu böcek ilacı yirmi dakika içinde tükeniyor. Sonrasında da odayı temizleyip bir güzel havalandırıyorum.

Akşama doğru ekiple buluşmak için sözleştiğimiz yere gidiyorum. Tam kadro olarak Hint restoranının yolunu tutuyoruz. Enfes yemekli, bol muhabbetli harika bir gece geçiriyoruz. Yemek sonrasında parka yakın öğrenci barlarından bir tanesinde Sarah ve Neil için son bir kez kadeh kaldırıyoruz. Yolculuk ederken o kadar çok insanı kısa sürede hayatımıza alıp veda ediyoruz ki, bu devinim bazen başımı döndürüyor.

10 Aralık 2013, Salı.

IMG_6164

Meyveli çikolatalı fondü.

IMG_6168

Öncesi.

IMG_6169

Sonrası.

IMG_6175

Sanat eserlerimiz.

IMG_6194

Çikolata yapımında kullanılan ürünler.

IMG_6203

Kısa günün karı.

IMG_6201

Noel ve yeni yıl yaklaşırken, Guatemala çatıları da boş kalmıyor.

Dersim 14:00’te bitiyor. Biter bitmez yakınlardaki restoranlardan bir tanesine gidip karnımı doyuruyorum. Yemek sonrasında okula tekrar dönüyorum. Saat 15:00 olduğunda da günün etkinliği için hep beraber okuldan çıkıyoruz. Bu sefer üstelik tam kadroyuz. Şehrin öbür başında yer alan meşhur çikolatacı “Dona Pancha”ya kadar yürüyoruz. Çikolatacıya vardığımızda her şey bizim için hazırlanmış bile. İlk olarak bizi bir masaya alıyorlar. İkramlar oturmamızla beraber başlıyor. Meyveli çikolata föndü, çikolatalı çilekli yoğurt. Bir yandan muhabbet edip bir yandan da bize sunulan farklı çikolataları deniyoruz. Sonrasında da her birimizin önüne yoğrulmaya hazır çikolata parçaları geliyor. Bu hamurları dilediğiniz gibi şekillendirmeniz mümkün. Bizim ekip ise yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Kimisi sülük yapıyor, kimisi kravata benzeyen çam ağacı (!), kimisi piramit yapıyor, kimisi ise kaplumbağa. Sonuç olarak yapım aşamasında bol bol gülüp eğleniyoruz.

Sonrasında da çalışanlar gelip bize sırasıyla çikolatanın tarihi ve yapımı ile ilgili detaylı bilgi veriyorlar. Kakao çekirdeklerinin hangi yollardan geçtiğini bize anlatıyorlar. Kapanışı önümüzde sıcak çikolatalarımız, fazlasıyla bilgilendirici bir belgeseli izleyerek yapıyoruz. Bu belgesele göre çikolatayı ilk Mayalar keşfetmiş. İlk defa MÖ. 400 yılında “kakao” ismi literatürde geçmeye başlamış. Mayalılar kakaoyu sadece yemek, içmek ve ilaç olarak değil, aynı zamanda para birimi olarak da kullanmışlar. Mesela kayıtlara göre 200 kakao çekirdeği ile bir adet hindi, bir kakao çekirdeği ile ise bir adet avakado alınabiliyormuş. Üstelik çikolata 17. yüzyılda çay ve kahveden önce Avrupalılara tanıtılmış. Mayalılar çikolatayı içerken genelde su, kakao, vanilya, biber, bal ve tarçını farklı oranlarda karıştırıp içerlermiş.

Çıkışta bize minik hediyelerin yanı sıra, şekillendirdiğimiz çikolataları da veriyorlar. Herkes için son derece keyifli bir gün oluyor. Hava kararmışken herkes konakladığı evlerin yolunu tutuyor.

9 Aralık 2013, Pazartesi.

IMG_6155

Yoga Evi, on senedir şehirde belirli bir süre geçiren yabancıların uğrak noktası olmuş durumda.

Ders sonrasında odaya dönüyorum. Saat 14:00. Odayı temizlemece, eşyaları yerleştirmece, güzel bir duş derken akşam katılmayı planladığım yoga dersinin saati de yavaş yavaş yaklaşıyor. Şehirde düzenli olarak yoga dersleri veren ve Quetzaltenango’nun en meşhur mekanlarından bir tanesi olan “Yoga Evi”nin yolunu tutuyorum. Normalde evin içerisindeki 11 adet odadan bir tanesini kiralayıp komünal hayatın bir parçası olabiliyorsunuz. Tabii odaların boş olduğu bir döneme denk gelirseniz. Bunun dışında haftaiçi her sabah verilen ücretsiz boks derslerine katılabiliyorsunuz. Çeşitli saatlerde düzenlenen yoga ve meditasyon derslerine katılım için ise belirli bir ücret ödemeniz gerekiyor. Ben eve girişte aylık 100 Quetzal değerindeki ücreti ödüyorum. Bu miktar yaklaşık olarak 12 USD’ye tekabül ediyor.

Evin yönetimini 10 senedir bu şehirde yaşayan ABD’li Kevin üstlenmiş durumda. Kevin’ın anlattığına göre daha önce buraya sadece bir tane Türk gelmiş, adı da Neslihan’mış. Yoga dersi beklediğimden daha keyifli geçiyor. Minik bir salonda kalabalık bir grup yan yana dizilip Guatemalalı hocamızın anlattıklarını uyguluyoruz. Bir saatlik ders sonunda kendimi daha iyi hissediyorum. Dönüş yolunda şehrin karanlık sokaklarında ilerlerken rüzgar yüzümü yalayıp geçiyor.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s