Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

8 Aralık 2013, Pazar.

DSC02073

IMG_6142

DSC02072

IMG_6118

IMG_6120

IMG_6127

Quetzaltenango Mezarlığı’ndan görüntüler.

IMG_6129

IMG_6134

IMG_6139

IMG_6131

Meşhur çingene kızı Vanushka’nın mezarı.

Öğlene doğru bir önceki gün sözleştiğimiz üzere çam ağacının altında buluşuyoruz. Diarmuid, sabahtan 15 kilometrelik koşuya katılmış olsa da bizden daha enerjik duruyor. Amacımız şehrin rengarenk mezarlığını ziyaret etmek. Kısa bir yürüyüşten sonra Ian ve Diarmuid ile mezarlığa varıyoruz. Guatemala mezarlıkları daha önce gördüğüm hiçbir mezarlığa benzemiyor. Mezarlıklar o kadar renkli, o kadar canlı ki. Çekmeceleri andıran küçücük rengarenk gözleri resimler, çiçekler ve şiirler süslüyor.

Bir süre amaçsız amaçsız mezarlık koridorları arasında dolanıyor. Birbirinden farklı mezarlara göz atıyoruz. Sonrasında da mezarlığın en ünlü isminin mezarını buluyoruz. Bu mezarlığın en çok ziyaret edilen mezarı ise Vanushka’ya ait. Hikaye 1927 yılında geçiyor ve anlatılanlara göre, Vanushka genç bir çinge. Ailesi ile beraber Doğu Avrupa’dan (muhtemelen Macaristan’dan) Guatemala’ya göç ediyorlar. Aile sirki ile ülkeyi bir baştan bir başa geçiyorlar. Quetzaltenango’ya yani Xela’ya geldiklerinde ise buraya yerleşiyor, sirklerini tanıtmaya uğraşıyorlar. Bir gece isminin ne olduğu bilinmeyen bir delikanlı sirki ziyaret ettiğinde Vanushka’yı çok beğeniyor; kalabalık arasından bu yakışıklı genç Vanushka’nın da dikkatini çekiyor. Gösteri sonrası delikanlı sirkin çadırını bularak Vanuskha’nın yanına ulaşıyor. Çift, sabaha kadar muhabbet ediyor ve görüşmeleri günlerce sürüyor. Birkaç hafta sonra da birbirlerine olan aşklarını itiraf ediyorlar. Bir gün zengin bir aileden gelen delikanlının annesi ve babası da sirke şovu izlemeye gidiyor ve o zaman delikanlının çingene güzeline aşık olduğunu fark ediyorlar. Onu bu aşktan vazgeçirmek için uğraşıyorlar. Delikanlı, kabul etmeyince de onu İspanya’ya dört senelik bir okula göndermeye karar veriyorlar. Delikanlı, İspanya’ya gönderiliyor. Bu durum karşısında yıkılan Vanushka da günlerce ağlayıp yas tuttuktan sonra, kalp kırıklığından ölüyor. Günümüzde onlarca aşk acısı çeken insan Vanushka’nın mezarını ziyaret ediyor, çiçekler bırakıyor ya da adlarını yazıyorlar. İnanışa göre bu gelenek, aşk acılarına iyi geliyor. Biz de durumdan nasiplenip hemen isimlerimizi Vanushka’nın heykeli üzerine sıralıyoruz.

Mezarlık sonrasında Ian ve Diarmuid ile şehir merkezinde ufak bir tur attıktan sonra cafe’lerden birine oturup karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında gençler gittikten sonra ben oturup bir süre internet üzerimdeki işlerimi hallediyorum. Sonrasında da odamın yolunu tutup genel pazar temizliğini yapıyorum.

Akşam yemeği için tekrardan buluşuyoruz. Ama şansımıza şehirdeki birçok mekan kapalı. Amerikalı Steph’in de bize katılması ile geceyi Black Cat Hostel’de tamamlıyoruz. Güzel yemek, güzel muhabbet, güzel müzik. Bir pazar gecesinden bekleyebileceğim her şey.

7 Aralık 2013, Cumartesi.

DSC02039

DSC02042

DSC02045

DSC02049

DSC02052

DSC02055

DSC02065

IMG_6060

La Muela’dan manzaralar.

IMG_5912

Quetzaltenango’nun garip köpekleri.

IMG_6091

Şehirde yine anlamadığım bir nedenle kutlamalar, gösteriler devam ediyor.

IMG_6100

Blue Angel’in DVD odası.

Bir önceki geceyi geç bitirmenin aslında ne kadar da yanlış bir karar olduğunu sabah 07:00’de Muela isimli dağa tırmanmak için okul önünde buluştuğumuzda tekrardan anlıyorum. Kylie ve bana ek olarak, okulumuza katılan iki yeni isim daha var: İngiliz Ian ve İrlandalı Diarmuid. Bir süre yürüdükten sonra otobüslerden birine binip Muela’nın bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Benim afyonum hala patlamamış olsa da, karşımda tırmanacağım devasa tepeyi görünce bir anda kendime geliyorum. İlk etapta orman yolunu andıran patika bir yol üzerinden ilerliyoruz. Yol boyunca rengarenk çiçek tarlalarını geçiyoruz. Dağın ikinci kısmı ise kayalar arasından uzanıyor. Bu bölge normalde yereller arasında tehlikeli olarak biliniyor, bu nedenle bölgenin çeşitli bölümlerinde turist polisine rastlıyoruz. Tepeye çıkışımız iki saat kadar sürüyor.

Tepeye çıktığımızda ise 3000 metreden tüm Quetzaltenango manzarası ayaklarımızın altında. Uzak bölgelerden birisinden kulağımıza yerel Maya duaları geliyor. Bir süre hafif yağmur atıştırırken tepedeki kayalıklarda, büyüleyici manzaraya karşı oturup sohbet ediyoruz. Dönüş yolu görece daha kolay oluyor. Başladığımız noktaya geldiğimizde ise hızımızı alamayıp şehir merkezine kadar yürüyoruz. Şehir merkezine vardığımızda, ilk işimiz bir sonraki günün maratonu için Diarmuid’in kaydını yaptırmak oluyor. Sonrasında ise hep beraber yerel restoranlardan bir tanesinde oturup karnımızı doyuruyoruz. Öğleden sonra, akşam yemeği için buluşmak için sözleşip ayrılıyoruz.

Akşam tekrardan Blue Angel önünde buluşuyoruz. Chris de bize katılıyor. Çok da leziz olmayan bir akşam yemeği sonrasında, Blue Angel’ın tek sinema odasını kiralayıp “Amores Perros” izliyoruz. Şehirde sinema bulunmuyor. Tek sinema Walmart’ın yer aldığı alışveriş merkezi içerisinde. Kary’nin anlattığına göre ise sinemada bolca pire bulunuyor. O yüzden orada film izlememiz çok tavsiye edilmiyor. Bu yüzden en iyi ikinci alternatif DVD kiralayıp izleyebileceğimiz bu minik cafe olarak ortaya çıkıyor. Çok güzel bir gece sonrasında herkesin enerjisi artık yerlerdeyken odaların yolu tutuyoruz.

6 Aralık 2013, Cuma.

IMG_5995

Meydanda akşam için yine bir hazırlıklar var.

IMG_5906

IMG_5908

IMG_5909

Şehrimin duvar resimleri.

IMG_5918

Gülümsemek ücretsiz!

IMG_6003

Walmart dönüşü otobüste bu miniğe rastladım.

IMG_6041

İlk ücretsiz salsa dersim son derece keyifli geçiyor.

Sabah erkenden uyanıp saat 07:00’de açıldığını öğrendiğim fırının yolunu tutuyorum. Kary için kocaman bir pasta alıyorum. Hava buz gibi. Sürekli olarak dışarıda ders yaptığımız için, bir noktadan sonra kat kat giyinmem de işe yaramıyor.  Öğlen arasında hep beraber Kary’nin doğum gününü kutluyoruz. Kary, bu sürprizi hiç beklemediği için oldukça utanıyor. Daha sonrasında kendisine hediyesini verdiğimde ise açmadan çantasına koyuyor. Farklı kültürlerdeki, farklı uygulamalar. Dersim 13:00’te bittikten sonra en sevdiğim yerel restoran olan “La Tequaria”ya gidip karnımı doyuruyorum. Sonrasında da devasa Walmart’ın yolunu tutuyorum.

Walmart’da hem yiyecek bir şeyler alıyorum (yaşasın peynir çeşitleri!), hem de odamın en çok ihtiyacı olduğunu düşündüğüm minik ısıtıcıyı yükleniyorum. Odaya döndüğümde ısıtıcı ile ilk denemem başarılı oluyor. Odamın buz gibi sevimsiz havası bir anda değişiyor.

Karnımı doyurduktan sonra saat 18:00’e gelirken Kylie ile buluşup ücretsiz salsa kursuna yöneliyoruz. Minicik kırmızı bir binada bulunan tek odada, kalabalık bir grup halinde ilk salsa dersimi alıyorum. Erkek sayısı görece az olduğu için, beni hemen deneyimli erkeklerden biri ile eşleştiriyorlar. Böylece temel adımları öğrenmeden ileri seviye hamleler ile başlıyorum. Bir anlamda benim için de iyi oluyor. Gece boyunca fazlasıyla eğleniyor.

Kurs sonrasında yerel barlardan birine gidip beyaz şaraplarımız eşliğinde Kylie ile bir süre dedikodu yapıyoruz. Sonrasında Josh da bize katılıyor. Kylie’nin evinde bir iki saat kadar yerel alkollerin tadına baktıktan sonra canlı müzik için tekrardan dışarı çıkıyoruz. “Kings and Queens” adı verilen ve yabancılar arasında son derece popüler olan, benim odamdan küçük barda canlı müzik bitene kadar muhabbet ediyoruz. Bu şehirde herkes birbirini tanıyor, bu şehirde herkes birbiri ile tanışıyor. Harika bir gece sonrasında eve dönerken gökyüzü tüm yıldızları ile karşımda.

5 Aralık 2013, Perşembe.

IMG_5950

IMG_5975

DSC02023

Guatemala Senfoni Orkestrası konserinden.

Bugün Neil ve Sarah’nın son günü. Ders arasında onlar için küçük bir mezuniyet töreni düzenleniyor. Biz de vedalarımızı ediyoruz. 14:00’te dersim bittikten sonra ise şehir merkezindeki turum başlıyor. Çünkü cumartesi günü İspanyolca hocam Kary’nin doğum günü. Ben de kendisi için özel bir şeyler hazırlamak istiyorum. İspanyolca romanların pahalı olmasından dert yandığı için ilk durağım yerel bir kitapçı oluyor. Paulo Coelho’nun kitaplarından bir tanesini İspanyolca bulunca hemen alıyorum. Üstüne Kary, salsa sevdiğini söylediği için boş bir cd alıp Küba’da edindiğim müziklerden bir derleme hazırlıyorum. Gün boyunca şehrin farklı bölgelerinde koşturmacam devam ettikten sonra, sonunda daha önce hiç denk gelmediğim bölgedeki cafe’lerden bir tanesinde mola verip hava kararana kadar vaktimi burada geçiriyorum.

Akşama doğru şehir merkezine döndüğümde ise şehrin ana meydanında Guatemala Senfoni Orkestrası’nın konseri var. Bu şehir her geçen gün beni daha da şaşırtıyor. Yüzlerce insan meydanı doldururken akşam ayazında ben de kendime bir yer açıyorum. Konser öncesinde sahneye genç yetenekler, şehrin futbol takımı ve neden sahnede olduğunu bir türlü anlayamadığım bir grup insan çıkıyor. Sonrasında bir saat rötarla Guatemala Senfoni Orkestrası çıktığında ise iki bölümlük muazzam bir konser sergiliyorlar. İlk yarısı noel şarkıları, ikinci yarısı ise Tchaikovsky eserlerinden oluşuyor. Konser sonrası parkta bir süre insanlar arasında dolandıktan sonra odaya dönüyorum.

4 Aralık 2013, Çarşamba.

IMG_5902

Soran olursa İspanyolca öğreniyorum!

Dersim 15:00’te bitiyor. Ders sırasında yine el işi komik komik işler yapıyoruz. “Okula başladım heyo!” modum dün heyecanı ile devam ediyor. Öğlen bir önceki hafta olduğu gibi hep beraber okulda yapılan yerel yemekleri kalabalıkça bir masanın etrafında yiyoruz. Ders çıkışı ben sokaklarda birkaç tur atıp biraz fotoğraf çekiyorum. sonrasında da erkenden odamın yolunu tutuyorum. Çok enerjim yok.

3 Aralık 2013, Salı.

IMG_5881

San Andres Xecul yolunda.

DSC01921

DSC01924

DSC01972

DSC01976

San Andres Xecul sokakları.

DSC01937

Tepede yer alan ve kiliseye benzer tarzda inşa edilmiş şapel. Üstelik tepesinde Casper’ı andıran iki tane de hayalet var.

DSC01947

Şapel arkasında yerel Maya ibadetleri devam ediyor.

DSC01927

Tepeden şehrin manzarası.

IMG_5800

DSC01959

Rengarenk ipler tekstil ürünleri için doğal yöntemlerle boyanıp kurutuluyor.

DSC01931

IMG_5807

DSC01970

DSC01941

Yereller ev çatılarında mısır kurutuyorlar.

DSC01981

DSC01984

DSC01989

DSC01993

San Andres Xecul’un rengarenk kilisesi.

DSC02002

San Andres Xecul’da denk geldiğimiz mezarlık.

IMG_5871

San Andres Xecul duvarları.

DSC02008

San Simon’un yer aldığı ev.

DSC02006

Meşhur San Simon.

DSC02010

Yol üzeri atıştırmalıkları.

09:00’da başlayan dersim 14:00’te bitiyor. Ders çıkışı Avustralyalı Kylie, benim alem İspanyolca hocam Kary ve ailenin oğlu Toni günün aktivitesi olan San Andres Xecula gitmek üzere kolları sıvıyoruz. San Andres Xecul, bölgenin en ilgi çekici kasabalarından bir tanesi. Bunun en temel nedeni de kasaba içinde yer alan rengarenk ve gerçek dışı duran kilise. Bölgeye gidebilmemiz için önce bir süre yürümemiz, sonrasında da üç otobüs değiştirmemiz gerekiyor. Kary önde, biz arkada sürekli kıkırdaya kıkırdaya yolumuzu buluyoruz. San Andres Xecul’a vardığımızda ise daracık yokuşların, sıra sıra evlerin, rengarenk manzaraların bulunduğu bir kasaba bizi karşılıyor.

San Andres Xecul’da yer alan meşhur Katolik kilisesi Maya ve Hrıstiyan kültürünü yerel öğeler ile birleştiriyor. Kilise şehrin ana meydanında yer alıyor. Bu meydana ulaşan başka bir yokuşu çıktığınızda ise daha küçük boyutta bir şapele denk geliyorsunuz. Buradan şehri kuş bakışı görmek de mümkün üstelik. Ana meydanda yer alan sarı renk ile boyanmış meşhur kilisenin ne zaman inşa edildiği bilinmese de 1900’lerin başında inşa edildiğine inanılıyor. Biz ilk olarak şehri tepeden gören şapeli ziyaret ediyoruz. Şapelin arka bölümünde yer alan geniş bir alanda yereller Maya ritüellerine uygun biçimde ibadetlerini gerçekleştiriyorlar. Bulunduğumuz bölgede evlerin teraslarına asılmış ve tekstil ürünleri için kullanılan rengarenk ipleri ve kurumaya bırakılmış mısırları görebiliyorsunuz. Bir süre burada kalıp manzarayı içimize çektikten sonra ana meydandaki kiliseyi ziyaret ediyoruz. Bu kilisenin çizgi film çizimlerini andıran duvar kabartmalarına hayran kalmamak mümkün değil. Şansımıza biz bölgedeyken kalabalık bir yerel grubu da ibadetlerini gerçekleştiriyor. 

Bir sonraki durağımız ise Guatemala’nın en meşhur karakterlerinden biri olan “San Simon”u ziyaret etmek oluyor. Maximon olarak da anılan bu karakter, yerel bir azizi simgeliyor ve Maya kültüründe çeşitli görüntülerde ortaya çıkıyor. Bu figürün Maya kültüründe nasıl yer aldığı çok bilinmese de Kolomb öncesi Maya tanrısı Mam’ın devamı olduğu düşünülüyor. Efsaneye göre, bir gün kasabadaki erkekler tarlalarda çalışırken San Simon gelip bütün kadınlar ile tek bir seferde beraber oluyor. Kasabanın erkekleri döndüklerinde bu duruma o kadar sinirleniyorlar ki, San Simon’un kollarını ve bacaklarını kesiyorlar. Bu noktadan sonra San Simon’un bir şekilde Tanrı olduğuna inanılıyor. Günümüzde ise San Simon’un büstü çeşitli evlerde yer alıyor ve kutsal haftalarda düzenli olarak yer değiştiriyor. San Simon’u farklı evlerde ziyaret eden yereller yanlarında para, alkol ve sigara getiriyorlar bu garip büste sunmak üzere. Biz de bölgede yer alan evlerden bir tanesinin kapısını çalıyoruz bu garip Tanrı’yı görmek için. Ben en başta anlatılanlardan ne ile karşılaşacağımı çok kestiremiyorum. Özellikle, Toni San Simon’u görmek istemediğini, onun çok çirkin olduğunu söyleyince iyice bir şaşırıyorum. Kapıyı ufak bir kız bize açıyor. Bizi evin arka bahçesinde bulunan bir odaya alıyor. Mumlar ile süslenmiş odanın içerisinde takım elbisesi ile San Simon yer alıyor. Ben tabii en başta bu büstü gerçek sanıyorum. Neden hareket etmediğini anlamaya çalışırken, Kary imdadıma yetişiyor. San Simon’un önünde bulunan tepside çeşitli likör ve sigaralar yer alıyor. Bir süre bu garip Tanrı’yı inceledikten sonra evden çıkıp geri dönüş yolunu tutuyoruz.

Şehre dönerken yol üzerindeki tezgahlardan bir tanesinde karnımızı doyuruyoruz. Quetzaltenango’ya vardığımızda ise hava kararmış bile. Bir grup akşam ücretsiz salsa kursuna gitse de, ben es geçip direk odamın yolunu tutuyorum. Odaya gittiğimde odam sabahtan ilaçlanmış, yatağımdaki nevresimler ve battaniyeler yenileri ile değiştirilmiş. Uzun bir süreden sonra güzel bir uyku çekeceğim için derin bir oh çekiyorum.

2 Aralık 2013, Pazartesi.

IMG_5772

09:00 – 15:30 arası İspanyolca dersi. Her sabah dersim saat kaçta başlarsa başlasın sürekli olarak geç kalıyorum. İçten içe evimin okuldan altı dakikalık yürüme mesafesinde olmasına seviniyorum. Üstelik gün içerisinde farkında olmadan yarım saat kadar da fazladan ders yapıyoruz. Bu bana ilerleyen günlerde kısaltılmış bir gün olarak dönecek.

Bir süredir benim peşimi bırakmayan ve her sabah yeni ısırıklarla uyanmama neden olan böcek sorunumu bir önceki gece Peter’a açtığımda, okulun müdürü Glenda ile konuşmamı öneriyor. Glenda’ya derdimi anlattığımda, akşama eşyalarımı düzenlememi istiyor, ertesi gün odamı ilaçlayabileceklerini belirtiyor.

Ders sonrasında yine en sevdiğim cafe, Cafe Baviera’ya gidip internet üzerindeki işlerimi hallediyorum. Konakladığım evde internet bağlantısı şifresiz olduğu için muhtemelen bölgedeki herkes bizim interneti kullanıyor. Bu da bize katır hızında internet olarak geri dönüyor. O yüzden e-posta kontrolü dışındaki işler için en ideali çevredeki cafe’ler. Üstelik yemekler de son derece leziz. Bu küçücük şehirde beni evimde gibi hissettiren mekanların olması ise paha biçilmez.

Akşamüzeri eve döndüğümde ise geceyi film izleyerek kapatıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s