Quetzaltenango, Guatemala.

Standard

1 Aralık 2013, Pazar.

DSC01917

IMG_5726

Kaldırım bandosu.

IMG_5738

Cafe Baviera’dan.

Güne geç başlıyorum. Pazar günlerini kendime ait bir odada, bir şeyler için koşturmadan geçirmeyi özlemişim. Sabah uyandıktan sonra güzelce kahvaltımı yapıyorum ve şehir merkezine iniyorum. Parkta yine bir hareketlilik var. Park etrafına kurulmuş pazarda çeşitli yiyecekler, el işi ve hediyelik ürünler satılıyor. Bir süre tezgahları inceledikten sonra, aklımdaki cafe’lerden birine gidip tüm günü orada geçirmeyi hedefliyorum. Yürürken yol üzerinde denk geldiğim, benim deyişimle “Kaldırım Bandosu”na bir an duraklamama neden oluyor. Daracık kaldırım üzerine kurulmuş tam kadro bu bando, o kadar güzel şeyler çalıyor ki, bir süre bölgeden ayrılmadan müziği dinliyorum.

Sonrasında da bulduğuma son derece sevindiğim Cafe Baviera’yı keşfediyorum. Ahşap duvarları baştan başa eski gazete küpürleri, resimler ve posterlerle dolu bu sevimli cafe’de akşama kadar kalıyorum. Yemekler, kahve, atmosfer o kadar güzel ki, ilerleyen günlerde bu mekanda bol bol vakit geçireceğe benziyorum.

30 Kasım 2013, Cumartesi.

DSC01780

Chile Verde yolunda.

DSC01784

Organizasyonu işleten teyze.

DSC01788

DSC01796

Minicik çocukların sırtında kardeşleri.

DSC01807

DSC01802

Josh çocuklara hijyen konusunda bilgi veriyor. Ellerinde boylarından büyük kağıtları, tek anladıkları kağıtları süsleyen komik mikrop resimleri.

DSC01809

DSC01814

Oyun zamanı.

DSC01843

DSC01847

DSC01867

DSC01877

DSC01882

DSC01889

DSC01890

DSC01903

Bu fotoğrafları ben çekmedim, fotoğraf makinemi keşfetmeyi deneyen miniklerin gözünden.

IMG_5690

Chile Verde pazarından.

IMG_5704

DSC01912

Xela Canlı Müzik Festivali.

Sabah 07:00’de okul önünde buluşuyoruz. Bugünkü etkinliğimiz Chile Verde isimli bir kasabaya gitmek. Şehrin içerisinde otobüse binmek için yarım saat kadar yürüyoruz. Sonrasında da yarım saatlik bol kıvrımlı yolculuğumuz başlıyor. Chile Verde’de minik bir evi ziyaret ediyoruz. Bu ev aynı zamanda ufak bir organizasyon. Cooperativo adı verilen yerlerde anneler çalışırken burada çocuklarına bakılıyor. Eve girdiğimizde bizi son derece güleryüzlü teyzeler karşılıyor. Sonrasında da yavaş yavaş çalışan kadınlar ve çocukları evin soba ile ısıtılan küçücük odasını doldurmaya başlıyor. Her yaştan, her boydan utangaç çocuklar odada saklanacak yer arıyorlar resmen. Ailemizin doktoru ailelere hijyen kurallarını anlatıyor. Hem şive farkından, hem de yerellerin birçoğu farklı dili konuştuğundan sunumu çok anlamıyorlar. Çocukların ise hijyen kavramını anlamak için yaşları çok küçük. Ellerinde komik mikrop resimlerinin çizilmiş olduğu kağıtlar, kim bilir “Bunları nasıl boyarım?” diye düşünüyorlar. Tabii olmayan boya kalemleri ile.

Sunum bittikten sonra oyun zamanı başlıyor. Çocuklar ile ortak bir oyun bulmak o kadar zor ki. Ne onlar bizi anlıyor, ne biz onları. Evi işleten ailenin kızı 12 yaşındaki Josephine ortak bir yol bulmaya çalışıyor; ama bir türlü olmuyor. Zaten erkeklerin hepsi ellerine topu geçirdikleri gibi sahada futbol oynamaya gidiyorlar. Kızların bir kısmı utanıp kendi köşelerine çekiliyorlar. Sadece 3-4 kız ben ve Kylie’nin yanından ayrılmıyor. Bir süre kendi çapımızda oyunlar üretmeye çalıştıktan sonra fotoğraf çekmeye başlıyoruz. Bu noktada kızların ilgisi bir anda bize dönüyor. Onların fotoğrafını çekip gösterdikçe hoşlarına gidiyor. Sonrasında ben telefonumu Josephine’e, fotoğraf makinemi ise başka bir ufaklığa veriyorum. Gitme vakti gelene kadar kızlar etrafta dolanıp her gördüklerinin fotoğrafını çekiyorlar. Kylie futbol oynayan gruba katılıyor. Ben de bizden ilk etapta çekinmiş olan on kişilik kız grubunun yanına gidiyorum. En başta benden çekinseler de çat pat konuşmaya başlıyorum. Saçlarına, kıyafetlerine, yaşlarına kadar her şeye yorum yapıyorum. Sonrasında soru sırası onlara geçiyor. Evli miyim, sevgilim var mı, çocuğum var mı, nereliyim, kaç yaşındayım, en sevdiğim renk hangisi… (Soru sıralaması bu önemde gidiyor) Kızlardan birinin geçen bir çocuğu incelediğini görünce ben de hemen çocuktan giriyorum muhabbete. Kızlar sürekli gülüşüyorlar. O noktada aramızdaki buzlar da eriyor. Beni farklı bir alana götürüp orada oynadıkları oyuna dahil ediyorlar. Kaldığımız iki saat boyunca kızlar bana üç farklı oyun öğretiyorlar: Tento (ebelemece), kilit ve kanguru. Dönüş vakti geldiğinde ise, ilk dakikalarda yanıma yaklaşmayan bu grup elimi, kolumu bırakmıyor. Benim için son derece keyifli ve dopdolu bir gün oluyor. Dönüş yolunda herkes oldukça mutlu.

Quetzaltenango’ya döndüğümüzde akşam tekrardan çam ağacının önünde buluşmak üzere sözleşiyoruz. Odada duşumu alıp hazırlandıktan sonra akşam yemeği için Kylie, Chris ve Josh ile buluşuyorum. Yemek öncesi bir şeyler içtikten sonra, şehirdeki Tayland restoranlarından birine gidiyoruz. Kylie’nin ev arkadaşının son günü olduğu için düzenleniyor bu yemek. Gece boyunca kalabalık bir grup yemek ve muhabbete doyuyoruz. Sonrasında da şehrin canlı müzik festivalini izlemek üzere meydanlarından birine gidiyoruz. Gece geç saatlere kadar canlı müzik devam ediyor. 45 dakikalık konserler veren çeşitli gruplar herkesi şenlendirmeye yetiyor da artıyor bile. Festival sonrasında da yerel barlardan bir tanesine gidip geç saatlere kadar burada kalıyoruz.

29 Kasım 2013, Cuma.

IMG_5552

Quetzaltenango sokakları.

IMG_5547

Gün içerisinde postanenin yolu tutuldu!

IMG_5544

Şehrin göbeğine çam ağacımız kuruldu.

Nedenini çok anlamamakla beraber geceleri çok kötü uyuyorum. Uykum sürekli olarak bölünüyor. Üstelik sabah uyandığımda da vücudumda bölünerek çoğalmış ısırıkları buluyorum. Tüm gün ve gece kaşınarak geziyorum sonra. Bu meseleyi kiminle, nasıl konuşmam gerektiğini bilmiyorum. Durumu nasıl ele alacağımı da. Haftasonu da durum devam ederse bu konuyu okula açmayı planlıyorum.

Dersim yine 16:00’da bitiyor. Ders sonrasında bir süre şehir merkezinde dolanıyorum. Şehrin göbeğindeki parkta ne kadar ilginçtir ki her gün bir kutlama, şölen, konser, dans gösterisi oluyor. Her yeni gösteriyi izlemeye başladığımda ise ne kadar sevimli bir yerde durmaya karar vermiş olduğuma tekrar tekrar farkına varıyorum. Odaya döndüğümde ise haftanın yorgunluğu bir anda üzerime vuruyor. Kendime akşam yemeği hazırladıktan sonra erkenden uyuyorum. Cumartesi sabah saat 07:00’de başlayacak okul etkinliği beni bekliyor.

28 Kasım 2013, Perşembe.

IMG_5498

Yemek yapıyoruz. Gördüğünüz yeşil şeyler aslında domates.

IMG_5518

Cafe la Luna.

Sabah derslerini yaptıktan sonra Guatemala yerel yemeklerine el atmak üzere öğlen mutfağa giriyoruz. Her çarşamba okulda hep beraber yemek yapılıyor ve sonrasında da kurulan genişçe masa etrafında yeniyor. Biz de yerel yemeklerden bir tanesini yapıyoruz. Kylie ve ben şaşkın şaşkın yemekleri hazırlamaya çalışırken oldukça keyifli vakit geçiriyoruz. Sonrasında masaları hazırlıyoruz, yemekleri servis ediyoruz. Karnımız doyduktan sonra ise ben derse geri dönüyorum. Dersim 15:30’da bitiyor.

Ders sonrasında şehrin dört bir köşesine yayılmış son derece tarz ve butik cafe’lerinden biri olan Cafe la Luna’nın yolunu tutuyorum. Burası aynı zamanda bir müze. İçeriye girdiğinizde çeşit çeşit antika eşyalar her köşe başında sizi karşılıyor. O kadar güzel bir ortamı var ki. Üstelik şehrin en güzel sıcak çikolatalarını burada içmeniz de mümkün. Hava kararana kadar cafe’de kalıyorum. İnternet üzerinde bir süredir aksattığım işlerimi tamamlıyorum. Güzel müzik ve güzel bir atmosfer olduğunda zamanın nasıl geçtiğinin farkına bir türlü varamıyorum.

Akşam odaya döndüğümde beni yeni bir stres bekliyor: sınav. Bir yandan kendime gülüyorum. Kim dünya turuna çıkıp her pazartesi “pazartesi sendromu”, her cuma da “sınav telaşı” yaşar ki?

27 Kasım 2013, Çarşamba.

Dersim diğer günlere görece geç başlıyor. Bugünkü programım 09:00 – 16:00 arasında. Üstelik iki molam var. Dersim bittiğinde saatler 16:00’yı gösteriyor. Ders sonrasında haftanın ikinci etkinliği başlıyor: İspanyolca’daki popüler söylemler. İnanmazsınız; ama bu bir buçuk saatlik süre boyunca bize küfürlerden tutun da, yerel dilde kullanılan komik kelimelere kadar her şeyi öğretiyorlar.

Biz okulun balkonumsu bir bölümünde ders yaptığımız için güneş kendisini sakladığında hava sıcaklığı da bir anda düşüyor. Benimse soğuk havalara karşı mücadele edecek yeterli kıyafetim yok. Etkinlik sonrasında Kary’den aldığım ipuçları sayesinde şehrin devasa ikinci el kıyafet dükkanına gidiyorum. Burası o kadar büyük ki, aradığınız her türlü kıyafeti, her türlü markayı çok komik rakamlara bulabiliyorsunuz. Ben kendime beş beden büyük gelen sıcak tutacak bir mont, bir kazak ve polar alıyorum. Ödediğim fiyat 50 Quetzal. Yani sadece 6 USD. Alışveriş sonrasında satın aldıklarımdan son derece memnun odamın yolunu tutuyorum.

26 Kasım 2013, Salı.

DSC01767

DSC01775

San Jacinto Kilisesi.

DSC01777

Caldo de Frutas.

IMG_5464

Terminal Minerva’da yer alan devasa çam ağacı.

IMG_5465

Terminal Minerva aynı zamanda şehrin ana otobüs istasyonu.

Dersim yine 08:00 – 14:00 arasında. Upuzun bir uyku sonucunda buz gibi bir sabaha uyanıp okula yürüyorum. Üstelik anlamlandıramadığım bir şekilde vücudumda çok sayıda ısırık var. İlk etapta bu konuya çok da önem vermiyorum. Evden okula yürümek tam tamına altı dakika. Yavaş yavaş okulun diğer öğrencileri ile de kaynaşmaya başlıyoruz. ABD’li doktor Josh, Avustralyalı Kylie, İngiliz Neil ve Sarah bu küçük okulun diğer öğrencileri. Herkes kısa bir süreliğine de olsa İspanyolca öğrenmeye gelmiş. Dersler normalde aralıksız olarak devam ediyor. Sadece 10:30 – 11:00 arasında yarım saatlik bir mola veriliyor. Salı günü olduğu için molayı küçük bir oyun takip ediyor. Gruplara bölünüp çat pat İspanyolca bir oyun oynuyoruz.

Okul o kadar küçük, o kadar ev gibi ki. Etrafta dolan “Copito” isimli minik bir köpek, evin ve okulun sahibi Glenda, eşi Daniel, çocukları Daniella ve Tony bizi kendi ailerinin bir parçasıymışız gibi ağırlıyorlar gün üstüne gün.

Ders sonrasında okulun katılacağımız ilk etkinliği gerçekleşiyor. Hep beraber yakınlarda bulunan Salcaja isimli kasabaya gidiyoruz. Bu kasabaya gitmek için “Chicken Bus” ismi verilen otobüsleri kullanıyoruz. Bu otobüsler Guatemala’nın temel ulaşım yöntemleri. Eski ABD okul otobüslerinin modifiye edilmiş hali olan bu otobüsler, içlerinde genelde çeşitli hayvanlar taşındığı için bu ismi almış. Kalabalık otobüste yerimizi aldıktan sonra, Salcaja’ya gitmemiz yarım saatimizi alıyor. Bu minik şehir “San Jacinto” isimli kilisesi ile meşhur olmuş durumda. 1524 yılında kurulmuş bu kilise Orta Amerika’daki ilk kilise olma özelliğini koruyor. Sayısız deprem ve felaket sonrasında hala iyi durumda olan bu minik kilisenin yanı başında minik de bir müze bulunuyor.

Kiliseden çıktıktan sonra yakınlarda bulunan bir eve gidiyoruz. Bu kasabanın en meşhur tatlarından birini denemeye: Caldo de Frutas. Ev yapımı bu likör kan kırmızı rengi ile dikkat çekiyor. Çeşitli meyvelerin rom ile karıştırılması ile hazırlanan bu güçlü likörün tadına bakıyoruz ve bize ikram edilen meyveleri yiyoruz.

Şehir merkezine tekrar döndüğümüzde ben şehrin en büyük alışveriş merkezinin bulunduğu Walmart’a doğru yola koyuluyorum. Bu bölgeye normalde otobüslerle yirmi dakikada gidebiliyorsunuz, yürümek ise benim bir saatimi alıyor. Yol üzerinde şehrin en kaotik bölgesi olan Terminal Minerva’yı ve hayatımda gördüğüm en büyük çam ağacını geçiyorum. Walmart’a vardığımda ise odamda ihtiyaç duyabileceğim ıvır zıvırı almaya koyuluyorum. Adam gibi peynir ve yoğurt buldum diye bu kadar sevinebileceğim kimin aklına gelirdi? Dönüş yolunda minibüse biniyorum. Minibüs beni hemen evimin önünde bırakıyor.

Aldığım eşyaları yerleştirdikten sonra da her gün verilen ödevler ve düzenli olarak çalışılması gerekilen İspanyolca beni bekliyor. Bu sırada yurdun diğer üyeleri ile de sık sık muhabbet etmeyi ihmal etmiyorum. Uzun süredir burada yaşayan, çok iyi İspanyolca konuşan Avustralyalı Peter, İspanyolca hocalığı yapan Linda ve Pilar. Bana sürekli olarak ipucu vermeyi ihmal etmiyorlar.

25 Kasım 2013, Pazartesi.

IMG_5446

Okula başladım heyo!

IMG_5454

Derslerimi aldığım balkon.

IMG_5440

Yeni odam!

Okulun ilk günü. Sabah erkenden uyanıyorum ve hostelden çıkışımı yapıyorum. Eşyalarımı topladıktan sonra okulun yolunu tutuyorum. Bugün ilk altı saatlik dersim başlıyor. 08:00 – 14:00 arası. İspanyolca hocam, genç mi genç Kary ile tanışıyorum. Kary daha 21 yaşında; ama uzun süredir İspanyolca öğretmenliği yapıyor. Bir yandan üniversitede hukuk okurken, bir yandan da cep harçlığını kazanıyor.

Altı sene sonrasında ilk defa okula başlamış olmanın verdiği heyecan bir yana, daha önce Ankara’da bir sene kadar ders aldığım İspanyolcayı ilerletmeye o kadar hevesliyim ki, zaman nasıl geçiyor farkına bile varamıyorum. Kary işini son derece iyi yapıyor. Daha ilk günüm olmasına rağmen, beni nasıl zorlaması gerektiğini, öğrenemediğim şeyleri aklıma nasıl sokması gerektiğini çok iyi biliyor.

Ders sonrasında gidip yurduma yerleşiyorum. Odaya girmemle bir anda bütün günün yorgunluğu üzerime çöküyor. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra da son derece tatlı on dört saatlik bir uykuya merhaba diyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s