Palenque, Meksika.

Standard

18 Kasım 2013, Pazartesi.

DSC01659

DSC01668

DSC01671

DSC01673

DSC01678

DSC01683

DSC01688

DSC01689

Herkes neden aynı yerde poz veriyor?

DSC01692

DSC01694

DSC01695

Kalıntılar son derece etkileyici bir yağmur ormanı içerisinde yer alıyor.

DSC01703

DSC01709

Palenque kalıntılarından manzaralar.

DSC01720

Zapatista’ların kestikleri araçlara verdikleri kağıtlar.

DSC01723

Yolumuzu kesen çakallar.

Palenque’ye öğleden önce varıyoruz. Minicik otobüs istasyonuna vardığımda hava son derece nemli ve sıcak. Sırt çantamı yine otobüs istasyonunun küçük emanetine bırakıyorum. Palenque’nin şehir merkezi oldukça küçük, üstelik şehirde görülmeye değer tek yer ünlü Maya kalıntıları. O nedenle bu şehirde konaklamadan bir sonraki durağıma geçmek istiyorum. Çantamı bıraktıktan sonra otobüs istasyonunun biraz ilerisinden Maya kalıntılarına giden minibüslerden birine atlıyorum.

Palenque kalıntıları, Chiapas bölgesindeki en sık ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. Bu kalıntılarda Maya döneminin en güzel mimari örnekleri, bir ormanın içerisinde sergileniyor. Atmosfer olarak da bu kalıntılar diğer Maya kalıntılarına göre farklılık gösteriyor. Palenque antik şehrinin ilk olarak MÖ. 100 yılında işgal edilmiş. MS. 630 – 740 yılları arasında da şehir büyüme göstermiş. Şehrin en ünlü hükümdarı Pakal’ın ismine şehirle ilgili birçok kaynakta rastlanıyor. Üstelik işin ilginç yanı Pakal’ın o dönem için mucize sayılabilecek 80 yaşına kadar yaşadığına inanılıyor. Şehrin birçok meydanının ve binasının Pakal hükümdarlığı sırasında inşa edildiği biliniyor. Pakal’dan sonra hükümdarlığı devralan oğlu Kan B’alam II döneminde şehrin gelişimi ve ilerlemesi devam ediyor.

Şehrin MS. 900 yılından sonra terk edildiği düşünülüyor. Palenque, Meksika genelinde en çok yağmuru alan bölgede bulunduğu için, zaman içerisinde yoğun bir yağmur ormanı ile kaplanıyor. Bu sayede, 1746 yılına kadar Batı dünyasının bu antik şehirden haberi olmuyor. Antik şehrin adam akıllı keşfedilmesi ise 1837 yılında bölgeye giden amatör arkeolog John L. Stephens ve sanatçı Frederick Catherwood tarafından oluyor. Pakal’ın saklı kalmış hiyerogliflerinin keşfi ise 1952 yıılında Meksikalı arkeolog Alberto Ruz Lhuillier tarafından gerçekleşiyor.

Palenque’ye doğru ilerlerken bir noktada aracımız trafiğe takılıyor. Ben ne olduğunu çok anlayamıyorum. Araç içerisinde yabancı olarak bir ben bulunuyorum. Önümüzdeki araç trafiği aradan yirmi dakika kadar geçmesine rağmen çözülmeyince bizim şoför uyanıklık yapıp bütün araçları solluyor ve giriş kapısının bulunduğu bölgeye ilerliyor. İşte o zaman işin rengi değişiyor. Yolumuz yüzleri maskeli, elleri sopalı kalabalık bir grup tarafından kesiliyor. Öğrendiğime göre bu grup meşhur “Zapatistas”. Bir süre araç şoförü ile tartıştıktan sonra, şoför adamlara 20 peso veriyor, karşılığında bir kağıt alıyor. Tam ilerleyeceğimiz sırada grup araç içerisinde tipi ile sırıtan beni fark ediyor. Bir anda grubun tamamı camımın etrafına doluşuyor. O noktada ciddi anlamda çok korkuyorum. Çünkü çantam içerisinde cep telefonum, fotoğraf makinem, param ve bilgisayarım bulunuyor. Adamlar bütün bunları almak istese, çok rahatlıkla alır. Bir süre yoğun bir tartışma ortamı yaşanıyor. Adamlar beni işaret ediyor, ben anlamıyorum. Gruptan birileri camımı açmaya çalışıyor. Sonra aracın şoförü bana dönerek adamlara 80 peso verirsem geçmem izin vereceklerini söylüyor. Ben de başım bağlı istedikleri parayı veriyorum. Böylece aracın kalıntılara geçmesine izin veriyorlar. Kalıntıların bulunduğu otoparka geldiğimde, araç şoförü içeri girerken bilete para ödemem gerektiğini, bu grup ile gişedekiler arasında bir anlaşma olduğunu belirtiyor. Tabii gişeye gittiğimde görevliler durumu kabul etmiyor. Sanki bu kalabalık grubun bütün turist otobüslerinin yolunu kesmesi son derece normalmiş gibi davranıyorlar. Ben de çok diretmeden biletimi alıp içeri giriyorum.

Kalıntılar muazzam bir yağmur ormanının içerisinde bulunuyor. 15 kilometrekarelik bir alana yayılmış onlarca binalar arasında dolanıyorum. Şehrin nemli havası ve büyülü atmosferi, kısa bir süre önceki gerginliğimi ortadan kaldırmaya yetiyor da artıyor bile. Üç dört saate yakın kalıntıları keşfettikten sonra şehir merkezine dönüyorum. İki geceyi otobüslerde geçirmenin yorgunluğu etkisini tüm gücü ile gösteriyor. Akşamı geçirmek istediğim, Meksika’daki son şehrim olan San Cristobal de las Casas’a olan otobüsün akşam saatlerinde olduğunu öğrenince minibüs istasyonunun yolunu tutuyorum. Buradan daha hızlı bir şekilde iki araç değiştirerek, üstelik çok daha ucuz bir fiyata San Cristobal de las Cosas’a gitmek mümkün.

San Cristobal de las Cosas’a olan yol boyunca yanımda oturan Alman kızla muhabbet ediyoruz. Bu biraz olsun yolu çekilir kılıyor. Fakat bir noktadan sonra son derece virajlı olan yollar benim bütün enerjimi emiyor. Üstelik, Palenque’den San Cristobal de las Casas’a kadar yolumuz “Zapatistas” tarafından üç kez daha kesiliyor. Yolları arabalar geçmesin diye çivilerle kapamış gruplar, her geçen araçtan para alıyor. Şoförümüz her gruba da 20 peso veriyor da ancak o zaman geçmemize izin veriyorlar. İçten içe biz yabancılara sarmadıklarına seviniyorum ben.

San Cristobal de las Casas’a beş saat sonunda vardığımızda benim dünyam dönüyor resmen. Vücudumdaki son enerjiyi bir taksiye atlayıp ayarladığım hostele gitmeye harcıyorum. Bu hostelde kendime özel bir oda ayarladığım için dinlenmeye fırsatım olacağına inanıyorum. Fakat hostele vardığımda beni bir sürpriz bekliyor. Hostelde kapıyı kimse açmıyor. İki saat boyunca hostelin kapısında soğukta bekliyorum. Bir yandan da geceyi güzel geçireceğime dair kendimi motive etmeye uğraşıyorum. Kimsenin gelmediğini görünce sırt çantamı yüklenip şehir merkezindeki sıcak bir cafe’ye gidip bir şeyler içmeye karar veriyorum. Kahvemi içip hostele geri döndüğümde, kapıyı hostelde konaklayan bir çift açıyor. Hostel görevlilerinin çoğu zaman etrafta olmadığından; ama yan odalarının muhtemelen bana ayrıldığından bahsediyorlar. Ben de bir süre hostelin bekleme odasında oyalandıktan sonra odaya yerleşiyorum. Aradan yarım saat geçince hostelin sahibi kadın geliyor. Ufak çaplı bir tartışma yaşıyoruz, ben kendi odama taşınıyorum. Geçirdiğim günü düşünmeden, uzun ve güzel bir uykuya yatıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s