Teotihuacan, Meksika.

Standard

 

 

 

10 Kasım 2013, Pazar.

DSC00349

 

Antik kentin girişinde gelenekleri korurcasına antik ritüeller devam ettiriliyor. Bu dans da onlardan bir tanesi.

DSC00355

İç kale.

DSC00371

 

Templo de Quetzalcoatl’a çıkış.

DSC00388

DSC00395

DSC00398

Templo de Quetzalcoatl’un kabartmaları.

DSC00412

 

Güneş Piramidi.

DSC00420

DSC00422

 

Ölülerin Caddesi’ni çevreleyen yapılar.

DSC00432

Ölülerin Caddesi.

DSC00434

DSC00436

DSC00437

Güneş Piramidi.

DSC00461

Güneş Piramidi’ne çıkarken Ay Piramidi’nin manzarası nefes kesici.

DSC00468

DSC00470

 

Güneş Piramidi’nin tepesinden.

DSC00471

 

Ay Piramidi.

DSC00485

 

Güneş Piramidi.

DSC00487

 

Jaguar duvar resmi.

DSC00492

Ölülerin Caddesi’nin iki tarafını önemli yapılar çevreliyor.

DSC00508

 

Ay Piramidi’nden Ölülerin Caddesi’nin görüntüsü.

DSC00511

 

Güneş Piramidi’nin tepesinde dinlenenler.

DSC00518

 

Palacio de Quetzalpapalotl, en üst kademe din adamının ikametgah ettiği yer aynı zamanda.

DSC00540

DSC00544

 

“Museo de la Pintura Mural Teotihuacana” isimli duvar resimleri müzesinde bir zamanlar şehri süsleyen duvar resimlerinin günümüze ulaşmış parçalarına ve canlandırmalarına yer veriliyor.

 

Pazar günleri yanında kaldığım aile için kilise günleri demek. Cunningham’lar katolik oldukları için, kurallara da olabildiğince uymaya çalışıyorlar. Farklı bir ülkede olmalarına rağmen düzenli olarak kiliseye gidiyorlar. Her pazar sabahı Micheal, Liana ve çocukları kiliseye bıraktıktan sonra kendi işlerini halletmeye çıkıyor. Sabah erkenden uyanıp kahvaltılarımızı yapıyoruz. Liana, son bir haftadır her gün evden çıkarken bana içinde karnım acıktığında yiyebileceğim atıştırmalık çantası hazırlıyor. Hele bu pazar günü benim için çok uzun bir gün olacağından mutfağa girdiğimde Liana’yı yine benim için kocaman bir çanta hazırlamış buluyorum. Diyorum ya işte, yabancıların nezaketi. Onlar kiliseye doğru yola çıkarken vedalaşıyoruz. Bir başka sefer kim bilir dünyanın hangi köşesinde birbirimize denk düşeceğimizi umarak, kocaman sarılıyoruz.

Çocukları bıraktıktan sonra Micheal benim için eve dönüyor. Ben de o sırada evin küçük köşelerine sürpriz teşekkür notları bırakıyorum. Sonrasında da Micheal’la beraber evden çıkıyoruz. Micheal, beni kolayca metroya binebileceğim bir yerde bırakıyor. Fakat bu çok da kolay olmuyor. Pazar günleri Mexico City’de değişik bir uygulama var. Ana yolları belli saatler için (genelde gündüz saatleri) koşanlar, bisiklete binenler için kapatıyorlar. Micheal’ın beni bıraktığı bölgede tek bir araç bile yok. Onun yerine pazar günü sporunu yapmak için ana caddeye çıkmış kalabalıklar akın akın sokakları dolduruyor.

Ben ilk gördüğüm metro istasyonuna inip şehrin kuzeyinde yer alan otobüs istasyonunun yolunu tutuyorum. Kuzey otobüs istasyonuna vardığımda da çantamı emanet bölümüne bırakıyorum. İlk olarak Puerto Vallarta’ya gidecek gece otobüsü için bir bilet alıyorum. Sonrasında da şehrin elli kilometre kuzeydoğusunda bulunan Teotihuacan şehrine gitmek için otobüse atlıyorum.

Bir zamanlar Meksika ve Orta Amerika’nın en görkemli şehirlerinden bir tanesi olan Teotihuacan, aynı zamanda Meksika’nın en çok turist çeken antik kalıntılarından bir tanesi. Bu bölge daha çok şehre hakim olan iki piramidi ile biliniyor: Piramide del Sol (Güneş Piramidi) ve Piramide de la Luna (Ay Piramidi).

Teotihuacan, İspanya öncesi dönemde Meksika’nın en büyük uygarlığı olarak biliniyor. Bu şehrin planlaması MS. 1. yüzyılda belirlenmiş. Güneş Piramidi, MS. 150 yılında tamamlanmış. Şehrin geri kalanının tamamlanması ise MS. 250 – 600 yılları arasına tekabül ediyor. Sosyal, ekonomik ve çevresel faktörler bu görkemli uygarlığın düşüşünü hızlandırmış ve 8. yüzyılda da uygarlık ortadan kalkmış.

Şehir, iki geniş ana caddeden meydana geliyor. Bu iki cadde “La Ciudadela” diye bilinen iç kale etrafında birleşiyor. Caddelerden bir tanesi kuzey güney boyunca uzanırken, bir diğerine “Calzada de los Muertos” yani Ölülerin Caddesi adı veriliyor. Bunun nedeni ise sonradan bölgeye gelen Azteklerin bu geniş cadde etrafında sıralanan yapıların büyük çoğunluğunun mezar olduğuna inanması. Aztekler bu antik şehri kutsal olarak atfetmişler; çünkü beşinci dünyanın sonunda güneşin hareket etmesini sağlamak için bütün Tanrıların kendilerini burada feda ettiklerine inanıyorlarmış. Günümüzde de bölgenin kutsallığı ziyaret edenler için devam ediyor. Her yıl binlerce insan özellikle 19 – 21 Mart günleri arasında bölgenin mistik ruhunu solumak için bölgeyi ziyaret ediyor.

Geçmişte 20 kilometrekareden fazla bir alanı kaplamasına rağmen, Teotihuacan’dan günümüze ulaşan yapılar sadece iki kilometrelik Ölüler Caddesi etrafına yayılmış durumda. Bölgeye beş farklı kapıdan giriş yapmak mümkün. Benim bindiğim otobüs beni birinci kapının yakınlarında bırakıyor, girişe kadar olan yolu yürüyorum. Bölgeyle ilgili kalıntıların yer aldığı müze beşinci kapının, duvar resimleri müzesi ise üçüncü kapının yakınlarında bulunuyor.

Ben antik kente girdiğimde ilk olarak iç kale ile karşılaşıyorum. Bu kare şeklindeki geniş alanın eskiden şehrin yüce yöneticilerinin ikametgah ettiği bölge olduğu biliniyor. Her biri 390 metre uzunluğundaki dört duvar, meydanı çevreliyor. Meydanda 15 adet piramit ve açık geniş bir alan bulunuyor. Bölgenin en önemli piramidi ise MS. 250 civarında yapıldığına inanılan “Templo de Quetzalcoatl” isimli tapınak. Bu tapınağın canlandırmasını Mexico City’de yer alan Antropoloji Müzesi’nde gördüğüm için kabartmalar bana tanıdık geliyor. Eskiden yedi basamaktan oluşan bu tapınağın günümüzde sadece dört basamağı bulunuyor ve bu basamaklarda çeşitli kabartmalar yer alıyor. Keskin hatları ile kendisini belli eden Yılan Tanrıs’ının kafası, 11 taç yapraklı bir çerçevenin içerisinden kendisini belli ediyor. Bu kabartmaya dört gözlü ya Ateş ya da Yağmur Tanrısı olduğuna inanılan başka bir figür eşlik ediyor. Bu kabartmaların üstünün MS. 400 yılında dini önemlerini saklamak için kapatıldığına inanılıyor.

İç kaleden çıktıktan sonra Ölülerin Caddesi üzerinden ilerliyorum. Antik uygarlığın bütün önemli binaları bu caddenin etrafında yer alıyor. Bu yapıların muhtemelen en önemlisi ise Güneş Tapınağı. Bu tapınak dünyanın en büyük üçüncü piramidi (Mısır’daki Cheops ve yine Meksika’da yer alan Cholula’dan sonra geliyor). Güneş Piramidi, Ölülerin Caddesi’nin doğusunda bulunuyor. Bu piramidin tabanının her kenarı 220 metre uzunluğunda, kendisi ise 70 metreden biraz daha uzun. MS. 200’de yapılmış, yapımında üç milyon ton taş kullanılmış bu tapınağın inşası sırasında metal alet, hayvan ya da tekerlek kullanılmamış. Aztek inancına göre bu yapının Güneş Tanrısı’na adandığı düşünülüyor. Bu görüş 1971 yılında, tapınağın merkezine uzanan yeraltı tüneli bulunduğunda onaylanmış. Bu tünel, tapınağın merkezinde dini eserlerin bulunduğu bir bölgeye çıkıyormuş. Burada tapınağın inşasından çok daha önce güneşe tapıldığı tespit edilmiş. Bölgenin eski sakinleri, hayatın kökeninin bu mağarada saklı olduğunu düşünüyormuş. Eskiden parlak kırmızı ile boyanmış olan bu devasa piramit, günümüzde beton renginde olsa da tarihteki görkemini hayal etmek çok da zor değil. Günbatımında özellikle büyüleyici bir havaya bürünen tapınağın tepesine çıkmak da mümkün. Tabii yoğun kalabalığı ve 248 adet yüksek merdiveni aşmayı başarabilirseniz.

Bölgenin bir diğer önemli yapısı ise Ay Piramidi. Bu piramid, Ölüler Caddesi’nin kuzeyinde yer alıyor. Güneş Piramidi’nden daha küçük olsa da tepeleri aynı yükseklikte. Ay Piramidi, 12 platformdan oluşuyor. Piramidin kendisini de sayarsanız, Meksika ve Orta Amerika törensel takviminin gün sayım sisteminde kutsal bir rakam olan 13’e ulaşıyorsunuz. Merkezde yer alan platformun dini danslar için kullanıldığı düşünülüyor.

Bölgede gezilmesi gereken önemli yapılar arasında din adamlarının ikametgah ettiği, Teotihuacan’ın en meşhur duvar resmi olan “Tialoc Cenneti”ne ve diğer öenmli duvar resimlerine ev sahipliği yapan”Palacio de Tepantitla”, Ay Piramidi’nin güneybatısında yer alan en üst kademe din adamının evi olduğu bilinen, sütunlarında Quetzal kuşu ya da kelebeğinin kabartmalarının bulunduğu “Palacio de Quetzalpapalotl”, Jaguar Tanrısı’nın duvar resimleri ile süslü “Palacio de los Jaguares”, MS. 2. ve 3. yüzyıldan kalma yer altı yapısı olan ve geniş kabuk kabartmaları ile süslenmiş “The templo de los Caracoles Emplumados”, 12 duvarında çeşitli duvar resimlerinin bulunduğu “Palacio de Tetitla”, jaguar ve çakal kabartmaları ile ünlü “Palacio de Atetelco”, yaşam olanları olarak kullanıldığı bilinen “Palacio de Zacuala” ve “Palacio de Yayahuala” bulunuyor. Bu yapılara ek olarak bölgenin geçmişini daha iyi anlayabileceğiniz “Museo del Sitio” ve “Museo de la Pintura Mural Teotihuacana” müzeleri de ziyaretçilere açık bulunuyor.

Bu antik kentin büyüleyici bir havası var. Eskiden görkemli parlak renklerle süslü binaları, şimdilerde merdivenlerden soluk soluğa çıkmaya çalışan turistler, caddeleri ise hediyelik eşya satıcıları dolduruyor. İşin en gıcık tarafı da bu hediyelik eşya satıcıları birkaç çeşit düdük satıyor. Bu düdükler arasında en meşhuru da çakal sesi çıkaranlar (Düdük çakal sesi mi çıkarır demeyin, duymanız lazım!). Yani siz huzurlu huzurlu bu antik şehri gezmeye uğraşırken, bölgedeki herkes düdük çalıyor. Çocuğundan yaşlısına. 

Neredeyse bütün günü antik şehir kapanana ve güneş batana kadar bölgede geçiriyorum. Sonrasında da birinci kapı yakınlarından tekrardan otobüse atlayarak Mexico City’nin kuzey otobüs istasyonuna geri dönüyorum. Puerto Vallarta’ya olan otobüsüme hala birkaç saatim olduğu için vaktimi otobüs istasyonunun son derece rahatsız demir sandalyelerinde kitap okuyarak geçiriyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s