Puerto Vallarta, Meksika.

Standard

 

12 Kasım 2013, Salı.

DSC00564

DSC00565

 

Şehrin merkezi sayılan Plaza Principal (diğer adı Plaza de Armas)’da tebeşirlerle hazırlanmış mini bir kaldırım sergisi yer alıyor.

DSC00566

Templo de Guadalupe.

Güne oldukça geç başlıyorum. Bir süredir memur saatlerinde uyanmanın da etkisiyle bu güzel salı gününün tadını çıkarıp öğlene doğru yataktan çıkıyorum. Uyandıktan sonra da yüzümü bile yıkamadan kendimi plaja atıyorum. Plajda bir önceki gün olduğu gibi her türden, her renkten insan el ele geziyor. Özellikle ABD’de eşcinselliklerini doya doya yaşayamayanların güneşin ve denizin tadını çıkarmak için bu şehri tercih ettiğini anlatıyor hosteldeki görevliler.

Deniz, kum, güneş, kitap, müzik, sıcak, nem, esinti ile geçen koca bir gün sonunda hostele geri dönüp duşumu alıp hostele geri dönüyorum. Duşumu aldıktan sonra akşam yemeği için dışarı çıkıyorum. Bir önceki gün olduğu gibi sokaklarda biraz dolanıp karnımı doyuruyorum. Sonrasında benim için günün bittiğini düşünüp hostelde uyumadan önce izleyeceğim dizi bölümlerinin hayalini kurarken, hostel kapısında aynı odada konakladığım Suzy, hostel görevlisi Marco ve Avustralyalı Jacob’a denk geliyorum. Benim için bittiğini düşündüğüm gece bu noktada yeni başlıyor. Bütün gece boyunca o kadar gülüp eğleniyoruz ki, oldukça beklenmedik oluyor. Sabah karşı yatağa girdiğimde benim tek düşündüğüm ertesi sabah erkenden uyanıp otobüs istasyonuna nasıl gideceğim.

11 Kasım 2013, Pazartesi.

DSC00547

 

Puerto Vallarta’nın çeşitli yerlerinde denizatına binmiş çocuk heykeli bulunuyor.

DSC00549

 

Puerto Vallarta plajı.

DSC00551

DSC00553

DSC00555

DSC00556

 

Puerto Vallarta deniz kenarında çeşitli cafe ve barlar yer alıyor. Akşamları bu bölge oldukça hareketli oluyor.

DSC00559

DSC00560

 

Şehrin merkezinde mini bir resim sergisi de yer alıyor.

DSC00562

 

Deniz kenarındaki amfi tiyatroda akşamları çeşitli gösteriler sergileniyor.

Puerto Vallarta’ya öğlene doğru varıyorum. Otobüs istasyonu ve havaalanı şehir merkezinden oldukça uzakta yer alsa da, şehri bir baştan bir başa geçen otobüsler sayesinde merkeze kolayca ulaşılabiliyor. Otobüs istasyonundan çıkmamla yoğun bir sıcak hava dalgasının bedenimi çarpması bir oluyor. Bir süredir soğuk havayla mücadelemde sürekli kat kat kazak giyen ben, sonunda kemiklerim ısınacağı için içten içe seviniyorum. Hava sıcak olmasının yanı sıra son derece de nemli. Otobüse atlayıp şehir merkezine gidiyorum. Konaklayacağım hostel, “Zona Centro” adı verilen şehir merkezinde ve deniz kenarına iki sokak uzakta bulunuyor. Hostele girip eşyalarımı yerleştirdikten sonra da kendimi deniz kenarına atıyorum.

200.000 nüfuslu bu küçük sahil şehri her sene birçoğu ABD’den ve Kanada’dan olmak üzere milyonlarca turisti kendisine çekiyor. Berrak suları ve ipeksi kumlarının yanı sıra Meksika’nın eşcinsel başkenti olmasının da bu konuda etkisi büyük. Sokaklarda yürürken kollarında fosforlu lüks otel bileklikleri ile dolanan bu grupları kolayca ayırt edebiliyorsunuz.

Benim konakladığım bölgeye yakın iki plaj bulunuyor. Bunlardan bir tanesi “Playa Olas Altas”, bir diğeri ise “Playa de los Muertos”. Ben de öğlen saatlerinde Playa de los Muertos’a gidip gün batana kadar burada kalıyorum Kitap okuyorum, müzik dinliyorum, denize giriyorum. Yani bir süredir özlediğim güneşin tadını doya doya çıkarıyorum. Hava kararmaya yakınken de odaya dönüp duşumu alıp deniz tuzundan ve kumlardan arınıyorum.

Merkezde birkaç tur atıp sokaklar üzerine kurulu hediyelik eşya tezgahlarına göz attıktan sonra gözüme kestirdiğim bir kahve dükkanına giriyorum. İnternet üzerinden biriken işlerimi hallediyorum. Zaten saatin nasıl geçtiğinin farkına bile varmıyorum. Artık cafe kapanmaya yakınken mekandan çıkıp deniz kenarında uzanan 10 blokluk “malecon” ismi verilen yoldan yürümeye başlıyorum. Yürürken denk geldiğim amfitiyatrodaki gösterileri izlemeyi ihmal etmeden.

Hostele döndüğümde aynı odada konaklayan Avustralyalı Jessica ile tanışıyorum. Jessica, elli yaşın üzerinde dört senedir tek başına dünyayı gezen bir kadın. Sydney’deki evini kiraya verdiğini ve kiradan elde ettiği para ile dört senedir dünyayı gezdiğini anlatıyor. Yorulup yorulmadığını, henüz bir yere yerleşmeye hazır olup olmadığını soruyorum. İki soruma da cevabı hayır oluyor. Dünyada görülecek bu kadar yer varken neden yerleşsin ki?

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s