Guadalajara, Meksika.

Standard

14 Kasım 2013, Perşembe.

DSC00569

DSC00577

 

Plaza de la Liberacion.

DSC00580

DSC00581

DSC00583

DSC00585

DSC00591

 

Palacio Municipal’in duvar resimleri.

DSC00598

 

Teatro Delgado.

DSC00601

DSC00602

DSC00609

DSC00611

 

Devlet binaları genelde benzer bir mimarı yapı izliyor, geniş avlularını ofisler çevreliyor.

DSC00615

DSC00618

 

Plaza de los Mariachis.

DSC00623

DSC00628

DSC00629

 

Palacio de Gobierno’nun etkileyici duvar resimleri.

DSC00640

 

Şehrin tarihi merkezi.

DSC00647

DSC00648

 

Duvar resimleri.

DSC00649

Meksika’da trafik ışıklarında dilencilerden çok kırmızı ışık boyunca mini gösteriler sunan insanlar bulunuyor.

 IMG_4991

 

Guadalajara Üniversitesi yakınlarında yer alan güzel meydan.

DSC00660

Meydanı çevreleyen duvar resimleri.

IMG_4995

 

Guadalajara’nın seramikleri.

Gün bir öncekine kıyasla daha güzel başlıyor. Güzel bir kahvaltı, hafif kapalı bir hava, kendisini daha iyi hisseden ben. Önümde şehri keşfetmek için kocaman bir gün bulunuyor. Şehir temel olarak üç bölümden oluşuyor: Central Guadalajara isimli şehrin tarihi merkezi, Chapultepece adı verilen şehrin görece yeni yerleşimlerinin, şık cafe ve barlarının bulunduğu mahallesi ve daha yerel alternatifler sunan Tlaquepaque. İlk olarak şehrin tarihi kalbinin attığı “Plaza de Armas” ve “Plaza de la Liberacion” isimli meydanlara gidiyorum. Meksika şehirlerinin neredeyse tamamı (deniz kenarında yer alanlar dışında) çok benzer bir şehir planlaması izliyor. Guadalajara’da da diğer şehirlerde olduğu gibi bir tanesi ana meydan olmak üzere, şehir etrafına yayılmış çeşitli meydanlar, meydanlar etrafında dizili katedraller, rengarenk duvar resimleri ile süslenmiş devlet binaları bulunuyor.

Plaza de Armas’daki katedralın yapımına 1558 yılında başlanmış, yapı 1618 yılında tamamlanmış. 1818 yılında şehri fazlasıyla etkileyen deprem nedeniyle katedralin kuleleri yıkılmış, bu kuleler 1848 yılıında tekrardan yapılmış. Katedralden sonra “Palacio de Gobierno” adı verilen, eyaletin hükümet ofislerine ev sahipliği yapan binayı ziyaret ediyorum. Yerel artist Jose Clemente Orozco tarafından yapılmış etkileyici duvar resimleri bu binayı ilgi çekici hale getiriyor. Buna ek olarak 1937 yılında Miguel Hidalgo tarafından yapılmış duvar resmi de ziyaretçiler tarafından büyük ilgi görüyor. Binanın giriş katında Jalisco bölgesinin tarihi hakkında da ufak bir müze yer alıyor. “Teatro Delgado” ise hemen yakınlarda bulunuyor. Guadalajara Filarmonik Orkestrası’nın da evi olan bu görülmeye değer tiyatronun içerisinde Gerardo Suarez’in Dante’nin “İlahi Komedyası”nın dördüncü kıtasını resmettiği duvar resmi bulunuyor. Binanın tepesinde ise Apollo ve dokuz perisi meydandan geçenleri selamlıyor.

Katedralin batısında daha küçük olan “Plaza Guadalajara” isimli bir diğer meydan yer alıyor. Bu meydanın kuzey tarafında konuşlanmış “Palacio Municipal” Gabriel Flores’in Guadalajara’nın kuruluşunu resmettiği duvar resimlerini barındırıyor. Katedralin kuzey bölgesinde yer alan bir başka meydanda ise şehrin en ünlü 20 yazar, mimar, besteci kişiliklerinin bronzdan heykelleri duruyor. Bu heykellere “Rotonda de los Jaliscenses Ilustres” deniyor. Aynı bölgede bulunan “Palacio de Justicia” ise şehrin ilk rahibe manastırı. Şu anda Adalet Bakanlığı ofislerinin bulunduğu binada, 1965 yapımı Guillermo Chavez duvar resmi, Benito Juarez’in de yer aldığı ünlü isimleri binanın merdivenlerinin bulunduğu duvarda ölümsüzleştiriyor. Bölgedeki binaları, sokakları gezdikten sonra yol üzerinde yer alan pazarları ziyaret ediyorum. “Mercado Corona” ve “Marcado San Juan de Dios” daha önce gördüğüm Meksika pazarlarından daha farklı bir alternatif sunmuyor. Gündüz saatleri olması nedeniyle neredeyse boş olan “Plaza de los Mariachis”i de görüp kendimi ara sokaklara atıyorum ve Chapultepec mahallesine kadar zigzaglar çizerek yürüyorum. Bu sırada yol üzerinde gördüğüm duvarları muazzam duvar resimleri süslüyor. Sokaklar gri olsa da, duvarlar Meksikalılar kadar rengarenk.

Chapultepec bölgesine vardığımda görece daha sakin, birçok güzel cafe ve restoranın ara sokaklara dağıldığı bir mahalle buluyorum. Chapultepec Caddesi üzerinden ilerleyip yolun sonundaki heykeli gördükten sonra da yine yürüye yürüye şehir merkezine geri dönüyorum. Bu sırada Guadalajara Üniversitesi yakınlarında ufak beyaz bir kilisenin önünde rengarenk duvarlarla çevrelenmiş bir meydan görünce bir süre burada soluklanıyorum. Arada hafif yağmur atıştırıyor. Keyfim son derece yerinde. Hava kararmaya yakınken hostelime yakın bir yerde bir restorana girip karnımı doyuruyorum.

Sonrasında da hostele geri dönüyorum. Uyuyana kadar hosteldekilerle muhabbet ediyorum.

13 Kasım 2013, Çarşamba.

DSC00567

Akşam şehirde yürürken mini bir edebiyat konferansına denk geliyorum.

Sabah Suzy’nin saatinin alarmı çalınca uyanıyoruz. O kadar az uyumuşum ve o kadar perişan haldeyim ki, yatağı bırakasım hiç gelmiyor. Yine de kendimi zorlayıp banyoda kafamı buz gibi suyun altına sokuyorum. Gözüm biraz açılınca da eşyalarımı topluyorum. Erkenden otobüs istasyonunun yolunu tutup beş saat uzaklıktaki Guadalajara isimli şehre gitmeyi hedefliyorum. Suzy ile odadan çıktığımızda Marco’yu son derece enerjik ve şık bir halde buluyoruz. Sanki bir önceki gece bizimle dışarı çıkıp bizden daha geç dönen kendisi değilmiş gibi. Bir süre ayaküstü muhabbet ediyoruz, sonrasında da vedalaşıp bizi otobüs istasyonuna götürecek minibüslerin kalktığı durağa doğru ilerliyoruz.

Yol yarım saat sürse de bol kavis ve dur-kalk’lar dünyamın şaşmasına yetiyor da artıyor bile. Suzy, benden önce minibüs durağında iniyor. Bense otobüs istasyonuna vardığımda Guadalajara’ya gidecek ilk otobüs için biletimi alıyorum. Şansıma otobüs VIP adı verilen lüks otobüslerden. Kocaman geniş koltuklarının da etkisi ile beş saat boyunca gözümü bile açmadan uyuyorum. İyiki de uyuyorum, yoksa günü tamamlamam mümkün değil. Guadalajara’ya vardığımda ayarladığım hostelin gönderdiği bilgiler doğrultusunda şehir merkezinin yolunu tutuyorum. Ama şaşkınlığıma dakika bir, gol bir niyetine yanlış otobüse biniyorum. Yanlış otobüse binince direk şehir merkezine gitmek yerine alakasız bir yere gidip, orada inip metroya transfer oluyorum. Algılama hızım normale göre oldukça yavaş olduğu için metro bileti almam bile on dakika sürüyor.

Sonunda hostelimi bulduğumda ise derin bir nefes çekiyorum. Direk odaya gidip bir süre dinleniyorum. Sonrasında da güzel bir duş alıyorum. Hava çoktan kararmışken de bir şeyler atıştırmak için dışarı çıkıyorum.

Guadalajara, 1.6 milyon nüfusu ile Meksika’nın en en kalabalık ikinci şehri. Şehrin isminin Endülüs Arapçasından geldiği biliniyor (wād(i) l-ḥijāra). Guadalajara, “taşların vadisi / nehri” anlamına geliyor. Daha önce gezdiğim Meksika şehirlerine kıyasla çok farklı bir havası olan bu şehir bana biraz kaotik geliyor. Biraz da keyifsiz olmamın etkisi ile odaya dönüp uyuyana kadar kitap okuyorum. Akşamımın en ilginç olayı ise odama gelen New Orleans’lı, daha ilk cümlesinde lezbiyen olduğunu söyleyen ve ABD’de dişçiler çok pahalı olduğu için dişini yaptırmaya Meksika’ya gelen kızla tanışmam oluyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s