Oaxaca, Meksika.

Standard

4 Kasım 2013, Pazartesi.

DSC09513

Monte Alban’dan Oaxaca manzarası.

DSC09533

DSC09542

Juego de Pelota.

DSC09544

DSC09549

DSC09557

DSC09562

DSC09564

DSC09565

DSC09571

DSC09572

DSC09575

DSC09578

Platforma Sur.

DSC09588

Monte Alban manzaraları.

DSC09591

DSC09592

DSC09594

Pazarlara tekrardan merhaba. 

Sabah çok da geç kalmadan şehrin güneybatısında yer alan Mina sokağından kalkan minibüsleri yakalayarak bölgenin en ünlü antik kentlerinden bir tanesi olan “Monte Alban”ın yolunu tutuyorum. Odamdaki Alman kızdan bu antik şehrin ününü çok duyduğum için ben de buraya kadar gelmişken görmek istiyorum. Monte Alban, Kolomb öncesi dönemden kalma antik kentlerden bir tanesi. MÖ. 500 civarında kurulduğuna inanılan bu antik şehir, Meksika ve Orta Amerika bölgesindeki en eski yerleşimlerden bir tanesi olma özelliğini koruyor. Monte Alban, sözlük anlamı olarak beyaz dağ anlamına geliyor.Mina sokağından kalkan minibüsler ile 50 peso karşılığında (dönüş de ücrete dahil) bir saat içinde bölgeye gidebiliyorsunuz (şehirden sadece 9 kilometre uzakta halbuki). Kalıntıların bulunduğu bölgeye giriş için ayrıca bir 57 peso ödemeniz gerekiyor.

Bölgeye girdiğinizde ilk olarak küçük bir müze ile karşılaşıyorsunuz. Açıklamalar İspanyolca olsa da sergilemeler ilgi çekici. Bölgeyi diğer antik kentlerden farklı kılan ise şehrin kurulduğu dağın muhteşem manzarası. Bulunduğu dağdan neredeyse bütün Oaxaca ayaklarınızın altındaymış gibi hissediyorsunuz. Antik kentin merkezinde Gran Plaza adı verilen 300 metreye, 200 metre genişliğinde devasa bir meydan yer alıyor. Birçok tapınak ve yapı bu meydanın etrafında bulunuyor. Antik Maya dönemine özgü birçok şehirde olduğu gibi burada da “Juego de Pelota” yani top sahası bulunuyor. Harflere göre isimlendirilmiş yapılarda tarih öncesi dönemden kalma kabartıları görebiliyorsunuz. Meydanın merkezinde yer alan “Platforma Sur”a devasa merdivenlerinden çıkıp bölgenin büyüleyici panoramasını izleyebiliyorsunuz. Bölgede üç saate yakın vakit geçiriyorum. Bu sırada İsrailli Jason ve Meksikalı arkadaşları ile tanışıyorum. Bir süre onlarla muhabbet ettikten sonra da şehir merkezine giden otobüsü yakalayıp Oaxaca’ya dönüyorum.

Oaxaca’ya döndüğümde bir gün önceden gözüme kestirdiğim eşyaları almak için kolları sıvıyorum. Pazarlar arasında gün batana kadar dolanıp beğendiğim el işlemesi blüzleri, deri çantayı, birkaç tane ufak bölgeye özgü toprak hediyelik eşyaları satın alıyorum. Sonrasında da eşyalarımı hostele bırakıp bir sonraki sabah gideceğim Mexico City için otobüs biletimi almak üzere otobüs istasyonuna gidiyorum. Şehrin kuzeyinde bulunan otobüs istasyonuna giderken kullanmadığım farklı yollardan geçerek şehrin rengarenk sokaklarını dolanıyorum. Üstelik Merida’da mezarlıkta tanıştığım Kübalı / Amerikalı aile ile de iletişime geçiyorum. Mexico City’de misafirleri olmam konusunda ısrar ediyorlar. Ben de aile yanında kalmanın güzel olacağını düşünüp tekliflerini büyük bir memnuniyetle kabul ediyorum.

Hava kararmaya yakınken yol üzerindeki cafe’lerden bir tanesine oturup gecenin geri kalanını burada geçiriyorum.

3 Kasım 2013, Pazar.

DSC09422

Zocalo Meydanı.

DSC09600

Zocalo Meydanı’nın ayakkabı boyayıcıları.

DSC09403

DSC09429

DSC09469

DSC09470

IMG_4026

DSC09402

DSC09472

Oaxaca sokakları.

DSC09415

DSC09416

DSC09417

DSC09419

DSC09420

DSC09423

DSC09424

Palacio de Gobierno’dan.

DSC09426

DSC09427

DSC09428

DSC09430

DSC09431

Pazarlardan manzaralar.

DSC09438

DSC09440

DSC09451

DSC09452

Çikolata dükkanlarından.

DSC09455

Meşhur Chapulines, yani çekirgeler.

DSC09462

DSC09464

DSC09468

Basilica de la Soledad.

DSC09458

IMG_3953

DSC09461

Museo de los Pintores Oaxaquenos.

DSC09474

Centro Fotografico Alvarez Bravo’dan.

DSC09407

DSC09478

DSC09479

IMG_3947

IMG_3979

IMG_3982

IMG_4025

Rengarenk Oaxaca sokakları.

DSC09482

DSC09483

DSC09485

DSC09489

DSC09492

Museo Casa de Juarez.

DSC09496

DSC09481

Museo Casa de Juarez’den çıktığımda sokakta rengarenk bir kutlamaya denk geliyorum.

IMG_4017

Santo Domingo Kilisesi.

DSC09501

Oaxaca sokaklarında yer alan dükkanlarda Ölüler Günü kutlamaları devam ediyor.

DSC09502

DSC09505

Modern Sanat Müzesi’ndeki dans gösterisinden.

Sabah erkenden uyanıyorum. Önümde şehri keşfetmek için koca bir gün bulunuyor. Kahvaltımı hostelde yaptıktan sonra şehrin ara sokaklarının yolunu tutuyorum. İlk durağım Zocalo Meydanı ve etrafındaki binalar oluyor. Oaxaca Katedrali’ni ziyaret ediyorum. İnşasına 1553’te başlanmış bu Katedralin yapımı 18. yüzyılda tamamlanmış. Meksika’daki çoğu dini yapı gibi bu bina da yıpranmışlığı ile ayrı bir havaya bürünüyor.

Biraz da şanslı günüm. Çünkü günlerden Pazar ve neredeyse bütün müzeler ücretsiz! Ben de fırsattan istifade bölgede yer alan “Palacio de Gobierno” yani Hükümet Sarayı’na gidiyorum. Geniş avlusu ile dikkat çeken bu binanın giriş katında Meksika’ya özgü el yapımı bebekler sergileniyor. Sarayın iç duvarlarından bir tanesinde boydan boya bir duvar resmi yer alıyor. 19. Yüzyılda Arturo Garcio Bustos tarafından yapılmış bu muazzam resim, Meksika tarihine ilişkin farklı öğeler barındırıyor. Binanın üst katında ise farklı sergilemeler bulunuyor. Tamamı İspanyolca olan bu sergilemeler arasında jeolojiden tutun da astronomiye kadar farklı başlıklar ele alınıyor. Çok anlamadan da olsa farklı odaları gezdikten sonra şehrin arka sokaklarında yer alan pazarlara yöneliyorum.

Bir ülkede pazarlar en ilgimi çeken yerlerin başında geliyor. Hareketliliklerine, renklerine, kokularına hayranım bu mekanların. Turisti, yereli aynı amaçla, aynı mekanda birleştiren nadir yerler. Hele bir de Meksika’dakiler… Şehrin en büyük pazarlarından olan “Mercado Juarez” ve “Mercado 20 de Noviembre”ye gidiyorum. Buralarda hediyelik eşyalardan sebze meyveye, baharatlardan deri ürünlere, el işlemelerinden oyuncaklara kadar her şey ama her şey bulunuyor. Üstelik pazarın daracık koridorları arasında şehrin en lezzetli yemeklerini en ucuza yiyebilmeniz için ufacık tezgahlar da yer alıyor. Zigzaglar çizerek pazar koridorları arasında dolandıktan sonra bölgedeki bir diğer pazar olan “Mercado de Artesanias”a gidiyorum. Burada daha çok tekstil ürünleri satılıyor. Meksika’nın renkli tekstil ürünleri en başından beri aklımı çelse de bu Pazar gününü normalde yaptığımın aksine piyasa araştırması yaparak geçirmeye karar veriyorum. Yani hemen heyecanlanıp satın almıyorum ve fiyatları kıyaslamaya uğraşıyorum. Pazarların önünde ve sokaklarda bölgenin en ünlü atıştırmalıklarından bir tanesi olan Chapulines’e rastlayabiliyorsunuz. Nam-ı diğer çekirgeler. Soslu, sossuz, acılı, acısız… Her türüne köşe başlarındaki yaşlı teyzelerin ufak tezgahlarında rastlamak mümkün.

Oaxaca bölgesi gastronomik olarak Meksika’da ön plana çıkan bölgelerden bir tanesi. Bölgeye özgü çekirgeler, peynir, çikolata, “mole” adı verilen biber bazlı soslar ve baharatların yanı sıra, bölge Mezcal isimli içeceğin de anavatanı. Mezcal, tekilaya benzer şekilde agav bitkisinden üretiliyor. Fakat içeceğin elde edilebilmesi için bitkinin en az 6-8 yıllık olması gerekiyor. Çoğu zaman mezcal şişeleri dibinde bir kurtçukla geliyor. Şehrin ünlü olduğu bir diğer ürün ise çikolata. 20 de Noviembre ve Mina isimli sokaklarda yan yana dizilmiş çikolata dükkanlarının kokusunda kendinizi kaybedebiliyorsunuz. Ben de bunlardan bir tanesine giriyorum. İlk olarak çikolatayı nasıl yaptıklarını izliyorum. Kakao taneleri öğütme makinesinin tepesinden sokuluyor ve sonucunda yoğun kıvamlı çikolata ortaya çıkıyor. Sonrasında bu karışım, şeker, badem, tarçın eşliğinde son halini alıyor. Mayordomo, Soledad ve Guelaguetza en bilindik markalar.

Sonrasında da dükkanın café kısmına oturup sıcak çikolatamı sipariş ediyorum. Sıcak çikolatayı içine banarak içmeniz için bir porsiyon ekmekle beraber servis ediyorlar. Üstelik bu dükkanlarda sadece yemek ve içmek için değil, yemeklere katmak için de biber ile hazırlanan çikolatalı mole sosları da satıyorlar.

Sonrasında şehrin doğu bölgelerine yöneliyorum. “Basilica de la Soledad” isimli 17. yüzyıldan kalma görkemli kilisenin önünde yer alan geniş avluda Ölülerin Günü kutlamalarından kalma süslemeler yer alıyor. Bölgede aynı zamanda büyükçe bir Pazar daha bulunuyor. Üsteiik şehrin batı bölgelerinde duvarlar şehrin en güzel graffitilerine de ev sahipliği yapıyor. Oaxaca zaten Meksika şehirleri arasında sanatçı ruhu ile bilinen bir şehir. Bu yüzden rengarenk detayları duvarlarda görmek şaşırtıcı olduğu kadar gülümsetici oluyor.

Şehrin sanat anlamında en önemli müzelerinden olan “Centro Fotografico Alvarez Bravo”, “Galeria Quetzzalli” ve “Museo de los Pintores Oaxaquenos”u ziyaret ediyorum. Özellikle Centro Fotografico Alvarez Bravo’da çok güzel fotoğraf sergilemelerine denk geliyorum. Sonrasında da “Museo Casa de Juarez”e gidiyorum. Burası 19. yüzyılın en ünlü Meksikalı lideri Benito Juarez’i gençliği sırasaında desteklemiş ciltçi Antonio Salanueva’nın küçük ve alçak gönüllü evi. Ev içerisinde geniş bir avlu etrafına yayılmış odaları ziyaret edebiliyorsunuz.

Artık ayaklarıma kara sular inmişken yoldaki restoranlardan birisinde mola veriyorum. Güzel yemekler ve içecekler Meksika’yı Meksika yapan detaylar. İşin komik tarafı bir noktada restoranda Tarkan ve Sertab Erener çalmaya başlıyorlar. Türkiye ve karşıma çıktığı komik yerler. Ah. Restorandan çıktığımda hava kararmış bile. Şehrin karanlık, ama cıvıl cıvıl ve fazlasıyla renkli sokaklarının her birinde ayrı bir atraksiyon oluyor. Sokak sanatçıları sokaklarda boş buldukları yerleri doldururken, bir önceki gece olduğu gibi ana meydanlarda gösteriler var. Üstelik Modern Sanat Müzesi’nde de rengarenk kıyafetler giymiş bir grup genç modern dans gösterisi yapıyor. Bir süre daha sokaklarda dolanıp gösterilere göz atıyorum. Sonrasında da hostelin yolunu tutuyorum.

2 Kasım 2013, Cumartesi.

DSC09378

Zocalo Meydanı’nını kostümleriyle dans eden insanlar doldurmuş.

DSC09391

Santo Domingo Kilisesi önündeki modern sanat gösterisi.

DSC09395

DSC09398

Alcala Sokağı’nda yer alan mağazalardan bir tanesinin sunağı.

DSC09401

Alcala Sokağı.

Merida’dan Oaxaca’ya olan yolculuğum 23 saat sürüyor. Şansıma yanımda kimse oturmadığı için yolun büyük bir kısmını uyuyarak geçiriyorum. Yol boyunca otobüsümüzü üç kere durduruyorlar. İlk ikisinde polis kimlik kontrolü yapıyor, sonuncusunda ise askerler çantalarımızı arıyor. Buna ek olarak yolculuk sırasında küçük çapta bir heyecan yaşamayı da ihmal etmiyorum. Bir noktada, yol üzerindeki şehirlerden bir tanesinde yolcu indirip bindirmek için duruyoruz. Ben de bu sırada tuvalete gidip elimi yüzümü yıkayayım diyorum. Normalde otobüsler son derece konforlu, üstelik içlerinde de uçak tuvaletlerini andıran temiz tuvaletler bulunuyor. Bu nedenle tuvalet sıkıntısı yaşamıyorsunuz.

Ben tuvaletten çıktığımda bir de ne göreyim, otobüs piyasada yok! Normalde otobüs molalarında kaybolmaktan çok korksam da, her seferinde şaşkınlıkla ne indiğim aracın cismine ve tipine, ne de plakasına bakıyorum. Bu sefer gerçekten otobüsün beni almadan gittiği korkusu içten içe etkisini gösteriyor. Birkaç kişiye soruyorum, “Gelecek, gelecek.” diyorlar.  Ben tabi inanmıyorum en başta. Koca otobüs nereye gidebilir ki? Aradan on dakika geçtikten sonra otobüs geliyor. Meğersem, benden sonra bütün yolcular inmiş. (İnsan, yolculuk yaptığı tek bir insanın suratını bile hatırlamaz mı arkadaş ya?) Otobüs de benzin almaya gitmiş. Genelde uzun süreli yolculuklarda bu uygulama varmış.

Oaxaca’ya akşam üzeri 18:00 gibi varıyorum. Otobüs istasyonu haritada şehir merkezine çok yakın gözüküyor. Yine bir Anıl klasiği: şehir meydanına giden otobüslerin durağının nerede olduğunu algılayamayınca ben de yürümeye başlıyorum. Yirmi dakika sonra hostelimdeyim!

Odaya eşyalarımı yerleştirdikten sonra şehir merkezine yöneliyorum. Burada hala “Ölüler Günü” kutlamalarının etkileri kendisini gösteriyor. Ana meydan olan “Zocalo Meydanı” cıvıl cıvıl. Kostümler giymiş kalabalıklar meydanda şarkılar söylüyor, dans ediyor. Meydanı çevreleyen cafe’lerde ve restoranlarda yoğun kalabalıklar oturuyor. Hava hafif serin olsa da meydanın sağında solunda balon satanlar, haşlanmış mısır tezgahları, taze meyve satıcıları bulunuyor. Zocalo meydanında insanların arasından sıyrılarak bölgeye açtıkları ufak çaplı bir kitap çadırının içine göz atıyorum. Sonrasında da şehrin en büyük kiliselerinden bir tanesi olan “Santo Domingo Kilisesi”nin bulunduğu meydana gidiyorum. Burası Zocalo Meydanı’nın 3-4 sokak kuzeyinde yer alıyor ve şehrin en canlı ikinci meydanına ev sahipliği yapıyor.  Meydana kurdukları bir sahnede siyah kostümleri ve Ölüler Günü ile uyumlu makyajları ile bir grup modern dans gösterisi sunuyor. Bir süre sahnenin önündeki sandalyelerde gösteriyi izliyorum. Sonrasında da şehrin trafiğe kapalı en turistik sokağı olan “Alcala” üzerinden mağazalara göz ata ata hostelimin yolunu tutuyorum.

İşin garip tarafı Merida’dan farklı olarak Oaxaca’da da ölüler için sunaklar bulunuyor. Ama bu sunakların neredeyse tamamı ya mağazaların ya da otellerin içinde yer alıyor. Yani Merida’da gördüğüm yerellikten burada eser yok.

Hostele döndüğümde ise benimle aynı odada kalan ve Playa del Carmen’e İspanyolca öğrenmeye gelmiş Alman oda arkadaşımla tanışıyorum. İşinden izin aldığını ve altı ay boyunca bu bölgede olacağını, Meksika’yı gezeceğini anlatıyor. Gece boyunca muhabbet edip sonra da uykuya dalıyoruz.

2 responses »

  1. her gün blogu okumak için açıyorum ama bir başlarsam sanırım okulu bırakıp bütün gün odada okumam gerekebilir. çok güzel çok!

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s