Merida, Meksika.

Standard

1 Kasım 2013, Cuma.

DSC09175

Merida’nın seramikleri.

DSC09177

DSC09361

Merida sokakları.

DSC09366

Merida’da gün batımı.

Günü ağırdan alıyorum. Öğleden sonra Oaxaca’ya 23 saatlik bir otobüs yolculuğum var ve yolculuk öncesinde yapmayı planladığım çok fazla bir şey yok. Hostelden öğlene doğru çıksam da anahtarın bende kalmasına ve hostel alanlarını gidene kadar kullanmama izin veriyorlar. (Boşuna favori hostelim demiyorum, ha?) Hostelde uzun uzun vakit geçirdikten, havuzun tadını çıkarıp bir süre kitap okuduktan sonra sonunda kendimi dışarı atıyorum. Sokaklarda birkaç tur atyorum. Bir önceki günden gözüme kestirdiğim hediyelik eşyaları alıyorum. Sonrasında da konakladığım yere yakın, değişik tasarımı ile ilgimi çeken bir restoran / cafe’ye girip uzunca bir süre burada oyalanıyorum.

Gün batımına doğru hostele dönüp eşyalarımı yüklenip otobüs istasyonunun yolunu tutuyorum. Böylece 23 saatlik Oaxaca maceram da başlamış oluyor.

31 Ekim 2013, Perşembe.

DSC09183

DSC09185

DSC09189

DSC09193

DSC09196

DSC09201

DSC09207

DSC09212

Bütün kızlar toplandık.

DSC09214

DSC09217

DSC09227

DSC09233

DSC09235

DSC09237

DSC09239

DSC09240

DSC09250

Plaza Grande’de yer alan Ölüler Günü kutlamaları.

DSC09244

DSC09247

DSC09254

DSC09255

DSC09256

DSC09257

DSC09258

Casa de Montejo’dan.

DSC09264

DSC09265

DSC09266

DSC09267

DSC09276

DSC09277

Modern Sanat Müzesi’nden.

DSC09282

Catedral de San Ildefonso.

DSC09283

DSC09284

Berberler.

DSC09286

DSC09285

DSC09297

Ölüler Günü şekerlemeleri.

DSC09287

DSC09288

Pazarlar içerisinde yemek yemek için büfeler de yer alıyor.

DSC09289

DSC09291

DSC09296

Yerel pazarlardan manzaralar.

DSC09298

DSC09301

DSC09302

DSC09309

Merida sokakları.

DSC09307

Paseo de Montejo.

DSC09313

Merida’da gün batımı.

DSC09314

DSC09317

DSC09322

DSC09326

DSC09330

DSC09332

DSC09345

DSC09348

DSC09349

DSC09355

DSC09357

Mezarlık yakınlarında düzenlenen kutlamalardan.

Şehri keşfetmek için yepyeni bir gün. Erkenden uyanıp sabah başlayacak Ölülerin Günü kutlamaları için Plaza Grande’nin yolunu tutuyorum. Meydana vardığımda sunaklarla, rengarenk kostümlü ve makyajlı insanlarla, satıcılarla dopdolu ve bir o kadar da cıvıl cıvıl bir ortamla karşılaşıyorum. Her biri en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş sunaklarda ölülere ait resimler, eşyalar, mumlar ve çiçekler yer alıyor. Bazı sunaklar ise ölülerin en sevdiği yemeklerle ve içeceklerle dolup taşıyor. Teker teker meydandaki bütün sunakları ziyaret ediyorum. Bazı sunakların yanında Maya kostümü giymiş teyzeler taze yufkayı andıran tortilla ekmeklerini hazırlıyor. Gün, Ölülerin Günü olmasına rağmen kimse de hüzün yok. Herkes son derece keyifli ve mutlulukla ölülerini anıyor. Meydanda bir saate yakın geçirdikten sonra, meydanı çevreleyen binaları keşfetmek için kolları sıvıyorum.

İlk durağım bir önceki gün önünde Maya Kültürü Festivali sırasında şovları izlediğim “Casa de Montejo” oluyor. 1549’da inşa edilmiş bu muazzam binanın yapılış amacı askerleri barındırmakmış; fakat sonrasında bir malikaneye dönüştürülmüş. 1970 yılına kadar Montejo ailesi bu malikanede yaşamış. Günümüzde bir bankaya ev sahipliği yapan bu binanın giriş kısmı Montejo ailesinin bazı odalarını ve mobilyalarını sergiliyor. Casa de Montejo’dan sonraki durağım “Museo de Arte Contemporaneo” yani Modern Sanat Müzei oluyor. Birkaç ilkokulun da okul ziyaretine geldiği müzeyi miniklerin arasında dolanarak geziyorum. Kendilerinden büyük çantaları ile fazla sevimli olan bu ekip günümü güzelleştirmeye yetiyor da artıyor bile. Müzede Jorge Patron ve Rodolfo Baeza gibi isimlerin eserlerine yer veriliyor. Müze iki kattan oluşan küçük çaplı bir müze olduğu için kolay geziliyor. Üstelik duvarlardan bir tanesinde instagram fotoğrafları ile oluşturulmuş mini bir sergi de yer alıyor. Müzeden çıktıktan sonra, müzenin hemen yanı başında yer alan “Catedral de San Ildefonso”yu ziyaret ediyorum. 1598’de tamamlanmış bu katedralin şöyle de ilginç bir özelliği var, yapımında Maya tapınaklarından getirilmiş taşlar kullanılmış. Katedralde aynı zamanda “Cristo de las Ampollas” yani “Christ of the Blisters” isimli bir heykel yer alıyor. Efsaneye göre bu heykel yıldırım tarafından çarpılmış ve bir tam gece boyunca yanmış bir ağacın kazınması ile elde edilmiş. Sonrasında da yine aynı meydan da yer alan “Palacio de Gobierno” yani Yucatan yönetiminin ofislerinin bulunduğu devlet binasını ziyaret ediyorum. Binanın içinde Fernando Castro Pacheco tarafından yapılmış duvar resimleri göz dolduruyor.

Şehrin merkezinden daha da uzaklaşıp kalabalık ara sokaklara girdiğimde Merida’nın farklı bir yüzü ile tanışıyorum. Turistik hiçbir öğeyi barındırmayan bu karmaşık sokaklar beni kendisine daha çok çekiyor. Sokaklar arasında dolanırken şans eseri yerel bir pazara denk geliyorum: Lucas de Galvez. Daracık koridorları ve üst üste yığılmış tezgahları ile bana içten içe “Buldun yine pazarını.” dedirtiyor. Pazarda bir süre oyalandıktan sonra yakınlardaki meydanlara kurulmuş açık hava pazarlarını geziyorum. Birçok tezgahta Ölülerin Günü için hazırlanmış kafatası ve iskelet şekilli, ölümü andırmalarına rağmen son derece sevimli şekerlemeler ve kekler satılıyor.

Şehrin güney bölgelerinde oldukça uzun süre kaybolduktan sonra bu sefer de kuzeyine doğru yürümeye karar veriyorum. İki yanı ağaçlarla çevrili, lüks mağaza ve restoranların kaldırım kenarlarını donattığı “Paseo de Montejo”nun sonuna kadar yürüyüp yolun sonundaki bayrak anıtını görüp gerisin geri merkeze dönüyorum.

Hava kararmaya yakın ve şans eseri öğrendiğim üzere akşam belli saatlerde yakınlardaki meydandan mezarlığa kutlamalar nedeniyle ücretsiz servisler kalkıyor. Meydanlardan bir tanesinde bir süre oturup servisi bekledikten sonra tramvay şeklindeki bu açık araca binip mezarlığın yolunu tutuyorum. Yol sırasında yanıma oturan Finlandiyalı adam sayesinde de geceyi geçireceğim ekip belli oluyor. İki erkek çocuğu olan ve bir süre Merida’da yaşamaya gelmiş Finlandiyalı aile ve onları ziyaret etmek için Mexico City’den gelmiş Amerikalı / Kübalı bir başka aile. Gece boyunca cümbür cemaat mezarlığın ışıklandırılmış sokaklarını, konserlerin düzenlendiği ara sokakları dolanıp duruyoruz. Ayaklarımıza artık kara sular inene kadar. Bir noktada aileler dönüş yoluna koyuluyor. İletişim bilgilerini alıp vedalaştıktan sonra ben bölgede bir süre daha kalıyorum. Mezarlığa doğru uzanan yolun iki tarafındaki evler, ev önüne koydukları masalarda sunaklarını sergilerken bir yandan da yaptıkları ev yapımı lezzetli ürünleri satıyorlar. Gece o kadar keyifli ki saatlerce sokaklarda yürüyorum. Bir türlü hostele dönesim gelmiyor. Ama artık bir iki saat sonunda ayaklarım daha fazla yürüyemeyeceklerinin alarmını verirken ben de hostele dönüş yoluna geçiyorum. Yürüyerek dönüş yolu kırk dakikaya yakın sürüyor. Böyle gecelerde yürümeye bayılıyorum. Hava güzel, sokaklar güzel.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s