Trinidad, Küba.

Standard

18 Ekim 2013, Cuma.

 

 

DSC08020

DSC08026

DSC08030

DSC08032

La Boca kasabasından.

 

DSC08035

IMG_2587

Playa Ancon’dan.

DSC08039

 

IMG_2852

IMG_2609

 

DSC08042

IMG_2623

IMG_2627

IMG_2635

IMG_2641

 

IMG_2852

IMG_2609

IMG_2648

Dönüş yolunda manzaramıza takılanlar.

DSC08056

Plaza Mayor’da canlı müziği dinlemeye kalabalıklar akın ediyor.

Sabah uyanıp kahvaltıya iniyoruz. Ev sahibimiz çoktan masayı hazırlamış bile. Küba kahvaltıları genelde birbirine benzer bir tarz izliyor. Guava suyu, sıcak süt, omlet, tereyağ, bal ve taze meyveler kahvaltımızı oluşturuyor.

Kahvaltı sonrasında Onur odada kalırken, Iraz ve ben dışarı çıkıp ilk iş olarak ertesi gün ülkenin en güney doğusunda yer alan Santiago de Cuba’ya gitmek için biletlerimizi alıyoruz. Sonrasında da bisiklet kiralamak üzere kitabın önerdiği tiyatro binasına gidiyoruz. Tiyatronun içinden çıkan bir amca bizi bisikletleri kiralayacağımız başka bir eve kadar götürüyor. Evin içinden geçip bisikletlerin bulunduğu arka bahçesine ilerliyoruz. Burada saçlarını tuvalet kağıdı ruloları le bigudilemiş bir kadın bize yardımcı oluyor. İki bisiklet alıp konukevine geri dönüyoruz.  Günün hedefi, 18 kilometre uzakta yer alan Playa Ancon’a gitmek. Iraz ve ben bu yolda bisiklete binmeyi tercih ederken, Onur işin zahmetinden kaçıp taksi ile gitmek istediğini söylüyor. “Plaja geldiğinizde beni ağzımda purom, elimde mojito’m ile bulabilirsiniz.” demeyi ihmal etmeden.

Onur’u geride bıraktıktan sonra bizim Playa Ancon maceramız da başlıyor. Gidiş yolu son derece kolay oluyor. Yollar oldukça düzgün, bisikletler de görece rahat olduğu için tıngır mıngır plaja doğru ilerliyoruz. Yol üzerinde geçtiğimiz La Boca isimli balıkçı manzarası yerel Küba’nın tüm özelliklerini gözlerimiz önüne seriyor. Mola verdiğimizde rastlaştığımız polislerle biraz sohbet ediyoruz.

Bir saatten biraz fazla süre sonunda plaja vardığımızda ise bembeyaz kumları ve kristal suları ile muazzam bir plaj ile karşılaşıyoruz. Bisikletleri bir ağacın altına park ettikten sonra da Onur’u arama maceramız başlıyor. Plajı baştan başa iki kere geçtikten sonra sonunda Onur’u ufak restoranlardan birisinde hakkaten dediği gibi elinde purosu, önünde mojito’su otururken buluyoruz. Iraz ve ben güneşten kavrulmuş iki surat, direk eşyalarımızı Onur’a bırakıp kendimizi denize atıyoruz. Günün geri kalanını da bu şekilde geçiyoruz. Plaj 18:00’de kapanıyor, biz de 17:00’ye kadar denize girip güneşin tadını çıkarıyoruz.

Dönüş yoluna, Iraz ve ben biraz daha erkenden çıkıyoruz. Ama işin kötü tarafı gelişin ne kadar kolay olduğunu, dönüşte fark etmemiz. Gelirken rahat rahat gelmemizin nedeninin aslında yokuş aşağı inişimiz olduğunu algılayınca, dönüş macerası zorlu başlıyor. Dönüş yolumuz, artık biz sıcaktan, nemden ve denizin tuzundan renk değiştirip şehre varana kadar bir buçuk saat sürüyor. Bisikletleri kiraladığımız eve bırakıp kendimizi eve atıyoruz. İlk işimiz güzel bir duş alıp biraz soluklanmak oluyor.

Akşam yemeği için tekrar dışarı çıktığımızda bir gün önce önünden geçtiğimiz fakat kapalı olan Sol y Son’a gidiyoruz. Eski bir evin içinde yer alan bu muhteşem restoran gerek lezzetli yemekleri, gerekse yemeğe eşlik eden büyüleyici müziği ile bizim için Trinidad’ın doruk noktası oluyor. Bu tarihi evin avlusunda oturup saatlerce gecenin tadını çıkarıyoruz.

Canlı müzik bittiğinde de mekan değiştirip Plaza Mayor’un yolunu tutuyoruz. Plaza Mayor’un merdivenlerinde her gece canlı müzik ve yoğun kalabalık eksik olmuyor. Biz de kalabalık arasında yerimizi alıp Afrika kökenli tınıları dinleyip canlı müziğe doyuyoruz.

 

17 Ekim 2013, Perşembe.

DSC07915

DSC07918

Yolda denk düştüğümüz müzik okulundan.

DSC07924

DSC07927

DSC07933

DSC07935

Sokaklarda renk ve hayat var.

DSC07937

DSC07940

DSC07949

Museo Historico Municipal’da 19. yüzyılda kullanılan antik eşyalar da sergileniyor.

DSC07951

DSC07955

DSC07957

DSC07960

 

IMG_2484

 

IMG_2496

Dersinli Murat’a selam olsun.

DSC07967

 

Kuşbakışı.

DSC07969

Museo Historico Municipal.

DSC07971

DSC07977

 

Punto de Venta yazan pencerecikten meyve ve sebze alışverişi yapabiliyorsunuz.

DSC07981

DSC07990

 

Trinidad’dan manzaralar.

 

IMG_2538

DSC07999

 

Küba’nın olmazsa olmazları: Rom ve güzel müzik.

DSC08009

 

Palenque de Los Congos Reales.

DSC08019

Casa de La Trova’da geceyi tamamlıyoruz.

Bir gün önceden konukevimiz aracılığıyla Trinidad’a gitmek için otobüs biletlerimizi almışız. Suzanne’e sabah odadan çıkarken bıraktığımız paraları, akşamüzeri bize minik ve ne olduğu çok da anlaşılmayan otobüs biletleri olarak geri getirmiş. Bu yüzden sabah erkenden uyanıyoruz ve çantalarımızı hazırlıyoruz. Trinidad’a olan otobüsümüz saat 08:30’da. Ayarladığımız taksi on dakika önceden geliyor, hazırlanınca biz de aşağı iniyoruz. Eski, kocaman, yemyeşil bir Amerikan arabası bizi otobüs istasyonuna bırakıyor.

İstasyona girdiğimizde girişte yer alan ufak bankoya bavullarımızı teslim edip karşılığında bavulları teslim almakta kullanacağımız fişlerimizi alıyoruz. Yolculuk öncesinde istasyon içerisinde yer alan kantinde kahvaltımızı yapmayı da ihmal etmiyoruz: sütlü kahve, jambonlu ve peynirli sandviç.

Trinidad’a olan yolculuğumuz beş buçuk saat sürüyor. Otobüs genel olarak boş olduğundan yolculuk da son derece rahat geçiyor. Yolda mola verdiğimiz tesis tertemiz, üstelik favorimiz guava suyu satışı da yapıyor.

Trinidad’a vardığımızda saat 15:00’e geliyor. Otobüs ile şehir merkezine girmemizle, ellerinde otellerin resim ve kartvizitlerini tutan yoğun bir kalabalığın otobüsü takip etmeye başlaması da bir oluyor. Otobüsten inip istasyonun kapısının önüne çıktığımızda da asıl curcunanın bizi burada beklediğini fark ediyoruz. Bir anda  yaşlısı genci, teyzesi amcası onlarca insan kendi evlerinde kalmamız içim bizi sağa sola çekiştirmeye başlıyor. Otobüs istasyonundan olabildiğince uzağa yürüyüp haritamızı orada açmayı planlasak da bizi takip etmeye devam ediyorlar. Daha önceden belirlediğimiz birkaç evi biz önde, bizden umudunu kesmeyen grup arkada teker teker ziyaret ediyoruz. İlk ev dolu olduğunu söylüyor, ikinci ev çok yıkık dökük çıkıyor, üçüncü ev de tadilat altında olduğunu belirtiyor. Biz de şaşkın şaşkın nereye gideceğimizi düşünürken köşe başında bekleyen ve evinin tam önünde durduğumuzu fark ettiğimiz amcanın evini kontrol etmeye karar veriyoruz. Evinin üst katında bulunan mütevazi odası, muazzam terası ve düşük ücreti ile çok düşünmeden odayı iki geceliğine kiralamak konusunda anlaşıyoruz. Amca ile çat pat İspanyolca anlaşabiliyorum, en azından derdimi anlatabilecek derecede ispanyolca konuşabiliyorum. Odaya yerleştikten sonra bir süre soluklanıp kendimize geliyoruz. Dışarısı o kadar sıcak ki, odanın son kuvvetle çalışan kliması bizi ayrı bir cennete taşıyor.

Kendimize geldiğimizde de Trinidad sokaklarına çıkıyoruz. Eski İspanyol kolonisi bu şehirde zaman 19. yüzyılda durmuş hissi veriyor. İspanyol kolonisi döneminin mimarisini koruyan binaları, ince işleme malikaneleri, Arnavut kaldırımı yolları ile 1988’de UNESCO Dünya Mirası listesine alınmış bu minik ama sevimli şehir, Küba’nın en eski açık hava müzesi olarak ifade ediliyor. Sokaklarda canlı müziği takip ederek bizi bir müzik okuluna kadar götürmesine izin veriyoruz. Müzik okulundan içeri girdiğimizde bir köşede gitar çalan kızları, öbür köşede piyano çalışan başka biri kızı görüyoruz. Ama işin asıl eğlencesi okulun arka bahçesinde yer alıyor. Burada oldukça kalabalık bir grup tüm coşkusu ile bir şeyler çalıyor. Bir süre durup müziği dinliyoruz. Küba’nın en güzel tarafı sağdan soldan en beklemediğiniz anlarda karşınıza çıkan tınıları.

Sonrasında da sokaklarda kendimizi kaybediyoruz. Rengarenk evlere, evlerin açık camlarından ve kapılarından gözüken iç dekorasyonlarına, yaşlısı genci sokakları dolduran insanlarına, yerelliğine hayran kalıyoruz. Kendimizi şehirde her sokağın öyle ya da böyle çıktığı Plaza Mayor’da buluyoruz. Burada şehrin simgesi haline gelmiş sarı kiliseyi görüyoruz; ama içine girişe izin verilmiyor. Sonrasında da şehrin en önemli binalarından bir tanesi olan Museo Historico Municipal’i kapanmadan önce ziyaret ediyoruz. Burada köle tüccarı Justo Cantero’nun burada yaşadığı dönemden kalma neoklasik tarzda döşenmiş odalara tanıklık edebiliyorsunuz. Müze anlamında çok tatmin edici olmasa da, binanın kulesine çıktığımızda karşımıza çıkan Trinidad manzarası nefesimizi kesmeye yetiyor. Müze kapanana kadar burada oyalanıyoruz. Binaları ve insanları kuşbakışı inceleyip bulunduğumuz konumu anlamaya çalışıyoruz.

Müzeden çıktıktan sonra bir süre daha sokaklarda dolanıp yol üzerinde gördüğümüz cafe’lerden bir tanesine soluklanmak için giriyoruz. Biz içeri girip yemeklerimizi sipariş edip romlu içkilerimizi söyledikten sonra mekanda canlı müzik de çalmaya başlıyor. Müzik o kadar keyifli ki, bir türlü kalkasımız gelmiyor mekandan. Hava kararana kadar burada kalıyoruz. Her şey olması gerektiği gibi.

Mekandan kalktığımızda da konakladığımız evin yolunu tutuyoruz. Sırayla duşun keyfini çıkarıp klima önünde hararetimizi atıyoruz. Onur, biraz kestiriyor. Enerjimizi tekrardan topladıktan sonra da Trinidad’ın meşhur müziğini tekrardan dinlemek ve gecesini görmek üzere dışarı çıkıyoruz. Sokaklarda her köşe başından ayrı bir müzik geldiğini fark ediyoruz. Biz, Palenque de Los Congos Reales olarak bilinen, her grubun birer saatliğine sahneye çıktığı, daha çok açık hava gazinosunu andıran mekana giriyoruz. Burada bir – bir buçuk saat kalıyoruz. Ama ortam beklediğimizden daha sakin ve boş. Biz de şansımızı aynı sokakta yer alan Casa de La Trova’da değerlendirmeye karar veriyoruz. İçeri girdiğimizde mekanın küçük alanında son derece güzel müzik eşliğinde dans edenleri görünce masalardan birine oturup gece bitene kadar burada kalıyoruz.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s