Havana, Küba.

Standard

16 Ekim 2013, Çarşamba.

DSC07775

 

Havana sokaklarında elektrik tellerini ayakkabılar süslüyor.

 

DSC07785

 

Malecon.

DSC07791

DSC07799

DSC07803

DSC07808

DSC07813

IMG_2325

IMG_2327

IMG_2328

DSC07796

DSC07810

DSC07827

 

IMG_2320

 

IMG_2333

 

DSC07847

Necropolis Cristobal Colon’dan manzaralar.

IMG_2345

 

IMG_2336

Amelia’nın mezarı.

DSC07853

DSC07854

DSC07857

Plaza de la Revolucion.

DSC07871

Jose Marti Anıtı.

DSC07876

DSC07878

DSC07880

Universidad de La Habana.

DSC07893

Vedado’dan.

DSC07888

 

Vedado’da yer alan el işi pazarı.

DSC07904

Hotel Nacional’de mojito’larımızı yudumlarken muhteşem deniz manzarası bize eşlik ediyor.

IMG_2426

IMG_2440

 

Casa de La Musica.

Bir önceki gün olduğu gibi sabah kahvaltımızı yine konukevimizde yaptıktan sonra bu sefer şehrin farklı bir bölgesini keşfetmek için kendimizi dışarı atıyoruz. İlk durağımız Necropolis Cristobal Colon isimli mezarlık oluyor. Küba’nın en büyük mezarlığı olan bu mezarlık 1876 yılında kurulmuş ve ismini Christopher Columbus’tan almış. Günümüzde mezarlığın 500’den fazla anıta ev sahipliği yaptığı biliniyor. Mezarlığın bölmeleri arasında, güneş tenimizi ciddi anlamda kavururken dolanıyoruz. Mezarları süsleyen heykellere, fotoğraflara, çiçeklere göz atıyoruz. Mezarlığın orta yerinde genişçe bir kilise bulunuyor, içine girdiğimizde buranın da tadilat altında olduğunu görüyoruz. Bizim için mezarlığın en enteresan anı ise aşkın ve umudun simgesi haline gelmiş Amelia Goyri yani “La Milagrosa”nın mezarını ziyaret ettiğimiz an ortaya oluyor. Her gün onlarcası adakta bulunmak üzere bu mezarlığa geliyor. Efsaneye göre Amelia, 1903 yılında çocuğunu doğururken 23 yaşında ölüyor. Amelia ve bebeği aynı mezara gömülüyorlar. Bu tarihten sonra yıkılmış eşi Jose Vicente Adot y Rabell, Amelia’nın mezarını her gün ziyaret ediyor. Öldüğüne inanmak istemediği için de onu uyandırmak istercesine mezarın üzerinde bulunan kancaları üç kere çalıyor, onu son ana kadar görmek istediğinden de mezardan geri adımlarla çıkıyor.

Yıllar yıllar sonra bedenin mezardan çıkarılacağı bir zamanda Amelia’nın bedeninin bozulmamış ve çocuğunu kucağında tutar pozisyonda olduğunu görüyorlar. Bu hikaye dilden dile yayılıyor ve Amelia efsane haline geliyor. Günümüzde çocuklarına ilişkin adakta bulunmak isteyenler bu mezarlığa gelip mezar kulplarını üç kere çalıp mezarlıktan geri adımlarla çıkarak dua ediyorlar. Bizim orada bulunduğumuz sırada da kırmızı elbiseleri ve dikkat çekici hareketleri ile bir teyze gelip bu ritüeli devam ettiriyor. Elindeki parayı Amelia’nın heykeline, mezarın farklı bölümlerine ve kendi vücuduna sürüyor; yüksek sesle dua ediyorum. Biz ağzımız açık izlerken, karşımızda on beş dakika boyunca mini bir şov sergiliyor.

Mezarlıkta bir saate yakın zaman geçirdikten sonra bir taksiye atlayıp Plaza de la Revolucion’a gidiyoruz. Bu bölge 1920 – 1959 yılları arasında planlanan ve büyüyen “Yeni Havana”yı temsil ediyor. 1950’lerde inşa edilmiş bakanlık binaları, şehrin geri kalanına kıyasla daha karaktersiz ve gri bir özellik taşıyor. Bu bölgenin en dikkate değer yanlarından bir tanesi ise İç İşleri Bakanlığı binasının dış cephesinde demirlerle yapılmış kocaman bir Che Guevara portresinin bulunması. Portrenin altında da “Hasta la Victoria Siempre” yani “Her zaman zafere doğru” yazıyor. Hemen yanı başında yer alan telekomunikasyon binasının dış cephesinde ise Camilo Cienfuegos’un benzer tarzda yapılmış portresi bulunuyor. Aynı bölgede Jose Marti anıtı da bulunuyor. Dileyenler 138,5 metre yüksekliği ile Havana’daki en yüksek yapı olan bu anıtı ziyaret edebiliyorlar. Anıtın ön cephesinde Jose Marti’nin 17 metrelik oturur pozisyonda heykeli dikkat çekiyor. Anıtın içerisinde bir müze ve gözlem noktası da yer alıyor.

Meydanı gezdikten sonra da 1728 yılında Dominikli keşişler tarafından kurulmuş ve 1842’de laikleştirilmiş Universidad de La Habana’yı ziyaret ediyoruz. Üniversitenin girişindeki merdivenlerde ellerini açmış bir “Alma Mater” heykeli bizi karşılıyor. Kampüsün cıvıl cıvıl ortamı içerisinde biraz dolanıyoruz. Ziyaret etmek isteyenler için kampüs iki müzeye de ev sahipliği yapıyor: Museo Antropologico Montane ve Museo de Historia Natural Felipe Poey.

Üniversiteden çıktıktan sonra da şehrin yeni ve modern yüzünü simgeleyen Vedado sokaklarında dolanıyoruz. Yol üzerinde zor arayışlarla bulduğumuz ve para çekmek için girdiğimiz banka içerisindeki uygulamalar bizi biraz korkutuyor. Bankoya iki kişi gidemiyorsunuz, biriniz bankodayken öbürü ile konuştuğunuzda azar işitiyorsunuz, banka içerisinde cep telefonu kullanmak yasak vs vs. Banka işlerimizi hallettikten sonra da karnımız aç olduğu için bir süre yemek yiyebileceğimiz bir restoran arayışına giriyoruz. Sonunda da ara sokaklardan bir tanesinde loş bir restoran bulup oturuyoruz. Bir önceki gün olduğu gibi yemek sırasında piyanodan gelen klasik müzik tınıları yemeğimize eşlik ediyor. Ortaya söylediğimiz devasa karışık tabak hepimizin yüzünü güldürmeye yetiyor. Yemek sonrasında bölgede yer alan el işleri pazarına gidip hediyelik eşya alıyoruz.

Bu arada Havana’da dondurma satan mekanlar oldukça popüler. Biz de tatlı niyetine bunlardan bir tanesini deneyelim dediğimizde bizi içeri almıyorlar. Ülkedeki keskin turist ve yerel ayrımı, ilk defa bu kadar gözümüze sokuluyor. Ülke ekonomisinde turistlerin kullandığı CUC ve yerellerin kullandığı CUP para birimleri bulunuyor. CUC, CUP’a oranla son derece değerli. Bu nedenle siz de elinizdeki paranın değerine göre harcama yapacağınız yerlere yönlendiriliyorsunuz. Dondurmacının dışında bulunan başka bir tezgahtan son derece yüksek fiyatlara dondurmamızı alıyoruz. Yine de hevesimiz kursağımızda kalıyor.

Gün batımında deniz karşı muhteşem manzaraları ile ününü bol bol duyduğumuz Hotel Nacional’e gidiyoruz. Burada denize tepeden bakan bir masada canlı müzik eşliğinde mojito’larımızı yudumluyoruz. Ben arada internette işlerimi kontrol etmek üzere otelin bilgisayar odasına gidiyorum. Ülke içerisinde internet bağlantısı bulmak neredeyse imkansız. Sadece devlet kontrolündeki internet cafe’lerden yani Etecsa’lardan ya da büyük otellerden internete girebiliyorsunuz. İnternetin saatlik ücreti ise 6 CUC gibi yüksek miktarlardan başlıyor. Yerellerin internet ulaşımı da kısıtlı ve internet de devlet kontrolü altında.

Gün batımını Hotel Nacional’da yaptıktan sonra otelimize geri dönüyoruz. Bir süre dinlendikten sonra akşam yemeği ve canlı müzik için tekrardan dışarı çıkıyoruz. Şehrin ufak Çin Mahallesi’nde yer alan Çin restoranlarından bir tanesini denemeye karar veriyoruz. Yemekler o kadar kötü ki, kimse tabağındakileri bitiremiyor. Yemek sonrasında da Casa de la Musica isimli mekana gidiyoruz. Burada oturmak tüketmek istediğiniz alkol miktarına göre oturacağınız masanın fiyatları değişiyor. Etrafını barların çevrelediği basamaklı geniş alan yeni yeni dolarken, biz de arkalardaki yerimizi alıyoruz. Mekanda kaldığımız üç saat bize işkence gibi geliyor. İlk olarak canlı müziğin başlaması saatler alıyor. Sonrasında da sahneye teker teker çıkanlar adeta “Yetenek Sizsiniz” programını anımsatıyor. Bu sırada kalabalık arasında dolanan, yüksek topukları ve mini etekleri ile erkekleri tavlamaya çalışan eskort kızlar da ortama renk katıyor. Sahneye sonunda asıl grup çıktığında ise beklediğimizden çok daha modern ve çok keyifsiz bir müzik bizi buluyor. Bu noktadan sonra birkaç şarkı sabredip konukevimize geri dönüyoruz.

15 Ekim 2013, Salı.

DSC07456

Bizim sokağın gündüzü.

DSC07460

DSC07459

DSC07462

Malecon’dan.

DSC07467

Prado.

DSC07471

DSC07501

DSC07490

DSC07493

DSC07494

Devrim Müzesi’nden.

IMG_2194

IMG_2196

IMG_2213

Devrim Müzesi’nin siyah beyaz fotoğrafları.

DSC07522

DSC07515

Havana’nın eski tip Amerikan arabaları.

DSC07543

Capitolio Nacional.

DSC07525

DSC07518

Gran Teater de La Habana.

DSC07571

DSC07555

DSC07548

DSC07563

DSC07560

DSC07561

DSC07574

Habana Vieja’dan görüntüler.

DSC07585

Binaların detayları dikkat çekici.

DSC07529

DSC07553

DSC07510

DSC07547

DSC07577

DSC07505

IMG_2222

DSC07580

DSC07586

Havana sokakları.

DSC07588

DSC07591

DSC07617

DSC07646

DSC07659

DSC07687

DSC07720

DSC07722

DSC07725

DSC07740

Tropicana Gece Kulübü’nün kabare gösterisinden.

Bir önceki gün sabah 09:00’da kahvaltı istediğimizi belirttiğimiz için, 08:45’te uyanıyoruz. Uyandığımızda evin minik koridorunda bizim için donatılmış masayı buluyoruz. “Donatılmış” kelimesi masanın yanında az kalıyor. Taze guava suyu, guava reçeli, sıcak süt, hafif ekşi yoğurt, peynir, salam, sosis, meyve tabağı, omlet… Her şey taze, her şey ev yapımı. Kahvaltıdan son derece doymuş bir şekilde kalkıyoruz. Bu arada eklemekte fayda var, Küba’da sütler genelde eski usül. Yani pastörize edilmiyor, bu yüzden midenize ve bünyenize çok güvenmiyorsanız içmemenizi öneririm.

Kahvaltı sonrasında da şehri keşfetmek için kendimizi dışarı atıyoruz. Deniz kenarına doğru yürüyoruz. Havana’nın sekiz kilometre uzunluğundaki sahil şeridine “Malecon” adı veriliyor. İnşasına ilk olarak 1901’de, şehir ABD kontrolündeyken başlanan bu bölgenin asıl amacı Havana’yı olası bir su baskınından korumak olsa da, günümüzde bu şerit özellikle akşamları halkın toplanma yeri haline gelmiş. Hava sıcak, hava nemli. Her adımımızda sıcağın çarpmasını daha net hissediyoruz bedenimizde. Güneş altında, deniz kenarından yürüyerek “Prado” adı verilen ana caddeye kadar ilerliyoruz. Bu caddenin denize bakan tarafında büyükçe bir kale yer alıyor. Kalenin yakınlarında da iki tane park bulunuyor: Parque Martires del 71 ve Parque de los Enamorados. Prado üzerinden, “Museo de la Revolucion”a kadar gidiyoruz. Bu müze Küba’nın en önemli müzelerinden bir tanesi. Eski Başkanlık Sarayı binasında yer alan Devrim Müze’si içerisinde Küba’nın devrim tarihi hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz. Tarihi eşyalara göz atıp, nadide siyah beyaz fotoğraflara bakabiliyorsunuz. Genel olarak sergilemeler arasında akıcı bir bağ bulunmasa da parçaları birleştirerek genel bir kanı edinebiliyorsunuz. Müzenin arka bahçesinden de “Pavillon Granma” isimli parka geçiş yapabiliyorsunuz. Burada devrim açısından çok önemli yer tutan, Fidel Castro ve beraberindeki 81 kişinin çıkartma yaptığı 18 metrelik “Granma” isimli yat sergileniyor.

Müzede iki saate yakın zaman geçirdikten sonra Centro Havana olarak bilinen şehir merkezine doğru ilerliyoruz. Bu sırada yolda bizi çevirmeye çalışan bir adam ve kadın, salsa dersleri hakkında bir şeyler söylemeye çalışıyorlar bize. Adam, sevgilisi olduğu bariz şekilde belli olan kadını bize kızı diye tanıtıyor ve kızının salsa dersleri verdiğinden bahsediyor. Şehirde salsa festivali olduğunu söyleyerek bizi kendileri ile gitmeye ikna etmeye uğraşıyorlar. Ev sahibimiz Julio’nun ilk uyarılarından bir tanesi: Salsa festivali yok! Kendilerini nazikçe red etmemizin üzerinden daha beş dakika geçmemişken bu sefer de bir amca yaklaşıyor yanımıza. Elinde çok iyi purolar olduğunu, bugün şehirde puro festivali olduğunu belirtiyor. Tabi ki tahmin edebileceğiniz üzere şehirde puro festivali de yok.

Centro Havana’nın merkezine doğru ilerlerken şehrin canlılığına, yıkık dökük de olsa binaların mimarisine hayran kalıyorum ben. Sokakları rengarenk, eski Amerikan tipi arabalar dolduruyor. Salaşlık adeta şehrin ruhuna işlemiş. Parque Central’in göbeğinde yer alan ülkenin milli kahramanı Jose Marti’nin heykeline göz kırpıp “Capitolio Nacional” ve “Gran Teatro de La Habana”ya doğru ilerliyoruz. Capitolio Nacional, ABD’de Washington DC’de yer alan Capitol Binası’na çok benziyor; ama bu bina çok daha fazla detay içeriyor. Yapımına 1929’da başlanan bu binanın inşasında 5000 kadar kişi, üç yıl iki ay ve yirmi gün boyunca çalışmış. Binanın maliyeti 17 milyon USD tutmuş. Bina tadilatta olduğu için içerisini ziyaret edemiyoruz. Binanın hemen yanı başında da Gran Teatro de la Habana yani tiyatro binası yer alıyor. İşlemeleri ile büyüleyen, 1914 yılında tamamlanmış bu tiyatro binası da tadilat altında olduğu için ne yazık ki burayı da dışarıdan izlemek durumunda kalıyoruz. Bu binaların arka sokağında “Real Fabrica de Tabacos Partagas” isimli tütün fabrikası yer alıyor. Fabrikaya gittiğimizde, fabrikanın şehrin merkezinin dışına taşındığını, istersek satış merkezini gezebileceğimizi öğreniyoruz. Biz de şansımıza küsüp satış merkezinde biraz oyalanıyoruz, farklı markalardan farklı tarzlardan puroları inceliyoruz. Sonunda da denemek amaçlı bir puro satın alıyoruz.

Vakit o kadar çabuk geçmiş ki, karnımız zil çalıyor. Öğle yemeği için aynı meydanda bulunan “Los Nardos” isimli restorana gitmeye karar veriyoruz. Bir binanın ikinci katında yer alan bu restoran, beklediğimizin aksine oldukça karanlık ve izbe bir yer çıkıyor. Loş ortamı, mekana farklı bir hava katıyor. İçerisi son derece kalabalık olduğu için, bizi bir masaya oturtmaları biraz zaman alıyor. Yemek sırasında, piyano başında bulunan bir amca herkesin bildiği klasik şarkıları çalıyor. Son derece lezzetli yemeklerimizi ilk mojito’larımız eşliğinde mideye indiriyoruz.

Yemek sonrasında ara sokaklardan bir tanesinden ilerleyerek Habana Vieja isimli bölgeye doğru yol alıyoruz. Geçtiğimiz ara sokaklar Küba’nın bütün renklerini taşıyor. Şehrin canlı havası, garip bir şekilde bana da enerji veriyor. Habana Vieja bölgesi, şehrin en turistik bölgesi olarak biliniyor. Çok sayıda müze, otel, restoran, cafe, bar bu bölgede bulunuyor. Binalar ve yollar, restore edildiği için şehrin geri kalanından daha farklı bir havaya sahip bu bölge, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Burada 1700’lerden kalma görkemli bir katedrale ev sahipliği yapan Plaza de la Catedral’i, inşasına 1748’de başlanan birbirinden farklı yüksekliğe sahip iki kulesi ile dikkat çeken Catedral de San Cristobal de La Habana’yı, Havana’nın tarihi 1520’lere uzanan en eski meydanı Plaza de Armas’ı, bölgeye ismini veren şehrin en ikonik meydanlarından bir tanesi olan Plaza Vieja’yı ve meşhur Calle Mercaderes isimli sokağı ziyaret ediyoruz. Biraz yapay bir havaya sahip bu bölgeyi gördükten sonra, ben konakladığımız bölgeyi tüm yerelliği ve orijinalliği ile daha bir çok seviyorum. Artık gün batmaya yakınken de yol üzerindeki cafe’lerden bir tanesine oturup günün ikinci posta mojito’larını yudumluyoruz. Havana sıcağında bu mojito’lar hayat kurtarıcı nitelikte oluyor. Sonrasında otele dönüyoruz. Otelde biraz dinlendikten, soluklandıktan ve kendimize geldikten sonra da Tropicana Gece Kulübü’nün meşhur dans gösterisini izlemek üzere yola koyuluyoruz. Bir taksi ile anlaşıp 10 CUC karşılığında Tropicana’ya gidiyoruz.

Açıldığı 1939 yılından beri Küba kültürünü uluslararası boyuta taşıyan bu gece kulübü özellikle Las Vegas stili eğlence anlayışı ile meşhur olmuş durumda. Gece kulübünde her gece sergilenen kabare gösterileri, Havana’ya akın akın gelen grupları eğlendiriyor. Biz içeri girmek istediğimizde ilk engelle karşılaşıyoruz: Onur, şort giymiş. Kapıdaki görevli içeriye şortla girilmesine izin verilmediğini söylüyor. Şehrin merkezinden oldukça uzakta yer aldığımız için de, Onur’un dönüp kıyafet değiştirmesi mümkün değil. Ne yaparız, ne ederiz derken görevli beklememizi rica edip çalışanlardan pantolon soruşturuyor. Sonunda Onur’a on beden büyük siyah kumaş bir pantolon buluyorlar. Bizim kahkahalarımız arasında Onur pantolonu giyiyor. Bu sırada kalabalık bir Türk turist grubu da içeri girmeye çalışıyor. Grup arasında da şort giyen birisi var. O da bizim geçtiğimiz uygulamalardan geçiyor.

Kabare gösterisi için bilet ücretleri oturmak istediğiniz bölgeye ve ikramlara göre farklılık gösteriyor. Biz de en ucuz 75 CUC’luk biletimizi alıyoruz. Şansımıza bileti son anda aldığımız için görevli kadın bize önlerde çok güzel bir masa ayarlıyor. Neredeyse iki üç saat boyunca birbirinden güzel dans şovlarını, akrobasi gösterilerini, performansları izliyoruz. Gösteri rengarenk. Ben yine içimden “İyiki, iyiki, iyiki…” diye geçiriyorum. Yanımda en sevdiklerim, en merak ettiğim ülkelerden bir tanesinde beraberiz.

Gösteri sonrasında sahnede salsa kurtları da atıldıktan sonra otelin yolunu tutuyoruz.

14 Ekim 2013, Pazartesi.

IMG_2159

Sırt çantam gel artık.

DSC07446

DSC07454

Konakladığımız sokaktan gece manzaraları.

Mermerin soğuğu mu, yoksa sertliği mi daha çok kesiyor bedenimi ve uykumu karar vermesi zor. Bütün gece boyunca kolum bacağım uyuştu, hop sağ tarafım. Elim ayağım acıdı, hop sol tarafım şeklinde akıp gidiyor. Sabahın ilk ışıkları ile havaalanın küçücük bekleme salonuna yeni yolcular doluşmaya başladığında ise, gürültünün de etkisiyle yerimden kalkıyorum. Kendime gelmek için yüzümü yıkamam bile yetmiyor. Gece son derece zorlu geçmiş.

İlk işim Küba vizesi problemimi çözmek için, vizeyi alabileceğimi öğrendiğim Cubana Havayolları bankosuna gitmek oluyor. Fakat bu minicik ofis kapalı ve de saatler 10’u gösterene kadar da açılmıyor. Ben heyecandan her yarım saatte bir kontrol ediyorum yine de açıldı mı, açılmadı mı diye. Cancun Küba Konsolosluğu ile yazışmalarım sonucunda (evet, adamlar e-postalarınıza cevap veriyorlar), vizeyi havaalanından alabileceğim bilgisini edinmiş olsam da, biraz da Türk pasaportuna sahip olmanın getirdiği “Her an, her şey olabilir.” korkusu ile vizeyi kendi gözlerimle görene kadar içimdeki endişe devam ediyor.

Saatler 10’u gösterdiğinde sonunda havayolunun bankosu açılıyor ve güzel haber: hiç sorun çıkmadan vizeyi iki dakika içerisinde alıyorum. Küba’ya gideceklerin” turist kartı” adı verilen bir evrak almaları gerekiyor. Bu evrak da vize yerine geçiyor. Ülkeye giriş ve çıkışta, damgalar bu kartın üzerine basılıyor. Dolayısıyla sonrasında diğer ülkelere girişte de (özellikle ABD’ye) herhangi bir sorun çıkmıyor.

Vizeyi aldıktan sonra gümrük işlemlerini halledip beklemeye başlıyorum. Saatler 14:50’yi gösterdiğinde de uçağımdaki yerimi alıyorum. Hayatımda bindiğim en dar bacak aralı koltuklara sahip olan Cubana Havayolları uçağında ikram olarak da bir şeker ve bir bardak su veriliyor. Yolculuk bir saat sürüyor. Havana’ya vardığımda her şey çok hızlı ilerliyor. Bagajların gelmesi dışında! Bagaj bekleme sırasında her bir bagaj neredeyse on dakika arayla banda düşüyor da ben içimden acaba bagajları teker teker kendileri mi taşıyorlar diye geçiriyorum. Sırt çantama sonunda kavuştuğumda da bir süre de para bozdurma sırası bekliyorum.

İşleri tamamlayıp Havana’nın sıcak ve nemli akşamüzerine kendimi atıyorum ve ilk gördüğüm taksi ile 25 CUC’a anlaşıp beni Centro Havana’da yer alan konukevine götürmesini istiyorum. Küba’da otellerin birçoğu devlet tekelinde, bu nedenle alternatif konaklamalar olarak yereller evlerindeki fazla odaları yabancılara açıyorlar. Karşılığında da devlete belli bir ücret ödüyorlar. Bu tür evler kapılarında yer alan Roman rakamı ile I’i andıran mavi semboller ile kendilerini belli ediyolar. Bu sisteme de “casa particular” adı veriliyor.

Havaalanından Centro Havana’ya gitmek kırk dakika kadar sürüyor.  İndiğim rengarenk mahallede beni iki yaşlı teyze karşılıyor. Eşyalarımı eve taşıdıktan sonra bir tanesi çat pat İspanyolcamla anlamaya çalıştığım bir şeyler söylüyor. Benim şaşkın suratımı görünce de telefonu bana uzatıyor. Telefonun diğer ucunda Elsa var. Eşi Julio’nun yolda olduğunu belirtip bir on dakika kadar beklememi rica ediyor. On dakika sonunda Julio ve oğlu evrak işlemlerini halletmek için eve geliyorlar. Julio, bana Iraz ve Onur’la beraber konaklayacağımız odamızı gösteriyor. Yüksek tavanı, rengarenk duvarları, mütevazi mobilyaları ile tertemiz oda benim kalbimi çoktan kazanıyor. Evden içeri ilk girdiğinizde yer alan antrenin duvarlarını ise Charlie Chaplin posterleri süslüyor.

Evin balkonu, ana caddeye bakıyor. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra bir süre bu balkondan yoldan geçenleri izliyorum. Sokak o kadar kalabalık, o kadar hareketli ki. Yoldan geçenlerin birbirlerine selam verdiklerini, herkesin kapı önlerinde muhabbet ettiğini, bölgede bulunan evlerdeki neredeyse herkesin kapının önünde oturduğunu, domino oynadığını, çocukların çığlıklar eşliğinde birbirlerini kovaladıklarını görüyorum. Öyle ki, bu şehirde daha ilk dakikalarım olmasına rağmen Küba’da sokağın bir yaşam alanı olarak var olduğunu rahatlıkla seçebiliyorum.

Gün batımının son demlerinde ben de kendimi dışarı atıyorum. Deniz kenarına kadar yürüyüp bulduğum ana caddelerden bir tanesinden kare çizerek otelime dönmeyi amaçlıyorum. Küba sokakları daha ilk dakikadan beni çarpıyor. Her yer rengarenk, her yer hayat dolu. Sokaklarda ilerlerken evlerin çoğunun camlarının, kapılarının açık olduğunu görüyorum. Her seferinde içlerine göz atarak ilerlediğimden on dakikalık yolu yürümek, neredeyse yarım saat sürüyor. Şehirde ilk etapta fark ettiklerime gelince: Cep telefonu kullanan kimseyi görmüyorum. Zaten ülkeye cep telefonlarının girmesine çok yeni izin verilmiş. Bu nedenle ankesörlü telefonların önünde yoğun sıralar bulunuyor. Market kavramı bizim anladığımız anlamıyla yok. Dükkanlarda görevliler büfe düzeni ile çalışıyor. Siz ne istiyorsanız onu söylüyorsunuz, görevli size getiriyor. Aynı sistem her köşe başında yer alan cafe’ler için de geçerli. Birçok insan, elinde müzik aletleri ile dolanıyor.

Ufak yürüyüş turumu tamamladıktan sonra konukevine dönüyorum. Iraz ve Onur’un uçağının inmesine daha bir saat var. Duşumu alıp biraz kestirmeye karar veriyorum. Aradan uzunca bir süre geçiyor. Ben zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorum ve kapının vurulması ile uyanıyorum. Elsa’nın annesi arkadaşlarımın geldiğini işaret ediyor ve koridora çıkmamla Iraz’ı görmem bir oluyor. O kadar uzun zaman olmuş ki. En canım karşımda duruyor. Zaman farkı herkesi çarpana kadar saatlerce muhabbet ediyoruz. Sonrasında da ertesi gün için kendimizi yataklara atıyoruz.

2 responses »

  1. merhaba,
    iki ay içinde Havana’da olacağım ve sizin gibi Cancun üzerinden geçiş yapacağım. ancak uçak biletim Cubana havayollarından değil. yine de vizeyi hava alanında alabilir miyim?

    • Merhabalar,

      Bildiğim kadarıyla alabiliyorsunuz. Zaten Küba’ya giden birçok havayolu havaalanında vize alma imkanını sağlıyor. Ama ne olur, ne olmaz ikinci bir kez kontrol etmenizi de tavsiye ederim. Benim ziyaretimden sonra Küba’nın Amerikan turizmine de açılması ile birçok şey değişmiş olabilir. İyi yolculuklar, selamlar.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s