Salt Lake City, ABD.

Standard

29 Eylül 2013, Pazar.

DSC06678

Salt Lake City’nin altı şeritli yolları.

DSC06687

Şehri çevreleyen dağları geniş yolların sonunda görebiliyorsunuz.

DSC06680

Mormonluk şehirin en temel yapı taşlarından bir tanesi.

DSC06681

 

DSC06726

Mormonluğa göre aileler son derece önemli olduğu için, kökenlerini araştırmak isteyen vatandaşlar adına kurulmuş “Aile Araştırma Merkezleri” ülkenin en kapsamlı kaynaklarını ve hizmetini sunuyor.

DSC06683

DSC06684

 

DSC06689

 

Mormonların ana kilisesi: The Church of Jesus Christ of Latter-day Saints, nam-ı diğer LDS Kilisesi. Kilisenin tepesindeki altın heykelcik, Joseph Smith Jr.’a Tanrı’nın mesajlarını ileten meleği temsil ediyor.

DSC06723

LDS kilisesinin içine sadece cemiyet üyeleri girebiliyor, o da belli kuralları yerine getirdikten sonra. Bize sadece maketine bakmak kalıyor.

DSC06695

DSC06713

Mormonların ilk toplanma yerlerinden bir tanesi olan “Salt Lake Tabernacle”da devasa bir organ yer alıyor.

DSC06723

DSC06725

Mormonların günümüzdeki peygamberi: Thomas S. Monson.

DSC06729

DSC06730

 

Alışveriş merkezi manzaraları.

Konakladığım otelin çıkış politikası dışında her şey oldukça rayında işliyor.  Oteldeki odamı saat 10:00 itibari ile boşaltmam gerekiyor. Trenim ise saat 23:30’da. Bu da bana bu küçük şehirde oyalanmak için fazlasıyla vakit veriyor. Erkenden uyanıp kahvaltımı yapıyorum, duşumu alıyorum, eşyalarımı toparlıyorum. Sonrasında da otelden çıkışımı yapıyorum. Sırt çantamı otele ya da tren istasyonuna bırakmadan gün boyu yanımda taşımaya karar veriyorum. 60 litrelik çantadan, 40 litreliğe geçişin avantajlarından bir tanesi de bu işte.

Otelden çıktıktan sonra sokaklarda ilerleyerek, şehrin göbeği sayılan Temple Meydanı’na yani Tapınak Meydanı’na kadar yürümeye karar veriyorum. Bu meydan ile konakladığım bölge arasında on blok olsa da, yürümem bir saatten fazla sürüyor. Çünkü ilginç bir şekilde Salt Lake City’nin yolları oldukça geniş ve altı şeritten oluşuyor. Yollar baklava sistemi ile bölündükleri ve oldukça düzenli oldukları içinse yol yordam bulmak hiç de zor olmuyor. Üstelik şehir, merkezinde yer alan LDS Tapınağı ve Temple Meydanı etrafında genişliyor.

Temple Meydanı’na vardığımda Mormonlar için son derece kutsal sayılan LDS Tapınağı’na denk geliyorum. Mormonlar aslen dini ve kültürel bir grup, Hrıstiyanlığın bir kolu; ama belli konularda ana akım Hrıstiyanlık’tan ayrılıyorlar. İncil’e inandıkları kadar kendi kitaplarına da inanıyorlar.  Mormonluk, 1820’lerde Joseph Smith Jr. isimli bir adamın öğretileri doğrultusunda kuruluyor.  Smith “Book of Mormon” olarak da bilinen Mormonlar kitabını 24 yaşında yayınlıyor. Yayınladıktan 39 yaşında ölene kadar binlerce takipçiyi de peşinden sürüklüyor. Smith’in ölümünden sonra Mormonlar, yeni dini liderleri Brigham Young’u Utah bölgesine kadar takip ediyorlar. Bu bölge, günümüzde Mormonluk ile özdeşleşiyor.

Mormonlar için cemiyet ve din, hayatlarında çok önemli bir yer tutuyor. Aileler çok önemli. Çoğu alkol, tütün, kahve, çay ve diğer bağımlılık yapan maddeleri kullanmıyor. Genelde geniş aileler kuruyorlar ve nesiller arasındaki sıkı bağlara çok önem veriyorlar. Aileler bir kere kurulduktan sonra bu bağım ölümden sonra da devam ettiğine inanıyorlar. Her kulun Tanrı’nın ruh çocuğu olduğunu ve Tanrı’ya tekrar dönüşün sadece İsa’yı örnek alarak gerçekleşebileceğini savunuyorlar. Hristiyanlığın Joseph Smith Jr. tarafından tekrardan organize edildiğini düşünüyorlar ve rehber olarak da yaşayan peygamber ve havarilere güveniyorlar. Mormonlar arasında bu nedenle Tanrı’nın çocukları ile konuştuğu ve dualara cevap verdiği inancı yaygın. Aile, mormonlukta çok önemli bir unsur olduğu için Aile Tarihi Kütüphanesi, Aile Araştırmaları Merkezi gibi aile odaklı kurumlar bu bölgede çok yaygın ve çok ileri düzey bir hizmet sunuyor.

Tapınak bölgesine girdiğimde ilk işim devasa bilgilendirme merkezine yönelmek oluyor. Bu bölgede biri kuzeyde, biri güneyde olmak üzere iki adet bilgilendirme merkezi yer alıyor. Burada mormonlukla ilgili biraz bilgi aldıktan sonra bölgedeki ziyaret edilebilecek tapınakları geziyorum, en sonunda da Mormonların erken dönem toplanma merkezlerinden biri olan “Salt Lake City Tabernacle”a giriyorum. Bu merkezin içerisinde devasa bir organ yer alıyor. Öğrendiğime göre ödüllü Mormon Tabernacle Korosu burada düzenli konserler veriyor. Üstelik pazar günü olmasının avantajı ile saat 14:00’de ücretsiz organ resitali düzenleniyor. Ben de resitale kadar biraz daha etrafı dolanıp yeni yeni hareketlenmeye başlayan sokaklardan birinde bulduğum açık kahve dükkanında kahve içiyorum. Pazar günü olması dolayısıyla neredeyse mağazaların ve restoranların tamamı kapalı.

Saat 13:30’u gösterdiğinde de resitalin yapılacağı merkezin yakınlarına gelip beklemeye başlıyorum. Bu sırada Taito ile tanışıyorum. Taito, Salt Lake City’de görevli kız kardeşlerden bir tanesi ve aslen Fijili. Ülkesinde ingilizce eğitimi görürken 18 aylık bir süreyle gönüllülük yapmak için buraya gelmiş. Anlattığına göre 200’e yakın kız kardeş varmış şehirde. Burada gönüllülük yapabilmeleri için kiliseye belli bir para ödemeleri gerekiyormuş. Buradaki görevleri Mormonluğu öğretmek ve anlatmakmış ve dünyanın neredeyse her yerinde aktif görev alıyorlarmış. Bana resital sonrasında kız kardeşlerin ücretsiz tapınak turuna katılmamı öneriyor. Vaktim olduğu için fikir benim aklıma yatıyor. Salt Lake City Tabernacle’da düzenlenen kırk beş dakikalık organ resitali ise son derece etkileyici. 11.623 borudan oluşan bu organın kuvvetli sesine hayran kalmamak içten bile değil.

Resital çıkışında Taito beni buluyor ve görevli iki kız kardeş ile tanıştırıyor. Amerikan Samoası’ndan gelen Sua ve Avustralyalı Tunukuaf. Benimle beraber üç Amerikalı’nın da katılımı ile tapınak meydanında ufak bir tur atıyoruz. Kızlar bize Mormonluğun tarihinden ve değerlerinden bahsediyorlar. Her ne kadar ben garip sorularımla kızların kafasını biraz karıştırsam da keyifli bir tur oluyor.

Tur sonrasında tren istasyonuna doğru yürümeye başlıyorum. Yol üzerinde gördüğüm bir alışveriş merkezindeki kitapçının içinde yer alan kahve dükkanında oturup saatlerimi burada geçiriyorum. Trenime neredeyse üç saat varken de tren istasyonunun yolunu tutuyorum. İşin komik tarafı pazar günü diye tren istasyonu da kapalı. Ben de yanında yer alan otobüs istasyonunda trenimin saati gelene kadar bekliyorum. Her ne kadar otobüs istasyonu gözüme çok tekin gözükmese de, kablosuz internet sayesinde dikkatimi istasyondaki garip tiplerden öte başka konulara yönlendirebiliyorum. Saatler 23:00’ü gösterdiğinde ise trenim istasyona yanaşıyor ve ABD’deki son tren yolculuğum olacak olan 18 saatlik San Francisco maceram başlıyor.

28 Eylül 2013, Cumartesi.

DSC06632

DSC06636

DSC06637

DSC06639

DSC06640

DSC06642

DSC06643

DSC06658

Trenden manzaralar.

Sabah erkenden odadan çıkıyorum. Hava bir önceki gün olduğu gibi kapalı ve yağmurlu. Konakladığım otelden çıkışımı yapıp 16th Street Mall’ın başına kadar yürüyorum, oradan da ücretsiz otobüslere binip tren istasyonuna en yakın durakta iniyorum. Tren istasyonuna gittiğimde çok oyalanmadan trene binmemize izin veriyorlar. Trenin kalkış saati yaklaştığında da kondüktör kötü haberi veriyor. ABD içerisinde tanık olacağım en güzel manzaralar Denver ve Salt Lake City arasında bulunuyor. Özellikle “Rocky Mountains” yüzünden birçokları bu bölgeyi trenle geçmeyi tercih ediyor. Denver ve çevresinde üç hafta önce yaşanan sel felaketi yüzünden tren hatları zarar almış. Bu nedenle tren farklı bir rota izleyerek Wyoming üzerindeki hattı takip edecekmiş. Bunun tek bir avantajı oluyor. Salt Lake City’ye planlanandan tam tamına üç saat erken varacağız.

Yol boyunca yine de büyüleyici manzaralardan geçiyoruz. Şehirler ormanlara, ormanlar kurak topraklara dönüşürken, camdan akan manzaraların tonu da yeşilden turuncuya kayıyor. Hiçliğin ortasındaki kasabalar, kimsesiz topraklar, tarlalar, mezarlıklar, karavan parkları manzara boyunca akıp gidiyor. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadığım bir yolculuk sonrasında saat 20:00’yi gösterirken “Mormonların Başkenti” olarak anılan Salt Lake City’ye varıyorum. Tren istasyonundan dışarı çıktığımda konaklayacağım otele nasıl gideceğim konusunda pek bir fikrim yok. Açıkçası kendim keşfedecek kadar da enerjim yok. Ben de ABD’ye geldiğimden beri ilk defa bir taksiye atlıyorum. Taksinin Kolombiyalı şoförü ile yol boyunca Kolombiya kültüründen söz ediyoruz. Sonunda konaklayacağım otele vardığımda da değişik bir uygulama beni bekliyor. Bu otelde resepsiyon bulunmuyor ve otele giriş, kendinizi kayıt ettirmek, odanızı bulmak ve girmek hep belirli bir sistem üzerinden işliyor.

İşlemleri hallettikten sonra karnımı doyurmak için dışarı çıkıyorum. Sokaklar son derece geniş ve sakin. Yemek sonrası odama döndüğümde de dört kişilik odada tek başıma olmanın ve rahat bir yatakta uyumanın keyfi ile erkenden uykuya dalıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s