Denver, ABD.

Standard

27 Eylül 2013, Cuma.

DSC06614

Denver’da kapalı ve sisli bir gökyüzü beni karşılıyor.

DSC06619

DSC06620

DSC06621

Denver’ın meşhur caddesi.

DSC06623

DSC06624

Şehirden manzaralar.

Chicago’dan Denver’a olan yolculuğum Amtrak’ın rahat trenleri ile on sekiz buçuk saat sürüyor. Denver’a buz gibi bir cuma sabahı varıyorum. Chicago’nun görece sıcak öğlen güneşinden, Denver’ın yağmurlu ve kapalı sokaklarına çıktığımda bir anda rüzgarı yiyorum. Ne kıyafetlerim, ne de ben bir anda bastıran kış koşullarına hazırlıklı değiliz. En son bu kadar soğuk havayı görmemin üzerinden aylar geçmiş… Üstelik tren, ana tren istasyonunda durmak yerine ilk başta anlayamadığım başka bir durakta duruyor. Şehirde nerede bulunduğumu anlamam biraz zamanımı alıyor dolayısıyla. Bir süre tren istasyonundan çıkmıyorum. Kat kat kıyafetlerimi üstüme geçiriyorum. İstasyonun kablosuz internet bağlantısı sayesinde evdekilerle konuşuyorum bir süre.

Sonunda kendimi motive edip dışarı çıktığımda ise saatler sabah 08:30’u gösteriyor. Ana tren istasyonunda çalışmalar devam ettiği için diğer istasyonda durduğumuzu öğreniyorum. Otelin gönderdiği yol tariflerini takip ederek otele doğru ilerliyorum. İlk olarak Denver 16th Street Mall olarak bilinen ana caddeye çıkıyorum. Burası Denver’ın en hareketli caddesi. Araç trafiğine kapalı bu caddede bir aşağı, bir yukarı gün boyu ücretsiz otobüsler yolcu taşıyorlar. Bunlardan bir tanesine binip yolun sonuna kadar ilerliyorum. Oradan otele doğru uzanan yolu da yağmur altında yirmi dakikada yürüyorum. Sonunda otele vardığımda oldukça enteresan bir resepsiyon görevlisi beni karşılıyor. Odaya ancak 14:00 gibi yerleşebileceğimi, dilersem eşyalarımı bırakabileceğimi söylüyor. Bir süre otel içerisinde oyalandıktan sonra eşyalarımı bırakıp şehir içinde dolanmaya başlıyorum. Havanın kasveti bir noktadan sonra benim de içime işliyor.

Rüzgarlı ve kapalı sokaklarda biraz da cuma sabahının erken saatleri olması dolayısıyla kimseler yok. 16th Street Mall üzeri restoranlar, marketler, cafe’ler, barlar, tiyatrolar, alışveriş merkezleri ve mağazalarla dolup taşıyor. Sokağın bir başından bir başına kadar yürüyorum. Fakat şehrin griliği çok da cazip gelmiyor. Bir noktada kahve dükkanlarından birine girip biraz ısınıyorum, karnımı doyuruyorum, bilgisayar üzerindeki işlerimi hallediyorum. Sonrasında da alışveriş merkezlerinin bir tanesinin üst katında bulunan sinemada şansımı denemeye karar veriyorum. Şansıma “Prisoners” isimli filmin bir sonraki seansına on beş dakika var. Bir bilet alıp içeri giriyorum. Sonrasındaki üç saati de sinemada geçiriyorum.

Sinema sonrasında yemek için sokaklarda biraz dolanıp otelin yolunu tutuyorum. Otel hem ayrı odaları, hem de yatakhaneleri bünyesinde barındırıyor. Bana da dört kişilik kocaman, tertemiz, kendi banyosu ve mutfağı içerisinde bulunan bir oda veriyorlar. Odada benden başka Arizona’da değişim öğrencisi olan bir Çinli kız, North Carolina’lı dansçı / araştırmacı bir kız ve Denver’lı başka bir kız yer alıyor. Akşam boyunca muhabbet ediyoruz. Kızların deneyimlerinden, yolculuklardan bahsediyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s