Chicago, ABD.

Standard

26 Eylül 2013, Perşembe.

DSC06563

Chicago Nehiri.

DSC06565

DSC06567

 

Chicago sokakları.

DSC06568

DSC06573

Millennium Park’ta yer alan Crown Fountain’dan.

 

DSC06586

 

 

DSC06587

Millennium Park’ta yer alan “Cloud Gate”.

DSC06592

DSC06597

 

Gökdelenler arasında yer alan organik pazar.

DSC06602

Çin kutlamaları.

DSC06603

DSC06604

DSC06605

DSC06606

Chicago’dan manzaralar.

DSC06611

Union Tren İstasyonu.

DSC06613

Tren istasyonu bekleme salonunda amişler.

Gece oldukça zorlu geçiyor. Gözlem vagonundaki koltuklara uzanıyorum uzanmasına; ama trenin içerisi buz gibi. Dışarıdaki nemli ve sıcak havanın içeri girmesine bir türlü izin vermiyorlar. Klima son gücü ile çalışıyor da, kendimi ısıtmak için şekilden şekile giriyorum.

Sabah günün aydığını yine neşe dolu herkese günaydın diyen kondüktörün sesinden anlıyorum. Chicago’ya saat 09:30 gibi varıyorum. Tren istasyonuna iner inmez ilk işim çantamı koyacak bir dolap bulmak oluyor. Çantamı yerleştirdikten sonra da kemiklerimi ısıtmak adına kendimi Chicago sokaklarına atıyorum. Chicago’yu daha önce kapsamlı şekilde ziyaret etmişliğim var, o yüzden şehirde çok durmuyorum. Dört saat mola verdikten sonra tekrardan trene atlayıp Denver’a doğru yol almayı planlıyorum. Bu dört saatlik boşluğu da tren istasyonuna çok yakın olan Millennium Park’ta geçirmeyi düşünüyorum.

Union Tren İstasyonu’ndan çıktıktan sonra şehrin kalabalık ve resmi sokaklarında yürüyerek Millennium Park’a yarım saat içinde varıyorum. Adı üstünde, Millennium Park, milenyumu kutlamak üzere inşa edilmiş; ama inşası yetişmeyince 2004 yılında dört yıl gecikmeyle açılmış. Parkta ilk olarak “Crown Fountain”a denk geliyorum. Siyah granitten yapılmış bir yansıtma havuzunun iki başında 15,2 metre uzunluğunda dikdörtgen iki kule adet kule yer alıyor. Bu kuleler ışığı emerek insan yüzü şeklindeki görüntüleri yansıtıyorlar. İzleyenler için oldukça keyifli bir manzara olmasının yanı sıra çocuklar için de bulunmaz bir oyuncak haline geliyor bu havuz. Sonrasında parkın ortasında yer alan “Cloud Gate” nam-ı diğer “The Bean” yani Fasulye’yi ziyaret ediyorum. Anish Kapoor tarafından yapılan bu devasa sanat eseri 168 adet paslanmaz çelik plakadan oluşuyor. Söylenene göre sıvı cıvadan esinlenmiş bu eser, kalabalıkları da kendisine çekiyor. Etrafında yoğun kalabalıklar kendilerinin yansımalarına bakıp eğlenirken, bir yandan da fotoğraf çekiyorlar.

Ben de bir süre burada oyalandıktan sonra farklı bir rota izleyerek tren istasyonuna geri dönüyorum. Yolda Çin konseptli kutlamalara ve gökdelenler arasında yer alan organik bir pazara denk geliyorum. İroni diye içimden geçiriyorum. Öğle yemeği molası vermeyi de ihmal etmiyorum bu arada. Tren istasyonuna vardığımda sırt çantamı alıp trenimi beklemeye koyuluyorum. Bir yandan da tren istasyonunda yaşanan heyecanın nedenini anlamaya çalışıyorum. Meğerse sahipsiz bir çanta bulmuşlar. Çantanın üstesinden gelebilmek için sayısız iri yarı polis ve polis köpekleri bir anda istasyonun bekleme salonunu dolduruyor. Günlük aksiyon dozajımızı da aldıktan sonra, bir grup amişle beraber trenime biniyorum. Amişleri kıyafetlerinden çok net ayırt edebiliyorsunuz. Normalde teknolojinin her türüne karşı bu grubun trenle işlerinin ne olduğunu çok da algılayamıyorum.

Denver’a olan yolculuğum on sekiz saat sürecek. Tren yolculuğunun geri kalan kısmını yanımda kimsenin oturmamasının verdiği rahatlıkla rahat rahat geçiriyorum. Film izliyorum, kitap okuyorum, dizi izliyorum. Bir yolculuk daha böyle akıp geçiyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s