New Jersey, ABD.

Standard

18 Eylül 2013, Çarşamba.

DSC05685  

DSC05688

 

Çim hokeyi maçından.

Sabah uyandıktan sonra kahvaltı, televizyon karşısı tembellikleri, bitmek bilmeyen arka arkaya gösterilen “Law and Order” bölümleri derken günün nasıl geçip gittiğinin farkına bile varamıyorum. Bir yanımda Max, bir yanımda Junior, Kamil Amca ve Sharon çalışırken evde tek başıma vakit öldürüyorum. Ara ara da yukarı kata çıkıp eşyalarım tamam mı, yarın çıkacağım yolculuk için herhangi bir şeye ihtiyacım var mı onu kontrol ediyorum.

Akşamüzeri Sharon eve dönüyor. Bölgedeki popüler İtalyan restoranında ikimiz için rezervasyon yaptırdığını söylüyor. Sonrasında da Sharon’ın bir arkadaşının kızının Montclair Üniversitesi’ndeki “Field Hockey” yani çim hokeyi oyununu izlemeyi planlıyoruz. İtalyan restoranına gittiğimizde restoranın Türk garsonu bizi karşılıyor. Sharon, benim dünya turu yaptığımdan bahsedince kısaca bunun hakkında konuşuyoruz. Sharon’la yemek oldukça keyifli geçiyor. Yemek boyunca leziz İtalyan yemekleri eşliğinde muhabbet ediyoruz. Yemek sonrasında da Montclair Üniversitesi’nin yolunu tutuyoruz.

Sahaya vardığımızda oyuna oldukça geç kalmışız. İlk iki çeyrek bitmiş, son çeyrek de başlamak üzere. Ben içten içe seviniyorum, oyun her ne kadar ilgimi çekse de hava o kadar soğuk ki. Şehir bir anda yaz günlerinden, sonbaharın sert ayazlarına geçmiş. Son çeyrek boyunca tezahürat yapan anne babalar eşliğinde iki takımı izliyoruz. Sharon’ın arkadaşının kızının takımı açık ara farkla oyunu kazanıyor. Ben de anne babaların çocukları uğruna katlandığı işkenceleri düşünüyorum bir yandan. Sharon’ın arkadaşları bu oyunu kızları oynamaya başlayana kadar daha önce hiç duymadıklarını anlatıyorlar; ama görülen o ki şu anda da en sıkı takipçisi olmuşlar, gözlerini oyundan ayırmıyorlar bile konuşurken.

Oyun sonrasında sahaya geçip kızları tebrik ediyoruz, ayak üstü biraz muhabbet ediyoruz, sonrasında da eve dönüyoruz. Eve döndüğümüzde “St. Elmo’s Fire” var televizyonda, en sevdiğim. Uyumadan önce filmi izliyorum, ilk defa üniversiteyken izlediğimde hissettiklerimi hatırlayıp kendi çapımda nostalji yapıyorum. Film sonrasında da kendimi direk yatağa atıyorum, yarın benim için oldukça uzun bir gün olacak.

17 Eylül 2013, Salı.

IMG_0561

 

Bizim kartopları.

Kahvaltı sonrasında yolculuğumun bir sonraki bölümüne karar vermek üzere kolları sıvıyorum. İlk etapta planladığım gibi ABD’yi bir baştan bir başa araba ile geçme planlarım, hem tek başıma olmanın, hem de aracı New York’ta alıp San Francisco’da bırakmanın tek yön maliyetinin çok abartı olmasının etkisiyle bir başka bahara kalıyor. Önümdeki ikinci ve en mantıklı alternatif ise ülkeyi tren ile geçmek. Ülkede, Amtrak adı verilen çok gelişmiş bir tren sistemi işliyor. Her gün neredeyse 300 treni ile ülkenin her yerinde yolculuk yapabileceğiniz Amtrak trenleri saatte 240 kilometreye kadar da hızlanabiliyorlar.

Üstelik internette yaptığım araştırmalar sonucunda Amtrak’ın tren pasoları olduğunu öğreniyorum. Benim yolumu sonlandırmak istediğim şehir güney kıyısındaki San Francisco. Düşünüyorum, iki haftalık paso bu tür bir yolculuk için gayet uygun gözüküyor. İşin güzel tarafı, bu paso yol üzerinde sekiz şehirde durma hakkı da veriyor. Normalde bir uçak biletine vereceğim ücreti, tren pasosuna vererek çok daha keyifli bir yolculuk çıkaracağıma inanıyorum kendime. New York’tan San Francisco’ya ulaşmak için de farklı alternatif rotalar bulunuyor. Ben en sonunda hep görmek istediğim New Orleans’a uğrayıp oradan Memphis, Chicago, Denver, Salt Lake City üzerinde durarak San Francisco’ya varacağım tahmini bir plan yapıyorum. Sonrasında da tren biletlerini bir an önce almak için evden Sharon’la beraber çıkıyorum. Kamil Amca, Sharon’ı bıraktıktan sonra beni de Penn İstasyonu’na bırakıyor.

Penn İstasyonu’nda gişelerden bir tanesine gidip derdimi anlatmaya çalışıyorum. Kadın benimle çok ilgilenmek istemediği için bana rezervasyon numarasını veriyor ve işimi telefonla halletmem gerektiğini söylüyor. Ben de tren istasyonunun hengamesinde bana verilen numarayı arıyorum. Telefonun karşısındaki kadın beni sabırla dinleyip sekiz yolculuğumu da teker teker onaylayıp rezervasyonlarımı yapıyor. Sonrasında tekrardan gişelere gidip 439 USD karşılığında tren pasosunu ve tren pasosu ile de bütün tren biletlerini alıyorum.

İstasyondan çıktıktan sonra yürüyerek Port Authority Otobüs İstasyonu’na gidiyorum ve buradan New Jersey’e gidecek olan 190 numaralı otobüse biniyorum. Kamil Amca beni otobüs durağından alıyor. Eve döndüğümde her şeyi halletmiş olmanın rahatlığı var üzerimde. Sonrasında Sharon da eve dönüyor. Akşam yemeği için Kamil Amca’nın hazırladığı son derece leziz ev yapımı pizzaları yiyoruz. Yemek sonrasında Sharon’la verandada uzunca muhabbet ediyoruz ve akşamı absürt realite programlarını izleyerek geçiriyoruz. Bu ülkede aklınıza gelebilecek her konuda bir realite programı var ya, anlamak anlamlandırmak mümkün değil.

 

 

 

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s