New York, ABD.

Standard

12 Eylül 2013, Perşembe.

DSC05408

DSC05416

DSC05427

Grand Central Tren İstasyonu.

IMG_0323

Central Park’ta yağmurdan köprü altına saklananlar.

DSC05444

DSC05449

IMG_0326

IMG_0400

Yağmura yakalanınca.

Burada gündüzleri ve geceleri arka arkaya aralıksız “Law and Order” bölümlerini gösteriyorlar. Ankara’dayken de, ne zaman televizyonda denk gelsem, başından bir türlü kalkamadığım bu dizi, burada adeta bizdeki “Doktorlar” dizisinin yerini almış. Tek bir farkla, “Doktorlar”ın aksine, bu dizi izlenebilecek kadar ilgi çekici. Sabah yine kahvaltı sonrası, bölümlerine denk gelince bir süre ekrana kilitleniyorum. Köpekler iki yanımdayken hele tadına doyum olmuyor.

Öğlen Sharon Manhattan’a gideceği zaman ben de onunla beraber hazırlanıyorum. Kamil Amca, Sharon’ı bıraktıktan sonra beni de meşhur Grand Central Tren İstasyonu’na bırakıyor. Bu istasyon, Manhattan’da görmeyi çok isteyip her seferinde ihmal ettiğim bir yer olduğu için bu gelişimde görüp aradan çıkarayım istiyorum. İstasyon, 1913 yılında açılmış, yani bu sene 100. yılını kutluyor. İçindeki 44 platformu ile dünyadaki en büyük istasyonlardan bir tanesi olma özelliğini taşıyor. İstasyondan içeri girdiğimde aynen filmlerden hayal ettiğim gibi bir manzara beni karşılıyor. Zaten çoğumuz Amerika’daki neredeyse her popüler öğeye Amerikan filmlerinden yeterince aşina değil miyiz? Kocaman ana meydanı, ortasında yer alan küçük bilgilendirme gişesi, iki başından akan merdivenleri, işlemeli tavanı, camları… Yarım saat kadar tren istasyonunda kalıp fotoğraf çekiyorum. Hani demiştim ya herkesin akıp gittiği ve sürekli hareket halinde olduğu yerlerde sabit durmak hoşuma gidiyor diye. İşte yine öyle bir zaman dilimi benim için.

Saat 15:30’u gösterirken de Julien’le buluşmak üzere Times Meydanı’nın yolunu tutuyorum. Julien, benim Filipinler’de üç hafta boyunca beraber yolculuk yaptığım Fransızlardan bir tanesi. Dünya küçük ya, bu sefer de New York’da denk düşüyoruz.

Times Meydanı’na doğru yürüdüğümü düşünürken aslında tam da zıt yöne doğru ilerlediğimi fark etmem biraz zamanımı alıyor ve on beş dakika rötarla buluşma noktasına varıyorum. Julien çoktan gelmiş. En son Filipinler’de Tagbilaran’da vedalaştığım Julien ile tekrar karşılaşmak zamanın ne çabuk akıp gittiğini tekrar hatırlatıyor bana.

Julien’in ilk ABD yolculuğu. Üstelik 13 saatlik bir yolculuktan geliyor. Biraz bölgede turluyoruz. Sonrasında da yemek yiyecek bir yerler aramaya girişiyoruz. Yemek, sohbet muhabbet gidiyor. Julien yorgun, ben aklı bir karış havada. Yemek sonrasında, hesabı istediğimizde görevli kızın benim içeceğimi hesaba yazmayı unuttuğunu fark ediyorum. Söylediğimde de önemli olmadığını söylüyor, ben de bu ücreti bahşiş olarak kıza bırakıyorum. ABD’de bahşiş konusu çok ciddi bir mesele. Bahşiş vermek zorundasınız, bu kadar net. Üstelik vereceğiniz bahşişin miktarı da kaç kişi olduğunuza bağlı olarak %15’ten başlıyor. Bu nedenle olacak ki genelde garsonlar her zaman güler yüzlü ve oldukça ilgili.

Yemek sonrasında Julien’e ne yapmak istediğini soruyorum. Central Park’a yürüyelim diyor. Biz de Central Park’a doğru ilerliyoruz yavaş yavaş. Parka vardığımızda bir süre etrafta yürüyoruz, sonrasında da bulduğumuz banklardan birine oturuyoruz. Oturmamızın üzerinden daha on dakika geçmemişken yağmur son şiddeti ile yağmaya başlıyor. Herkes gibi biz de yakınlardaki bir köprünün altına sığınıyoruz. Burada bir süre yağmurun durmasını bekliyoruz. Yağmur sonunda durduğunda tekrar parkın kuru banklarından birine yöneliyoruz.

Gün batana kadar burada muhabbet ediyoruz. Artık Julien yorgunluk emareleri göstermeye başlamışken dönüş vaktinin geldiğini anlıyoruz. Julien’i yakınlardaki metro durağına kadar bırakıyorum, ben de oradan sonra yürüyerek şehrin öbür tarafında bulunan otobüs istasyonuna gitmeyi amaçlıyorum. Ama bir noktada yağmur öyle bir yağmaya başlıyor ki sırılsıklam olmam an meselesi. Ben de yakınlardaki bir bankanın çatısına sığınıyorum. O sırada Kamil Amca kurtarıcım gibi arıyor. “Neredesin, hava çok kötü gelip alayım. ” diyor. Ben ATM’nin içine sığınmışken, Kamil Amca da yola düşüyor. Beni bulması yarım saat sürüyor. Eve dönerken yağmur hala tüm gücüyle yağmaya devam ediyor.

Eve vardığımızda yemek, sıcak ortam ve muhabbet ile bir gece daha karanlığa karışıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s