Boston, ABD.

Standard

16 Eylül 2013, Pazartesi.

DSC05572

Massachusetts Hükümet Binası.

DSC05577

Boston Common’ın evsizleri.

DSC05579

DSC05581

Park Street Kilisesi.

DSC05589

DSC05600

DSC05602

DSC05605

DSC05607

DSC05616

DSC05631

Granary Burying Ground’dan manzaralar.

DSC05637

Old Corner Bookstore’un yerinde şimdilerde bir Meksika restoranı bulunuyor.

DSC05647

DSC05650

Faneuil Hall önünde Samuel Adams’ın heykeli de bulunuyor.

DSC05659

Yapabilirsiniz!

DSC05662

DSC05663

DSC05664

Old North Kilisesi’nden.

DSC05666

DSC05671

Copp’s Hill Burying Ground, en geniş koloni dönemi mezarlıklarından bir tanesi.

DSC05673 

DSC05679

Uzaktan gözüken anıt, Bunker Hill Monument.

DSC05680

Boston manzaraları.

DSC05681

DSC05682

Yangına da denk geliyorum.

DSC05684

Boston’da da birçok şehirde olduğu gibi cüzi ücretlerle kullanabileceğiniz bisiklet sistemi bulunuyor.

Gece şaşırtıcı bir şekilde güzel uyuyorum. Sabah John’un yoga için evden ayrılışına uyansam da yataktan alarmla 07:00 civarında çıkıyorum. John da, Caroline da çalıştıkları için gün içerisinde ben de onlarla beraber erkenden evden çıkacağım. Evden ilk olarak Caroline çıkıyor, bir yarım saat kadar sonra da John ve ben metro durağının yolunu tutuyoruz. Şansıma hava oldukça kapalı, sonradan fark ediyorum ben John’un arada çaktırmadan benim çantamın içine bir şemsiye bıraktığını.

Gün içindeki amacım “Freedom Trail” olarak bilinen Özgürlük Yürüyüş Yolu’nu tamamlamak. Boston genelinde çizilmiş tuğla rotayı takip ederek dört kilometrelik yol boyunca Amerikan Devrimi’ne ve erken ABD tarihine yakından tanıklık edebileceğiniz bu yürüyüş yolu, aynı zamanda Boston’ı kısa sürede görüp anlamanız için de en uygun yöntem. Metro ile “Downtown Crossing” istasyonunda iniyorum. Sokakta takım elbiseleri ile telaşlı telaşlı işe giden kalabalıklar, sabah koşularını yapan rengarenk spor kıyafetli insanlar, parklarda uyuklayan evsizler ve sabahın en erken saatlerinden birinde, üstelik Boston’ın en yağmurlu günlerinden birinde Boston’ı keşfetmeye çıkmış ben!

Özgürlük Yürüyüş Yolu’nun ilk durağı “Boston Common” oluyor. Burası aynı zamanda ABD’nin ilk şehir parkı. Muhtemelen güneşli havalarda daha sevimli olduğunu tahmin ettiğim parkta, ve parkın göbeğinde yer alan minik göletin etrafında bir tur atıyorum. Bu alan 1830’lara kadar besi hayvanları için otlanma alanıyken, ABD’nin ilk yıllarında İngiliz askerleri için askeri bölge görevi görmüş. Damga Kanunu iptal edilip Devrim Savaşı bittiğinde de kutlamalar burada yapılmış. Parkın yakınlarında 1798 yılında tamamlanmış Massachusetts Hükümet Binası tuğla duvarları ve altın kubbesi ile dikkat çekiyor. Buradan yine aynı bölgede yer alan Park Street Kilisesi’ne uğruyorum. 1809 yılında inşa edilmiş bu kilise bölgedeki ilk cemaatsel kiliselerden bir tanesi. Üstelik hapishane reformu, kadınların köleliğe karşı protestoları gibi tarihteki birçok olay da bu kilisede gerçekleşmiş.

Kiliseden sonraki durağım “Granary Burying Ground” oluyor. Burada 2345 mezar taşı yer alıyor. Bazılarına göre ise 8000 kadar kişi bu mezarlıkta gömülü bulunuyor. Benjamin Franklin’in anne ve babasının, John Hancock’un, Paul Revere ve Samuel Adams’ın mezarlığı da şehrin göbeğindeki bu ufak mezarlıkta ziyaretçileri bekliyor. Mezarlıkta bir süre dolaşıp değişik mezar taşlarını inceledikten sonra King’s Chapel’a gidiyorum. Bu ufak kilise aslen İngiliz yasalarını Amerika’da uygulamak için gönderilmiş İngiliz askerleri için inşa edilmiş ve kilisenin inşası 1754’te tamamlanmış. Kilisenin yanı başında ufak bir mezarlık da bulunuyor. Massachusetts’in ilk kadın valisi Mary Chilton’ın mezarı da burada yer alıyor. Yol üzerinde rotayı takip ederek Amerika’daki en eski devlet okulu olan “Boston Latin School”u, Amerika’daki en eski kitapçılardan biri olan “Old Corner Boookstrore”un bulunduğu binanın önünden geçiyorum.

Amerikan Devrimi’nin öncü hareketlerinden biri olan, halkın İngiliz hükümetine yüksek vergi ödemeyi protesto için bir araya geldiği Boston Tea Party hareketinin gerçekleştiği meşhur “Old South Meeting House”u görüyorum. Amerikan Devrimi öncesi İngiliz hükümetinin görev yaptığı “Old State House” yani eski hükümet binasını ziyaret ediyorum. Burası aynı zamanda Commonwealth’in ilk yönetim binalarından bir tanesi. Tarih derslerinden de hatırlayacağınız, meşhur “No taxation without representation” yani “Temsil edilmek yoksa, vergi de yok. ” sözünü Samuel Adams bu bina içerisinde etmiş.

1770 yılında meydana gelen beş kişinin öldüğü “Boston Massacre” yani Boston Katliamı da bu binanın hemen dışında gerçekleşmiş. Buradan sonraki durağım “Faneuil Hall” oluyor. Burası Şeker Yasası, Damga Yasası, Townshend Yasası’na karşı protestolar hep bu binada başlamış. Buradan sonra devrimin ünlü isimlerinden Paul Revere’nin annesi, eşi ve 16 çocuğu ile yaşadığı evin önünden geçiyorum. Bu evin yakınlarında Boston’daki en eski kilise olan Old North Kilisesi’ne doğru ilerliyorum. Kilisenin içinde dışarıda aralıksız yağan yağmurdan dolayı biraz soluklandıktan sonra yakınlarda bulunan bir başka mezarlığı ziyaret ediyorum: Copp’s Hill Burying Ground. 1659’da inşa edilmiş bu mezarlık bölgedeki en geniş koloni dönemi mezarlığı.

Yağmur şiddetini oldukça artırdığında yürüyüşün son duraklarına uzaktan bakıp istasyonun sıcak ortamına sığınmak üzere istasyonun yolunu tutuyorum. Bulduğum en yakın metro durağına girip otobüs istasyonuna gidiyorum. İstasyon içerisinde oyalanmak çok daha kolay oluyor. Saatler 13:30’u gösterdiğinde de neredeyse 6 saatlik otobüs yolculuğum başlıyor. Yolun büyük kısmında uyuyorum. New York’a vardığımda Newark için otobüs değiştirmem gerekiyor. Newark otobüsü yirmi dakika rötarla geliyor, sonrasında da yola koyulduğumuzda oldukça sıkışık bir trafiğe takılıyoruz. Sonunda Newark’a vardığımda ise Kamil Amca’yı çoktan gelmiş buluyorum.

Eve dönerken yakınlardaki Hünkar Türk restoranından en sevdiğim köftelerden alıyoruz. Buranın sahibi teyzenin iki kızı varmış. Birisi Türk konsolosluğunda çalışıyormuş, diğeri ise dişçi olmuş. Benim neden işi bırakıp gezmeye çalıştığıma anlam veremiyormuş, özellikle herkes benimki gibi bir iş isterken. Ah işte teyze diyorum, öyle olması gerekiyormuş demek ki.

Eve döndüğümüzde Sharon, Max ve Junior beni bekliyor. Biraz muhabbet ettikten sonra erkenden yatağın yolunu tutuyorum ben.

15 Eylül 2013, Pazar.

Sabah mutfaktan gelen muhteşem kokulara uyanıyorum. Ansel, yine mutfakta harikalar yaratıyor olacak ki, kokular üst kata kadar geliyor. Aşağı indiğimde Aytuğ da çoktan uyanmış. Beraber kahvaltıyı hazırlıyoruz. Ansel de bize katılıyor. Kahvaltı sonrasında ise Ansel bizi araba ile tren istasyonuna bırakmayı öneriyor. Gün içerisinde trenle Boston’a gitmeyi amaçlıyorum. Boston’da, daha önce düğünlerine geldiğim John ve Caroline yaşıyor. Gelmişken onları da görmek istiyorum.

Benim tren vaktine doğru evden çıkıyoruz. Ansel, bizi istasyona bırakıyor. Ben sadece 10 USD karşılığında Providence – Boston tren biletimi alıyorum. Bir süre istasyonda bekledikten sonra Aytuğ ile vedalaşıyoruz. Ben de trene geçiyorum. Tren yolculuğu bir buçuk saat civarında sürüyor. Boston’ın merkezi tren istasyonunda indikten sonra metroya binip Central istasyonuna gidiyorum. John, beni buradan alıyor. John’u en son üç sene önce görmüşüm.

John beni almaya geldiğinde kocaman sarılıyoruz. Zaman bazı insanları hiç değiştirmiyor. Evlerine doğru yavaşça yürüyoruz. Bir süre önce Princeton’da doktora yaparken sürpriz bir kararla Boston’a taşınmışlar. Konuşmadığımız sürede o kadar fazla şey olmuş ki, ben bir yandan gelişmeleri öğrenip arayı kapamaya çalışıyorum. Yeni evlerine taşınalı ise sadece bir hafta olmuş, bu nedenle evde taşınma telaşı hala devam ediyormuş. Kapıya doğru yaklaşırken Caroline kapıyı açıyor sıcacık bir gülümsemeyle. “Sesini uzaktan tanıdım. ” diyor. İçeri girdiğimde bir saate yakın olanlardan, benden, onlardan konuşup arayı kapamaya çalışıyoruz. Biraz başarılı olduğumuzda ise John ile beraber yemek yemeye çıkıyoruz. Caroline ben gelmeden önce arkadaşları ile olduğu için hem yorgun, hem de karnı tok.

Biz yakınlardaki bir Meksika restoranına gidip John’a Türkçe pratiği olsun diye biraz Türkçe konuşuyoruz. Yemek sonrasında eve döndüğümüzde Caroline’ı da alıp ev alışverişe çıkıyoruz. Ben buraya, bu kadar telaşları arasında onları görmek için geldiğim için günlük düzenlerini bozsunlar istemiyorum. Beraber biraz uzakta bulunan bir süpermarkete gidiyoruz. Pazar kalabalığında alışverişimizi yapıp eve dönüyoruz. John, akşam yemeğini hazırlıyor: sebzeli makarna. Kırmızı şaraplar eşliğinde akşam yemeği ve muhabbet ile akşam karanlığa karışıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s