New York, ABD.

Standard

29 Ağustos 2013, Perşembe.

DSC04606

Campbell’s Soup Cans, Andy Warhol.

DSC04618

 

The Starry Night, Vincent van Gogh.

DSC04621

 

The Sleeping Gypsy, Henri Rousseau.

DSC04623

 

The Dream, Henri Rousseau.

DSC04626

DSC04629

DSC04635

 

Dr. Mayer-Hermann, Otto Dix.

DSC04637

DSC04644

DSC04655

DSC04674

DSC04675

DSC04676

DSC04677

DSC04678

DSC04688

MoMA’dan görüntüler.

DSC04703

New York sokakları.

DSC04713

DSC04714

DSC04724

Minik kuş?

DSC04727

DSC04730

Central Park’tan manzaralar.

DSC04732

DSC04739

John Lennon’a adanmış Strawberry Fields.

DSC04749

DSC04753

Magnolia Bakery’nin leziz cupcake’leri.

DSC04764

DSC04770

Times Square.

DSC04776

Bir Batman gördüm sanki?

Sabah uyandığımızda Doruk da çoktan gelmiş. Kahvaltıda bize katılıyor, kahvaltı sonrasında da yine alışveriş merkezinin yolunu tutuyoruz. Üst üste üçüncü gün. Artık tek istediğim hakkaten telefonun sorunsuz çalışması. Bir önceki günden aldığımız randevu sayesinde görevliler ile görüşüp derdimizi anlatıyoruz. Bu sefer fazla alternatifleri olmadığı için, neredeyse dokuz aydır kullandığım telefonumu bir yenisi ile değiştiriyorlar. İşin komik tarafı bana verdikleri yeni telefon daha mağazadan çıkmadan hata verince, mağaza içerisinde bir saat kadar daha işimiz uzuyor ve daha yeni aldığım telefonu da bir başkası ile değiştirmek durumunda kalıyorlar.

İşlerimizi hallettikten sonra eve dönüp biraz soluklanıyoruz. Sonrasında da Manhattan’a gitmek üzere yola çıkıyoruz. Manhattan’a Rutherford’dan otobüsle de kolayca ulaşılabiliyor. Yol en fazla on beş – yirmi dakika sürüyor. Kamil Amca, bizi Modern Sanat Müzesi’nin (MoMA) önünde bırakıyor. Bu müze, dünyada modern sanat müzeleri arasında en önemli ve etkililerinden bir tanesi olarak biliniyor. Müze toplamda altı kattan oluşuyor. En üst kat olan altıncı katta özel sergiler yer alıyor. Beşinci katta 1880 – 1940 arası döneme ait resimler ve heykeller bulunuyor. Bu katta özellikle Paul Cézanne, Henri Matisse, Vincent van Gogh, Pablo Picasso gibi ünlü sanatçıların eserleri bulunuyor. Dördüncü katta 1940 – 1980 arası dönemdeki resimler ve heykeller bulunuyor, bunlar arasında Roy Lichtenstein, Jackson Pollock, Andy Warhol ve Jasper Johns gibi isimler yer alıyor. Üçüncü kat ise daha çok mimari öğeler, tasarımlar, çizimler ve fotoğraflara yoğunlaşıyor. Müzenin ikinci katında güncel galeriler bulunuyor, yani 1980’lerden günümüze kadar olan eserler. Birinci katta ise sanat laboratuarının yanı sıra heykel bahçesi bulunuyor.

Biz müzeye girişte ilk iş olarak biletlerimizi alıyoruz. Mina ve Doruk öğrenci oldukları için 14 USD’den, ben de 25 USD’den biletimi alıyorum. Dilerseniz müzeyi gezmeye başlamadan önce kimlik bırakarak ücretsiz sesli rehberler edinebiliyorsunuz. Sesli rehberler o kadar gelişmiş ki, herkese tek bir iphone veriyorlar. Bu telefonlarla fotoğraf çekip e-posta adresinize gönderebiliyorsunuz, kendinize rota çıkarabiliyorsunuz, dinlediğiniz sanat eserlerinden genel olarak beğendiğiniz sanat dönemini ve akımını öğrenebiliyorsunuz. Eğer kendi telefonunuzu kullanmak isterseniz de MoMA’nın uygulamasını internetten indirmeniz yeterli. Biz müzeyi en üst katından dolaşmaya başlıyoruz. Müzede toplamda dört saate yakın zaman geçiriyoruz.

Müze sonrasında yürüyerek Central Park’a gidiyoruz. New York sokakları yine cıvıl cıvıl. Her köşe başında yer alan taze meyve satıcıları, gazete büfeleri, sahte güneş gözlüğü ve çanta satan tezgahlar, pretzel satıcıları her türden, her renkten, her ırktan, her dinden insan arasında kaybolup gidiyor. Central Park’a vardığımızda ise bu devasa parkın içerisinde kendimizi kaybediyoruz. Central Park,  ilk olarak 1857 yılında açılmış. Günümüzde Manhattan’ın göbeğinde yer alıyor ve 315 hektarlık bir alanı kaplıyor. 1962 yılında Ulusal Tarihi Kent Simgesi olarak ilan edilen park günümüzde Amerika’da en çok ziyaret edilen kentsel park olma özelliğini taşıyor. Parkta 26000’den fazla ağaç, 9000’den fazla bank, 36 adet köprü, 215 kuş türü, 29 heykel olduğu biliniyor. Üstelik bu park her yıl 25 milyon ziyaretçi alıyor.

Parkta yapılacak aktiviteler de bitmiyor. Park içerisinde buz pateni yapabileceğiniz iki buz ringi, hayvanat bahçesi, vahşi yaşam koruma alanı ve bol bol yeşillik bulunuyor. Park içerisinde düzenli konserler veriliyor, tiyatrolar sergileniyor. Park içerisinde yürüyüşe çıkanlar, parkın içerisinden geçerek işyerinden evine dönen takım elbiseli insanlar, çocukları ile oyun oynayanlar, arkadaşları ile piknik yapanlar, koşanlar, patene binenler… kısaca her türden insan bulunuyor.

Biz de park içerisinde yürüyerek çeşitli göllerden, köprülerden, park alanlarından geçiyoruz ve sonunda “Strawberry Fields” olarak bilinen, ve Dakota Apartmanları önünde öldürülen John Lennon’a adanmış göz yaşı şeklindeki parka varıyoruz. Burada kocaman yuvarlak bir mozaik yer alıyor. Mozaiğin içerisinde ise “Imagine” yazıyor. Bu mozaik İtalya’da yer alan Napoli şehrinin bir hediyesi. Burada banklara oturup arka planda gitar çalan bir çocuğun müziği eşliğinde biraz soluklanıyoruz. Günbatımı tüm pembeliği ile Central Park’ı boyuyor.

Sonrasında hava kararmaya yakınken Central Park’tan çıkıp Times Square’e doğru ilerlemeye karar veriyoruz. Yol üzerinde denk geldiğimiz meşhur Magnolia Bakery’yi görünce cupcake’lerini ve muzlu pudingini denemeden edemiyoruz. Sonrasında da yürüye yürüye Columbus Square’e kadar ilerliyoruz. Burada bir alışveriş merkezinin alt katında yer alan Whole Foods Market’e girip, yemek bölümünden taze ev yemekleri ile karnımızı doyuruyoruz.

Son durağımız ise yavaş yavaş Times Square’in ışıklarla süslü meydanı oluyor. Meydan, buraya ilk adımımı attığım 2005 yılının Mart ayındaki gibi tüm ışıltısıyla, tüm karmaşasıyla, tüm renkleriyle parıldıyor. Çeşitli çizgi film ve çizgi roman kahramanların kostümlerini giymiş insanlar ortalıkta dolanıyor. Yüzünüzü bir dönüyorsunuz karşınızda Batman, öbür tarafa dönüyorsunuz Kurabiye Canavarı. Bu meydan New York ile özdeşlemiş yerlerin en başında geliyor ve yılda 39 milyondan fazla ziyaretçisi ile dünyanın en çok ziyaret edilen turist atraksiyonu olma özelliğini koruyor. Biz de bir süre buralarda oyalanıp etraftaki mağazalara giriyoruz, fotoğraflar çekiyoruz.

Saat 21:00 civarında ise Kamil Amca ve Sharon bizi almaya geliyor. Arabaya atladığımız gibi evin yolunu tutuyoruz. Tüm gün süre aralıksız yürüme maceramız bizi oldukça yormuş. Ne Mina’dan, ne de benden ses çıkıyor. Gece fazla oyalanmadan yatağın yolunu tutuyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s