New Jersey, ABD.

Standard

28 Ağustos 2013, Çarşamba.

DSC05403

Evin arka bahçesinde yer alan, en sevdiğim yerlerinden biri olan verandası.

Sabah uyandığımızda Kamil Amca’nın uzaktan akrabası, bu sene üniversite sınavına girmiş Doruk da bizi bekliyor. Sabah yine aynı ritüelle başlıyor: kahvaltı hazırlama, verandada kahvaltı, kahvaltı sonrası tembellik. Günün geri kalanındaki amacı ise yine bir önceki ile aynı: bozuk telefonu tamir ettirmek. Kahvaltı sonrasında hazırlanıp alışveriş merkezinin yolunu tutuyoruz. Gülmeden ve muhabbet etmeden geçen bir dakikamız bile yok.

Bu sefer randevumuz olmasına rağmen görevlilerin bizimle ilgilenmesi oldukça uzun sürüyor. Sonunda birisi bizimle ilgilendiğinde de derdimizi tekrardan anlatıyoruz. Telefona yeni yazılım yükleyeceklerini söylüyorlar. Bu işlem sadece beş dakika sürüyor. Görevli telefonu evde tekrardan denemem gerektiğini, eğer aynı sorunlar devam ederse (internete bağlanmama vs.) ertesi gün tekrardan gelmemi söylüyor. Yazılımı yenilenmiş telefonumu aldıktan sonra alışveriş merkezinde biraz oyalanıyoruz.

Eve vardığımızda ise akşam olmak üzere. Üstelik telefon hala çalışmıyor. Bu da ertesi gün yine ve yeniden bize aynı alışveriş merkezinin yolunun gözüktüğü anlamına geliyor. Burada günler hiçbir şey yapmadan nasıl bu kadar çabuk geçiyor anlamak mümkün değil. Akşam yemeğinden sonra Doruk’u bırakmak üzere yola çıkıyoruz. Doruk’un babası, Rutherford’a bir saat uzak mesafede yaşıyor. Yol bu nedenle pek bitmek bilmiyor. Doruk’u bıraktıktan sonra hep beraber daha önceki gelişlerimizde de mutlaka uğradığımız yerel dondurmacımızdan dondurmalarımızı alıp biraz da orada oyalanıyoruz. Gün yine tüm tembelliği ile verandada sona eriyor.

27 Ağustos 2013, Salı.

DSC05404

DSC05405

Max ve Junior. Sabit yakalamak mümkün değil kendilerini.

Sonunda bir yerde kısalı süreli de olsa yerleşik hayata geçmenin getirdiği rahatlıkla bir anda dünya turu yaptığım gerçeğini aklımdaki raflardan en uzağına yerleştiriyorum ve anında tembel tatilci moduna bürünüyorum. Sabah uyandığımda kız kardeşimi yanımda görmek, uzun zamanır tanıdığım insanlarla kahvaltı keyfi yapmak, yetişecek bir yerim ve işim olmadan evin tadını çıkarmak bende apayrı bir duygu uyandırıyor. Sabah kahvaltıyı hazırlıyoruz, verandanın huzurunda yavaş yavaş kahvaltımızı yapıyoruz, masayı topluyoruz. Aralıksız türkçe konuşmayı o kadar özlemişim ki, konuşmak ve dinlemek bana iyi geliyor.

Günün amacı ise aldığımdan beri (yani neredeyse bütün yolculuğum boyunca) sorun çıkaran cep telefonumu tamire götürmek. Hazırlandıktan sonra hep beraber yarım saat uzaklıkta bulunan bir alışveriş merkezine gidiyoruz. Alışveriş merkezi içerisinde yer alan devasa Apple mağazasından bir saat sonrası için destek randevusu alıp biraz alışveriş merkezi içerisinde dolanıyoruz. Randevu saatimiz geldiğinde ise tekrardan mağazanın yolunu tutuyoruz. Görevliye telefondan kaynaklı problemlerimi anlatıyorum. Durumun makinenin kendisinden kaynaklanmadığını anlamak için yeni yazılım yüklemeyi öneriyor. Fakat bütün yolculuğuma ilişkin bilgilerim telefonda yer aldığı için, yazılım işlemine başlamadan önce benim bilgileri yedeklemem gerekiyor. Bunu da alışveriş merkezinde yapmam mümkün olmadığından bir sonraki güne tekrardan yeni bir randevu alıp eve doğru yola koyuluyoruz. Eve dönmeden önce yol üzerinde organik ürünler satan bir süpermarketten ev için alışveriş yapıyoruz.

Eve döndüğümüzde yine daha önceki günlerde olduğu gibi hep beraber yemeği hazırlıyoruz. Muhabbet ile bütün öğlen ve akşam geçiyor. Ben bir yandan telefonumdaki 10000’e yakın fotoğrafı ve diğer bilgileri yedekliyorum. Hep beraber televizyon kanalları arasında dolandıktan sonra ise tembel günümüzü sonlandırıyoruz.

26 Ağustos 2013, Pazartesi.

DSC05100

Kamil Amca’ların bulunduğu mahallenin huzurlu sokakları.

Sabah uyanıyoruz. Evin arka bahçesinde yer alan geniş verandasında kahvaltımızı yapıyoruz. Üstelik Kamil Amca benim için taze domates, beyaz peynir, Türk simiti, zeytin bile almış. Türk kahvaltılarının yerini hala hiçbir şey tutamıyor benim için. Kahvaltı sırasında biraz muhabbet ettikten sonra Kamil Amca, Sharon’ı işe bırakmak için Manhattan’ın yolunu tutuyor. Manhattan’a Rutherford’dan gitmek sadece on beş dakika sürüyor. Bu yüzden Manhattan’da çalışmasına rağmen, şehrin karmaşasından kaçmak, daha sessiz sakin ve güvenli mahallelerde, daha geniş evlerde oturmak isteyenler için bu bölge uygun bir alternatif sunuyor.

Kamil Amca, Manhattan’a gittiğinde ben de Malezya’dan aldığım yeni bilgisayarın kurulumunu yapıyorum. Bir süredir beni perişan etmiş eski bilgisayarımdaki bilgileri yenisine aktarıyorum. Fotoğrafları, evrakları, müzikleri aktarmam oldukça vaktimi alıyor.

Gün içerisinde kız kardeşim Mina da Türkye’den geleceği için onu almak üzere 18:00 civarında JFK Havalimanı’nda bulunmamız gerekiyor. Evden 16:00’da çıkacağımız için o vakte kadar ev içerisinde oyalanıyorum. Hiçbir şey yapmadan, sadece televizyon kanallarını değiştirmeyi, seçebileceğim yemekler yemeyi, internet bağlantım konusunda endişelenmemeyi, tanıdık yüzler görmeyi oldukça özlemişim.

Mina’yı almak için JFK’e gitmek ise trafik nedeniyle bir saatten biraz daha fazla sürüyor. Havalimanı’na vardığımızda ise Mina’nın uçağının inmesine hala yirmi dakika var. Biz de biraz havalimanında dolanıyoruz, sohbet ediyoruz, oyalanıyoruz. Uçak indiğinde de kapıdaki yerimizi alıyoruz. Bu sefer ben, dünün aksine camekanın öbür tarafında bekleyen grubun arasındayım. Uçağın inmesine rağmen, Mina’nın gümrük işlemlerini tamamlaması bir buçuk saati buluyor. Biz de bu bir buçuk saat boyunca her kapıdan çıkanı Mina’ya benzeterek kendi çapımızda heyecanlar yaşıyoruz. Mina sonunda geldiğinde ise sekiz buçuk aydır ilk defa birbirimizi görmenin sevinci var.

Eve dönüş yolunda sürekli muhabbet ediyoruz. Eve vardığımızda da Mina’nın eşyalarını yerleştiriyoruz. Ankara’dan benim için gelmiş tanıdık birkaç parça eşya benim yüzümün gülmesine yetiyor da artıyor bile. Annem ve babamın Kamil Amca’lar için gönderdikleri kuruyemiş ve benzeri Türk yiyecekleri ise Mina’nın bavulunun yarısını kaplıyor.

Akşam boyunca, hep beraber yemekleri hazırlarken ve yemek sırasında, Mina’nın okulundan, stajından, yolculuklarından, evdeki ve Ankara’daki durumlardan, benim yaşadıklarımdan konuşuyoruz.

Saat daha çok geç olmamışken, Mina’nın da benim de pilim yavaş yavaş bitiyor. Erkenden odaya çekiliyoruz.

25 Ağustos 2013, Pazar.

Kuala Lumpur’dan Tokyo’ya yolculuğum yedi saat sürüyor. Yol boyu uyku tutmuyor beni. Kısıtlı film listesinden daha önce izlemediğim bir filmi seçip uyku aralarında onu izliyorum. Tokyo’ya, Tokyo saati ile sabah 07:00 gibi varıyorum. Tam tamına beş ay önce ilk kez adımımı attığım Tokyo’nun Narita Havalimanı, güleryüzlü ve çekingen Japonları ile ülkeye olan sevgimi bir kez daha kabartıyor. Havalimanında birkaç tur atıp Totoro oyuncakları satan hediyelik eşya dükkanlarına göz atıyorum. Sadece Totoro’nun kendisi bile bu ülkeyi sevmeye yeterli bir sebep benim için. Kamil Amca ve Sharon’a hediye olarak Japon tatlılarından aldıktan sonra uçuşumun gerçekleşeceği kapının önüne gidip bir iki saat kadar orada uyukluyorum.

Tokyo’dan New York’a olan yolculuğum ise 13 saat sürüyor. Film listesi bir önceki uçuşumla aynı olduğu için ben de bu sefer şansımı Japon romantik komedi filmleri ile denemeye karar veriyorum. Sonuç ise hiç de fena değil.

New York’un JFK Havalimanı’na vardığımda, New York saati ile akşam üzeri olmuş. Pasaport işlemleri son derece sorunsuz ve hızlı ilerliyor. Kırk dakika içinde bütün işlemleri tamamlayıp kapıya doğru yöneliyorum. Kapıdan çıktığımda da Kamil Amca’nın kocaman gülümsemesi ile karşılaşıyorum. Kamil Amca ve Sharon, New Jersey’e bağlı Rutherford’da oturuyorlar. Benim için ikinci aile gibi olan aile dostlarımızı daha önce de burada birkaç kere ziyaret etmişliğim var. O yüzden sekiz buçuk ay sonunda bu eve girmek bana tekrardan tanıdık aile duygularını hissettiriyor. İçeri girer girmez evin Maltese türü şaşkın köpekleri Max ve Junior’ın klasik havlamaları ve zıplamaları ile karşılaşıyorum. Odama eşyalarımı yerleştiriyorum. Beni bekleyen kocaman ve son derece rahat yatak, tertemiz nevresimler, ev hissini iliklerime kadar hissettiren bu ortam, bana derin bir nefes aldırıyor.

Biraz soluklandıktan sonra Kamil Amca ve Sharon için aldığım hediyeleri veriyorum. Akşam yemeğini hazırlıyoruz hep beraber. Yemek sırasında yolculuklarımdan, gittiğim ülkelerden bahsediyoruz. Benim gözlerim artık kapanmaya başlamışken ben izin isteyip çok uzun zamandır yattığım en güzel uykuya uzanıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s