Singapur.

Standard

21 Ağustos 2013, Çarşamba.

DSC04480

DSC04482

Çin Mahallesi’nde yer alan Buddha Tooth Relic Tapınağı.

DSC04502

DSC04515

DSC04519

DSC04526

Marina Bay Sands binası.

DSC04529

Şehrin simgesi haline gelmiş Merlion heykeli.

DSC04537

DSC04549

CBD olarak bilinen şehrin finans merkezi.

DSC04556

DSC04558

Singapur’un rengarenk altgeçitleri.

DSC04561

Clarke Quay.

Sabah uyandıktan sonra hostelde bir süre vakit geçirip Çin Mahallesi’nin sokaklarına çıkıyorum. Burada bulunan ve sürekli önünden geçtiğim Çin ve Hint tapınaklarını ziyaret ediyorum. Buddha Tooth Relic Temple olarak da bilinen Çin mahallesinin göbeğinde yer alan devasa tapınağın içerisi de dışı kadar renkli. İçerisini süsleyen binlerce Buddha heykelciği, tapınak içerisinde korunan Buddha’nın dişine eşlik ediyor. Tapınak içerisinde ibadet edenler ve turuncu kıyafetleri ile ortalıkta dolanan keşişler dışarıdaki karmaşadan çok da etkilenmiş gibi gözükmüyorlar. Buradan Sri Mariamman isimli Hint tapınağına gidiyorum. Tapınağın rengarenk işlemeleri ve heykelleri bölgeye farklı bir hava katıyor. Tapınak içerisinde bir süre dolaştıktan sonra Singapur’un finans merkezi olarak bilinen CBD’ye doğru yürüyorum.

Çin Mahallesi’ne yirmi dakika yürüme mesafesinde bulunan CBD bölgesi gri rengi ile kendini belli ediyor. Beyaz yakalılar ve devasa gökdelenler ile bölgeye imzasını atan Singapur finans sektörünün kalbi, tam da burada atıyor. Benim şansıma, bölgeyi ziyaret ettiğim sırada firmaların ve şirketlerin öğlen molası. Gökdelenlerden akın akın takım elbiseli insanlar etrafımı sarıyor. Onlarla aynı saatlerde yemek arayışında olan ben, yol üzerindeki alışveriş merkezlerinden bir tanesine giriyorum. Uzun süredir etrafımda bu kadar şık, bu kadar resmi giyimli insan bulunmamış. Bir süreliğine üzerimdeki kıyafetlerden ve kendi varlığımdan utanıyorum resmen o kadar insan arasında. Hızlı hızlı karnımı doyurup binalar arasından nehir kenarına çıkıyorum. Singapur nehri olarak bilinen bu nehir üzerinde tur tekneleri ilerliyor, ben de nehir kenarındaki banklardan bir tanesine oturup bir süre akıp giden kalabalığı ve insanları izliyorum.

Sonrasında nehir kenarında yürüyerek Esplanade bölgesine geçiyorum. Burada Marina koyunda Merlion heykeli olarak bilinen aslan ve balık karışımı beyaz heykel yer alıyor. Ağzından su fışkırtan bu heykel 1960’lardan beri Singapur’un sembolü olarak biliniyor. Bölgede fotoğraf çektirmeye çalışan her turist, ağzından su fışkırtır imajı çizerek heykel önünde poz veriyor. Poz vermeye çalışan gruplar bir noktadan sonra oldukça komik bir manzara oluşturuyorlar. Bir süre de burada oyalandıktan sonra nehir kenarından quay olarak bilinen farklı iskeleleri geçerek ilerliyorum. Clarke Quay, Boat Quay ve Robertson Quay aynı zamanda lüks restoran ve cafe’leri ve ev sahipliği yaptıkları gece hayatı ile adından söz ettiriyorlar. İskeleler arasında biraz dolandıktan sonra da yavaş yavaş hostelime doğru yürüyüp ertesi gün Kuala Lumpur’a döneceğim için eşyalarımı toparlıyorum.

20 Ağustos 2013, Salı.

DSC04384

DSC04385

DSC04390

DSC04397

DSC04398

DSC04403

DSC04425

DSC04439

DSC04448

DSC04455

DSC04460

Singapur Botanik Bahçeleri’nden manzaralar.

Öğlene kadar odadan çıkmıyorum, Singapur’a gereğinden fazla zaman ayırdığım için her şeyi olabildiğince ağırdan almaya çalışıyorum. Singapur’un en ilgi çekici yanlarından bir tanesi olan hayvanat bahçesini ve Universal stüdyolarını gezme niyetinde olmadığım için kalan vakti de şehrin sokaklarında kaybolarak harcamayı tercih ediyorum.

Öğlene doğru odadan çıkınca dün akşam Orchard Road üzerinde dönüş için bindiğim metro istasyona gidiyorum ve yolun geri kalan bölümü üzerinde yürümeye başlıyorum. Amacım Singapur Botanik Bahçeleri’ne kadar yürümek. Botanik Bahçeleri’ne doğru yola çıkmadan önce de yol üzerindeki alışveriş merkezlerinden bir tanesine girip akşam için uzun zamandır merak ettiğim “Before Midnight” fimi için sinemadan bir bilet alıyorum.

Sonrasında da Botanik Bahçeleri’ne kadar olan kırk dakikalık yolu yürüyorum. İlk olarak 1822 yılında Sir Stamford Raffles tarafından şehrin bir başka bölgesinde (Fort Canning) “Botanik ve Deneysel Bahçeleri” olarak kurulan bahçeler, 1829’da kapatılıyor. Otuz sene sonra, bu sefer bu fikir hükümet tarafından benimseniyor ve bahçelerin şimdiki yerinde bugünkü park kuruluyor. Kurulduğu dönemde aynı zamanda bu bahçeşer ülkedeki tarımsal gelişmeyi de destekliyor; çünkü parkın içerisindeki araştırma merkezi yararlı bitkileri toplamada, üzerlerinde deneyler yapmada ve yaygınlaştırmada önemli bir rol oynuyor. Bugün ise özellikle orkide yetiştirme programı ile adından bahsettiriyor. Araştırma merkezini ziyaret ettiğinizde camekan arkasında çalışanları ve araştırmalarını izleyebiliyorsunuz.

Botanik bahçeleri içerisinde ziyarete açık birçok farklı bahçe yer alıyor. Kuğu gölü, çeşitli müzik gruplarının konser verdiği “the Bandstand”, Zencefil bahçeleri, Ulusal Orkide Bahçeleri, Yağmur Ormanı, Evrim Bahçesi gibi farklı bölümler ziyaretçilere farklı deneyimleri de beraberinde getiriyorlar.

Parkta üç saate yakın dolantıktan ve dinlendikten sonra sinemanın yolunu tutuyorum. Geldiğim yoldan yavaş yavaş yürüyüp alışveriş merkezlerinin bulunduğu Orchard Road’a geri dönüyorum. Sinemanın bulunduğu alışveriş merkezine giriyorum. En başlarda sinema salonu oldukça kalabalık olsa da, alıştıkları türde romantik komedi bekleyen yereller ve Çinliler filmin ortalarıa doğru sinema salonunu terk ediyorlar. Konuşmaların kendilerine ağır geldiğini düşünüyorum ben de. Film bittikten sonra, ben yine nerede ne yaptığımı unutmuş bir şekilde sokaklara çıkıyorum. Yolculuk sırasında sinemaya gitmenin en sevdiğim yanı bu. Dünya ile bağlantımı kesiyor adeta her izlediğim film.

Dışarı çıktığımda ise hava çoktan kararmış bile. Sokaklarda bir süre akşam esintisinde dolandıktan sonra metroya atlayıp hostelime geri dönüyorum.

19 Ağustos 2013, Pazartesi.

DSC04257

DSC04272

DSC04281

Hint mahallesinde yer alan tapınaklardan manzaralar.

DSC04268

DSC04285

DSC04288

DSC04296

DSC04300

DSC04301

DSC04302

DSC04307

Hint mahallesinin sokakları.

DSC04317

Toplu konut projelerinden bir tanesi.

DSC04322

Kampong Glam’a doğru giderken karşılaştığım müslüman mezarlığı.

DSC04325

Bölgede rengarenk manzaralarla karşılaşmak mümkün.

DSC04331

DSC04340

Sultan Camii’ne çıkan sokaklar rengarenk cafe ve butiklere ev sahipliği yapıyor.

DSC04349

Bugis Alışveriş kasabası.

DSC04363

DSC04373

DSC04376

Singapur Ulusal Müzesi.

DSC04380

Orchard Yolu üzerinde yer alan kiliselerden bir tanesi.

Sabah erkenden uyanıyorum, kahvaltımı hostelde yaptıktan sonra duşumu alıp hostel içerisinde biraz oyalanıyorum. Sonrasında da Little India olarak anılan Hint Mahallesi’nin bulunduğu bölgeyi keşfetmek için Singapur sokaklarına çıkıyorum. Farrer Park metro durağında inerek bölgede yer alan ünlü Hint tapınaklarını görüyorum. Bu küçük tapınakların birçoğu tadilat altında bulunuyor. Tapınaklara girdiğimde beton duvarları süsleyecek alçı kabartmaları boyayanlarla rastlaşıyorum. Buna rağmen tapınaklar içerisindeki ritüeller ve müzik eşliğindeki ibadetler devam ediyor.

Sonrasında da yavaş yavaş yürüyerek şehre Hint izini bırakmış mahallenin rengarenk ve baharat kokulu sokakları arasında dolanıyorum. Her yere yürüyerek gidebileceğime olan inancım ve inadım yüzünden sürekli ve tekrar tekrar kaybolsam da yürüyerek Hint Mahallesi’nden Müslümanların yaşadığı Kampong Glam bölgesine ulaşmayı başarıyorum. Burada şehrin göbeğinde yemyeşil bir alanda isimsiz mezarlarla dolu bir Müslüman mezarlığı da bulunuyor. Bölgenin asıl ilgi çekici özelliği ise Sultan Camiisi. Bu cami devasa altın kubbesi ve krem rengi ile kendisini belli ediyor. Caminin etrafında bölgenin en canlı sokakları yer alıyor: Bussorah Street ve Arab Street. Bu sokakların (hatta genel olarak Singapur’un) özelliği ise 1970’lerin sonuna kadar Güneydoğu Asya’da yaşayan Müslümanlara hacca gitmeden ve haçtan dönerken ev sahipliği yapması. Bu sokaklar aynı zamanda 3-4 adet Türk restoranı ve Türk dükkanlarını da barındırıyor.

Kampong Glam’ın hareketli sokakları arasında dolandıktan sonra Bugis Alışveriş Merkezi’nin yolunu tutuyorum. Bu küçük alışveriş kasabası ilk gece otobüs ile geldiğim Queens Street’e çok yakın bir yerde yer alıyor. Birbirini takip eden sayısız tezgahtan oluşan bu bölge rengarenk bir ortam ve leziz yemekler sunuyor. Bölgede birçok yemek tezgahı birbirini takip ediyor. Yavaş yavaş yürümeye devam ediyorum.  Amacım Orchard Road olarak bilinen bölgeye kadar ilerlemek. Yol üzerinde Ulusal Müze’nin önünden geçiyorum, müzedeki hareketlilik ilgimi çekiyor. Müzenin duvarlarına kendilerini halatlarla bağlamış iki kişi akrobasi hareketleri ile pratik yapıyor. Burada oturup bir süre onları izliyorum.

Sonrasında da Orchard Road’a kadar yürümeye karar veriyorum. Orchard Road’a vardığımda ise genişçe bir ana caddenin iki tarafında da sıralanmış sayısız alışveriş merkezi ile karşılaşıyorum. Bir süre alışveriş merkezleri arasında dolanıyorum. Sonrasında da havanın kararması ile hostele geri dönüyorum. Geceyi film izlyerek kapatıyorum.

18 Ağustos 2013, Pazar.

DSC04102

DSC04219

Çin Mahallesi’nin dama köşesi.

DSC04223

DSC04215

Çin Mahallesi.

DSC04108

Singapore Flyer isimli dönme dolap.

DSC04114

DSC04119

Japon işgali sırasında ölenler için yapılan anıt, gökdelenler arasında adeta kaybolmuş bir durumda.

DSC04122

DSC04126

St. Andrews Kilisesi.

DSC04130

Marina Bay Sands Oteli, bu yapının en üst katında yer alıyor.

DSC04134

DSC04144

Gökdelenler oldukça yoğun bir şekilde Singapur gökyüzünü kaplıyor.

DSC04151

Singapur Ulusal Arşivleri.

DSC04155

Şehrin koloni döneminden kalma bölgesi oldukça renkli, tarihi ve modern binalar iç içe yer alıyorlar.

DSC04166

Ermeni Kilisesi’nden detaylar.

DSC04196

DSC04212

Raffles Oteli’nden manzaralar.

DSC04213

Singapur’da alışveriş merkezleri mantar gibi her köşe başında yer alıyor.

DSC04233

Sokak yemekleri.

DSC04240

Çin mahallesi geceleri farklı bir atmosfere bürünüyor.

DSC04247

Çin Mahallesi’nin ünlü “Buddha Tooth Relic Temple” isimli tapınağının fenerleri.

Sabah uyandıktan sonra hostelin son derece leziz “kendin hazırla” kahvaltısı ile karnımı doyuruyorum. Sonrasında da hostelden çıkış saati olan 12:00’ye kadar hostel içerisinde oyalanıyorum. Saatin 12:00 olması ile de çıkışımı yapıp sonraki dört gün boyunca konaklayacağım, Çin Mahallesi’nin diğer başında yer alan hostele geçiş yapıyorum. Yeni hostelim hükümet tarafından oluşturulmuş konut geliştirme binalarından bir tanesinin içerisinde yer alıyor. Singapur’un birçok yerinde kendisini belli eden, bizdeki TOKİ binalarını andıran yüksek site blokları, Singapur içerisinde birçoklarına da ev sahipliği yapıyor. Bu hostel, her yanıyla hostelden çok bir evi andırıyor. Hostelin sahibi Auntie Anni, yani Anni teyze de hostel içerisinde yer alan üç adet odadan bir tanesinde konuklarla beraber uyuyor ve yaşıyor. Hostelde iki küçük duş ve bir adet tuvalet bulunuyor. Hostelin dışarısında yer alan balkonumsu koridora atılan üç dört masa da hostelde konuklayanlar için ortak oda görevi görüyor.

Hostele eşyalarımı bıraktıktan sonra bir önceki gece kırmızı fenerler eşliğinde yarım yamalak telaşla gördüğüm Çin Mahallesi’nin sokaklarını keşfe çıkıyorum. Konakladığım yerin önünde bulunan meydanın bir köşesinde her geçişimde dama oynayan yaşlı amcalar yer alıyor. Paralel şekilde uzanan 3-4 sokaktan meydana gelen Çin Mahallesi’nin sokakları bir önceki gecenin aksine her türlü hediyelik eşyayı satan tezgahlar ve tezgahlar arasında dolanan turistlerle dolup taşıyor. Birçoğu restore edilmiş aynı tip; ama rengarenk binalar, bu binaların ayaklarına kurulmuş dükkanlar, restoranlar, cafe’ler, tezgahlar bu mahalleyi oldukça renkli kılıyor. Burası şu ana kadar gördüğüm Çin Mahallelerine kıyasla oldukça modern ve düzenli kalıyor.

Sokaklar arasında yarım saat kadar dolandıktan sonra, nasıl olsa bu bölgede konakladığım için bölgenin tapınaklarını, müzelerini daha sonra gezmeye karar vererek günü geçirmeyi planladığım Colonial District ya da Civic District olarak bilinen modern Singapur’un doğum noktası olarak anılan bölgeye gidiyorum. Şehir bir dönem İngiltere kolonisi olduğu için İngiliz etkisini birçok noktada fark edebiliyorsunuz. Koloni bölgesine vardıktan sonra saatlerce sokaklar arasında yürüyorum. Bu bölge zamanında Singapur’a ilk yerleşen ve çalışan insanlara ev sahipliği yapmış, sonrasında da İngiliz kolonisi döneminde önemli devlet binaları buraya inşa edilmiş.

Bölgede yer alan Singapore Flyer adı verilen ve dünyanın en büyük “gözlem tekerleği” olarak anılan devasa dönme dolabı uzaktan görüyorum. Dilerseniz bu dönme dolaba binerek 30 dakika boyunca şehrin manzarasını izleyebiliyorsunuz. Buradan 1942 – 1945 Japonya işgali sırasında ölenlere adanmış anıtı görüyorum. Dünyanın en lüks otellerinden biri olan ve içinde yer alan sonsuzluk havuzu ile ün yapan Marina Bay Sands Otel’inin ilginç mimarisini uzaktan izliyorum. Yüksek gökdelenler arasında yürüyerek tarihi bölgenin binaları arasında dolanıyorum. Şehrin garip bir yapılaşması var. Tarihi binalar, parklar, her köşe başında yer alan alışveriş merkezleri, gökdelenler iç içe bulunuyor ve bütün bu yapılar birbirini bir şekilde tamamlıyorlar.

1836’da inşası tamamlanmış, şehirde kurulan ilk Katolik kiliselerinden bir tanesi olan Ermeni Kilisesi’nin bembeyaz duvarları ve bronz heykellerini ziyaret ediyorum. Bu kilise ilk inşa edildiğinde şehirde sadece 12 tane Ermeni yaşıyormuş. 1909 yılında açılmış Merkezi İtfaiye İstasyonu’nu, Singapur’da 1845’te yaygınlaşmaya başlamış Özgür Masonların toplantı binasını, 1886 – 1993 yılları arasında bir ilkokula ev sahipliği yapmış Singapur Ulusal Arşivleri binasını görüyorum. İngiliz gotik mimarisinin örneklerinden biri olan St. Andrews Katedrali’ni ziyaret ediyorum. Gün batımına kadar sokaklar arasında bir aşağı bir yukarı yürüdükten sonra da bölgenin ikonik otellerinden biri olan Raffles Oteli’ne gidiyorum. Bu otel ismini modern Singapur’un kurucusu Sir Stamford Raffles’dan alıyor. Beyaz duvarları ve kiremit rengi yer döşemeleri ile otel kendisini belli ediyor. İçerisinde son derece lüks butikleri ve restoranları barındırıyor. Dileyenler otelin içerisine girip, otel hakkındaki müzeyi de ziyaret edebiliyor. Bölgede bu tarihi binalara ek olarak çeşitli konularda birçok müze de yer alıyor; fakat ben müzeleri pas geçiyorum.

Sabah Annie Teyze’ye yemek için söz verdiğimden, artık ayaklarım tüm günün koşturmacasından yorulmuşken hostele geri dönüyorum. Hostele döndüğümde Annie Teyze son zamanlarda yediğim en leziz tavuklu köriyi yanında çeşitli mezelerle benim için hazırlıyor ve yemek sırasında biraz muhabbet ediyoruz. Yemek sonrasında biraz da şehrin alışveriş merkezlerini görmek adına, metro ile alışveriş merkezlerinden birine gidiyorum. Zaten burada Hong Kong’da olduğu gibi bütün metro sistemleri ister istemez bir alışveriş merkezinin içerisine çıkıyor. Gittiğim alışveriş merkezinin kalabalığı, kliması ve lüks mağazaları arasında geceyi geçirdikten sonra da hostele dönüyorum. Uzun bir gün sonrasında güzel bir uyku beni bekliyor.

17 Ağustos 2013, Cumartesi.

DSC04077

DSC04078

Tioman Adası’ndan kalkan feribotumuz.

DSC04087

DSC04088

DSC04091

Mersing’den manzaralar.

DSC04082

DSC04084

IMG_9505

Mersing otobüs istasyonu şehrin merkezinde yer alıyor.

Konakladığım konukevinde ne normal işliyor ki, çıkış saati normal olsun. Şu ana kadar gördüğüm en erken çıkış saatine sahip yani: 10:00. Saat 09:00’da uyanıp duşumu alıp eşyalarımı hazırlayıp konukevinden çıkışımı yapıyorum. Sonrasında da Air Batang’dan ada merkez kasabası sayılan Tekek’e kadar olan kırk dakikalık yolu deniz kenarından yavaş yavaş yürüyorum. Tioman Adası ve Mersing arasında çalışan feribot seferlerinin saatleri neredeyse her gün değişiyor. Gelgitlere ve hava koşullarına bağlı olarak aylık olarak belirlenen feribot seferleri, birçok konukevinin duvarlarında asılı bulunuyor.

Konukevinden çıkış yapmadan önce kontrol ettiğime göre de Mersing’e gün içinde gidecek iki feribot bulunuyor. Biri 07:00’de, diğeri de 14:30’da. 07:00 feribotunu kaçırdığıma göre Tekek’e erkenden gidip feribot gelene kadar vaktimi bu bölgede geçirmeye karar veriyorum.

Tekek’e varınca feribot iskelesinin karşısında yer alan yerel restoranlardan birisine oturup Teh Tarik isimli yerel sütlü, şekerli çayımı sipariş ediyorum. Sonrasında da aynı bölgede yer alan banklardan bir tanesine geçip üç buçuk saate yakın burada oturuyorum. Bekleme konusunda bitmek tükenmek bilmeyen sabrımdan daha önce bahsetmiştim değil mi?

Saat 14:00’ü gösterdiğinde feribot iskelesinin binasına gidiyorum. Benimle beraber yoğun bir kalabalık kapıların açılmasını bekliyor. Kapının yakınlarında yer alan bir masada bekleyen görevliler herkesin biletine farklı harfler ve numaralar yazarak feribota binişi kolaylaştırmayı amaçlıyorlar. Kapılar açıldığında bizi bir bekleme salonuna alıyorlar. Saat 14:30 olduğunda da A, B ve C harflerinin yazılı olduğu grubu feribota almaya başlıyorlar. Benim harfim D. Saat 15:00’i biraz geçe ilk feribot kalkıyor, sonra bir ikincisi geliyor. Geri kalan grup da, ben de dahil, bu feribottaki yerini alıyor. Feribotların tam olarak nasıl bir sistemle çalıştığını anlayamasam da 14:30’da kalkması gereken feribotumuz 15:30’da yola koyuluyor. Mersing’e günbatımında varıyoruz.

İlk etapta Singapur sınır kapısının çoktan kapanmış olduğunu düşünen ben, hiçliğin ortasındaki Mersing’de bir gece konaklamayı düşünüyorum. Fakat otobüs istasyonuna gidip bir saat sonraya Singapur’a bir otobüs olduğunu, üstelik sınırın da açık olduğunu öğrenince hiç tereddüt etmeden biletimi alıyorum.

Yarım saat kadar şehrin iki paralel sokağında bir aşağı, bir yukarı yürüyorum. Bir yandan da içimden “Herkes gider Mersin’e, ben giderim Mersing’e.” gibi ilkokul seviyesinde espriler yaparak kendi kendime gülüyorum. Otobüs saati geldiğinde de Asya’daki son ülkeme doğru yola koyuluyorum. Günbatımı gökyüzünü ve bulutları pembeye boyarken, palmiye ağaçları arasından Singapur’a doğru ilerliyoruz.

Yol iki saat sürüyor. Malezya’nın Singapur sınırında bulunan Johor Bahru şehrine geldiğimizde, otobüs istasyonunda durup otobüs değiştiriyoruz. Yolcu otobüsünden belediye otobüsü tipinde bir otobüse geçiş yapıyoruz. “Causeway Link” adı verilen bu otobüsler düzenli olarak Malezya ve Singapur arasında yolcu taşıyorlar. Malezya sınır kapısına geldiğimizde otobüsten eşyalarımızı alarak iniyoruz ve son derece profesyonel ve organize işleyen sınır kontrolünde çıkış işlemlerimizi hallediyoruz. İşlemleri tamamladıktan sonra farklı otobüs firmaları adına oluşturulmuş duraklara yönlendiriliyoruz. Biletimizin olduğu firmanın durağında bekleyerek gelen bir sonraki otobüse geçiş yapıyoruz. Bu otobüs de bizi Singapur sınır kontrolüne kadar götürüyor. Burada da işlemler son derece hızlı ve etkili işliyor. Sonrasında yine bir önceki seferde olduğu gibi firmalar adına oluşturulmuş duraklarda Singapur merkezine gidecek otobüse biniyoruz. Benim bindiğim otobüs beni Queens Street’te yer alan otobüs istasyonuna kadar götürüyor. Yol yarım saat kadar sürüyor.

Queens Street’de indiğimde ilk işim para çekebileceğim bir ATM aramak oluyor, ne yazık ki bulduğum ATM kartımı kabul etmeyince yolda gördüğüm ilk alışveriş merkezine girip oradan para çekmeyi deniyorum. Bu sefer sonuç başarılı. Alışveriş merkezinin içerisindeki okları takip ederek MRT adı verilen metro sisteminin durağına kadar yürüyorum. Sonrasında da konaklamayı planladığım Chinatown’a yani Çin Mahallesi durağına gidiyorum. Saatler çoktan gece yarısını gösteriyor.

Çin Mahallesi’ne indiğimde bir sonraki dört gün için rezervasyon yaptırdığım hostelin yolunu tutuyorum. Eğer resepsiyon açıksa ve uygun yerleri varsa, bir gün erkenden burada konaklamaya başlamayı hedefliyorum. Ama şansıma resepsiyon kapalı. Ben de tekrardan Çin Mahallesi sokaklarına dönerek her gördüğüm hostele odaları olup olmadığını sormaya başlıyorum. Tam tamına 11 hostele oda sorduktan ve her birinden “Ne yazık ki doluyuz.” cevabı aldıktan sonra, sonunda odası bulunan bir hostel buluyorum. Adı hostel güya; ama burada konaklamanın geceliği 50 Singapur doları. Yani benim sonraki günlerde konaklayacağım hostelde 2,5 gecelik konaklamaya bedel. Çok fazla alternatifim olmadığı için odayı kabul ediyorum.

Son derece lüks bir şekilde tasarlanmış bu hostelde, yataklar odalarda yer alan belirli bölmelerde geliyor. Her şey son derece ince bir şekilde düşünülmüş. Girişte size verdikleri akıllı kart aynı zamanda kilitli dolabınızı açıp kapamanız için kullanılıyor. Siz odaya girdiğinizde sizin bölmenizin ışıkları kendiliğinden yanıyor. Bu hostelde daha fazla vakit geçirebilmek istesem de, fiyatı oldukça pahalı geliyor. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra kendimi hemen duşa atıyorum. Yağmur duş başlığına sahip duşlar da benden artı puan alıyorlar. Duş sonrasında da odamdaki bölmemde yerimi alıp uzun bir gün sonunda uykuya dalıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s