Kuala Lumpur, Malezya.

Standard

11 Ağustos 2013, Pazar.

DSC03803

DSC03805

DSC03819

DSC03825

DSC03861

DSC03866

DSC03874

DSC03878

DSC03880

DSC03881

DSC03892

Batu Mağaraları’ndan manzaralar.

DSC03899

DSC03900

DSC03904

Kuala Lumpur sokakları.

DSC03909

Monorail adı verilen raylı sistem şehrin üzerinden ilerliyor.

DSC03910

DSC03912

Şehrin modern yüzü.

DSC03914

DSC03920

DSC03926

DSC03927

Alışveriş merkezlerinden manzaralar.

Sabah uyandığımda ne yapmak istediğime ilişkin hiçbir fikrim yok. Daha önce Kuala Lumpur’u iki kere ziyaret ettiğim ve görmek istediğim her şeyi halihazırda gördüğüm için, içimden çok da turistik yerleri gezmek gelmiyor. Yine de şehrin biraz dışarısında yer alan ünlü Batu Mağaraları’nı görmediğim için günü buraya giderek değerlendirmeye karar veriyorum. Sabah uyanıp hostel içerisinde kahvaltımı Malezya’ya özgü “kaya” yani hindistan cevizi reçeli ile yaptıktan sonra, bir süre ana salonda oyalanıp interneti kontrol ediyorum, öğlene doğru da kendimi dışarı atıyorum.

Pasar Seni istasyonuna çok yakın bulunan yerel trenlerin kalktığı Kuala Lumpur istasyonundan Batu Mağaraları’nın bulunduğu bölgeye tek bir tren hattı ile ulaşmak mümkün. Kuala Lumpur istasyonuna vardığımda, uzun bilet sırasına girip sadece 1 RM ödeyerek biletimi alıyorum. Tek başıma olduğumu gören bilet gişesindeki görevli elindeki bilet koçanını bırakıp mağaralara kadar bana eşlik etmeyi önerse de, gülerek teklifini reddediyorum.

Mağaralara kadar olan 13 kilometrelik yol yarım saatten biraz daha fazla sürüyor. Mağara kompleksi üç adet mağaradan oluşuyor. Bunlardan Temple Cave yani Tapınak Mağarası olarak bilinen mağaraya giriş ücretsiz. Türünün en uzunu olan, 43 metrelik altın bir Murga heykelinin yanından uzanan 272 basamak ile bu mağaraya ulaşılabiliniyor. Mağaranın içerisinde bir adet Hindu Tapınağı bulunuyor. Beni bu tapınakta en çok etkileyen atmosfer oluyor. Tapınağın bulunduğu bölmeye girdiğinizde üstü açık bir mağara sizi karşılıyor. Ağaçlar burada mağaranın gökyüzüne ulaşan kısımlarını süslüyor, arada güvercinler mağaranın girintileri ve çıkıntılarında uçuşuyorlar. Ben burada bir saate yakın vakit geçiriyorum. Boyun felci geçirme riski pahasına dakikalarca istediğim fotoğraf karesini yakalamak için uğraşıyorum.

Bölgede yer alan ikinci mağara Dark Cave yani Karanlık Mağara olarak biliniyor. Buraya turlarla giriş yapabiliyorsunuz ve giriş ücreti olarak 35 RM ödemeniz gerekiyor. Maymunların cirit attığı bu mağarayı ben es geçiyorum. Üçüncü mağara ise daha çok Hindu resimlerinin yer aldığı ve her yarım saatte bir gürültülü müzik eşliğinde dans gösterilerinin sergilendiği, giriş ücreti 15 RM olan Cave Villa. Ben burayı da es geçiyorum.

Tapınaklarda bir iki saat geçirdikten sonra tekrardan trene atlayarak şehir merkezine geri dönüyorum. Bu sefer tren biletine anlayamadığım bir şekilde 2 RM ödüyorum. Şehir merkezine varınca hostele gidip eşyalarımı bırakıyorum ve sonrasında tekrardan sokaklara çıkıyorum. Bu seferki rotam Golden Triangle olarak bilinen, Kuala Lumpur’un modern yüzü olarak anılan ünlü Petronas Kuleleri’nin ve mantar gibi birbiri ardına sıralanan alışveriş merkezlerinin yer aldığı bölge oluyor. Buraya Çin Mahallesi’ne yürüme mesafesinde bulunan Maharajelaka durağından monorail olarak bilinen ve şehrin üzerinden giden raylı sistemle çok kolay bir şekilde ulaşılabiliyor. Bölgeye vardığımda yan yana dizili Pavilion KL, elektronik ürünleri ile meşhur Plaza Lowyat, Fahrenheit88 ve Malezya’nın en büyük alışveriş merkezi olan, 600’den fazla mağazadan oluşan Berjaya Times Square’i ziyaret ediyorum. Amerika’ya kıyasla daha ucuz bilgisayarlara burada satıldığı ve ben de yola çıkmadan bilgisayarımı yenilemeyi planladığım için piyasa araştırmasına girişiyorum biraz da.

Akşama kadar alışveriş merkezlerinin klimalı koridorlarında oyalandıktan sonra hostelimin yolunu tutuyorum. Direk odaya geçmeyip ana salonda oturuyorum. Bu sırada Amerikalı Austin ve İngiliz Ben ile tanışıyorum. Austin, son bir senesini Avustralya’da çalışma ve tatil vizesi ile geçirmiş, şimdi de Asya’da birkaç yeri gezip Avrupa üzerinden ülkesine dönmeyi planlıyormuş. Tam bir araba meraklısı olan Ben ise İngiltere’den Güneydoğu Asya’ya arabası ile gelmiş. Daha önce de benzer çılgınlıkta yolculuklar yapan (araba ile İngiltere’den Moğolistan’a, İngiltere’den Afrika’ya) Ben hedefinin Vietnam’a kadar gelmek olduğunu, bunu tamamladığını, şimdi de arabasını Singapur üzerinden İngiltere’ye geri göndermeyi planladığı için Malezya’dan güneye indiğini anlatıyor. Biraz muhabbetten sonra hep beraber dışarı çıkıp bir şeyler içmeye karar veriyoruz. Çin mahallesinin biraz dışarısında yer alan otellerden birinin girişinde yer alan bir bara oturuyoruz. Son derece kötü müzikler arasında saatlerce burada kalıp sohbetin dibine vuruyoruz. Herkes kendi maceralarını, yapmayı planladıklarını anlatıyor. Bir noktada kötü müziğe daha fazla tahammül edemeyen Austin gidip müzik seçimine el koyuyor. Mekan kapanana kadar burada kalıyoruz. Ben ertesi gün Kuala Lumpur’un güneyinde yer alan Melaka isimli şehre inmeyi planlıyorum, Ben’in de aynı planda olduğunu duyunca, bu yolu beraber arabası ile gitme konusunda anlaşıyoruz.

Hostele dönüyoruz. Austin ile vedalaşıyoruz, bir sonraki sabah Ben ile lobide buluşmak üzere sözleşip odalara geçiyoruz.

10 Ağustos 2013, Cumartesi.

DSC03722

Pasar Seni, yani merkez pazar.

DSC03723

DSC03726

DSC03731

DSC03732

Yerel tezgahlar.

DSC03733

Hindistan’da olduğu gibi işlemeli kına Kuala Lumpur’da da çok popüler. Minik bir el kınasını yaptırmış bile.

DSC03737

DSC03739

DSC03743

Rengarenk sokaklar.

DSC03747

DSC03756

Merdeka Meydanı.

DSC03757

DSC03763

DSC03766

Sömürge dönemi binaları.

DSC03769

DSC03773

DSC03775

DSC03776

Çin ve Hint Mahallelerinin gündüzü.

DSC03783

DSC03784

DSC03788

Çin Mahallesi’nin gecesi.

Sabah 05:30 gibi odadaki İspanyol grubun toparlanma sesine uyanıyorum. Onlar havaalanının yolunu tutarken, ben de yavaştan kendime gelmeye uğraşıp hazırlanmaya koyuluyorum. Saat 06:00’yı gösterdiğinde de bir gün önceden ayarladığım taksi aracılığıyla havaalanının yolunu tutuyorum. Kota Kinabalu yine yağmurlu bir sabaha merhaba diyor.

On beş dakika içerisinde havaalanına varıp hızlıca işlemlerimi hallediyorum ve uzun zaman sonra ilk defa bir bütçe havayolu ile değil de, adam gibi Malezya Havayolları ile uçmanın keyfini çıkarıyorum. Yol iki buçuk saat sürüyor. Öğlene doğru Kuala Lumpur’un lüks uluslararası havaalanına vardığımda okları takip ederek, beni şehir merkezine götürecek otobüslerin bulunduğu bölgeye giriyorum. 10 RM ödediğim kalabalık otobüs palmiye ağaçları ile çevrelenmiş otoyollardan geçerek bir saat içerisinde KL Sentral merkez istasyonuna varıyorum. Buradan LRT isimli hatta binerek Çin Mahallesi’nin bulunduğu Pasar Seni istasyonunda iniyorum. Sonrasında da konaklayacak bir yer bulma arayışına girişiyorum. Oda sorduğum iki yer dolu olduklarını belirtiyor; ama üçüncü mekanda şansım yaver gidiyor. Banyosu içerisinde bulunan klimalı dört kişilik bir yatakhanede cüzi bir miktara kendime bir yatak ayarlamayı başarıyorum.

Oda içerisinde biraz oyalandıktan sonra yine Çin Mahallesi’nin kalabalık sokaklarına kendimi atıp tezgahlarda satılan doyurucu meyveler, taze hazırlanan krepler ile karnımı doyuruyorum. Sonrasında da sokaklar Çin Mahallesi ve Hint Mahallesi’nin kesişen sokakları arasında haritaya bakmadan kendimi kaybediyorum. Rengarenk iç içe geçmiş sokaklar hayatla dolu dolu. Birçok dükkan Ramazan bayramı nedeniyle kepenkleri kapatmış olsa da, şehrin her köşesinde kalabalıklara denk gelmek mümkün. İnce işlenmiş çeşitli renklerdeki seramikleri, farklı renklere boyanmış kepenkleri, bir diğerinin içerisinde büyüyen sütunları ile Kuala Lumpur’un farklı tonlardaki yıpranmış binaları arasında dolanıyorum. İkinci ziyaretimde bana yabancı gelen sokaklar, daha da tanıdık gelmeye başlıyorlar. İki buçuk sene önce Arjantli Nicolas ile yürüdüğüm sokaklar tanıdık öğeler ile kendilerini hatırlatıyorlar.

Bir süre yürüdükten sonra kendimi Merkez Pazar’da yani Pasar Seni’de buluyorum. Bu pazarın içerisinde Çin malı ürünler satan dükkanlar, antika mağazaları, el işi ürün tezgahları yer alıyor. İki katlı Pazar içerisinde bir tur attıktan sonra tekrardan sokaklara, kalabalıklar arasına dönüyorum. Yavaş yavaş ilerleyerek 1957 yılında Malezya’nın bağımsızlığının ilan edildiği Merdeka Meydanı’na kadar yürüyorum. Meydanın etrafını çevreleyen tarihi sömürge dönemi binaları tur grupları ile dolup taşıyor. Günbatımına kadar bu kalabalık sokaklarda zigzaglar çiziyorum. Bir süredir Kota Kinabalu’nun yarattığı tembelliği üzerimden atana kadar konakladığım bölgeye dönmüyorum.

Hava karardığında tekrardan konakladığım sokağa vardığımda yol üzerindeki yerel restoranlardan birinde karnımı doyuruyorum ve otelin yolunu tutuyorum. Otele vardığımda kalabalık bir grup ana salonda film izliyor, ben de aralarında yerimi alıyorum. Biraz muhabbet ettikten sonra odama çıkıyorum. Bir süre sonra benimle aynı odada konaklayan Amerikalı Rose de odaya geliyor. Bir süredir Avustralya’da olduğunda, çalışma tatil vizesine başvurabilmek için Kuala Lumpur’a geldiğinden bahsediyor. Günü benim de sonralarda gitmeyi planladığım Melaka isimli şehre günübirlik giderek geçirdiğini anlatıyor. Bir saat kadar konuştuktan sonra, çok da geç olmadan kendimizi yatakların emin ellerine bırakıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s