Kota Kinabalu, Malezya.

Standard

9 Ağustos 2013, Cuma.

IMG_9037

Kota Kinabalu gökyüzü yine kapalı.

Kota Kinabalu’nun havasını anlamak mümkün değil, bir önceki gün sıcaktan durduğunuz yerde terlerken, bir sonraki gün tüm gün yağmur, kapalı hava ve aralıksız çakan şimşekler kendisini belli ediyor. Gece başlayan yağmur, sabah uyandığım da aralıksız yağıyor. Rüzgar camları ve kapıları çarpıyor. Bugünü yakınlardaki adalara gidip deniz ve plaj keyfi yaparak geçirmeyi planlayan ben, günün sabahında böyle bir hava ile karşılaşınca planları iptal etmek durumunda kalıyorum. Uzun bir süre odada kaldıktan sonra yağmur hafiflemişken kendimi dışarı atıyorum.

Daha önce telefonumun şarj kablosu kırılmış, ben de alışveriş merkezi içerisinden yeni kablo almıştım. O da kırılınca bir tane daha almıştım. Sonra yeni aldığım ikinci kablo da kırılmıştı. Ben de Çin malı kabloları götürüp aldığım yere iade edip iki adet yeni ama aynı marka kablo ile değiştirmiştim. İnanır mısınız bu iki yeni kablo da aynı gün içerisinde elimde parçalandılar. Bu şekilde devam edemeyeceğimi fark edince alışveriş merkezinin yolunu tutup aldığım kabloları iade edip paramı geri alıyorum ve alt katta bulunan elektronik mağazasına gidip orijinal bir adet kabloyu cebe atıyorum.

Bu sırada alışveriş merkezi içerisinde Jonas ve Sjoerd ile rastlaşıyorum. Adalardaki tesisteki üç günlük konaklamalarının son derece keyifli olduğundan, çok güzel vakit geçirdiklerinden, sabah döndüklerinden bahsediyorlar. Bir sonraki gün Kinabalu Dağı’na tırmanacakları için ihtiyaçlarını satın almaya geldiklerini belirtiyorlar. Kinabalu Dağı’na tırmanma fikri her ne kadar benim de aklımı çelse de, hem çok pahalı, hem de çok zorlayıcı. Kendimde üç gün aralıksız bir dağa tırmanma enerjisini bulamıyorum ne yazık ki. Ayaküstü biraz muhabbet ettikten sonra ayrılıyoruz.

Ben yol üzerindeki cafe’lerden bir tanesine girip internet üzerinde oyalanıyorum bir iki saat. Sonraki iki haftanın planlarını yapmaya uğraşıyorum. Tam olarak ne yapacağımı bilmesem de Malezya anakarasına geçip orada biraz vakit geçirmenin en mantıklısı olduğuna kanaat getiriyorum, biletleri kontrol ettiğimde Ramazan tatili nedeniyle fiyatların oldukça yükseldiğini görüyorum. Tek istisna bir sonraki gün, yani hala Ramazan tatili içerisinde sayılan haftasonu oluyor. Ben de ani bir kararla ertesi sabaha Kuala Lumpur’a biletimi alıyorum. Aynı anda Urs’dan bir mesaj alıyorum. Akşam yemeği için kılıçbalığı heykeli önünde buluşmayı öneriyor.

Cafe’de toparlandıktan sonra kılıçbalığına doğru yürümeye başlıyorum. Urs’u beni beklerken buluyorum. Beraber deniz ürünleri pazarına gidiyoruz tekrar. Taze balıklar ve karidesler masamızı donatıyor. Yan masalarımızda oturan yerel kıyafetleri üzerinde çocukların ve kadınların bakışları üzerimizde karnımızı doyuruyoruz. Yemek sonrasında muhabbet ederken uzaktan koşarak Ally’nin geldiğini fark ediyorum. Son bir saattir masaj aldıklarını, zamanın nasıl geçtiğini fark etmediklerini, Sally’nin ve arkadaşlarının hala masaj salonunda olduklarını anlatıyor bize. Bizi bulmak için pazarları dolaşmaya çıkmış ve şansına uzaktan Urs’un kel kafasını fark edebilmiş.

Biraz muhabbet ettikten sonra hep beraber masaj salonunun bulunduğu bölgeye gidiyoruz. Pazarları geçtikten sonra deniz kenarına kurulu lüks cafe ve restoranlar arasında bulunan, denize karşı açık hava masaj salonu aynı zamanda cafe görevi de görüyor. Yani yemeklerinizi yerken ve biralarınızı yudumlarken masaj da yaptırabiliyorsunuz. Mekan oldukça kalabalık. Burada Sally’nin Hong Kong’dan arkadaşları (İrlandalı ve Avustralyalı bir çift), İngiliz bir kız da bize katılıyor. Herkesin masajı bittikten sonra deniz kenarında yer alan Avustralya restoranına gidiyoruz. Ortaya yiyecekler ve biralar söyleniyor. Gece boyunca ülkelerin durumlarından, yolculuklardan, herkesi bekleyen planlarlardan bahsediyoruz. Türkiye’deki politik durum birçoklarının ilgisini çekiyor. Ben de elimden geldiği kadar yaşananları, an itibariyle durumu anlatmaya çalışıyorum. Herkes öyle ya da böyle Türkiye hakkında bir şeyler duymuş. Gezi Parkı’nın akıbeti ise en çok merak ettikleri konu oluyor her seferinde.

Urs’un 22:30’da havaalanına transferi olduğu için, ben de sabah erken çıkacağımdan dolayı Nina ve Stefan’ı döndüklerinde son bir kez görmek istediğim için çok geç olmadan herkese veda edip otellere dönüyoruz. Urs’a iyi yolculuklar dileyip kendi otelime girdiğimde odayı dolduran İspanyol kız grubu ile muhabbet ediyoruz. Kinabalu Dağı’na çıktıklarından, iki gündür ellerini kaldıracak enerjileri olmadığından bahsediyorlar. Sonra Nina ve Stefan geliyor. Aradan sadece iki gün geçmesine rağmen, onları gördüğüme son derece seviniyorum.

Balkona geçip başımızdan geçenleri anlatıp gülüyoruz. İşin üzücü tarafı onlar da sarayı görememiş, devlet Ramazan süresini uzatmış aya bağlı olarak ve onların döndüğü günün ertesi gününden itibaren saray açık olacakmış. Dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi olmasına rağmen, ülkede herhangi bir görkeme rastlayamadıklarını anlatıyorlar. Ama ülkeye ilişkin ilginç detaylar da mevcut. Örneğin, her sene ülkenin bütün yetimleri kralı ziyaret edip 2000 Brunei doları harçlık alıyormuş. Ülkede yaşayan herkese araba ve ev devlet tarafından veriliyormuş. Eğer yabancı olarak ülkede yaşamaya başlarsanız siz de bu hakka sahip oluyormuşsunuz, üstelik üstüne bir de ülkeye hoş geldin parası alıyormuşsunuz. Ülkede okumak ücretsizmiş, eğer yurtdışına gidecek ve burada okuyacak olursanız, devlet bunu da karşılıyormuş. Bütün bunlara rağmen Nina ve Stefan ülkede tanıştıkları birçok gencin her şeyi devlet karşıladığı için son derece amaçsız olduğundan bahsediyorlar. Hafif yağmur atıştırırken gece esintisi ile balkonda muhabbet ediyoruz. Sonrasında da çok geç olmadan, zamanı gelince bir yerde tekrardan buluşmak umuduyla vedalaşıp odalarımıza çekiliyoruz. Ertesi sabah çok erken bir saatte Kuala Lumpur uçuşu beni bekliyor.

8 Ağustos 2013, Perşembe.

IMG_9020

Alışveriş merkezine gelen ufaklıklar.

Sabah öğlene doğru uyanıyorum. Bir önceki gün aklıma geldikçe kendi kendime gülmeden edemiyorum. Arada, bensiz Brunei’ye giriş yapabilmiş olan Stefan ve Nina’dan mesajlar alıyorum. Şehrin ufak ve sıkıcı olduğundan, Ramazan dolayısıyla girmek istedikleri camilere girişlerine izin verilmediğinden, üstelik Ramazan sonrasındaki üç gün halka açılacak olan sarayın açık olmasının ayın görülür olup olmadığına bağlı olduğundan, bu nedenle sarayı ziyaret etme garantileri bulunmadığından bahsediyorlar. İçimi rahatlatmak için her mesajlarının sonuna da “Kaybettiğin bir şey yok.” diye eklemeyi ihmal etmiyorlar.

Hollandalı grup Kota Kinabalu açıklarındaki adalardan birinde lüks bir tesiste, Nina ve Stefan Brunei’de; ben yine şehirde tek başıma kaldığımı düşünürken Endonezya’daki Lombok – Flores arası tekne turunda tanıştığımız Alman Urs’dan mesaj alıyorum. Kota Kinabalu’da olduğunu ve iki üç gün burada kalacağını belirtiyor. Bazen gerçekten dünyanın gez gez bitmezken, nasıl olur da bu kadar küçük olabildiği aklım hayalim almıyor. Daha önce tanıştığım ve sonrasında sürekli yollarımın kesiştiği birkaç insan bunu ispatlar nitelikte her seferinde farklı yerlerde karşıma çıkıyor. Urs ile öğle yemeği için sözleşiyoruz.

Ben öğlene kadar vaktimi odada geçiriyorum. Sonrasında da aynı sokağın öbür başında konaklayan Urs’la buluşuyorum. Ramazan tatili olması nedeniyle şehirdeki birçok yer kapalı; fakat şehir oldukça kalabalık. Biz de karnımızı doyurmak için Suria Sabah alışveriş merkezinin üst katında yer alan, Malezya mutfağından farklı alternatifler sunan ucuz yemek bölümünü denemeye karar veriyoruz. Yavaş yavaş alışveriş merkezine yürüyüp Ramazan indirimi nedeniyle alışveriş merkezini dolduran kalabalıklar arasında yemek bölümüne ulaşıyoruz. Farklı yemek çeşitlerinin yan yana sıralandığı bir tezgahtan tabaklarımızı doldurup deniz manzaralı cam kenarı masalardan birinde yerimizi alıyoruz. Urs bir önceki gece tanıştığı bir grupla dışarı çıktığını ve oldukça hareketli bir gece geçirdiklerini anlatıyor bana. Sonrasında da görüşmediğimiz süre içerisinde neler yaptığımızdan bahsediyoruz. Urs, tekne turundan sonra bir süre Flores’de takıldıktan sonra Malezya anakarasına geçerek bölgedeki şehirleri ve sonrasında da Singapur’u gezmiş.

Yemek sonrasında kahve içmek için ana sokaklardan bir tanesinin üzerinde yer alan El Centro isimli mekana gidiyoruz. Burada sohbet muhabbet derken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyoruz. Öğleden sonra olmuş bile. Biriken işleri halletmek için ayrılıp akşam yemeğinde tekrardan buluşmaya karar veriyoruz. Ben Urs’tan sonra odaya dönüp kitap okuyup biraz soluklanıyorum.

Saat 19:30’u gösterdiğinde de tekrardan Urs ile buluşmak üzere yola koyuluyorum. Urs, yanında aynı odayı paylaştığı arkadaşlarını da getiriyor. Daha tanışır tanışmaz, bir önceki gece kendi halindeki Urs’u bile nasıl yoldan çıkartabildiklerini belli eden Sally ve Ally de yemek için bize katılıyor. Hep beraber deniz ürünleri pazarının yolunu tutuyoruz. Deniz kenarında yer alan ilk pazarı Ramazan’dan dolayı kapalı buluyoruz, biz de ikincisine gidiyoruz. Etrafta Ramazan kutlamalarından çıkmış, saten pijamaları andıran rengarenk kostümleri ile yereller dolanıyor. Kalabalık masalardan bir tanesinde kendimize bir yer açıp yemeklerimiz sipariş ediyoruz. Taze içecekler, balıklar, karidesler, yengeçler, mürekkep balıkları yine oldukça leziz.

Yemek sonrasında bir şeyler içmek üzere öğlen kahve içtiğimiz ve ortamını çok beğendiğimiz El Centro isimli mekana gidiyoruz, beyaz şaraplarımızı söylüyoruz. Loş ışıklı, rengarenk duvarlı, güzel müzikli, yüksek masalı gece boyunca Ally ve Sally’nin maceralarını dinliyoruz. Bir gece daha yepyeni rengarenk insanlarla gökyüzüne karışıyor.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s