Kinabatangan, Malezya.

Standard

4 Ağustos 2013, Pazar.

DSC03527

Bay Aji’nin arabası.

DSC03528

DSC03538

Bay Aji iş başında.

DSC03550

DSC03532

DSC03533

DSC03536

Borneo’ya özgü kırmızı maymun.

DSC03585

DSC03587

DSC03566

DSC03570

DSC03571

DSC03573

DSC03574

DSC03598

DSC03568

Yağmur ormanı üzerindeki demir köprülerden ilerleyerek yağmur ormanına kuş bakışı bakabiliyorsunuz.

DSC03602

Yağmur Ormanı Keşif Merkezi’ndeki asma köprü.

DSC03617

DSC03622

Bu orangutan yağmurdan korunmak için saçakları kendisine korunak yapıyor.

DSC03634

DSC03676

DSC03700

DSC03704

Orangutanların beslenme saatinden manzaralar.

Sabah erkenden uyanıyoruz, kahvaltımızı yapıyoruz, eşyalarımızı topluyoruz, kaldığımız konukevindeki görevlilere veda edip bize bu kadar iyi baktıkları için teşekkürlerimiz sunuyoruz ve Gomantong mağaralarının bulunduğu bölgeye doğru yola koyuluyoruz.

Bay Aji’nin leopar desenleri ile döşenmiş koltukları, arabadaki her köşeyi süsleyen fotoğrafları ve minik detayları ile hayran bırakan arabasındaki yerimizi alıyoruz. Bir saatlik bir yolculuktan sonra yürüyüş yapmayı planladığımız Gomantong ormanlarının bulunduğu bölgeye gelince yavaşlıyoruz ve hafifçe ilerlemeye başlıyoruz. Arabamızı otoparka park edip yürümeye başlıyoruz. Bay Aji ormanın içerisine girmeyeceğimizi, beş kilometrelik yoldan yavaş yavaş yol kenarından yürüyeceğmizi söylüyor. Bu bölgede bulunmamızın asıl amacı sadece Borneo’da görülebilen kırmızı maymunlarını görebilmek. Bay Aji, bu maymunların en çok bu ormanlarda yer aldığını söylüyor. Şansımıza yola koyulmamızla bu maymunlardan birkaç tanesini görmemiz bir oluyor.

Yol boyunca Bay Aji bize deneyimlerinden çeşitli hikayeler anlatıyor. Sadece yol kenarında olmamıza rağmen vahşi hayatın içerisinde gibi hissetmeden edemiyoruz. Kocaman bitkiler, kocaman yapraklar, devasa örümcekler, kırkayaklar yol kenarını süslüyor. İki saate yakın bu bölgede yürüdükten sonra tekrardan arabamıza dönüp Sepilok’a kadar olan iki saatlik yolu gidiyoruz.

Sepilok’ta yer alan Orangutan Rehabilitasyon Merkezi’nin otoparkında Bay Aji bizi bırakıyor. Her şey için kendisine teşekkür edip vedalaşıyoruz. Henüz saat 12:00’yi yeni gösteriyor. Bu merkezde orangutanları en rahat görebileceğiniz iki belirli zaman bulunuyor. Bunlar orangutanları besledikleri 11:00 ve 15:00 saatleri. Biz de 15:00’deki besleme saati sırasında merkezi ziyaret etmeye karar verip aradaki zamanda da aynı yol üzerinde bulunan Yağmur Ormanı Keşif Merkezi’ne gitme konusunda anlaşıyoruz.

İki mekan arasında yürümemiz 25 dakikamızı alıyor. Buraya geldiğimizde de kısıtlı zamanımız olduğundan, “Canopy walk” olarak bilinen, demir ince bir köprünün yağmur ormanlarını tepeden görmeyi mümkün kıldığı rotayı seçiyoruz. Son bir haftadır içinde, yanında, kenarında o ya da bu şekilde yağmur ormanı hayatına dahil olduktan sonra ilk defa kuşbakışı olarak bu vahşi hayatın nasıl gözüktüğünü incelemek farklı bir deneyim oluyor bizim için. Bu merkez içerisinde farklı rotaları takip ederek farlı vahşi yaşam manzaralarına tanıklık edebiliyorsunuz; ama bizim şansımıza yürüdüğümüz süre boyunca birkaç minik kuştan başka canlı göremiyoruz. Yürüyüşümüzü orman içerisinde yer alan göletin üzerindeki asma köprüde sonlandırıp başladığımız yere geri dönüyoruz. Dönüşü bu sefer besleme saatlerine geç kalmamak adına taksi ile yapıyoruz.

Vardığımızda saat 14:00’te başlayacak olan orangutanlar ve merkez hakkındaki yirmi dakikalık belgesel gösterimini yakalıyoruz. Bu rehabilitasyon merkezinin asıl amacı öksüz kalmış orangutanları merkeze alıp eğitmek ve büyütmek. Annelerinden öğrenmeleri gereken belirli yetenekleri yavru orangutanlara öğretmek. Orangutanlar 6-7 yaşlarına kadar annelerine asılı geziyorlar ve ancak bu şekilde hayatlarını sürdürebilecek temel yetenekleri öğreniyorlar. Küçük yaşta annelerini kaybettiklerinde ise vahşi doğada kurtulmaları pek mümkün olmuyor. Belgeseli izledikten sonra şansımıza sağnaktan boşanırcasına bir yağmur başlıyor. Biz de koşarak besleme saati için merkezin yer aldığı yağmur ormanının içine giriyoruz. Sırılsıklam bir halde besleme platformlarının önünde beklemeye başlıyoruz.

Besleme saatine on on beş dakika kala ormanı sarmalayan ve orangutanlara daha rahat hareket etme imkanı sağlayan iplerde de hareketlenme başlıyor. İlk olarak iplerden birinden tıngır mıngır bir orangutan geliyor, etrafa bakınıyor. Sonrasında platfomun bulunduğu ağaçlardan bir tanesinin kenarına tünüyor. Yağmur hala etkisini gösterdiği için ağaçtan sarkan ip halindeki saçakları, yağmurdan korunmak için kafasına örtüyor. Biz de hayranlıkla bu canlının hareketlerini izliyoruz. Aradan biraz vakit geçince bu sefer ikinci bir orangutan beliriyor. Bu orangutanın izlenmekten hoşlandığı o kadar belli ki, iplerden çeşitli akrobasi hareketleri yaparak iniyor.

Beslenme saati geldiğinde sırtında kocaman bir hasır sepet ile görevli gelip genellikle muz ağırlıklı meyveleri platformun üzerine seriyor. Orangutanlar da karınlarını doyurmaya başlıyorlar. Yemek sonrasında görevli su servis etmek için tepsiyi getirirken bile, orangutanlardan bir tanesi tepsiyi alıp kendisi taşıyıp yerine koyuyor. İnsanlarla %96.8 aynı DNA’yı paylaşan bu canlılar ile benzerliklerimizi fark etmeden edemiyoruz. Özellikle ağaçların meyve sezonu olduğu için besleme saatine de sadece iki orangutan geliyor, bu da merkezin hayvanları rehabilite konusunda ne kadar başarılı olduğunun bir kanıtı oluyor. Çünkü hayvanlar kendilerini doyurabilecek yiyecekleri bulma yetisini kazanıyorlar.

Bir süre orangutanları izledikten sonra gerisin geri merkezden çıkıp yerel otobüsü yakalıyoruz, amacımız Sandakan’a dönüp geceyi orada geçirmek. Yerel otobüse biner binmez bangır bangır Nirvana şarkılarının çalmaya başlaması da bir oluyor. Otobüs oldukça ilginç. Barselona futbol takımı posterleri, bayrakları, Rolling Stones posterleri her yeri süslüyor. Bir saatlik dönüş yolu boyunca bir Nirvana, bir Nob marley şeklinde ilerleyen müzik listemiz otobüse her yeni binen yolcuyu gülümsetmeye yetiyor da artıyor bile.

Sandakan’a vardığımızda bir önceki sefer konakladığımız ve eşyalarımızı bıraktığımız otelimize geri dönüyoruz. Odalarımızı çoktan ayırttığımız için eşyalarımızı alıp yerleşiyoruz. İki saat sonra yemek yemek için çıkmaya sözleşip duş almak ve dinlenmek adına odalarımıza çekiliyoruz.

Akşam hava karardığında tekrardan dışarı çıkıyoruz; ama tam iftar vaktine denk geldiğimiz için ve deniz kenarında her restoran tıklım tıkış olduğu için oturacak yer bulmak da kolay olmuyor. Sonunda oturacak bir yer bulduğumuzda, yemek servisinin gecikebileceği uyarısını alıyoruz; ama soğuk biralarımızı sipariş ettikten sonra yemeğin gecikmesinin çok da önemi olmuyor. Herkes yine deniz ürünleri çeşitlerinden tercihini yapıyor. Gece leziz yemek, soğuk bira, güzel muhabbet eşliğinde devam ediyor. Geceyarısına doğru otelimize dönüp ertesi sabah erkenden kalkmak üzere uykuya dalıyoruz.

3 Ağustos 2013, Cumartesi.

DSC03444

Bay Aji orman içerisinde vahşi yaşamdan izler arıyor.

DSC03446

DSC03448

DSC03449

DSC03451

DSC03454

DSC03457

Orman yürüyüşünde çeşitli mantarlara denk geliyoruz.

DSC03459

Kasaba merkezine uzanan yol.

DSC03464

Kasabanın merkezinde ufak da bir mezarlık yer alıyor.

DSC03465

Yaşlı bir amca, ulusal partinin bayrağı altında oturuyor.

DSC03477

DSC03480

DSC03481

DSC03486

Stefan.

DSC03487

Nina.

DSC03489

DSC03511

Nehirden yansımalar.

DSC03522

Koca göbekli bir probiscus maymunu.

Sabah 06:00’da uyanıp 06:30’da kahvaltılarımızı yapıyoruz. Bay Aji’nin saatlerle ilgili ilginç takıntıları var. Mesela hiçbir zaman buçuklarda ya da tam saatlerde yola çıkmıyoruz. Bu nedenledir ki orman içerisindeki sabah yürüyüşümüz de 06:40’da başlıyor. İki saatlik yolculuk boyunca bay Aji bize vahşi doğa hayatından ipuçları veriyor. Hayvanların kendilerini göremesek de izlerini, kokularını takip etmeyi öğretiyor. Ağaçlar ve bitkiler konusunda bizi bilgilendiriyor. Dün gecenin yağmuru toprakları çamura çevirdiği için yürüyüş boyunca neredeyse dizimize kadar çamura batıyoruz. Bir yağmur ormanının derinliklerinde olmak, yön duygusunu tamamen kaybetmek, hayvan sesleri ve bastığımız dalların çıtırdamaları arasında ilerlemek farklı bir deneyim oluyor benim için.

Henüz öğlen bile olmamışken konukevine geri dönüyoruz. Bay Aji öğlene kadar vaktimiz olduğunu, bir sonrki nehir turunun 14:40’da başlayacağını, bu vakte kadar dilersek Sukau’nun merkezine yürüyebileceğimizi belirtiyor. Biz de güneş tepeye çıkmadan ve üstümüze miskinlik çökmeden yola koyulmaya karar veriyoruz. Hızlıca hazırlanıp nehir kenarına paralel giden ağaçlıklı yoldan merkeze doğru yürüyoruz. Gördüğümüz ilginç ağaçların, bitkilerin, hayvanların önünde durup ne olduklarını anlamaya çalışıyoruz. Yavaş yavaş, beraber olduğumuz güzel grupla konuşa konuşa merkeze varıyoruz. Nehir kenarında tek tük evler yer alıyor. Merkeze vardığımızda ise tamamen boş bir alanla karşılaşıyoruz. Ramazan olduğu için birçok yer kapalı bulunuyor. Etrafa biraz göz atıp geri dönmeye karar veriyoruz. Dönüş yolunda geldiğimiz yere giden farklı bir yol daha olabileceğine kanaat getirince kızlar erkekler olarak ayrılıp kim daha hızlı başladığımız yere gidecek yarışına girişiyoruz. Tabi ki kızlar olarak biz daha önce varıyoruz. Erkekler geldiklerinde yenilgiyi kabul etmemek ve bizi kıskandırmak için yolda bira molası verdiklerini söyleseler de kimse onlara inanmıyor.

Konukevinde öğle yemeğimizi yiyoruz, sonrasında da Bay Aji gelip bizi alana kadar sıcak ve nemli orman havasında her birimiz kendi köşemize çekiliyoruz. Ben 2-3 saat boyunca kitap okuyorum. Yoldayken kitap tercihlerimi genelde konakladığım konukevlerinde ve hostellerde bulduğum kitaplar oluşturuyor. En son elime geçen kitap ise Malcolm Gladwell’in “What the Dog Saw and Other Adventures” oluyor. Kitap, Malcolm Gladwell’in The New Yorker için yazdığı, neredeyse her konuyu kapsayan köşe yazılarının seçkisinden oluşuyor.

Saat 15:00’e doğru Bay Aji geliyor ve biz de kayıklarımızdaki yerlerimizi alıyoruz. Bugün için 4. ve 5. koruma bölgelerine gitmeyi amaçlıyoruz. İlk bölgeden farklı olarak bu bölgede nehir daralıyor ve ağaçlar sıklaşıyor. Suyun rengi ise koyulaşıyor. Yine bir önceki gün olduğu gibi sakin sakin sular üzerinde, her duyduğumuz tıkırtıdan ve her gördüğümüz hareketten anlam çıkarmaya çalışarak ilerliyoruz. Yolculuk boyunca oldukça fazla makat, probiscus maymun grupları, çeşitli sürüngenler görüyoruz. Bu bölgenin atmosferi bir önceki güne göre daha çok etkiliyor beni. Neredeyse üç buçuk saatlik bir yolculuktan sonra tekrardan konukevine dönüyoruz, akşam yemeklerimizi yiyoruz. Konukevindeki her işe bakan genç kadının eli o kadar lezzetli ki, kimse tek tabakla yetinmiyor.

Yemekten sonra bir grup ormanda akşam yürüyüşüne gidiyor. Ben dün akşamdan olayın tadına vardığımı düşündüğüm için ikinci bir tura çıkmıyorum, onun yerine konukevinin orman içerisindeki verandasında kalıp ateş böcekleri arasında kitap okuyorum. Doğanın içerisinde bulunmak insana farklı bir enerji veriyor ve en çok da bu hoşuma gidiyor.

Çok geç olmadan ertesi güne yine oldukça erken başlayacağımızın bilinci ile erkenden uyuyorum.

2 Ağustos 2013, Cuma.

DSC03259

Sukau’da orman kenarında yer alan konukevimiz.

DSC03261

Nehir safarisine başlamaya hazırız.

DSC03267

DSC03278

DSC03284

DSC03291

Su içmek için nehire çıkan fil hepimizin keyfini yerine getiriyor.

DSC03337

DSC03345

Probiscus maymunları.

DSC03349

DSC03374

DSC03384

Orman içerisinde farklı maymun türlerine denk geliyoruz.

DSC03399

Bulutlar bütün yolculuk boyu bizi takip ediyor.

DSC03408

Probiscus maymunları uzun burunları ile daldan dala hoplarken.

DSC03429

Gece yürüyüşünde denk geldiğimiz minik mavi kuş.

Bugün Kinabatangan Nehri’ndeki üç gün iki gecelik turumuz başlayacak. Bizi otelimizden saat 11:00’de alacaklarını söylüyorlar. Bu nedenle erken uyanmıyoruz. Kahvaltımızı otelimizin en üst katındaki ufak mutfakta hazırlanan kreplerle yapıyoruz. Krepler herkese o kadar leziz geliyor ki, bir ikinciyi istemekten kendimizi alamıyoruz. Sonrasında duşlarımızı alıp üç gün bizi idare edecek küçük sırt çantalarımızı hazırlıyoruz.

Saat 11:00 olduğunda bizi almaya bir minivan geliyor. Minivan görevlisi, öncesinde yol üzerinde yer alan Sepilok’a uğrayıp rehberimizle tanışacağımızı belirtiyor. 45 dakikalık bir yolculuk sonrasında Sepilok’a varıp, daha sonrasında bizim de ziyaret etmek istediğimiz Sepilok Orangutan Rehabilitasyon Merkezi’nin otoparkında Bay Aji ile tanışıyoruz. Bay Aji değişik tarzı, safari sanki içerisinde gerçekleşiyormuş gibi döşenmiş arabası ile tanıştığımız dakikada kendisini bize sevdiriyor. Günün programı konusunda bizi bilgilendiriyor ve biz de yola koyuluyoruz. İlk durağımız üç gün için ihtiyaçlarımızı alacağımız yol üzerindeki büyük süpermarket oluyor. Buradan herkes bisküvi, kuruyemiş, meyve sebze gibi ufak tefek atıştırmalıklar satın alıyor. Sonrasında da Kinabatangan Nehri’nin kenarında yer alan, konaklayacağımız Sukau kasabasına doğru yola koyuluyoruz. Yolculuğumuz üç saat sürüyor.

Nehir kenarında bulunan temiz, küçük ve son derece huzurlu bir konukevinde duruyoruz. Gün içindeki ilk nehir safarimizin bir saat sonra başlayacağını söylüyor Bay Aji. Biz biraz dinleniyoruz, konukevinin duvarlarını süsleyen Bay Aji’nin vahşi yaşam fotoğraflarını inceliyoruz. İşin eğlenceli yanı Şubat 2012’de açılmış bu konukevinin duvarında, konukevinin ilk müşterisi İngiliz iki kadının fotoğrafı yer alıyor. Altında da bu iki kadının bay Aji’nin rehberliğinde etrafı gezme şansı buldukları için ne kadar şanslı olduklarına yer veriliyor.

Biraz dinlendikten sonra iki minik motorlu kayık konukevinin önünde bulunan küçük limana yanaşıyor, biz de iki grup olarak yola koyuluyoruz. Bay Aji öndeki kayığa eşlik ediyor. Yaklaşık üç buçuk saat boyunca birinci ve ikinci koruma bölgesi olarak bilinen bölgelerin etrafından yavaş yavaş giderek vahşi yaşamdan ipuçları yakalamaya çalışıyoruz. Yolculuğa başlamamızın ilk on dakikasında ormanlık alandan su kenarına çıkıp su içmeye çalışan bir file denk geliyoruz, ağaçlar arasında hoplayan orangutanlar görüyoruz, uzun burunları ile daha önce gördüğüm hiçbir maymuna banzemeyen ve daha çok insanları andıran probiscus maymunlarına tanıklık ediyoruz, çok fazla sayıda uzun kuyruklu makaka denk geliyoruz. Bütün yolculuk bizim için son derece keyifli geçiyor. Ağaçlar arasındaki her hareketlenme de pür dikkat kesiliyoruz, en ufak sesten bile bir anlam çıkarmaya çalışıyoruz. Nehrin sütlü kahve rengi sularında yavaş yavaş ilerliyoruz. Üç buçuk saatin sonunda hafif yağmur atıştırmaya başlamışken, göreceğimiz ve görmek istediğimiz her şeyi görmüşken de konukevimize geri dönüyoruz.

Akşam yemeğimiz çoktan hazırlanmaya başlamış bile. Biz üstümüzü değiştirirken yemekler de açık büfe şeklinde masalardaki yerlerini alıyorlar. Loş ışıkta, ormanın içerisinde, etrafımızı saran ateşböcekleri eşliğinde, uzun zamandır yediğim en leziz yemekleri mideye indiriyoruz. Aji ile muhabbet ediyoruz. Aji yemek sonrasında ormanın içerisinde orman yürüyüşü yapacağımızı söylüyor. Kinabatangan Nehri’nin etrafı geniş yağmur ormanları ile dolu, bu nedenle bölgenin en popüler aktivitelerinden bir tanesi de gece ve gündüz yapılan orman yürüyüşleri oluyor.

Hepimiz hazırlandıktan sonra yola koyuluyoruz. Nina ve Stefan, renkli sülük çorapları ile herkesi güldürüyor. Ben zaten yeterli ekipmanım olmadığı için kırmızı çoraplarım ve yeşil spor ayakkabılarım ile Noel Baba’nın yardımcısı küçük cinler gibi dolanıyorum ortalıkta. Herhangi bir sülük saldırısına karşı çorapları pantolanlarımızın üstüne geçiriyoruz. Yağmurluklarımız üzerimizde yola koyuluyoruz. Bizimle beraber sinir bozucu bir Norveçli aile de yürüyüşe eşlik ediyor. Orman içerisinde bir buçuk saat kalıyoruz. Ormanın karanlığında, herkesin elinde fenerler, etrafı inceliyoruz. Kocaman örümcekler, çeşitli böcekler, hayatımda gördüğüm en büyük karıncalar, kelebekler etrafta dolanıyor. Yağmur biz yürürken giderek etkisini artırmaya başladığı için şansımız çok yaver gitmiyor, çok farklı hayvanlara denk gelemiyoruz; ama geri dönüş yolunda bence bütün gecenin doruk noktası olan Malezya’ya özgü minik mavi bir kuşu, incecik bir dalın üzerinde otururken buluyoruz. Kuş o kadar güzel ki, kendisine bakmaktan alamıyorum ben kendimi.

Odaya döndüğümüzde artık bütün günün koşuşturmacasından yorulmuş bir halde güzel bir uykuya dalıyorum.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s