Bromo, Endonezya.

Standard

19 Temmuz 2013, Cuma.

DSC02342

Bromo üzerinde gündoğumu.

DSC02375

Yanardağlar günün ilk ışıkları ile kendilerini belli etmeye başladılar.

DSC02376

DSC02410

Yoğun bir kalabalıkla günün ilk ışıklarında Bromo’yu görmek için bekliyoruz.

DSC02381

DSC02391

Gördüğümüz manzara nefes kesici.

DSC02414

Bromo’nun tepesine rengarenk jiplerle çıkılıyor.

DSC02439

DSC02442

İzleme Terası’ndan yanardağların manzarasını doya doya içimize çektikten sonra, Bromo Krateri’ne çıkmak üzere yanardağın etrafındaki “siyah çöl” olarak bilinen bölgeye geçiyoruz.

DSC02447

DSC02450

DSC02451

IMG_8833

Dileyenler siyah çölde at kiralayarak kraterin tepesine kadar bırakılıyorlar.

DSC02456

Siyah çölde yer alan Budist Tapınağı.

DSC02459

DSC02460

DSC02463

DSC02466

DSC02473

DSC02474

Bromo Krateri’ne uzanan merdivenler.

DSC02485

DSC02503

DSC02508

Hala aktif olan yanardağ kraterinin tepesinden.

DSC02518

DSC02525

DSC02527

DSC02528

DSC02534

DSC02535

Bromo manzaraları.

DSC02536

DSC02537

DSC02539

Konakladığımız bölgenin yemyeşil tarlaları.

Saatin alarmı 03:15’i gösteriyor, bir beş dakika daha uyumak için can atıyor olsam da gezme ve görme aşkına uyanmam lazım. Kendimi zar zor yataktan dışarı atıyorum. Elimi yüzümü yıkıyorum. Bir önceki gece, soğuğa karşı yirmi kat halinde hazırladığım kıyafetlerimi üst üste giyiyorum.

Otelin restoranına girdiğimizde herkesin uyanmış olduğunu görmek komik bir manzara oluşturuyor. Herhalde dünyada bütün sakinleri 03:30’da uyanan tek otel burası diye içimden geçiriyorum. Otelde konaklayan ve gündoğumu turu ile Bromo Yanardağı’na çıkacak herkes için kahvaltılar küçük kutular içerisinde veriliyor. Kutunun içerisinden küçük bir adet su, iki dilim ekmek, reçel ve yağ ile iki adet minik muz çıkıyor.

Tur için bizi almaya gelecek jip şoförü saat dörde doğru geliyor ve altı kişi koyu yeşil jipimize doluşup Bromo Yanardağı’nın yolunu tutuyoruz. Gecenin karanlığında bol kıvrımlı ve virajlı yollardan yarı uyuklayan halde ilerliyoruz. Yarım saat kadar yol aldıktan sonra ilk durak noktamız olan Bromo Krateri’ne ek olarak bölgedeki diğer kraterleri de birbiri ardına bulutlar arasından görebileceğimiz izleme terasında duruyoruz. Burada görmeyi amaçladığımız görüntü Java adası ile ilgili neredeyse her kartpostalda yer alıyor.

İzleme terasının otoparkına geldiğimizde yoğun bir insan ve jip kalabalığı ile karşılaşıyoruz. Terasa olan kısa mesafeyi tırmandıktan sonra güneşin kraterler üzerinde doğmasını bekliyoruz. Teras o kadar kalabalık ki manzaradan bir gıdım alabilmek için akın akın insan denizinde kendinize yol açmanız gerekiyor. Gün yavaş yavaş kızıllığı ile kendisini belli ederken kraterler de ince bulutların arasından gözükmeye başlıyor. Karşılaştığımız manzara son derece nefes kesici. Hayatım boyunca gördüğüm hiçbir şeye benzemiyor. Sonunda ön sıradan kendimize minicik bir alan yaratmanın sevinci ile uzunca bir süre manzarayı izleyip fotoğraf çekiyoruz.

Bir saate yakın izleme terasında oyalandıktan sonra gün doğumu ile jipimizin olduğu otoparka geri dönüyoruz. Bizle beraber terasa gelmiş herkesin de aynı saatte jiplerine geri dönüyor oluşu, öğlen saatlerinde manzarayı kalabalık olmadan izleyebilmenin mümkün olup olmadığını sordurtuyor bana içten içe. Tekrardan otoparka döndüğümüzde jip kalabalığından aracımızı tanımak mümkün değil. Üstelik bulunduğumuz gruptaki herkes plakayı farklı hatırlıyor. Ben sonunda uzaktan bizim şoförün parlak mor olan beresini hatırlıyorum da hemen yamacına gidiyoruz.

İzleme terasından sonraki durağımız tepeden gördüğümüz krater alanı oluyor. Kraterin etrafını çevreleyen siyah kum çölüne girip aracı park ettikten sonra kratere çıkmak için iki saatimiz var. Bölgede ziyaretçileri getiren jiplerin yanı sıra, kraterin tepesine çıkmak için atlar hazır bekliyor. Biz yürümeyi tercih ediyoruz. Önce düzlük alanı geçiyoruz, sonra da yavaş yavaş kraterin tepesine kadar tırmanıyoruz. Son bölümde tepeye çıkmak isteyenleri için merdivenler yer alıyor. Mervidenleri de çıktıktan sonra kraterin ağzını görebiliyorsunuz. Fazlasıyla heyecanlandırıcı ve korkutucu bu aktif yanardağın ağzından dumanlar çıkıyor yoğun bir şekilde. Kraterin çevresini sadece belli bir bölgeye kadar korkuluk ile çevreledikleri için biraz daha yürüdüğünüzde tamamen savunmasız kalıyorsunuz. Yumuşak topraklarda en ufak bir ayak kayması sizi kraterin en dibine kadar taşıyabilir. Ben biraz ilerledikten sonra titreyen bacaklarıma çok güvenemiyorum; ama Cihan kraterin dibini daha da yüksekten gören tepeye kadar çıkıyor.

Adrenalin yükselten krater ziyaretimizden sonra tekrardan jipimizin olduğu bölgeye dönüyoruz. Saat henüz sabah sekiz. Otelimize doğru yola koyuluyoruz. Otele vardığımızda bizi aynı gün içerisinde Yogyakarta’ya götürecek olan aracın bir buçuk saat sonra geleceğini öğreniyoruz. Odaya gidip eşyalarımızı toparlıyoruz, sonrasında da kırk beş dakika kestirme molası veriyoruz.

Uyandığımda vücudumun her parçasının ayrı ayrı sızladığını hissedebiliyorum. O kadar saçma hissediyorum ki, sorunun nerede olduğunu ifade etmek güç. Uykusuzum, halsizim, açım, yorgunum. Yogyakarta’ya olan otobüs yolculuğumuz on bir saate yakın süreceği için yola çıkmadan otelin restoranında bir şeyler yemeye karar veriyoruz. Ama saat o kadar erken ki, sadece kahvaltı sunuluyor. Birer omlet sipariş edip bizi alacak aracı beklemeye koyuluyoruz.

Sonunda sıkışık bir minibüs geliyor. Ben bir an korkuyorum on bir saati bu araçla gideceğiz diye. Görevli bu minibüsle sadece gelirken araç değiştirdiğimiz turizm acentasına kadar gideceğimizi oradan da başka bir araca geçeceğimi söyleyince derin bir oh çekiyorum. Bir saat kadar yılan gibi s’ler çizerek ilerliyoruz. Yolun dolambaçları gündüz gözüyle kendisini daha da belli ediyor.

Bir saat sonunda turizm acentesine geldiğimizde, bizi Yogyakarta’ya götürecek aracın bir saati olduğunu öğreniyoruz. Biz de yol boyunca bizi idare edecek meyve ve abur cubur almak üzere market arayışına girişiyoruz. Meyvelerimizi ve içeceklerimizi depoladıktan sonra yavaş yavaş geldiğimiz yere yürürken aracın geldiğini söylüyorlar bize. Bizi bekleyen minibüs son derece geniş, rahat ve klimalı. Koltuklar sonuna kadar yatabiliyor. Bu sayede on bir saatlik yolun nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. Yolda birkaç kere market, manav, tuvalet, benzin ve yemek molası veriyoruz. Zaten son iki günün yarattığı sersemlik yüzünden biraz durulmaya da ihtiyacımız var.

Yogyakarta’ya uzun bir yolculuktan sonra gece 10 civarında varıyoruz. Şoförümüz herkesi istediği bölgelere bırakıyor. Bizi de ucuz konaklamaların bulunduğu Sosrowijayan bölgesinde diğer Çek çiftle beraber indiriyor. Otel arama telaşı bu noktada başlıyor. Sıra sıra gezdiğimiz birçok otel dolu olduğunu söylüyor. Sonunda ara sokaklardan birinde artık aramaktan yorulmuşken bir yer buluyoruz. Soğuk bir duştan sonra ertesi gün hava aydınlıkken uyanacağımızın bilinci ile güzel bir uykuya yatıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s