Ketapang, Endonezya.

Standard

17 Temmuz 2013, Çarşamba.

DSC02248

DSC02250

Denpasar’dan bizi adanın kuzeybatısında yer alan Gilimanuk’a götürecek bir otobüs buluyoruz.

DSC02253

DSC02255

DSC02256

Bali adası Gilimanuk’tan bindiğimiz Java adası Ketapang’a giden arabalı feribot.

DSC02260

DSC02261

DSC02262

DSC02264

IMG_8739

Ketapang sokakları.

Bir önceki gece Amerika uçak biletini halletme telaşı ile oldukça geç uyuyorum. Buna rağmen sabah alarmım henüz çalmadan kendiliğimden uyanıyorum. Bugün için amacımız bizi Bali adasının en kuzeybatısında yer alan Gilimanuk’a götürecek bir otobüse atlamak ve doğruca Java adasının yolunu tutmak. Popüler Kuta plajından Gilimanuk’a direk araç bulmak mümkün olmadığı için Denpasar’da bulunan Ubung otobüs istasyonuna gitmeye karar veriyoruz. İnternetten aldığımız bilgilere göre buradan Gilimanuk’a direk giden yerel otobüsler bulunuyor.

Otelde doyurucu kahvaltımızı yaptıktan sonra eşyalarımızı topluyoruz ve Kuta’nın keşmekeş ara sokaklarına çıkıyoruz. Bu bölge biraz da buraya yıl ardına yıl düzenli gelen ve çok fazla para bırakan Avustralyalı gençler nedeniyle tamamen turistik bir hal almış. Zaten fazlasıyla rahatsız edici olan Endonezyalı satıcılar burada sinirinizi bozmak için resmen ekstradan çaba sarf ediyorlar. Ana sokağa çıktığımızda bizi sırt çantaları ile gören bir grup taksi şoförü üzerimize atlayıp gideceğimiz yeri soruyor. Derdimizi anlattığımızda aklımızda olan fiyatın üç katını söylüyorlar. Bir Bali klasiği. Biz de yürümeye devam edip yol üzerinden başka bir araç çeviriyoruz ve taksi şoförü ile bizi Ubung otobüs istasyonuna 70000 IDR’ye götürmesi konusunda anlaşıyoruz.

Otobüs istasyonunun da havaalanı gibi yakın olduğunu düşünen ben, yol neredeyse bir saate yakın sürdüğünde acaba yanlış yere mi gidiyoruz endişesine kapılıyorum. Birkaç kere teyit ettikten sonra öğreniyoruz ki doğru yoldayız. Korkunç Bali trafiği, sıkışık sokakları, dur kalkları derken zaten son günlerde hassas olan midem yine alt üst oluyor.

Sonunda istasyona vardığımızda yerel otobüslerden bir tanesinin on beş dakika içerisinde kalkacağını, üstelik bilet fiyatının da sadece 40000 IDR olduğunu öğreniyoruz. Otobüs içerisine çantalarımızı yerleştirip beklemeye koyuluyoruz. Otobüs bize söylenenden erken kalksa da, dolana kadar her köşe başında durduğu için ve tabiri caizse yoldan yolcu çevirmeye çalıştığı için normal bir tempoya kavuşmamız en az bir saati alıyor.

Ben yanımda kimsenin oturmamasının da rahatlığı ile iki saate yakın aralıksız uyuyorum. Gözlerimi açtığımda adanın batı kıyısından denize paralel şekilde ilerliyoruz. Basamak basamak pirinç tarlaları, tarlalarda çalışan işçiler, tarla başlarına kurulmuş derme çatma çadırlar, gündelik hayatın telaşında yereller akıp gidiyor minik otobüsümüzün camından. Gördüklerimiz turistik Bali’den son derece farklı. Bir ara otobüse kalabalıkça bir öğrenci grubu alıyoruz. Üniformaları üzerinde okuldan yeni çıkmış bu ufaklıklar çocukluğun getirdiği şapşallıkla birbirleri ile uğraşıyorlar. Bir yandan da yan gözlerle otobüsteki tek yabancı olan bizi kesiyorlar.

Java adasına gidecek olan feribotumuzun kalkacağı Gilimenok isimli kasabaya varmamız dört saatimizi alıyor. Otobüs istasyonu, feribot iskelesinin hemen yanı başında bulunduğu için oyalanmadan doğruca feribotların yolunu tutuyoruz. Burada iki tür feribot olduğunu, birisinin yarım saat diğerinin bir saatte Java kıyısına vardığını söylüyorlar bize. Biz yarım saatte varanı kaçırdığımız için bir saatte varana biniyoruz. Feribotun içerisi son derece rahat. Tek problem feribot içerisine yerleştirilmiş kocaman ses sistemi ile Endonezya pop şarkıları ana salonda yankılanıyor. Bir noktada yankılanma o kadar kuvvetli ki müziğin temposunu bütün damalarımda hissedebiliyorum. Cihan gidip müziğin sesini kıstırıyor.

Karşı kıyı çok yakın gözükse de koca dalgalarla boğuşan feribotun Java’ya varması bir saati buluyor. Dalgalar o kadar etkili ki, feribotu sağa sola beşik gibi sallıyor. Hatta kocaman bir dalga feribotun arkasında yer alan büfenin sularının sağa sola saçılmasına neden oluyor.

Java’nın Ketapang kasabasına vardığımızda, feribottan iner inmez bir görevli yanımıza yaklaşıp turist bilgilendirme merkezine yönlendiriyor bizi. Java’da öncelikli olarak görmek istediğimiz iki yer var. Birisi İjen (tepesinde krater gölünün bulunduğu bir dağ), diğeri ise Bromo (hala aktif bir yanardağ). Bu iki yeri de görmek amaçlı paket turlar satılıyor; fakat turların fiyatları ve içerikleri birbirinden son derece farklı. Daha önce bölgeye gelen arkadaşlarımın ödedikleri fiyatlardan ve internet araştırmalarımızdan kafamızda belirli bir bütçemiz var.

Turist bilgilendirme merkezindeki görevliye bu bütçeden bahsedince bize astronomik fiyatlar söylemek yerine her şeyin dahil olduğu (konaklamalar, Ijen ve Bromo’ya giriş ücretleri, Bromo’ya çıkacak jipin ücreti) bir paketi 625000 IDR olarak bize sunuyor. Ücret son derece makul ve aklımıza yatıyor; fakat yine de ikinci bir fiyat almadan kolları sıvamamak adına ana yola çıkıp bulduğumuz iki üç turizm firmasından fiyat almaya çalışıyoruz. Fiyatlar kişi başı bir milyondan başlayınca, turizm bilgilendirme ofisi aracılığıyla paket turu satın alacağımız da kesinleşiyor.

Ofise geri dönmeden önce yol üzerinde gördüğümüz konaklama tabelasını takip ederek sevimli bir ev içerisinde yer alan bir odayı, gece konaklamak üzere ayarlıyoruz. Bizi ağırlayan aile son derece ilgili ve odamızın yer aldığı küçük bina eski usül mobilyaları, halıları ile aylardan sonra ilk defa ev hissini veriyor. Eşyalarımızı odaya bırakıp turizm bilgilendirme ofisinin yolunu tutuyoruz. Paket turlarımızı buradan satın alıyoruz. Görevli bize en uygun fiyatı verdiğini söylüyor. Artık ne kadar doğru bilemesem de bizim de içimize siniyor. Ertesi sabah 04:00’te otelimizden alınacağımızı belirtiyorlar. Yani yine bizim için erken başlayacak birkaç gün olacak.

İşlerimizi hallettikten sonra ana yola çıkarak karnımızı doyuracak restoran aramaya girişiyoruz. İlk girdiğimiz mekanda menüde yer alan ürünlerin yüzde doksanı mevcut değil. Görevli bize her söylediğimiz yiyecekten sonra “empty” yani “boş” diyor. Biz de yol üzerinde gördüğümüz diğer restorana gidiyoruz. Bu restoran tamamen Endonezya yemekleri ile dolu menüsü ile gözümüzü korkutuyor. Bir önceki deneyimlerimizden Endonezya yemekleri ile aramızın bozuk olması, menüyü gördükten sonra restorandan çıkmamıza sebep oluyor. Başka gidecek yer olmaması da cabası. Biz de yol üzerinde gördüğümüz tezgahlardan biraz meyve alıyoruz, marketten de biraz abur cubur depoluyoruz ve erkenden odamızın yolunu tutuyoruz.

Odaya döndükten sonra da akşam boyunca kitap okuyup müzik dinleyip ertesi günün yolculuğuna hazırlanıyoruz. Java ve Bali arasındaki bir saatlik zaman farkı da etkili oluyor erken uyuma kararımızda. Ben arada günlüklerimi tamamlamaya çalışıyorum. Fakat üzülerek fark ediyorum ki, bir süredir yolculuklar bedenimi yormaya başlamış. Gün içerisinde üç farklı araç değiştirmemiz yorgunluğumuzun ana nedeni olsa da en kısa süren yolculuklar bile erkenden yorgunluk bayraklarını çekmeme neden oluyor artık.  Sabaha karşı otelden alınacağımız için erkenden uykuya dalıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s