Flores, Endonezya.

Standard

15 Temmuz 2013, Pazartesi.
IMG_8621

IMG_8622

IMG_8624

IMG_8625

IMG_8626

IMG_8633

IMG_8635

IMG_8636

IMG_8638

Labuanbajo sokaklarından manzaralar.

Bir önceki günün verdiği yorgunluk ve mide bulantısı ile sabah normal bir saatte uyansam da, kendimi toparlayabilmem öğleden sonrayı buluyor. Her ayağa kalkma çabamda baş dönmesi ile tekrar yatağa yığılıyorum. Böyle hasta hissettiğim günlerde, yanımda tek istediğim insan her seferinde annem oluyor. Arada Cihan elinde salatalık ve elma ile geliyor. Benim en sevdiğim mide bulantısı yiyecekleri. İki gündür ağzıma ilk defa birer lokma bir şeylerin girmesi gözümü biraz açmama yardımcı oluyor.

Öğlene doğru sonunda oda içerisinde durulamaz bir sıcaklığa kavuştuğunda ve ben de terden sırılsıklam uyandığımda kendimi daha iyi hissettiğimi fark ediyorum. Güzel bir soğuk duş da toparlamama yardımcı oluyor. Duş sonrası odada hazırlanırken Cihan geliyor. O da tüm günü dışarıda tek bir sokaktan oluşan Labuanbajo’yu dolanarak geçirmiş. Beraber kendimizi dışarı atıyoruz. İlk işimiz bir internet cafe’ye uğramak oluyor. Şehrin genelinde kablosuz internet bağlantıları restoranlarda ve cafe’lerde bulunsa da internet cafe’lerde işleri halletmek hep daha kısa vakit alıyor. Ben internet cafe’de banka işlerimi halletmeye çalışıyorum, bir yandan da Ağustos’ta gideceğim Amerika için uygun uçak biletlerini inceliyorum. Bir buçuk saate yakın burada oyalandıktan sonra şehrin ana sokağı üzerinden yürüyoruz biraz. Limandan sonraki ilk 200 metreyi geçtikten sonra, şehrin rengi de değişiyor. Turistik öğelek giderek yerini yerelliğe bırakıyor. Yerellerin tezgahlarda tatlılar, şekerli içecekler ve kızartmalar sattığı masalar her köşe başını dolduruyor. Denize uzanan ara sokakları ve merdivenleri oyun oynayan çocuklar sarıyor. Şehrin yapay pazarlama öğelerinin yerini rengarenk Endonezya hayatı alıyor.

Bir süre yollarda yürüdükten sonra yol üzerinde gördüğümüz Flores Spa isimli masaj salonuna girip uygun bir masaj seçiyoruz. Masaj salonu o kadar dolu ki bize ancak bir buçuk saat sonrasına randevu verebiliyorlar. Biz de tütsü kokulu klimalı salondan istemeye istemeye ayrılıyoruz. Masaj öncesi vaktimizi şehirdeki en popüler mekanlardan birine gidip meyve salatası ısmarlayarak ve internette dolanarak geçiriyoruz. Bir buçuk saat sonunda tekrardan masaj salonunun önündeyiz. Bu sefer tekneden arkadaşlarımızla rastlaşıyoruz. İki saate yakın içeride kaldıklarından ve masajdan son derece memnun ayrıldıklarından bahsediyorlar. İçeri girdiğimizde bizi salonun arka tarafında bulunan odalara alıyorlar. Bir saat süren geleneksel masaj özellikle kaslara yönelik uygulanıyor. Ben masajı kuvvetli istediğim için masaj yapan ablanın güçlü elleri bir saat sonunda vücudumda ezilmemiş kas bırakmıyor. Sonuç ise son derece rahatlatıcı. Bir süredir her türlü yüzeyde uyumuş ve perişan olmuş bedenime çok iyi geliyor. Masaj sonrasında salonun içerisinde duş alıp (Endonezya’daki ilk sıcak su deneyimimiz) ikram edilen limonlu zencefilli çayları içiyoruz ve akşam yemeği için tekne grubu ile buluşmak üzere yine The Lounge’a gidiyoruz.

Bu mekan Labuanbajo’da herkesin ikinci durağı olmuş durumda. Yine bizden başka teknedeki diğer insanlar da akşam yemeğini yemek üzere buraya gelmişler. Gece canlı müzik, güzel muhabbet eşliğinde akıp gidiyor. Canlı müzik sonrasında herkesle vedalaşıp ayrılıyoruz. Yarın sabahtan Bali’ye uzanan bir yolumuz var.

14 Temmuz 2013, Pazar.

Sabah 06:45’e kurduğumuz alarmla uyanıyoruz. Uzun bir süreden sonra, sabit duran bir yatakta yatmanın tadı damağımda kalıyor yataktan kalkarken. Kahvaltıları yapıp 07:30’da buluşmak üzere dalış okulunun önüne gidiyoruz. Kanadalılar çoktan gelmiş bile. Burada yeni kurulmuş olan dalış okulunun sahipleri bize daha önceden aldıkları donut’lardan ikram ediyorlar. Herkese de birer şişe su veriyorlar. Sonrasında çok da oyalanmadan iki grup halinde bizi dalış noktalarına götürecek botların bulunduğu limana doğru yürüyoruz.

Başlangıç seviyesinde olan ekibin şansına büyük, geniş ve rahat gözüken bir bot onları bekliyor. İleri seviye ekibi ise Gili Trawangan’da kullandığımız, küçük, motoru daha güçlü, iki tarafında bambu raftların bulunduğu bir bot bekliyor. Bota girdiğimizde ekipmanları bizim için çoktan hazırlanmış buluyoruz.

İlk dalış noktası olan Tatawa Besar’a ulaşmamız iki saate yakın sürüyor. Botumuz hızlı olmasına rağmen gidilen mesafeler o kadar uzun ki, git git bir türlü bitmiyor. Bir önceki gün büyük teknemizle tıngır mıngır geçtiğimiz adacıkların arasından, bu sefer de dalış yapmak için son sürat ilerliyoruz. Sonunda dalış noktasına geldiğimizde hazırlanıp eşyalarımızı kuşanıyoruz ve iki grup halinde suya atlıyoruz. Benim suya dalışım çok problemli oluyor. Daha önce yaptığım dalışlardan farklı bir kıyafet giymem, farklı ağırlıklar kullanmam su içerisinde batmamı zorlaştırıyor. Herkes daldıktan sonra bir beş dakika kadar suyun dibine dalmakla uğraşıyorum. Dalış hocası gelip ekstra ağırlıkları bana verse de suyun altına girdiğimde de dengemi bir türlü ayarlamıyorum. Bu da bende büyük paniğe yol açıyor. Daldığımız nokta ise muazzam. Suyun dibine girer girmez kocaman köpekbalıkları, boyum kadar rengarenk balıklar, kaplumbağalar görüyoruz. Su altı çeşitliliği son derece etkileyici. Yokuş şeklinde uzanan resifler şu ana kadar daldığım yerler arasında en canlı renkleri de beraberinde sunuyor. Akıntı ise kuvvetli. Bir saate yakın su altında kalıyoruz. Sonlara doğru dengemi sağlamış olsam da, en baştaki sıkıntıların paniği dalış boyunca bende bitmeyen bir huzursuzluğa yol açıyor.

İkinci dalış noktası olan Batu Bolong’a ulaşmamız ise on beş dakika sürüyor. Suyun ortasında yer alan genişçe bir kayanın etrafında dalacağımızı, kayanın altının duvar şeklinde dibe kadar inen son derece canlı resiflerle dolu olduğunu söylüyor bize dalış hocası. Bir süre kaya etrafındaki botların seyrekleşmesini bekliyoruz. Fakat dalgalar o kadar kuvvetli ki, bir süredir şaşırtıcı şekilde deniz üzerinde kendini belli etmeyen mide bulantım alttan altta huzursuzluğunu da hissettiriyor. On beş dakika bekledikten sonra tekrar suya daldığımızda hem adrenalinin etkisiyle, hem de gördüklerimin büyüsü ile rahatsızlıktan eser kalmıyor. Daldığımız yer açık ara farkla şu ana kadar gördüğüm en güzel dalış noktası. Tepeden bakıldığında kuru bir kaya gibi gözüken bu taşın etrafını bu kadar canlılığın doldurmuş olmasını aklım hayalim almıyor. Kocaman balık sürüleri, benden daha da büyük balıklar, çeşit çeşit mürekkep balıkları, köpek balıkları etrafımı sarmalıyor. Taşıdığım kilolar konusunda yine biraz problem yaşasam da ilk dalışa kıyasla çok daha rahatım. Su altında akıntı son derece kuvvetli olduğu için kayanın etrafında zigzaglar çizerek yüzüyoruz ve elli dakika kadar suyun altında kalıyoruz. Su yüzeyine çıktığımızda herkes dalış noktasından son derece etkilenmiş.

Üçüncü dalış noktasına olan yolumuz biraz daha uzun sürüyor. Manta Point olarak bilinen bu mekana geldiğimizde sığ sularda yemek molası veriyoruz. Küçücük botumuzda durmak mümkün değil, benim bırakın yemek yemeyi ayakta duracak takatim kalmıyor bir noktadan sonra. Herkes karnını doyurur ve dinlenirken ben kendimi sulara atıyorum. Fakat ne yazık ki su yüzeyindeki dalgalar da mideme iyi gelmiyor ve hayatımda ilk defa su içerisindeyken kusuyorum. Kusmak biraz midemi rahatlasa da tekneye çıkmamla tekrar rahatsızlık hissetmem devam ediyor. Öyle ki, bir noktada bu işkenceyi kendime neden çektirdiğimi sorup duruyorum. O anda tek istediğim sallanmayan bir düzlemde uzanıp gözlerimi kapatmak. Yarım saatlik işkence gibi geçen bir molanın sonrasında hazırlanıp dalacağımız alana gidiyoruz. İlk grup suya atlıyor; ama o da ne, akıntıyı yanlış hesaplamışlar. Grubu tekrar bota almak ve onları tekrar hazırlamak biraz vaktimizi alıyor. Ben bu sırada oksijen tüpü sırtımda, paletler ayağımda kusmamak için kendimi zor tutuyorum. Dalışımıza kısa bir süre kala artık kendimi botun kenarına itip yine kusuyorum. Herkes şaşkın. Hocaya su altında daha iyi olduğumu söylüyorum ve beş dakika sonra tekrar su altındayız. Dalış yaptığımız bu son nokta kuvvetli akıntıları ve su altında bolca görülen vatozları ile meşhur. Üç dalış arasında akıntıya rağmen en rahat ve kontrollü olduğum dalış bu oluyor. Akıntı kuvvetli olsa da istediğim gibi yön verebiliyorum kendime, görmek istediklerim için ölü resiflere tutunup inceleme vakti buluyorum, akıntının beni sürüklemesine izin vermiyorum, hava kullanımım da yine son derece iyi. Bu arada bizim gruba başlangıç seviye olmasına rağmen çeşitli numaralarla dahil olan Kanadalı Peter, resifleri parçalama ve su üzerinde eller kollar bir yana çırpınma konusunda ayrı bir vaka olduğu için sonlara doğru dalış hocası onu diğer gruba yönlendiriyor. Biz diğer gruba nazaran su altında daha fazla vakit geçirip vatoz arayışlarımızı sürdürüyoruz; ama nafile.

Bir saat sonunda su yüzeyine çıktığımızda ise ayrı bir sürpriz bizi bekliyor. Bir kilometre kadar sürüklendiğimiz için botun bulunduğu bölgeden de oldukça uzağız. Açtığımız kırmızı uyarı balonunu uzakta bekleyen botumuz bir türlü göremiyor. Bir saat boyunca çığlıklar atıyoruz, bağırıyoruz, ıslık çalıyoruz; ama bot bizi fark etmiyor. Su üzerinde sürekli akıntı ve kocaman dalgalarla mücadele ediyoruz. Ben bir noktada sonumuzun “Açık Deniz” isimli filmdeki gibi olacağından korkuyorum. O an denizin ortasında kalsak ve bot bizi bulamasa yapabilecek hiçbir şeyimiz yok. Üstelik ben güçten son derece düşmüşüm. Sürekli bir mide bulantım var, gün boyu mideme hiçbir şey girmemiş ve daha fazla ayak çırpacak enerjim yok. Su üzerinde kusma maceram burada da devam ediyor. Bir yandan da içimden acaba bölgede insan yiyen büyük balıklar benim izimi bulur mu diye paranoyaya kapılıyorum. Ama tabi bölgede insan yiyen büyük balık yok. Hayal gücü sen nelere kadirsin!

Herkesin surat ifadesindeki dehşeti görebiliyorsunuz. Bizimle beraber olan dalış hocası kendi kendine İtalyanca bir şeyler söylemeye başlayınca işin ciddiyeti daha da ortaya çıkıyor. B planımız olmadığı ise ortada. Sonunda bizim gruptan iki kişi akıntıya karşı epey bir mesafe yüzerek bota kendilerini belli ediyorlar da, önce onları sonra bizi, sonra da en uzakta bulunan bizden önce su yüzeyine çıkmış grubu bot sırasıyla toparlıyor.

Bota çıktığımızda ise ben perişan haldeyim. Geri dönüş yolu iki saat sürüyor ve bu iki saat boyunca ben kendimi düz bir zemine atıp gözlerimi kapatıyorum, belli aralıklarla kusmam ise devam ediyor. Bir süre dalmama kararım ise baki. Yolda bir ara küçük bir adanın yanında duruyoruz. Bu adada sadece 8-9 bungalov, bir adet restoran ve küçük bir liman bulunuyor. Tabiri caizse tam anlamıyla ıssız, cennet adası. Bu adanın açıklarında bir beş dakika mola verince koşuya çıkmış ya da kumsal yakınlarında yüzen batılılar dikkatimi çekiyor. Bir noktada mutlaka bu adayı da ziyaret etmem gerektiğini not alıp baygınlığıma devam ediyorum.

Sonunda limana güneşin batımı ile varıyoruz. Benim de dinlenme sonrası gözüm biraz açılmış. Limanda bizi dalış merkezinden bir görevli karşılıyor. Bizim küçük maceramızdan haberdar olduğunu, çok üzüldüğünü ve biraz olsun bizi mutlu etmek adına bira ve kek aldığını anlatıyor. Dalış merkezine gittiğimizde bir yandan dalış defterlerimizi doldururken bir yandan da başımızdan geçen talihsizliklerden bahsediyoruz. Herkes için fazlasıyla yorucu bir gün olmuş. Biz dalış merkezinde oyalanırken, diğer bottakiler de geliyor. Biraz da onların dalışlarından konuştuktan sonra otelimizin yolunu tutuyoruz.

Klimalı odadan vantilatörlü odamıza taşınıyoruz. Ben duş bile almadan kendimi yatağa atıyorum. Akşam yemeğinde tekne ekibi ile buluşulacak olsa da kendimde o gücü bulamıyorum ve tüm gün boyunca kendisini göstermiş ve giderek artmış mide bulantısı ve baş dönmesi ile uyumaya çalışıyorum. Ama ne mümkün! Sürekli sallanıyormuşum hissini üzerimden atamıyorum ve epey zorlu bir geceye başlıyorum.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s