Kuala Lumpur, Malezya.

Standard

26 Haziran 2013, Çarşamba.

Sabah uyanıp Çin Mahallesi’nde kahvaltımı yaptıktan sonra çıkış saati olan on ikiye kadar otel içerisinde oyalanıyorum. Özellikle dün geceden yerimi belirlediğim, ana caddeye bakan balkondaki yüksek sandalyelerde oturup insanları izlemek çok hoşuma gidiyor. Şehrin karmaşası ve hareketliliği tepeden daha belli oluyor. Saat on ikiyi gösterdiğinde de Ana ile vedalaşıp havaalanına doğru yola çıkıyorum.

Kuala Lumpur’un merkezinden havaalanına toplu taşıma ile gitmenin en kolay yolu, şehrin göbeğinde yer alan KL Sentral isimli istasyona gidip istasyonun alt katından havaalanına kalkan otobüslere binmek. Üstelik bilet fiyatı da sadece 8 Ringitt. KL Sentral’a gidebilmek içinse Çin Mahallesi’nin yakınlarında bulunan Paser Seni isimli istasyona kadar yürüyorum. Buradan KL Sentral sadece tek durak.

Havaalanı yolu bir saat sürüyor. AirAsia uçaklarının kalktığı düşük bütçe havaalanından aynı akşam için Bali Endonezya’ya uçağım var. Üstelik Cihan da öğleden sonra Osaka’dan Kuala Lumpur’a gelecek ve Endonezya’yı beraber gezeceğiz.

Cihan’ın uçağı rötarlı geliyor. Ben de o sırada havaalanının üç saatlik ücretsiz kablosuz internet bağlantısını sömürüyorum. Cihan ile havaalanında buluşunca da önce karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında da uçağımızı beklemeye başlıyoruz. Bu sırada görüşmediğimiz zamanda gezdiğimiz ülkelerden bahsediyoruz.

Bali’ye uçuşumuz üç saatten fazla sürüyor. Bali’ye vardığımızda gümrük işlemleri öncesi bize sürpriz olan 25 USD’lik vize ücretini ödeyip sıraya giriyoruz. Pasaport sırası o kadar uzun ki, bir saatten daha fazla sırada bekliyoruz. Sıra bize geldiğinde vize ücreti fişlerimizi verip bir aylık vizemizi iki dakikadan kısa bir sürede temin ediyoruz. Havaalanından çıktıktan sonra da Bali’nin turistik bölgelerinden biri olan Kuta’ya gitmek için bir taksi ile anlaşıyoruz. Yarım saat içerisinde Kuta’dayız. Ara sokaklardan bir tanesinde bir gece konaklamak için bir otel ayarlıyoruz. Kuta, gecenin bir saati olmasına rağmen kalabalık mekanları, şık barları, otelleri ve restoranları ile dolu dolu.

Karnımızı doyurmak için dışarı çıktığımızda gittiğimiz McDonalds’daki tek ayık da biziz. Bizden başka sarhoş yabancılar bağırarak konuşmalarından, kayık gözlerinden, dönmeyen dillerinden kendilerini iyiden iyiye belli ediyorlar. Yolun hemen diğer kenarında yer alan kumsalda biraz oturuyoruz. Dalgalar o kadar kuvvetli ki, karanlıkta bile etkileri anlaşılıyor. Bu plajın neden sörfçüler arasında favori mekanlardan bir tanesi olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorum. Neredeyse tamamı yollarda geçen uzun bir gün olmuş, çok oyalanmadan odaya geri dönüyoruz.

25 Haziran 2013, Salı.

DSC01509

IMG_8133

Çin Mahallesi’nden manzaralar.

DSC01518

DSC01520

DSC01515

DSC01514

Konakladığım otelin balkonundan görüntüler.

Sabah erkenden uyanıp kahvaltımı yapıp duşumu aldıktan sonra hostelden çıkışımı yapıyorum ve otobüse bineceğim alışveriş merkezlerinin yer aldığı bölgeye kadar yürüyorum. Otobüs yarım saat rötarla geliyor. Son derece rahat geçen otobüs yolculuğu boyunca uyuyorum. Kuala Lumpur’a beş saatlik bir yolculuk sonrasında varıyorum. İki sene önce ziyaret ettiğim bu şehir, hiç de hatırladığım gibi gelmiyor gözüme. Son derece büyük, karışık ve karmaşık bir şehir bu sefer beni karşılayan. Otobüs beni Chinatown yani Çin Mahallesi’ne yürüme mesafesinde bırakıyor. Beş dakikalık bir yürüyüş sonrasında Çin Mahallesi’nin girişinde kendimi buluyorum.

İsmini daha önce rehber kitapta gördüğüm hostellerden bir tanesinin tabelasına rastlamam ile de bir gece konaklayacağım mekanı da bulmuş oluyorum. Eski ve görece döküntü bir binanın içerisinde yer alan odama eşyaları yerleştirdikten sonra Çin Mahallesi’nin etrafını dolanmaya çıkıyorum. Yolda rastladığım tezgahlardan taze meyve ve fıstıklı hamur işi yiyecekler alıyorum. Sonrasında da birbirini kesen kalabalık tezgahlar arasında kayboluyorum. Çin Mahallesi’nin genel rengi her zaman olduğu gibi kırmızı. Etrafta biraz dolanıp ertesi gün Bali’ye olan yolculuğum için ihtiyaçlarımı tamamlıyorum. Yolda uğradığım kliması ve interneti olan otellerden bir tanesinde akşam yemeğimi yedikten sonra da hostelime geri dönüyorum.

Hostelin ana sokağa bakan genişçe bir balkonu bulunuyor. Balkona oturup saatlerce gelen geçeni izliyorum, internette dolanıyorum, bir şeyler okuyorum. Her şehrin gecesi ve gündüzü birbirinden farklı oluyor ya, bu farklılığı izlemek her seferinde hoşuma gidiyor. Bir noktada aynı odada kaldığım Şilili Ana ile muhabbete başlıyorum. O da işinden istifa ettikten sonra Yeni Zelanda’ya çalışma ve tatil vizesi ile gidip bir süre çalışmış. Sonrasında da ülkesine dönmeden önce Güney Asya’yı kısa bir süreliğine ziyaret ediyormuş. Yolculuğumun ilerleyen zamanlarında Şili’yi de ziyaret edeceğimi duyunca çok heyecanlanıyor. Ülkelerimizden, benzerliklerimizden, farklılıklarımızdan bahsediyoruz. Biraz muhabbet ettikten sonra erkenden yataklara dağılıyoruz.

Reklamlar

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s