Penang, Malezya.

Standard

24 Haziran 2013, Pazartesi.

DSC01339

DSC01368

DSC01484

DSC01486

DSC01395

DSC01397

DSC01439

DSC01446

DSC01494

DSC01429

DSC01405

DSC01415

DSC01498

DSC01499

DSC01501

DSC01504

DSC01505

Georgetown’ın rengarenk sokakları.

DSC01390

DSC01403

DSC01507

DSC01496

DSC01491

DSC01508

DSC01488

Georgetown’ın rengarenk binalarının mimarisi birbirine çok benziyor.

DSC01375

DSC01378

DSC01442

Georgetown’ın deniz ile buluştuğu iskeleler yerellerin de serinlemek için denize girdikleri mekanlar haline gelmiş.

DSC01451

Sıra sıra yolcu bekleyen tuk-tuk’lar.

DSC01455

Fort Cornwallis.

DSC01476

Georgetown binalarının ince işleme fayansları.

DSC01388

DSC01400

DSC01463

Rengarenk grafitiler Penang duvarlarını süslüyor.

DSC01389

DSC01417

DSC01407

DSC01421

DSC01435

DSC01474

Litvanyalı sanatçı Ernest Zacharevic tarafından çizilen ve şehrin simgesi haline gelen grafitiler.

DSC01399

DSC01462

DSC01467

DSC01346

DSC01412

DSC01487

Demir tellerle hazırlanmış duvar çizimleri Penang’ın geçmişi hakkında ziyaretçilere espiritüel bir dille bilgi veriyor.

Kalabalık odalarda uyumanın en büyük dezavantajı beraber uyuduğunuz insanların uyuma ve uyanma saatlerini seçemediğiniz gibi, nasıl uyuduklarını da etkileyemiyor oluşunuz. Örneğin, alt çapraz yatakta yatan Çinli çocuk gece boyu uyanıyor. Aynı hizada uyuduğum Çinli kız belirli aralıklarla dişlerini gıcırdatıyor. Üstüne alt yatağımda kalan Alman kız sabah çok erken bir saatte kendini odanın dışına kilitlemeyi becerince yaklaşık on dakika boyunca aralıksız kapıyı çalıyor. Zaten en ufak bir sese bile uyanan ben, bölük pörçük bir uyku sonrasında sabah erkenden uyanıyorum. Kahvaltımı otelde yaptıktan sonra dışarı çıkıyorum.

Son derece sıcak ve nemli bir Penang sabahı beni karşılıyor. Sokağın hemen karşısında bulunan taze meyve ve meyve suyu satan tezgahtan muzlu sütlü bir karışım satın alıyorum. Bu içeceği bana bir torbaya geçirdikleri pipet ile veriyorlar. Asya’da birçok yerde gördüğüm poşetle içecek satma Penang’da da çok yaygın. Kafamda belirlediğim rotayı takip ederek Penang sokaklarını geziyorum. Sokakların gündüzü gecesine kıyasla o kadar güzel ve renkli ki, uzun zamandır ilk defa bir şehir beni bu kadar heyecanlandırıyor. Her köşesinde ayrı bir renk, ayrı bir kare, ayrı bir koku var.

Cannon Meydanı’nın bulunduğu bölgeye gidip burada yer alan Budist Tapınağı’nı ziyaret ediyorum. Sonrasında tekrardan ara sokaklar arasında kayboluyorum. Rengarenk duvarlar, duvarları süsleyen resimler, her renkten, her türden evler, iç içe geçmiş hayatlar… Ara sokaklardan bir tanesinde yer alan merdivenin üzerine çıkmış küçük bir çocuğun yer aldığı grafiti ilgimi çekiyor. Sonrasında yol üzerinde gördüğüm turist bilgilendirme ofisinde rastladığım haritalardan bir tanesinde şehrin çeşitli bölgelerine yayılmış aynı sanatçı (Litvanyalı Ernest Zacharevic) tarafından yapılmış çeşitli grafitilerin bulunduğunu ve bu grafitilerin şehrin sembolü haline geldiğini öğreniyorum. Kendime bu grafitileri takip etme amaçlı bir rota çiziyorum. Ara sokaklara yayılmış bu sanat eserlerini arayıp bulana kadar en az iki saatimi harcıyorum.

Yol üzerinde denk geldiğim ve görmek istediğim eski malikanelerden bir tanesi çok yüksek bir fiyat söyleyince, malikaneyi görmek yerine şehrin öbür başında bulunan Victoria Anıtsal Saat Kulesi’ni ve aynı bölgede yer alan parkı ve Fort Cornwallis isimli kaleyi ziyaret ediyorum. Turizm ofisinden aldığım şehrin ünlü yemeklerini ve restoranlarını sıralayan haritayı takip ederek uzun bir günün sonunda karnımı doyurmak üzere yol üzerindeki restoranlardan bir tanesine oturuyorum. Daha çok Hint ve Çin yemeklerinin etkisinin görüldüğü Malezya mutfağında tercihim Hint tatlarına yakın bir yemekten yana oluyor. Yemek sonrasında getirdikleri buzlu devasa tatlı ise bonus niyetine geçiyor.

Yemek sonrasında, karnım doymuş şekilde şehrin alışveriş merkezlerinin yolunu tutuyorum. Turizm ofisinden öğrendiğime göre sonraki gün Kuala Lumpur’a gitmek için biletlerimi bu alışveriş merkezlerinin giriş katından alabilirim. Gittiğim alışveriş merkezi son derece kalabalık ve karışık. Çeşit çeşit mağazaya ek olarak, her köşe başını ayrı bir tezgah dolduruyor. Biletimi ertesi sabaha aldıktan sonra burada çok oyalanmadan hostelime geri dönüyorum.

Güzel bir duşun ardından, odaya yeni gelenlerle biraz muhabbet ediyoruz ve sonrasında da akşam hep beraber yemeğe çıkmaya karar veriyoruz. Bir saat oyalanmanın sonunda kapıda tekrardan bir araya geldiğimizde sekiz kişiyiz. Herkes dünyanın farklı bir köşesinden. Çinlisi, Malayı, İskoçu, Almanı, İngilizi, Güney Korelisi… Hep beraber Penang sokaklarını bir aşağı bir yukarı yürüyüp Malay çocuğun önerdiği restoranı bulmaya çalışıyoruz. Şansımız çok da yaver gitmeyince yol üzerinde rastladığımız bir Çin restoranına giriyoruz. Burası tam bir keşmekeş. Altmış yaş üstü Çinli teyzelerin garson olarak çalıştığı mekanda, Çinli arkadaşlarımızın tercümesi ile yemek siparişi vermeye uğraşıyoruz. Çocukların dediklerine göre, garsonlarla Çince anlaşmak bile mümkün değilken bizim vücut dili ile anlaşma çabalarımız yemek siparişi çabalarımızın bir saat sürmesine neden oluyor.

Muhabbet güzel olunca kimsenin gecikmelerden şikayet ettiği yok. Üstelik restoranın içi de şehrin geri kalanı kadar renkli. Teyzelerden bir tanesi sürdüğü ve üzerinde çeşitli Çin mantılarının bulunduğu tezgah ile her geçişinde bize bir şeyler isteyip istemediğimizi soruyor. Arada bir başka teyze gelip dördüncü kez sipariş verip vermediğimizi soruyor. Yemekler sonunda geldiğinde ve herkes karnını doyurduğunda tekrardan Penang sokaklarına çıkıyoruz. Kimsenin odaya dönesi yok, biz de iki saate yakın sokaklarda dolanıyoruz. Bir noktada Red Garden isimli geniş bir alanda çeşitli yemeklerin sunulduğu ve canlı müziğin bulunduğu bir alana denk geliyoruz da burada gereğinden fazla süslü teyzenin canlı Malay şarkılarını dinliyoruz.

Gece yarısına doğru hostele döndüğümüzde de hostel önünde bulunan masalarda geç saate kadar muhabbet ediyoruz. Hava hafif esintili. Grup kalabalık, herkes de bir süredir yolda olunca muhabbet edecek konular da bitmek bilmiyor.

23 Haziran 2013, Pazar.

Sabah erkenden saatin alarmı ile uyanıyorum. Beni alacak minivan’ın gelmesine on beş dakika var. Hızlıca hazırlanıp otelin kapısının önüne iniyorum. Minivan tam vaktinde geliyor. Aracın şoförü bana oturacağım yeri gösteriyor. Sonrasında araç teker teker yol üzerindeki otelleri dolanarak geri kalan yolcuları topluyor ve bir saat sonunda da yola koyuluyoruz. En başta bu aracın beni Penang, Malezya’ya kadar götüreceğini düşünsem de 4-5 saatlik bir yolculuk sonrasında Malezya sınırına en yakın şehir olan Hat Yai’de duruyoruz. Benimle beraber başka bir yabancıyı da burada indiriyorlar. Yaklaşık bir saate yakın bu minik turizm ofisinde oyalanıyoruz. Ben arada çıkıp sokaklarda birkaç tur atıyorum. Döndüğümde yeni aracımız gelmiş ve beni bekliyor bile. Son derece dolu bu ikinci minivan ile yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Yolculuğumuz sınır geçişleri de dahil altı saate yakın sürüyor. Minivan’e bindiğim andan itibaren önümde oturan minik bir dombik ipad’inin son ses açmış oyun oynuyor. Bir yandan da koltuk arasından yan gözle beni kesiyor. Üstelik her başladığı oyundan çabucak sıkılıp başka bir oyuna geçiyor. Yol boyunca ne çocuğun oyunları bitiyor, ne de ipad’inin şarjı. Ben düşünüyorum da, çocuğun yerinde ben olsam garanti ilk beş dakika içerisinde şansıma bütün elektronik aletlerimin şarjı bitmişti.

Hat Yai’den sınıra ulaştığımızda işlemlerimizi halletmek için sıraya giriyoruz; ama sınırın her iki tarafı da o kadar kalabalık ki. Üstelik minivan şoförü bizi bıraktıktan sonra nerede bekleyeceği konusunda da herhangi bir şey söylemiyor. Ben Tayland’dan çıkış işlemlerimi hallettikten sonra minivan’de gördüğüm insanları bekleyip onları takip ediyorum. Tayland sınırından Malezya sınırına geldiğimizde de aynı prosedürü izliyoruz. Üstelik Malezya sınırındaki işlemler daha çabuk sonuçlanıyor. Sonunda Malezya’dayız.

Malezya’nın karayolları beni oldukça şaşırtıyor. En az üç dört şeritli, son derece düzgün bu yollarda yolculuk hızlı ve rahat devam ediyor. Akşamüzeri “Doğunun İncisi” olarak bilinen, Malezya’nın en çok turist çeken üçüncü şehri olan Penang’a vardığımızda sırasıyla minivan’de olan herkesi inmek istediği yere bırakıyoruz. Tabi ki, ben ve araç içerisinde bulunan diğer yabancı en sona kalıyoruz. Bu sayede Penang’ın Georgetown isimli UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bölgesi dışındaki yerleşim yerlerini de görme fırsatı elde ediyoruz. Minivan şoföründen de bizi ucuz konaklamaların bulunduğu Georgetown içerisinde yer alan Love Lane’de indirmesini rica ediyoruz. Yol başında indikten sonra yan yana dizilmiş üç hosteli sırayla deniyorum ben. Red Inn’de uygun fiyata yer olduğunu duyunca da altı kişilik odalardan bir tanesinden bir adet yatak isteyip yerleşiyorum.

Biraz soluklandıktan sonra hava kararmaya yakınken de Penang sokaklarını keşfe çıkıyorum. Şehre ilk girdiğimde gördüğüm geniş sokaklardan eser yok. Bu küçük, samimi ve rengarenk bölge daha ilk dakikalarında kendisini sevdiriyor bana. Yan yana dizilmiş benzer bir mimariye sahip İngiliz Raj dönemi binaları, her binanın altında aynı sokağın sonuna kadar uzanan koridor oluşturmuş geçitleri, geniş sütunlar altında uyuklayan amcaları, sokaklarını dolduran yemek tezgahları, yerel restoranları… Her bir etken bu şehri rengarenk kılmaya yetiyor. Bir saate yakın, bir aşağı bir yukarı bu eskimiş sokakları geziyorum. Sonrasında da yol üzerindeki restoranlardan bir tanesine oturuyorum. Şansıma “Kadınlar Gecesi” var. Yani içecekler bedava! Karnımı şaşırtıcı derecede leziz yemeklerle doyurduktan sonra odaya geri dönüyorum. Odada bulunan Çinliler ile biraz muhabbet edip soğuk bir duş aldıktan sonra erkenden uyuyorum.

Yorum Yapın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s